DİŞİN BÖLÜMLERİ

Dişin ağız içinde görülebilen kısmı kron olarak adlandırılır. Kron dişin toplam uzunluğunun üçte birini oluşturur. Dişeti içine giren ve dişetinin çevrelediği kısım boyun bölgesidir. Ağız içinde görülmeyen, çene kemiği içindeki kısım ise köktür. Kök dişin toplam uzunluğunun üçte ikisini oluşturur.

Dişler mine, dentin, sement ve pulpa (diş özü) dan oluşur.



MİNE

Dişin kronu (ağız içinde görülebilen kısmı) mine ile örtülüdür. Mine, vücuttaki en sert dokudur. Minenin görevlerini yerine getirebilmesi için, sert olması gerekir. Mine, dişin iç kısımlarında bulunan hassas dokuları korur. Bu nedenle ağızda bulunan enzimlere, asitlere ve koroziv maddelere karşı dirençli olması gerekir. Aynı zamanda yüksek ısı farklılıklarında da sertliğini korur. Bu sayede dondurma da yeseniz, sıcak kahve de içseniz kırılmaz.



DENTİN

Dentin minenin altındaki tabakadır. Mine kadar sert değildir. Isıya ve dokunmaya karşı duyarlıdır. Dentin, yetişkin bir insan dişinin %75 ini oluşturur. Dişin kron kısmında ise sement ile örtülüdür. Ayrıca dentinin içerdiği tamir hücreleri sayesinde, yeniden dentin dokusu oluşturabilme özelliği vardır.



PULPA (DİŞ ÖZÜ)

Pulpa dişin en iç kısmındaki yumuşak dokuya verilen addır. Kan damarları ve sinirlerden oluşur. Kan damarları dentinin beslenmesini sağlarken, sinirler sıcak, soğuk, basınç gibi duyuların algılanmasını sağlar.



SEMENT

Dişin kökü sement tabakası ile örtülüdür. Sement ince ve kemiksi bir tabakadır, mine kadar sert değildir. Sementin görevi, diş kökünün çene kemiğine tutunmasını sağlamaktır.




DİŞLER NE İŞE YARAR?



-Dişler sindirim sisteminin bir parçasıdır, besinlerin koparılmasını ve ezilip parçalanmasını sağlarlar.
-Konuşmaya yardımcı olurlar, seslerin doğru bir şekilde çıkmasını sağlarlar.
-Estetik fonksiyonları vardır, dişler bir insanın görünümüne büyük katkıda bulunur.
-Dişler, etrafındaki destek dokuları korur ve gelişmelerini sağlar.

Dişler görevlerine göre farklılaşmıştır.

Kesici Dişler: Alt ve üst çenedeki ön dişler kesici diş olarak adlandırılır. Adından da anlaşılacağı gibi, besinlerin kesilmesini sağlarlar. 4 tane alt çenede 4 tane de üst çenede olmak üzere, bir ağızda toplam 8 tane kesici diş vardır.

Köpek Dişleri: Kesici dişlerin hemen yanında, ağzın köşe bölgelerinde yer alan dişlerdir. Dişhekimliğinde kanin dişi olarak adlandırılırlar. Besinlerin koparılmasını sağlarlar. 2 tane üst çenede, 2 tane alt çenede olmak üzere, bir ağızda toplam 4 tane köpek dişi vardır.

Azı Dişleri: Kaninlerin hemen arkasında yer alırlar. Küçük ve büyük azı olmak üzere 2 tip azı dişi vardır. Çiğneme fonksiyonu azı dişeri bölgesinde gerçekleşir. Her bir yarım çenede 2 küçük azı, 3 büyük azı dişi olmak üzere, bir ağızda toplam olarak 20 tane azı dişi bulunur. 20 yaş dişleri (akıl dişleri) de azı dişleri sınıfına girer.



DİŞLERİN KONUŞMAYA ETKİSİ

Konuşma ikili ilişkilerde son derece önemli bir fonksiyondur. Düzgün konuşmada dişlerin de rolü vardır. Örneğin;

Z ve S seslerinde dilin ucu üst kesici dişlerin palatinal (damak tarafındaki) yüzeyine, dilin yan kenarları da damağın yan kenarlarına ve üst büyük azı dişlerinin palatinal yüzeyine temas eder.
N sesinde, dilin ucu üst kesici dişlerin palatinal yüzeyine, dilin kenarları da damağın yan bölgelerine temas eder.
V ve F seslerinde, üst kesici dişlerin kenarları alt dudağa temas eder.
D ve T seslerinde, dilin ucu üst kesici dişlerin palatinal eğiminden destek alır.


DİŞLERİN OLUŞUMU NE ZAMAN BAŞLAR?

Dişlerin gelişimine ait ilk belirtiler hamileleğin 6. haftasında görülmektedir. 7. haftadan itibaren dişlerin taslakları yavaş yavaş belirmeye başlar.





HANGİ DİŞ NE ZAMAN ÇIKAR?

İlk dişler bebek yaklaşık 6 aylıkken çıkar. Üst çenede ya da alt çenede, kesici dişlerden biri ilk olarak ağız ortamına sürer. Dişlerin sürme zamanı kişiden kişiye değişir. Bunun tıbbi bir önemi yoktur. Ağız ortamına en son süren dişler ise 20 yaş dişleridir. Hangi dişin kaç yaşında çıktığını özetlemek için aşağıda bir tablo hazırlanmıştır. Ancak, biraz önce de belirtildiği gibi sürme zamanı kişiden kişiye değişebildiği için tablodaki değerler ortalama değerlerdir.

DİŞ GELİŞİMİ EL BECERİSİ GELİŞİM
4 - 24
AY Yaklaşık 4 aylıkken ilk diş belirir. Fırçalamayı ebeveynlar gerçekleştirir. Ebeveynlere yönelik tasarım
2 - 4
YAŞ Bu dönemin sonuna kadar 20 süt dişinin tamamı çıkmış olur. Çocuklar kendi kendilerine fırçalamaya çalışrlar ama ebeveynlerin yardım etmesi gerekir. Çocukların ilgisini çeken neşeli çizgi karakterler bu aşama için uygundur.
5 - 7
YAŞ İlk kalıcı azı dişleri ortaya çıkar ve süt dişleri düşer. Çocuklar kendi kendilerine fırçalarken, ebeveynler onlara nezaret eder. Çocukların ilgisini çeken neşeli çizgi karakterler bu aşama için uygundur.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2654
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 10.06.2008 18:16
Faydalı bilgiler için teşekkürler crazy_boy.
crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:05
Ağız Kokularını Önlemek İçin Diş Bakımını İhmal Etmeyin



* Oruçluyken ağız kokusu nasıl önlenebilir?
Ağız kokusu, yalnızca diş çürüklerinden meydana gelmez. En büyük sebebi diş eti iltihabıdır. Ayrıca protezler, bronşlar ve mideyle ilgili kokular da meydana gelebilir. Ağız bakımı özellikle sahurda yeterince iyi yapılmadığında koku daha da artabilir. Ağız spreyleri oruçluyken de rahatlıkla kullanılabilir, kokuyu gideren ağız gargaraları ise yutmamak kaydıyla gün içinde birkaç kez tekrarlanabilir. Ayrıca tükürük salgısını arttırıcı tedbirler bu kokuyu baskılar. Ramazan'dan önce kişiler diş bakımı yaptırırsa bu sorun azalır..

AĞIZDA BAKTERİ ARTAR
* Diş çürükleri Ramazan'da tehlikeli mi?
Evet tehlikeli, çünkü özellikle iftarda ve sahurda yenilen yemeklerden sonra ağızdaki dengeler tamamen bozulur, asit oranı artar. Dolayısıyla, bakteri çoğalması için uygun ortam oluşur. Bu dönemde eğer dikkat edilmezse, diş çürükleri hızla artar.

* Oruç tutarken dişler fırçalanabilir mi?
Yemekten sonraki 30-40 dakika içinde bakteriler dişte çürüme yapmaya başladığından sahurda mutlaka dişler fırçalanmalı. Oruçluyken diş fırçalamanın aslında hiçbir mahsuru olmadığı, din adamları tarafından da defalarca onaylandı.

* Ramazan'da diş tedavisi yapılabilir mi?
Protez olarak isimlendirilen damak yenileme işlemi oruç bozmaz. Diş tedavisi sırasında kullanılan anestezi malzemesi, herhangi bir besleyici özelliği bulunmadığından, dolgu ve kanal işlemleri bile yapılabilir.

* Aniden oluşan diş ağrısında oruç bozulur mu?
Ani diş ağrısında ilk olarak antibiyotik öneriyoruz. Ağrının dinmesi veya hafiflemesi için su ile birlikte ağrı kesici içtiğinde orucu bozulur. Ağrı kesici içmeden akşama kadar sabretmeye çalışırsa orucu bozulmaz. Ancak çalışan kişiyi bu durum ciddi derecede rahatsız eder.
crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:05
Bembeyaz Dişlerin Sırrı

Hepimiz ağız bakımının ve sağlıklı dişlere sahip olmanın temelini diş fırçalamak olduğunu biliyoruz...

Çürükler, tartar, dişeti iltihabı ve sürekli tekrar eden diş rahatsızlıkları maalesef ağız bakımı ve diş sağlığına yeteri kadar önem vermediğimizi gösteren belirtiler. Yapılan bir araştırmada, tüketicilerin yüzde 50'si zaman bulamadığı için dişlerini düzenli olarak fırçalamadığını belirtiyor. Bu nedenler arasında diş macununun tadını sevmemek, diş fırçalamaya gerek görmemek, dikkatsizlik, unutkanlık ve hatta diş macunu ve fırçası gibi diş bakım malzemelerine sahip olmamak bulunuyor.


İhtiyaca göre diş macunu

Sadece yurtdışında değil, ülkemizde de diş macunları, özelliklerine göre büyük çeşitlilik gösteriyor. Hepsi formülleri ve etkileri ile birbirinden ayrılıyor. Dişleri beyazlatan, diş çürümelerine karşı koruyan, uzun süre ferahlık veya tam koruma sağlayan diş macunları farklı beklentilere sesleniyor.
Aslında sağlıklı dişler için alternatif çok, işlem basit: Uygun diş macunuyla düzenli olarak dişleri fırçalamak!

Hamilelikte dişlere dikkat!

Hamilelik döneminde kadınların tüm vücudunda olduğu gibi, dişlerinde de bir takım değişiklikler meydana geliyor. Diş taşı oluşumunu artıran bu değişimin temelini, hamilelik döneminde östrojen ve progesteron salgılarının artması oluşturuyor. Eğer önlem alınmazsa, diş taşları dişeti iltahabına neden oluyor. İltihaplanma sonucu dişeti kızarıyor, şişiyor, hassaslaşıyor ve sık sık kanama meydana geliyor. İltihaplanma, eğer müdahale edilmezse, ağız içinde kist oluşmasına yol açıyor. Bu kistler normalde kendiliğinden yok oluyor, ama çiğnemeyi ve dişlerin sağlıklı bir şekilde fırçalanmasını engellerse, diş hekimi operasyon kararı alabiliyor.
Hamilelik döneminde diş eti iltihaplanmasına karşı alınabilecek en etkin önlem, ağız ve diş sağlığına özen göstermektir. Bunun için dişleri günde en az iki kez ve mümkünse her yemekten sonra fırçalamak gerekir. Bu dönemde iyi beslenme elbette dişler için de önemli. Özellikle hamilelikte daha sağlıklı ve güçlü dişler için C ve B12 vitaminlerinin bol bol alınması gerekir.
Bunun yanı sıra, hamilelik döneminde diş hekimine daha sık kontrole gitmek, diş taşı oluşumuna erken müdahele edilebilmesini sağlar. Bu şekilde dişetlerinde olası bir iltihaplanmanın ve daha ileri boyutlarda
kist oluşumunun önüne geçilebilir.

Diş beyazlatma yöntemleri

Julia Roberts veya Claudia Schiffer gibi ünlüler kameralara gülümsediklerinde dişleri bembeyaz parlıyor.
Bu kişilerin diş bakımlarının sadece fırçalamakla sınırlı kalmadığını anlamak çok zor değil. İşin aslı, çok az insan doğuştan bembeyaz dişlere ve sağlıklı bir gülüşe sahip. 'İnci beyazı' dişler bile bazı alışkanlıklarımıza bağlı olarak beyazlığını zaman içinde yitirebiliyor. Sigara tüketimi, kahve, çay, kırmızı şarap veya kullandığımız ilaçlar dişlerimizde 'iz' bırakıyor.
Bunlara karşı en bilinen çözüm ise 'bleaching' yani 'diş beyazlatma yöntemi'. Bu yöntem; dişin yapısındaki renklenmelerin giderilmesini sağlıyor.

Uygulanan 2 bleaching yöntemi var:

# Diş hekimi tarafından muayenehanede uygulanan ve 'office bleaching' olarak bilinen yöntemde dişlere yaklaşık yarım saat boyunca yüksek konsantre jel (karbamid peroksit) uygulanıyor. Bu alternatif yöntem kısa sürede çözüm almak isteyenler için ideal bir çözüm.
# Diş beyazlatmayı evde uygulamak isteyenler için dişçi, hastanın kendi diş yapısını model alarak bir kılıf hazırlıyor. Evde bu kılıfın içine diş hekiminin verdiği özel beyazlatıcı jel sürülüyor ve kişi kılıfı birkaç saatliğine ağzına takıyor. 'Home bleaching' olarak bilinen bu yöntem, hafif diş renklendirmelerinde, genellikle gece veya hafta sonları uygulanıyor. Başarılı olması için düzenli olarak yapılması gerekiyor.



crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:05
[COLOR="Sienna"]Yoğurtla Gelen Diş Sağlığı

Strepptococcus mutans dişin yüzeyine yapışarak, bir asit salgılıyor ve bu asit diş minelerine zarar veriyor. Ancak yoğurtta bulunan bir başka bakteri dişlerin imdadına yetişiyor. Bilim insanları lactobacillus adlı bir bakterinin Strepptococcus mutans"ları diş minelerinden silerek yok ettiğini ve böylece dişlerin çürümesini önlediğini buldu.

Laboratuvar testlerinde lactobacillus bakterisi içeren ciklet çiğnendiğinde, Strepptococcus mutans"ların sayısının azaldığı ve diş çürüme riskinin de düştüğü gözlemlendi. Alman kimya devi BASF, diş çürümelerini önleyici lactobacillus içeren bir ciklet üzerinde çalışıyor. Ağız çalkalama sıvısı ve diş macunları da sırada. BASF"in ArGe"den sorumlu yetkilisi Stefan Marcinowski, ürünlerin 2007"de hazır olacağını açıkladı.

KOLTUK ALTI VE AYAK KOKUSUNA DA ÇARE
Yoğurtta bulunan iyi huylu lactobacillus bakterisinin bir kullanım alanı daha var, koltuk altı. Bu bakterinin koltuk altında ter kokusuna ve hatta ayakta kötü kokulara neden olan diğer bakterileri de silme özelliği olduğu saptandı.

Tam adı, Lactobacillus Bulgaricus olan bakteri, sütün içinde yaşıyor ve yoğurt yapımında etkili oluyor. Bilim insanları bu bakterinin önceleri bitkilerin yapraklarında yaşadığını, ancak sonraları ineklere ve dolayısıyla da süt ürünlerine geçerek yaşamını bu ortamda sürdürdüğünü tahmin ediyor
crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:04
[COLOR="orange"]Kaybettiğimiz dişlerimize kavuşabiliriz



İnsan hayatında 2 dişlenme dönemi vardır. İlk dişlenme döneminde insanın süt dişleri çıkar. Daha sonra süt dişlerimiz dökülür ve sürekli dişlerimiz ağzımızdaki yerlerini alırlar. Bu ikinci dişlenme dönemimiz hepimiz için önemli ve heyecanlı bir dönemdir. Çünkü bir adım daha büyüdüğümüzü hissederiz. Dişhekimi İbrahim Heqdarcan, yazdı.

Fakat ilerleyen yaşlarda bilinçsiz beslenme, bakımsızlık vb. gibi sebeplerle oluşan çürükler nedeniyle dişlerimizi tedavi ettiririz. Eğer tedavi için geç kalmışsak dişlerimizi kaybedebiliriz.

Bu diş kayıpları çeşitli yollarla tedavi edilebilmektedir.

Eğer bir diş zarar görmüşse, bu dişin boyutları küçültülüp kaplama yapılır. Ama bu dişi tedavi ettirmekte geç kalmışsak ve dişimiz çekilirse, o zaman ağzımızda boşluk kalır. Bu boşluk nedeniyle çiğnemede zorluk çekeriz. Diğer dişlerimiz yer değiştirir, diş çarpıklıkları oluşur ve ağzımızda bu boşlukla yaşamak hiç hoş bir görüntü oluşturmaz. Bu boşluğu tamamlatmanın klasik yolu boşluğun yanındaki iki dişin boyutlarını küçültüp onlardan destek alarak köprü yaptırmaktır. Sağlam dişlerimizi kestirmek istemiyor da olabiliriz.

İşte bu noktada karşımıza yepyeni Üçüncü Bir Dişlenme şansı çıkıyor.

İmplant yapıldığı zaman dişlerimizi kestirmek zorunda kalmayız.

Tüm dişlerin kaybı halinde tam damak kullanmak zorunda kalan kişilerde veya aynı bölgedeki birçok dişini birden kaybeden kişilerde uygulanan klasik tedavi yöntemi ise ağız dokularından destek alınarak yapılan total protez ya da parsiyel protezlerdir.

Ağızdaki tutuculuğu sağlam olmayan protezler hareket etikleri ve ağızdan çıktıkları için kullanışlı değillerdir. Oysa implant uygulandığında implantların üzerindeki ve protezdeki özel tutucular ya da mıknatıslarla protezlerin hareketleri ortadan kaldırılır.
Ya da yeterli sayıda implant yerleştirilerek dişsiz ağızlar, sanki hastanın kendi dişleri varmış gibi implant üstü sabit köprülerle tamamlanırlar.

Klasik tedavi yöntemleri bugüne kadar geçerli yöntemler olsalar da , insan implantı öğrendikten sonra eski yöntemler pratik olmayan yöntemler olarak görülüyor..

İmplantlar çene kemiğine yerleştirilen yapay dişkökleri olarak tanımlanabilir. Bunun yapılabilmesi için hastanın bazı özelliklerinin olması gerekir :

1- Öncelikle hastanın kontrol edilemeyen yüksek şeker hastalığı, kontrol edilemeyen yüksek tansiyon rahatsızlığı, olmamalıdır.
2- Hastanın ağız hijyeni iyi olmalı, en azından bu tedaviye başladıktan sonra ağız hijyenine dikkat etmelidir.
3- En önemli faktör ise hastanın yeterli miktarda çene kemiğine sahip olmasıdır. Çene kemiğinin erimemiş olması çok önemli bir faktördür. Üst çenede bulunan sinüs boşlukları alt çenede ise içinden sinir ve damarların geçtiği bir kanal vardır.
İmplantların yerleştirilmesi için yeterli miktarda çene kemiğine sahip olmalıyız.

Bu anlatılanlardan sonra gözünüzde tıpkı filmlerdeki gibi bir ameliyat ortamı canlandırmış olabilirsiniz. Oysa ki operasyon sırasında muayenehanenin normal günlerden farkı sadece birkaç fazladan alettir.

İmplant uygulaması sırasında hasta uyutulmaz, diş çekilirken ya da dolgu yaptırırken uygulanan lokal anestezi yöntemi kullanılır.

İmplant vidasının materyali saf titanyumdur. Bu metal alerji yapmaz ve vücut tarafından reddedilmez. Bu nedenle de hiçbir yan etkisi yoktur.

Bir çoğumuz böylesine önemli bir operasyon sonrasında hastanın yüzünde şişlik olabileceğini düşünebilir. Oysa ki hastalar operasyon sonrası sanki basit bir dolgu yaptırmışçasına rahattır.

İmplantın çene kemiğine yerleştirilmesinden sonra aynı gün implant üstüne diş yapılabildiği gibi çoğu zaman 3 ay kadar bekleme süresi gereklidir. Bu sürede çene kemiği vidanın oyuklarını doldurarak çok iyi bir tutunma sağlar.

Daha sonraki aşamalarda ise implantın üstüne diğer bölümleri yerleştirilir ve diş ya da protez yapılır. Bunun klasik yöntemlere göre avantajı ise insana sonsuz hareket özgürlüğü sağlamasıdır.

Dünyada 50 yıldır uygulanan ve sürekli geliştirilen bu yöntem, Türkiye'de son gelişmiş haliyle on, onbeş yıldır ve sadece belli şartların yerine getirildiği muayenehanelerde dişhekimleri tarafından uygulanmaktadır ve tedavinin başarı şansı yüzde yüze çok yakındır.


crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:04
Dişler stressten etkileniyor

Samsun-Sinop-Ordu-Amasya Diş Hekimleri Odası Başkanı Abdullah İlker, günlük hayatın sıkıntılarından kaynaklanan stres sebebiyle oluşan diş gıcırdatma ve çeneyi kilitlemenin dişlere büyük zararlar verdiğini söyledi.

Uyku sırasında strese bağlı diş gıcırdatma ve çeneyi kilitleme gibi davranışların 'burksizm hastalığı' olarak tanımlandığını belirten İlker, diş gıcırdatma ve sıkmanın uyurken değil, aşırı stres durumlarında gündüzleri de görüldüğünü kaydetti. Diş gıcırdatmanın şiddeti ve sıklığının dişlere zarar verecek boyutlara ulaşabileceğini dile getiren İlker, "Strese bağlı olarak görülen uyku sırasında dişleri gıcırdatma, çeneyi sıkma ve kilitleme, dişlerin, diş etlerinin ve diş köklerinin aşınarak, zarar görmesine neden oluyor. Sürekli birbirine sürtünen dişlerin mineleri zarar görür. Dişlerin boyları kısalır. Dişi çene kemiğine bağlayan, bağlarda gevşemeler olur. Dişlerde sallanmalar başlar" dedi.

Hastalığın üstesinden gelmek için stresin önlenmesi gerektiğini vurgulayan İlker, psikolojik tedaviyle birlikte, dişlere takılacak koruyucu diş kılıfının dişlerin zarar görmesini engellenebileceğini kaydetti.
crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:04
Diş Hekimi Korkusu (Dentofobia)

Dişçi korkusu, psikolojik olarak dişçiye gitmekten korkma veya hoşlanmama ile dişçiye gitmeyi iğrenç bulma gibi mantıkdışı korkuları içerir. Bu korkular, dişçi koltuğunda geriye doğru yatırılma, ellerin veya diğer diş aletlerinin ağzın içine sokulması, (özellikle de dişçilikte sıkça kullanılan delici aletin), iğne korkusu ve kullanılan aletlerin steril olmayacağı düşüncesiyle, HIV ve hepatit gibi bulaşıcı çeşitli hastalık ve mikropların kapılabileceği korkularından oluşabilir. Aslında bu korkular bir bakıma kabul edilebilir korkulardır ve kişinin bu tür korkular içinde olmasında kendine göre haklı nedenleri de bulunabilir. Ancak her şeye rağmen, yaşantımızda her zaman için dişçiye gitme olasılığımızın bulunduğu ve hoşlanmadığımız bu gibi durumlarla karşılaşmak zorunda kalabileceğimiz gerçeği göz ardı edilmemeli ve hoşumuza gitmese de günün birinde bu duruma katlanmak zorunda kalabileceğimiz unutulmamalıdır.

Hepimizin bildiği ve bize önerildiği gibi sağlıklı bir gülüş için en az altı ayda bir olmak üzere bir diş hekimine giderek ağzımızı ve dişlerimizi kontrol ettirmemiz gerekmektedir. Ağız ve diş sağlığımız için olduğu kadar diğer organlarımızın sağlığı için de gerekli olan bu durum, bazılarımız için büyük bir korku ve endişeye yol açmaktadır. Bu korku ve endişe; değil diş hekimine gitmek bu düşüncenin akla getirilmesiyle dahi yaşanabilmekte ve kişide panik hali yaratabilmektedir. Diş hekimine gidildiğinde yapılacak işlemlerin zihinsel olarak deneyimlenmesi dahi bu kişiler için son derece korkutucu olabilmektedir. Bu kişiler ve dişçi korkusu olan diğer kişilerin büyük çoğunluğu daha önce dişçi koltuğunda çeşitli kazalar geçiren ya da olumsuz deneyimler yaşayan kişilerdir. Bu nedenle aynı durumun yeniden yaşanabileceği endişesi, korkunun devamına neden olmakta ve kişilerin bu olayları hatırlamasıyla da korku hali ortaya çıkmaktadır.

Yaşanan bu aksilikler ve olumsuzlukların yanında tedavi sırasında ve sonrasında ortaya çıkan ağrı ya da diğer çeşitli problemler dişçi korkusunun kaynağını oluşturabileceği gibi hiçbir deneyim yaşanmadan yalnızca başkaları tarafından anlatılan dişçi hikayeleri ve bu tür duyumlar ile de dişçi korkusu geliştiren kişiler bulunmaktadır. Bu durum kişilerin dişçiye gitmelerini engellediğinden ortaya çok daha ciddi diş sorunları çıkmakta ve giderek büyüyen sorunlar nedeniyle de dişçiye gitmek zorunda kalan kişiler daha uzun süre ve daha çok sayıda tedavi işlemlerine maruz kalmaktadır. Bu işlemlerin diş problemine bağlı olarak uzaması ve kişiye sıkıntı vermesi de dişçi korkusunu pekiştirmektedir.

Hasta bu korkusundan dişçisine önceden söz edebilir ve korkularının kaynağı ile nedenleri konusunda doktoruyla konuşabilirse çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen ve çok çeşitli korkuları da içeren (iğne korkusu, kan görme korkusu, ağrı duyma korkusu, hastalık ya da mikrop kapma korkusu vb.) dişçi korkusunun üstesinden gelebilmek çoğunlukla mümkün olabilmektedir. Aksi halde yaşanan. korkular konusunda hastası ya da hasta yakınları tarafından önceden bilgilendirilmeyen doktorun bu durumu kendiliğinden anlaması beklenemeyeceğinden fobik hastaya bu anlamda yaklaşımında korkusu olmaya diğer hastalara göre hiçbir farklılık olmayacak ve hasta korkusuyla baş etmede zorluklar yaşayabilecektir. Üstelik bu korku hem paylaşılmadığı hem de bu konuda doktordan yardım alınmadığı için giderek şiddetlenebilecektir. Diş tedavisinden önce bu korkunun mutlaka yenilmesi ve paylaşılması gerekmektedir.

Bazı durumlarda hastanın dişçi korkusu tedavi sırasında ortaya çıkabilir ve dolayısıyla bu korku ancak tedavi başladığında fark edilebilir. Bu geciken fark etmenin hastanın tedavisi konusunda çeşitli alternatiflerin araştırılmasında ve geliştirilmesinde de gecikmelere yol açabileceği unutulmamalıdır.

Hemen hemen tüm diş hekimleri dişçi korkusu yaşayan hastalarla çalışmak durumunda kalmışlar ya da kalacaklardır. Aynı şekilde siz ya da bir yakınınız bu korkuyu halen taşıyor olabilir ya da günün birinde bu korkuyla siz ya da bir yakınınız karşılaşabilirsiniz. Böyle durumlarda atılması gereken ilk adım diş hekiminden randevu alınırken bu korkudan söz edilmesidir. Bu adım alınacak randevu saatinin en uygun bir zaman için ayarlanmasını sağlayacak dolayısıyla randevu hem doktor hem de hasta için daha uygun bir hale getirilebilecektir. ikinci olarak yapılması gereken, hastanın korkuları konusunda hekimiyle açık bir şekilde konuşmasıdır. Hasta, diş hekiminden neden korkuyor ve bu konuda neler yapılabilir? Korku ve kaynakları konusunda doktorla hastanın konuşması ve bu anlamda alınacak önlemlerin yanı sıra yapılabilecek değişiklikler konusunda ortak kararlar alınması korkunun yenilmesinde önemli yararlar sağlayacaktır. Ayrıca unutulmaması gereken. bir başka konu da dişçi korkusu olan hastaların daha önceden tanıdıkları ve iyi bir iletişim kurdukları doktorları tercih etmeleridir. Tanıdık bir doktorla çalışmak yabancı bir doktorla çalışmaya göre daha rahatlatıcı ve gerilimi azaltıcıdır.

Diğer yandan, özel olarak dişçi korkusu olan hastalarla çalışan diş hekimlerinin bulunduğu da bilinmelidir. Bu alanda çalışan ve deneyimi olan diş hekimlerinin seçilmesi hasta açısından kolaylıklar sağlayabileceği gibi diş hekimi açısından da kolaylık sağlayacaktır. Bunun için önceden bir araştırma yapılabilir. Dişçi korkusu çok sık yaşanılan ve pek çok kişinin başına gelen bir durum olduğundan bu alanda çalışan kişilere ulaşmak çok da zor olmayacaktır. Diğer yandan bazı diş doktorlarının dişçi korkusu olan hastalarla çalışmak istemedikleri de bilinen bir gerçektir. Bu nedenle randevu alınırken dişçi korkusundan mutlaka söz edilmelidir.
Dişçi korkusunda göreceli olarak diğerlerine göre sonuçlandırılması daha kolay olan bazı korkular vardır. Bu korkular belirlendikten sonra bazı önlemler alınabilir ve korku ortadan kaldırılabilir. Örneğin; diş hekimliğinde kullanılan delici aletin çıkardığı sesten rahatsızlık duyanlar için tedavi sırasında walkman kullanılması önerilebilir. Bu yolla aletin çıkardığı ses müzik sesiyle bastırılacağı için korku nedeni ortadan kaldırılmış olur.

Pis kokular ve yabancı kokular nedeniyle oluşan korkuları gidermede arama terapi uygulanabilir.

Diğer yandan Diş hekimi ya da asistanının hastaya yumuşak bir biçimde teması, sıcak ve içten tavrının yanı sıra sakinleştirici konuşmaları. da duyulan gerginliği gidermede yardımcı olabileceği gibi duyulacak ağrıyı hafifletmede de yardımcı olabilir. Bazı durumlarda ise meditasyon denenebilir.

Yine çok heyecanlı kişiler için çeşitli relaksasyon yöntemleri kullanılabilir ve hastaya gevşeme eksersizleri öğretilebilir.

Diş hekimi tarafından hastaya tedavi sırasında yapılacak olan işlemler.adım adım anlatılabilir ve ağrı duyulduğunda hastanın elini kaldırılarak haber verilmesi istenebilir. Böylece hastaya işlemin ağrı duyulduğu anda kesilebileceği garantisi verilerek korku azaltılabilir.

Bazı insanların ise daha ciddi korkuları olabilir. Bu durumlarda oral veya damardan sakinleştiriciler verilmesi gerekebileceği gibi bazen genel anestezi dahi gerekli olabilir. Ayrıca psikoterapinin yanında hipnoz kullanılarak bu korkuların yenilmesinde yardımcı olunabilir. Bunun için diş hekimi ile diğer bazı alanlardaki doktorların ve psikoloğun işbirliği yapmaları gerekmektedir.

Burada önemli olan, öncelikle hangi tekniğin hasta için uygun olduğuna karar verilmesi ve o tekniğin uygulamaya konulmasıdır. Hasta dişçi koltuğuna oturduktan sonra bu konuda yaşanacak kararsızlıklar hastanın ya da hekimin tedaviden vazgeçmesine yol açabilir ve hastaya gitmesi için izin verildiğinde de dişten kaynaklanan sorunlar daha da artabileceği gibi hasta daha sıklıkla diş hekimine gitmek zorunda kalabilir. Bu durumda hasta çok daha çeşitli işlemlerden geçmek durumunda kalabilir. Bu nedenle dişçi korkusu ya da dişçiye gitme korkusu mutlaka yenilmelidir.
crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:04
Protezler ve Bakım

Protezler, ağızda çeşitli nedenlerden dolayı kaybedilen dişlerin çiğneme, konuşma gibi fonksiyonlarının ihtiyaçların ve estetik görüntünün yeniden hastaya kazandırılması amacıyla hazırlanan tüm yapay materyallerdir. Genel olarak diş eti hastalıklarının tedavi edilmemesi sonucunda diş ve kemik kaybı meydana gelir.

Protezde, kaybedilen ağız sağlığı düzeltilir. Bu amaçla yitirilen dudak, yanak desteği, konuşma fonksiyonu, çiğneme fonksiyonu ve estetik görüntü geri kazanılır. Eksik yada harap olmuş dişlerle yaşamak zorunda kalan, gülmeyi unutmuş bireylerin psikolojik açıdan desteklenmesi sağlanır. Protezlerle insanların yaşam kalitesinin yükseltilmesi amaçlanır.



PROTEZ ÇEŞİTLERİ



Sabit Protezler

Hastanın kendisinin çıkarmadığı kron-köprü gibi yapıştırma protezler.



Hareketli Protezler

Hastanın kendisinin istediği zaman takıp çıkartabildiği protezlerdir.

Total Protezler: Tüm dişlerin eksik olduğu ağızlara uygulanır.
Parsiyel Protezler: Kısmen dişsiz ağızlara uygulanır. Dişler üzerine gelen tırnaklar ve kancalarla tutuculuk sağlanır.
Hassas Tutuculu Protezler: Kısmen dişsiz ağızlara uygulanır. Kanca gibi dışardan görünen herhangi bir aparatı olmayan estetik protezlerdir.


İmplant Üstü Protezler

Sabit: İmplanttan destek alınarak yapılan köprü veya kronlardır.
Hareketli: Kemik desteği yeterli olmayan ağızlarda tercih edilen implantlardan destek alınarak yapılan total benzeri protezlerdir.


HAREKETLİ PROTEZLERİN TEMİZLİĞİ

Plak, yiyecek artığı ve tartar oluşumunun önüne geçebilmek için protezlerinizin günlük temizlik ve bakımı önemlidir. Protez altındaki dokunun sağlığının idamesi, enfeksiyonların önüne geçilmesi için düzenli bakım şarttır.

Yemeklerden sonra protezinizi suda yıkayarak yiyecek artıklarını uzaklaştırın.
Yatmadan önce su, çeşitli diş macunları yada protez bakım ürünleri kullanarak protezinizi fırçalamalısınız. Fırçalama işleminde aşındırıcı tozlar protez yüzeyine zarar vereceği için aşındırıcı tozlar kullanılmamalıdır. Fırçalama işleminde özel protez fırçaları yada normal diş fırçaları kullanılabilir.
Günlük fırçalamayla birlikte özel efervesan protez temizleme tabletleri kullanılarak kimyasal haftalık ptotez bakımı da yapılmalıdır.
Tüm bu bakıma rağmen uzun zaman zarfında protez içine işleyen lekeler ve tartarlar ancak diş doktorunuz tarafından ultrasonik araçlarla temizlenebilir ve protezinizin cilası yenilenir.
Protezlerinize ilk günkü haliyle uzun süre kullanabilmeniz için, altı ayda bir düzenli olarak doktorunuzu ziyaret etmeyi unutmayınız
crazy_boy Tarih: 10.06.2008 18:03
20 Yaş Dişleri

Sürme zamanı geldiği halde çene kemiği içinde kalarak sürmeyen dişlere gömük dişler adı verilir. Çoğunlukla yirmi yaş dişleri, nadir olarak köpek (kanin) dişleri ve çok nadir olarak da diğer dişler gömük olarak kalabilir.

20 yaş dişleri 17-35 yaşları arasında süren, ikinci azı dişlerinin arkasında yer alan sonuncu dişlerdir. Akıl dişleri olarak da adlandırılırlar. Bu dişlerin ağızda bırakılıp bırakılmama konusu halen tartışmalıdır. Anormal bir pozisyonda olup sürmeyen ve etrafındaki dokulara zarar vermeyen dişlerin çekilmesine gerek yoktur. Bu dişler çene kavisinin dar olması, sürme pozisyonunun yanlış yerde olması, kemiğin o bölgede yoğun olması gibi çeşitli diş sürme problemlerine bağlı olarak çoğunlukla çene kemiği içinde gömülü veya yarı gömülü biçimde kalmaktadırlar.

20 yaş dişleri en fazla sorun çıkaran dişlerdir. Gömülü kaldıkları için iltihaplanmalara, kimi zaman da ağrı gibi herhangi bir belirti dahi vermeden kistlere sebep olabilirler. Ayrıca diğer dişleri öne iterek, dişlerde eğrilik ve çapraşıklığa sebep olabilirler. Ağızda yarı sürmüş durumda bulunan 20 yaş dişleri ise diş fırçası ile tam temizlenemedikleri için çürümeye müsait dişlerdir. Çürük sonucu oluşan ağrı ve ağız kokusu nedeniylede bu dişlerin alınması gerekebilir. Kimi zaman da, hiçbir problem oluşturmadığı halde diş teli takan (ortodontik tedavi gören) veya protez tedavisi gören hastalarda, tedavinin ilerleyişini bozmaması için çekilmeleri gerekir. Bizler 20 yaş dişlerini birer "saatli bombaya" benzetiriz. Uzun bir süre sessiz kalıp aniden yüzde bir şişmeye, çenelerin kilitlenmesine ya da şiddetli bir ağrıya neden olabilirler. Bu nedenle bu tip dişlerin kontrol edilmesi ve gerekli ise çekilmesi gerekir.

Kötü pozisyonlu bir 20 yaş dişi, problem yaratsın ya da yaratmasın çekilmesi gerekir. Bu dişlerin çekimi hasta uyutulmadan, sadece ilgili bölgeyi uyuşturan bir iğne yapıldıktan sonra, küçük bir ameliyatla gerçekleştirilir. Zamanla gömük dişin çene kemiği ile kaynaşma ihtimali bulunduğu için ve yaş ilerledikçe iyileşme daha uzun süreceği için bu ameliyatın ileri yaşlarda yapılması daha zordur. Operasyon sonrası doktorunuzun vereceği uygun antibiyotik, ağrı kesici ve ağız gargarası gibi ilaçların düzgün kullanımı ile ortalama 1 hafta içinde operasyon bölgesi iyileşmelidir.