AKUT DERİN HİPOKSİ VE ANOKSİYE BAĞLI ÖLÜMLER

(ASFİKSİ ÖLÜMLERİ)

Altta yatan problem ne olursa olsun aslında her ölüm dokuların hipoksisi veya anoksisi sonucu oluşmaktadır. Ancak burada ani O2 yetmezliği ve buna bağlı gelişen çabuk ölümleri inceleyeceğiz. Bir insanda arter kanındaki ortalama PO2 80-98 mmHg, PCO2 ise 40mmHg dır. PO2’nin 60 mmHg’dan düşük, PO2’nin 50mmHg’nın üzerinde olması hipoksi olarak tanımlanır. Bu değerlerin daha fazla düşmsi ve PO2’nin 20-40 mmHg olmsı derin hipoksidir.

Akut derin hipoksi ve anoksiyi anlatırken anlaşılır olması nedeniyle Shapiro-Gordon tarafından yapılan sınıflandırmayı aktaracağız.

1. Kanın akciğerlerde yeterince oksijenlenemediği ya da tam oksijensizlik durumları:

A. Solunan havanın bileşiminde ki bozukluk,

Havadaki oksijen saturasyonunun azaldığı durumlar (yangın ortamında, kuyularda veya silolarda oluşan ölümler);

Havanın normal bileşiminde olmasına karşın, diğer gaz saturasyonlarının artığı durumlar (havagazı…..).

Mekanik olarak solunum pasajının kapandığı durumlar;

Eksternal orifislerin kapanması (ağız ve burnun kapanması),

Hava pasajının kapanması (suda boğulma, elle veya iple boğma, yabancı cisim aspirasyonları…).

C. Göğüs ve karına bası (eksternal kompresyon),

D. Solunum hareketlerinin durması (elektrik çarpması ve bazı tür zehirlenmeler).

2. Kanın oksijen taşımasındaki azalmalara bağlı ölümler (masif hemorajiler…).

3. Dokulara birim zamanda ulaşan oksijen miktarının akut olarak azalması (şok ).

4. Dokuların oksijen alamaması ya da oksidatif proceslerin depresyonu sonucu meydana gelen ölümler (hipotoksik anoksi).

Akut derin hipoksi ve anoksi sonucu meydena gelen ölümlerde oluşan değişiklikler nonspesifiktir. Tüm ölümlerin hipoksi ve anoksiye bağlı olduğu unutulmamalıdır. Asfiksi ölümlerinde temel değişiklikler; siyanoz, peteşi, ödem, konjesyondur. Siyanoz, redükte hemoglobinin yüksekliği nedeni ile oluşur. Peteşiler, kapiller duvarın zedelenmesine bağlıdır. Sklera, visseral plevra, ve epikardiumda daha çok görülür. Konjesyon ve ödem kapiller hipoksinin sonucu olarak meydana gelir, özellikle akciğerler ve beyinde belirgindir.

Moon bu tür ölümlerde oluşan değişiklikleri dolaşım yetmezliğinin girdiği kısır döngü ile açıklamış ve şokla karşılaştırmıştır. Şoka neden olan etmenler, kapiller endotelinde hasar meydana getirmekte buna bağlı olarak ortaya çıkan patolojik değişiklikler; kapiller dilatasyon, konjesyon, staz, peteşiler, ödem ve seröz effüzyonlar meydana gelmektedir. Sonuç olarak; bu değişikler, asfiksiye bağlı ölümler için spesifik olmayıp doğal nedenlere bağlı şok tablosu gelişerek meydana gelen ölümlerde de görülmektedir.

Asfiksiye bağlı gelişen ölümlerin sınıflandırılmasını, anlaşılmasında ki kolaylık nedeni ile DiMaio’nun yaptığı şekilde aktaracağız.

A- Suffokasyon (Tıkama) Sonucu Ölümler

1. Ağız ve burnun kapanması sonucu,

2. Toraks ve karına bası sonucu,

3. Çevresel hipoksi veya anoksi sonucu,

4. Yabancı cisim aspirasyonları sonucu, suffokasyon ölümleri oluşabilir.



1. Ağız ve burnun kapanması; orijininde kaza, cinayet ve intihar olabilir. Kaza; yüzünkoyu yatan bir bebekte ağız ve burnun çarşafla ya da yastıkla kapanması (beşik ölümleri), naylon torbayla oynayan bir çocuğun bunu kafasına geçirdikten sonra çıkaramaması sonucu olabilir. Cinayet, ağız ve burnun elle veya bir cisimle kapatılması sonucu gerçekleştirilebilir. Ancak, bu yöntem daha çok bebeklerde, yaşlı ve düşkün kişilerde gerçekleştirilebilir. İntihar; daha çok başına torba geçirip bunu boyundan bağlama şeklinde görülür.

Otopsi bulguları; genel olarak nonspesifiktir. Beşik ölümlerinde ventral yüzde ölüm lekeleri görülür. Ağız ve buruna bastırılmış ise; ağız ve burun çevresinde ekimoz, dudak iç yüzde ekimozlar oluşur. İç organlarda nonspesifik hipoksik değişikler olur. Olay yerinin araştırılması ve cesedi olay yerinde görmek; hekime otopsi kadar bulgu verecektir.

2. Toraks ve karına bası; çoğunlukla kaza, nadiren cinayet orijinli olabilir. Ağır bir cisim altında kalanlarda, diri olarak gömülenlerde, trafik kazalarında araç içinde sıkışanlarda; toraks ve karına olan bası sonucu, solunum yapılamaması nedeniyle ölüm oluşacaktır.

Olay yerinin incelemesi tanı koydurucudur. Basıya neden olan cisme göre vücutta değişik boyutlarda ekimoz ve sıyrık yaraları görülebilir. Baş, boyun ve gövde üst kısımda venöz dönüşün engellenmesi nedeni ile konjesyon, sklera ve konjoktivada peteşial kanamalar olabilir.

3. Çevresel hipoksi veya anoksi; solunum havasındaki O2 azalması veya zararlı gazların artması sonucu oluşur. Tahıl depolarında, foseptik kuyularında, kimyasal madde tanklarında, gemi ambarları gibi kapalı yerlerde kalanlarda görülür. Böyle ortamlarda ölümün nedeni olarak O2 nin düşmesi ve suffokasyona neden olan gazların artması gösterilmektedir. Normal havadaki O2 miktarı yaklaşık olarak %21 dir. Bunun %5’in altına düşmesi durumunda ani bilinç kaybı ve ölüm görülür. Yine solunum havasındaki diğer gazların (karbondioksit, metan, hidrojen sülfür, karbonmonoksit, …) artmasının çevresel hipoksiye neden olduğu bilinmektedir.

Otopsi bulguları, nonspesifiktir. Organlarda konjesyon dışında özellik saptanmaz. Ölüm nedenini tek başına otopsi ile saptamak, çoğu gazlar açısından olası değildir. Olay yerinde gaz ölçümleri ve diğer ölüm nedenlerinin ekarte edilmesi ışık tutucu olabilir.

Karbon monoksit entoksikasyonları, diğer zehirleyici gazlara göre çok daha fazla görülmesi nedeni ile ayrı bir başlık halinde incelenecektir. CO entoksikasyonlarında orijin genellikle kazadır. İntihar ve cinayet olgularına çok nadir rastlanmaktadır. Karbon monoksit renksiz kokusuz, tatsız özellikte bir gazdır. İçeriğinde karbon bulunan bileşiklerin yetersiz yanması sonucu oluşur. Karbon monoksit akciğer yoluyla absorbe edilir. Bundan dolayı porfirindeki demir ile reaksiyona girerek hemoglobin, myoglobin, sitokrom oksidaz, sitokrom p-450 ye etki etmekte ve reversibl olarak bağlanmaktadır. Akut karbon monoksit entoksikasyonlarından bu bağlanmaların sorumlu olduğu belirtilmektedir. Karbonmonoksitin oksijene affinitesinin 200-300 kat daha fazla olduğu, karbon monoksit ile bağlanan Hb’nin COHb oluşturduğu ve bu yapının kararlı olması nedeni ile O2 bağlayamadığı belirtilmektedir. Dokulara O2 taşınmasının engellenmesi nedeni ile bu ölüm; entoksikasyon olarak belirtilmesine rağmen asfiksi sonucudur.

Karbonmonoksit kaynağı olarak; yangınlar, bacasız veya bacası çekmeyen sobalar, araba eksoz gazları belirtilmekle birlikte bölgemizde daha çok şofben zehirlenmesi ve ısınma amaçlı mangal yakılarak kapalı yerlere alınması şeklinde görülmektedir. Şofben zehirlenmesinin nedeni; bunların banyo gibi kapalı küçük alanlara konması ve baca bağlantısının olmamasıdır. Şofben çok güçlü bir yanma oluşturmakta ve hızla O2 tüketmektedir. Banyo gibi havalanması pek olmayan ve baca bağlantısı iyi yapılmamış bir yerde ortamdaki O2 azalırken, CO hızla artacak ve entoksikasyona neden olacaktır.

İnsanların kanında normalde %0.5-0.8 arasında endojen CO bulunmaktadır. Ancak sigara içenlerde ve bazı meslek gruplarında COHb oranı %4-6 kadar yükselebilir. Karbonmonoksit çok düşük oranlarda bile entoksikasyona neden olabilmektedir. Havada bulunan %1’lik CO’in 20 dakika solunmasının şuur kaybına neden olacağı belirtilmektedir. Kanda ki karboksihemoglobin seviyelerine göre farklı klinik evreler meydana gelmektedir. Kanda %10 düzeyinde COHb bulunduğunda baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması, kan düzeyi arttıkça; bulantı, kusma, takatsizlik gelişir. Kan düzeyi %50’yi bulunca bilinç kaybı ve koma görülür. Ancak literatürde %33 ile %81 arasında ki kan düzeylerinde ölüm olduğu belirtilmektedir.

Otopsi bulguları; CO entoksikasyonunda ölü lekeleri parlak kırmızı “kiraz kırmızısı” rengindedir. İç organlarda parlak kırmızı renktedir. Organlarda nonspesifik hipoksik değişiklikler görülebilir. CO entoksikasyonlarından sonra bir süre (5-6 gün) yaşayıp ölenlerde bazal ganglionlarda (globus pallidus) ve periferik sinirlerde nekrozlar görülür. Kesin tanı kandaki COHb miktarını ölçmekle konur. Ancak, otopside; ölümde rolü olabilecek başka faktörleri ekarte edebilmek için histopatolojik inceleme de yapılmalıdır.

4. Yabancı cisim aspirasyonları; solunum yollarının yabancı cisim ile tıkanması orijin olarak kaza, cinayet ve nadiren de doğal kökenli olabilir. Kaza olarak özellikle küçük çocuklarda görülür, yutma refleksi bozulmuş olan hastalarda da oluşabilir. Çocuklar tarafından aspire edilen maddeler sindirilebilen(fındık, nohut, çekirdek….) veya sindirilemeyenler (oyuncak parçaları, bilye, bozuk para…..) olarak ayrılır. Bu maddeleri çocuklar ağızlarına aldıklarında derin inspirasyon ile aspire ederler. Aspire edilen cisimlerin larinksi ve trakeayı kapatması sonucu ölüm meydana gelir. Yetişkinlerde gıda aspirasyonuna bağlı ölümler görülür. Cinayet orijinli ölümler yabancı cisimle nadirdir. Bir kişiyi susturmak amacı ile azgına tıkılan yabancı cisimlerin posterior farinksi tıkayarak neden olduğu ölümlerde görülür. Bununla birlikte yaşlı ve küçük çocuklarda, öldürme amacıyla yabancı cisim uygulandığı belirtilmektedir. Doğal nedenli olarak belirtilenler içerisinde, kişinin solunum yollarını tam olarak tıkayan tümoral kitlenin veya fulminan epiglotitis sonucu oluşan ölümler sayılmaktadır.

Yabancı cisim aspire eden kişinin kliniği tipiktir. Ancak, yanında kimse olmaması durumunda şüphe oluşur. Bu olgularda tan koyabilmek için otopsi yapılmalıdır. Otopside nonspesifik asfiksi bulguları dışında, larinks ve trakeada aspire edilen yabancı cisim saptanır. Ancak, üst solunum yollarında saptanan sindirilmiş gıda parçalarını, postmortem oluşan regürjitasyondan ayırt etmek gerekir



B- BOĞMA

1. Ası

Ası bir çeşit bağla boğulmadır. Asfiksi, boyun yapılarına vücudun kendi ağırlığı ile uygulanan baskının sonucudur. Hava pasajının tam kapanması için yaklaşık 15 kg, karotid arterin kapanması içinse yaklaşık 5 kg’lık bir kuvvet gerekmektedir. Ası, genellikle intihar olarak görülür. Nadiren kaza ve cinayet şeklinde de görülebilir. Asıda ölüm nedeni hava pasajının kapanması, boyun arter ve venlerinin kapanması, karotid sinüse bası sonucu oluşan refleks kardiyak arrest veya bazı olgularda servikal kırıklara bağlı medulla spinalis yaralanması sonucu oluşabilir. Ası amacı ile kullanılan cisme ası vasıtası, boyuna geçirilen kısma ilmek denir. İlmeğin boyunda oluşturduğu ize ise “telem” adı verilir. Asılar tam ve tam olamayan ile tipik ve atipik diye ayrılır. Vücut, ası vasıtası ucunda hiçbir yere temas etmeden duruyorsa buna tam ası, alt ekstremiteler veya vücudun başka bir kısmı yer ile temas halinde veya oturur pozisyonda ise buna tam olmayan ası denir. Boyuna geçirilen ipin ilmek kısmı boynun arkasında ise bu tipik asıdır. İlmek ense dışında bir yerde (boyun yanları veya önde) ise bu atipik ası olarak adlandırılır.

Ası vasıtası olarak ip, pantolon kemeri, elektrik kablosu, tel gibi cisimlerin kullanıldığı görülmektedir Asıda oluşan telem, kullanılan cismin özelliği ile yakından ilişkilidir. Eğer kullanılan cisim kalın ve yumuşak (atkı gibi) ise oluşacak telem soluk, yüzeysel olacaktır. Kullanılan cisim ip veya benzeri bir cisim ise daha derin ve epidermiste abrazyon oluşturan telem görülecektir.

Asının klinik evreleri:

- Bilinç kaybı; en kısa süren dönemdir. 6-12 sn sürdüğü belirtilmektedir.

- Konvülsiyon dönemi,

- Sfinkter kontrolünün kalktığı dönem: bu dönemden sonra kişide deserebrasyon bulguları görülür. Gaita, idrar kaçırma ve sperm atımı görülebilir.

- Sonunda kişi solunum ve dolaşım durmasından ölür; tüm bu evrelerin 5-10 dakika sürdüğü belirtilmektedir.

Otopsi bulguları; tam asıda ölü lekeleri alt ekstremitede daha belirgin olmak üzere eldiven çorap şeklinde diye tarif edilebilir. Yüzde konjesyon, sklerada peteşial kanamalar görülür. Boyunda oluşan iz (telem) kişinin asılı kaldığı süreye ve ası vasıtasına göre değişik özelliklerde görülebilir. Kullanılan ası vasıtası kalın ve yumuşak bir cisim ise (atkı gibi) oluşan telem soluk ve yüzeyel olacaktır. Eğer ip kullanılırsa daha derin telem görülecektir. Asıda kullanılan ipin ilmeği sabit ise; iz, genelde ilmeğe doğru yükselici ve yüzeyselleşici karakter gösterir. Kayan ilmekli asılarda ise; ası aracının boyuna sıkıca oturmasına bağlı, telemin vücut eksenine dik olarak yer aldığı görülebilir.

Ası olgularında ceset olay yerinde görülmelidir. Asıdaki iç organ bulguları da nonspesifik asfiksi bulgularıdır. Boyun diseksiyonu ayrıntılı olarak yapılmalı, cilt altındaki veya kas dokusunda bulunan ekimoz ve hematomlar not edilmeli, hyoid kemik ve troid kıkırdak kırıklar yönünden ayrıntılı olarak incelenmelidir. Her otopside olduğu gibi toksikolojik analizler mutlaka yapılmalıdır.





2. Elle Boğma

Boyun bölgesine elle veya kolla bası uygulanması veya boyunun sıkılması sonucu meydana gelen ölümlerdir. Orijin olarak daima cinayet olarak görülmekle birlikte, literatürde kaza olarak bildirilen olgularda bulunmaktadır. Bu yöntemle intihar söz konusu değildir. Ölüm uygulanan kuvvetin solunum pasajını kapatması sonucu gelişen anoksiye bağlı, sinüs karotikusa bası sonucu gelişen refleks kardiyak arrest sonucu, veya arteria karotise ve juguler vene bası sonucu gelişen beyin hipoksisine sekonder gelişebilir.

Elle boğma genelde zayıf ve düşkün kişilere uygulanır (bebek, çocuk, yaşlı gibi..). Elle boğma tek başına nadiren görülür. Beraberinde künt travmatik lezyonlar, karına ve göğüse bası sıklıkla birlikte olur.

Otopsi bulguları; Yüzde konjesyon, sklerada peteşial kanamalar görülebilir. Boyunda yaygın ekimozlar, tırnak izleri, hematomlar saptanır. Bunlar saldırganın her iki elini, tek elini veya kolunu kullanmasına bağlı olarak değişiklikler gösterebilir. Boğazlı kazak gibi boyun bölgesini koruyacak bir engel olması durumunda, izler gözden kaçacak kadar yüzeysel olabilir. Boyun diseksiyonunda, uygulanan kuvvetin büyüklüğüne bağlı, cilt altında ekimoz ve hematomdan, trakeada laserasyona kadar değişen lezyonlar görülebilir. Genelde hyoid kemik boynuzlarında kırıklar olur. İç organlarda nonspesifik hipoksik değişikliklere ek olarak beraberinde uygulanan travmaya ait bulgular da görülebilir. Diğerlerinde olduğu gibi bu olgularda da otopsi yapılmalı ve toksikolojik incelemeler için örnekler alınmalıdır.



3. Bağla Boğma

Bağla boynun sıkılması sonucu oluşur. Bağ olarak ip veya benzeri cisimler kullanılır. Orijin genelde cinayet olmakla birlikte, nadiren kaza ve intihar olarak görülen olgular da vardır. Ölüm mekanizması ası ve elle boğmada olduğu gibi; uygulanan kuvvetin solunum pasajını kapatması sonucu gelişen anoksiye bağlı, sinüs karotikusa bası sonucu gelişen refleks kardiyak arrest veya arteria karotise ve juguler vene bası sonucu gelişen beyin hipoksisine sekonder olur. Bağla boğmalarda venöz dönüşün tam engellenmesi nedeniyle, yüzdeki konjesyonun ve peteşilerin daha belirgin olduğu belirtilmektedir. Bağla boğmalarda oluşan iz; kullanılan bağın özelliklerine, kurbanın gösterdiği dirence ve saldırganın uyguladığı kuvvete göre farklılıklar gösterir. Bağ izi genelde boyun eksenine dik, boyunu çepeçevre saran ve boyunun herhangi bir seviyesinde oluşabilir. Bağ olarak kullanılan cisim yumuşak ise ( atkı, naylon çorap gibi.) oluşacak iz daha hafif ve soluk olacaktır. Kullanılan bağ sert ve ince ise oluşacak iz daha derin, üzerinde abrazyon bulunan ve zamanla parşömenleşen özellikte görülecektir.

Muyenesinde; boyunda bağ izi ve bağ görülür. Ayrıca kurbanın savunması sırasında boynunda kendi oluşturduğu tırnak izleri ve ekimozlar saptanabilir. Boyun diseksiyonunda; cilt altı ekimozlar ve kas dokusu içerisine kanamalar görülebilir. Hyoid kemik ve troid kıkırdakta kırıklar oluşabilir. Bu olguların da tümüne otopsi yapılmalı ve toksikolojik incelemeler için örnekler alınmalıdır.

SUDA BOĞULMA

Herhangi bir sıvının hava yollarını doldurması sonucu, akut derin hipoksi veya anoksinin meydana gelmesi ile gelişen ölümlerdir. Orijin olarak kaza cinayet ve intihar olabilir. En çok karşılaşılan kaza sonucu meydana gelen olgulardır. Yüzme bilen kişiler de çeşitli nedenlerle suda boğulabilir. İntihar ve cinayetler nadiren görülür. Boğulma çok derin sularda olabildiği gibi, çok sığ sularda da meydana gelebilir (epileptik hastalarda, küçük çocuklarda, madde etkisinde olanlar gibi….).

Suda boğulma klasik olarak iki tipe ayrılır

1- Kuru boğulma (Atipik): sıvının alt ve üst solunum yolarını doldurmadığı, ancak kişinin suya girmesi veya suyun üst solunum yollarına çarpması sonucu gelişen laringospazm veya refleks kardiyak arrest sonucu gelişen ölümlerdir. Tüm suda boğulmaların yaklaşık olarak %10-15’ni oluşturduğu belirtilmektedir. Larinks, trakea ve akciğerlerde çok az sıvı olabilir.

2- Islak boğulma: vücudun içinde bulunduğu sıvının alt solunum yollarına kadar aspire edilmesi sonucu oluşur. Yapılan deneysel çalışmalarda aspire edilen suyun özelliğine göre ölüm mekanizmasında farklılıklar olduğu belirtilmektedir. Tatlı su, hipotonik olduğu için vasküler sisteme geçer ve hemodilüsyona neden olur. Hemodilüsyon, hipervolemi ve hemoliz meydana gelir. Hemoliz oluşunca hücre içerisindeki K+ dışarı çıkar, hiper potasemi ve ventriküler fibrilasyon sonucu ölüm oluşur. Tuzlu su, vasküler yataktan sıvıyı çeker, bu hemokonsantrasyona, hipovolemiye, bradikardiye neden olur. Bunun sonucunda ağır pulmoner ödem ve ölüm görülür.

Öncelikle her sudan çıkarılan cesedin suda boğulma olmayabileceği akılda tutulmalıdır. Ceset suya girmeden önce ölmüş olabilir (doğal bir hastalık ya da bir başkasının eylemi sonucunda ölüm meydana gelebilir).

Sudan çıkarılan cesetlerde suda kalmaya bağlı değişiklikler oluşabilir. Bunlar; cildin maserasyonuna bağlı çamaşırcı eli ve ayağı görünümü, kaz derisi görünümü (tüylerin diken, diken görülmesi), özellikle akarsularda cesetlerin sürüklenmesine bağlı olarak sıyrık ve laserasyon şeklinde lezyonlar olabilir.

Cesedin ağzında ve burnunda yer yer üzerinde kan bulunan beyaz bir köpük olabilir. Bu; suyu aktif olarak aspire etmenin tipik bulgusu olan ve “mantar köpüğü” olarak adlandırılan, içeriğinde mukus, su, surfaktanın ve hava bulunan köpüktür. Mantar köpüğü, suda uzun süre kalma sonucunda veya ceset çıkarıldığı sırada yapılan işlemler esnasında kaybolabilir.

Solunum ve sindirim sisteminde bol miktarda sıvı ve ortamda bulunan yabancı partiküller (çamur, yosun….) bulunabilir. Genelde kanın volümü artar ve kimyasal özelliklerinde değişiklikler meydana gelir. Orta kulak ve mastoid sellülerde kanama olabilir.

Histopatolojik inceleme; akciğerde boğulmanın gerçekleştiği sıvı ortama ait partiküller bulunabilir. Suda yaşayan organizmalar olan planktonlar ve bunun alt grubu olan diatomlar; tipik boğulma olgularında alveollerden dolaşıma geçerek karaciğer, kemik iliği ve beyin gibi değişik organlara gidebilir. Bu organlarda, diatomlar aranarak cesedin çıkarıldığı suda bulunanlar ile karşılaştırılır. Eğer bulunan diatomlar suda yaşayanlar ile bire bir eşleşiyorsa ve çok sayıda ise kişinin suyu aktif olarak aspire ettiği yönünde yorum yapılabilmektedir.

Suda boğulma iddalarında da mutlaka otopsi yapılmalı, ölüm nedeni ve ölümde rolü olan diğer faktörler araştırılmalıdır. Ayrıca histopatolojik ve toksikolojik incelemeler için örnekler alınmalıdır.

ELEKTRİK ÇARPMASI

Elektrik enerjisi, gündelik kullanıma girdiği tarihten itibaren gittikçe artan bir oranda kullanılmaktadır. Buna bağlı olarak, elektrik akımı ile meydana gelen yaralanmalar ve ölümlerde artış görülmeye başlamıştır. Elektrik akımına bağlı ölümler; genelde kaza olmakla birlikte nadiren cinayet ve intihar olguları da bildirilmektedir. Elektrik akımına bağlı ölümlerin büyük çoğunluğunu öngörülebilir ve önlenebilir nitelikteki ev ve işyeri kazaları oluşturmaktadır.

Elektrik akımının vücutta bir noktadan diğer bir noktaya geçmesiyle lezyonlar veya ölüm meydana gelir. Bu lezyonlar, herhangi bir yer ve dokuda meydana gelebilir. Lezyonlar genelde elektrik akımının termal enerjiye dönüşmesi sonucu oluşan yanıklardır.

Vücuttaki hasarın tipi ve boyutları aşağıdaki faktörlere bağlıdır;

1 - Elektrik devresinin tamamlanıp tamamlanmadığına,

2- Akımın gerilimine (voltaj V.),

3- Elektrik akımının cinsine (AA, DA),

4- Akımın şiddetine (Amper),

5- Akımın geçtiği yola,

6-Akımın dokulardan geçtiği süreye,

7- Vücut dokularının direncine (ohm).

15mA kadar olan elektrik akımlarına maruz kalımda ağrı ve kas kontraksiyonu olur, kontrol kaybolmadığı için temas edilen objeden uzaklaşılır. 15-20mA üzerinde ise kas kontrolü kaybolur, 100-200mA ventriküler fibrilasyon oluşur.

Ölüm elektrik akımının kalbin veya beynin otonom elektriksel aktivitelerine müdahalesi ile veya solunum kaslarına etkisi sonucu; kardiak ve solunum arresti sonucu oluşur. Bu ölümleri, mekanizmalarından anlaşıldığı gibi; makroskobik veya mikroskobik olarak saptamak olası değildir. Yıldırım çarpmalarında ve yüksek voltaja temas sonucu oluşan patlayıcı etki ile meydana gelen yanıklar ve mekanik hasar sonrası ölüm olabilmektedir. Bu tarz yüksek voltaj ölümleri sonrasında patolojik deliller aşikardır. Düşük voltaj elektrik ölümlerinde ise patolojik deliller ya minimal düzeydedir ya da yoktur. Bulunabilecek tek değişiklik, elektrik akımının deriye temas ettiği yerde oluşacak (eğer doku direnci varsa) küçük yanık alanları olabilir, bu alanların mutlaka örneklenerek histopatolojik incelenmesi sağlanmalıdır.

Elektrik akımının şiddetine ve bu akıma dokunun gösterdiği dirence bağlı olarak görülecek lezyonlar değişiklik gösterecektir. Eğer dokular direnç göstermezse, hiçbir lezyon oluşmayacak ya da yüksek voltajlarda olduğu gibi çok ciddi yanıklar olabilecektir. Elektrik çarpmasına bağlı oluştuğu düşünülen ölüm olgularında mutlaka otopsi yapılmalı histopatolojik ve toksikolojik incelemeler için doku ve organ örnekleri alınmalıdır.

kaynak: ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ







Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 621
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 14.06.2008 13:28
Bilgiler için teşekkürler.