Erden Kıral'ın yönettiği "Vicdan" filminin çekimleri İzmir'de devam ediyor.

Nurgül Yeşilçay, Murat Han ve Tülin Özen'in başrolde olduğu filmde senaryo gereği oryantal yapan Yeşilçay, "Bu sahneler için Nesrin Topkapı'dan oryantal dersleri almıştım. İyi olduğunu düşünüyorum" dedi.

"Vicdan"ın senaryosu, bir üçüncü sayfa haberi. Filmde, üç kişi arasında geçen ve sonunda ölüm olan tutkulu bir aşk anlatılıyor. Ve film, bol arızalı bir aşkın yaşandığı ortamda vicdanı sorguluyor, öyle değil mi?

- Evet, "Vicdan" gerçek hayatta yaşanan tutkulu, arızalı, belki marjinal bir aşk hikáyesi.

Nasıl bir marjinallik var?

Bu, filmi anlatmak olur... Ama şöyle özetleyebiliriz: Üç karakter var. Adam evli ve bir de sevgilisi var. Murat Han’ın tutkuyla bağlı olduğu sevgilisini yani Aydanur’u ben canlandırıyorum. Karısı Songül’ü ise Tülin Özen... Aşk üçgeni sıradan gibi gözükse de aşkın yaşanış şekli çok marjinal. Klasik aldatma hikáyelerinden değil.

"Eğreti Gelin" çok güzel bir filmdi. O filmde çok şey öğrendik... Bu film bize ne öğretecek?

- Bu filmle birlikte "kader" denilen şeye tekrar bakacağız. Filmi izleyenler, bugüne kadar hayatında nelere müdahale ettiğini, hayatın kendileri için nasıl bir şey yazdığını düşünecekler. Hayatını, bugün yaşadıkları aşkı, geçmişte yaşadıklarını, suç olayını sorgulayacaklar. Olayların zamana, mekána ve yaşam koşullarına göre nasıl farklılık sergilediğini göreceksiniz... Tabii estetik görüntülerle birlikte.

Evet çok güzel oryantal yapıyorsunuz. Zaten bu çekimlerde biz de vardık ve çok hoş görüntülerinizi çektik...

- Teşekkürler. Bu sahneler için Nesrin Topkapı’dan oryantal dersleri almıştım. İyi olduğunu düşünüyorum...

Peki Nurgül Hanım, siz kaderci misiniz?

- Evet, ben kaderci birisiyim. Kadere çok inanıyorum. Neden inanıyorum, çünkü benim de hayatımda her şey tesadüf oldu. Ben çocukluğumdan itibaren oyunculuk aşkıyla ölen birisi değildim. Önüme bir fırsat geldi ve ben bunu değerlendirdim.

Fırsatları iyi değerlendirmişsiniz. Bakalım canlandırdığınız Aydanur değerlendirebilecek mi...

- Pek değerendiremiyor. Çünkü onu, o semte, o şartlara bağlayan bir aşk var. Yüreği ile beyni arasında kalacak. İşte onun çelişkisini doğru vermeye çalıştık. Bakalım nasıl yırtacak, yüreğiyle mi, beyniyle mi?

Siz yüreğinize söz geçirebilen bir kadınsınız bence. Bana çok duygusal, romantik değilsiniz gibi geliyor. Katı bir tarafınız var sizin...

- Evet, ben bilindik anlamda romantik değilimdir ama romantiğimdir. Belki bu postmodern bir romantizm, bilmiyorum. Fakat bu romantizm şeklini genç kuşakta da görüyorum. Örneğin Cem ile benim romantizm anlayışımız o kadar farklı ki... Cem; "Bulutlar gökyüzünde usul usul giderken ben de seni düşünüyordum" gibi cümleler kurar. Oysa sadece "Seni seviyorum" dese, bu benim için daha romantiktir. Ama o öyle bir dönemden geçmiş, kişiliği öyle. Ben de böyleyim. İlk başlarda birbirimizi algılama konusunda bu anlamda bayağı bir sıkıntı yaşadık. Sonra anladık birbirimizi. Ben çizgi filmde falan ağlamam, ama Cem ağlar. Ben ise sokakta, yaşlı bir kadın gördüğümde kendimi tutamam. Saçma sapan bir yerde, saçma sapan bir şey hissedebiliyorum. Duyarlıyım ama duygusal değilim sanırım.

Şimdi filmde ortadaki suça dair vicdan muhasebesi yapılıyor. Peki vicdan, bütün kötülükleri yok etmek için yeterli midir sizce?

- Bu filmdeki üç kişi dediğiniz gibi vicdanını sorgulayacak. O yüzden de suç sorgulanacak... "Suç ne, hata ne, ben ne kadar vicdan azabı duymalıyım" soruları, film içerisinde çok sık karşımıza çıkacak. Ben aslında suçun çok önemli olmadığını düşünüyorum. Bu suçun, kime göre suç olduğu çok önemli. Bu toplum bize bir sürü şey dayatıyor. Her şey herkese göre suç olabilir de, olmayabilir de. Fatih Akın’la film çekerken hapishaneye gittik. Oradakilerle tek tek konuştuk. "Her an bir cinnet geçirip, cezaevine girebilirsin"i gördüm. Dışarıda bana göre bir sürü suçlu insan dolaşıyor, "Onlar niye içeride değil"i sorguladım. Sadece suç şu olabilir, kendi vicdanın rahatsızsa bu bir suçtur. İşte filmde de bir anlamda bunu anlatıyoruz

Peki, bu aralar siz en çok hangi konuları sorguluyorsunuz?

- Birçok şeyi sorguluyorum. Geçmişi düşünüyorum. Sonuçta ben de saraylarda büyümedim. Hepimizin bir yırtma şekli oldu. Ben konservatuvara gidip yırttım, Aydanur da pavyona düşüp yırtıyor. Hayat böyle bir şey işte...

Konservatuvara gitmeseydiniz acaba yırtma şekliniz nasıl olurdu, hiç düşündünüz mü?

- Konservatuvara girmeseydim belki öğretmen olacaktım ya da benimle hiç alakası olmayan bir adamla evli olup, birkaç tane çocuk yapacaktım. Bakıcım falan olmayacaktı büyük bir ihtimalle ve her şey üstüme üstüme geliyor olacaktı. Belki de gelmezdi. Çünkü insanoğlu yaşadığı her şeye çok çabuk adapte olabiliyor. Ama iyi ki de benim hayatı yırtma şeklim böyle olmuş.

Yönetmen Erden Kıral bu filmde bir ilki deniyor. Film tamamen doğaçlama çekiliyor... Çok gerçekçi bir film izleyeceğiz...

- Sanırım Türkiye’de ilk defa tamamı doğaçlamadan oluşan bir film çekiliyor. Bizde bir senaryo vardı ama biz bu senaryoyu tamamen tretman olarak kullanıyoruz. Dolayısıyla benim bu filmde yapmak istediğim şey, üstün gerçekçilik. Umarım başarılı olabilirim. Erden Ağabey de çok destek oluyor. Zaten duygusal olarak Erden Ağabey’i çok sevdim. Onu babam gibi görüyorum. Ona biri kötü bir şey söylediği zaman sinirleniyorum. Çünkü kötülük adına hiçbir şeyi hak etmeyen birisi. Ve sette çok profesyonel. Şanslıyım...

Yurtdışında boy göstermek istiyorum

Peki "Yerim portakalı..." dediniz, ortalık karıştı... Altın Portakal ne ifade ediyor sizin için?

- Aslında bu mevzu bu kadar büyüyecek bir şey değildi. Ben artık yurtdışında bir şeyler olsun istiyorum. Oradaki büyük festivallerde boy göstermek, kırmızı halılarda yürümek istiyorum. Ben o heyecanı Cannes’da yaşadım, çok güzeldi. Bu yıl Nuri Bilge Ceylan gittiğinde de çok heyecanlanmıştım. Çok dua ettim. Çok da güzel bir sonuç aldılar. Oraya gitmek muhteşemdi zaten. Çünkü dünyanın kalbi orada atıyor. O yüzden inşallah bir kez daha hem kendim hem de ülkem için oralara gideriz.

Cem’den hiç sıkılmıyorum

Eşiniz Cem Özer de Vicdan filmin uygulayıcı yapımcısı... Yani ortağı olduğu U.S.T.A adlı şirketiyle filmin yapım işlerini yürütüyor. Dolayısıyla sürekli bir aradasınız. Sıkılmıyor musunuz?

- Hayır. O, her şeyden önce benim çok iyi arkadaşım. Her şeyi paylaşıyoruz, çok güveniyoruz birbirimize. Ben onu çok dinlerim, o da beni dinler. Biz asla öyle büyük kavgalar etmeyiz. Kavga ettiğimiz zaman da ben kendime, "Ben bu adamdan şu anda boşanacak mıyım, ayrılacak mıyım, hayır. O zaman abartmanın alemi yok" derim ve işi uzatmam. O zaman ya ben özür dilerim ya da o. Dolayısıyla bizim evde kavga uzamaz ve sesler asla yükselmez.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 570
favori
like
share