Çocuklarda ruh sağlığı problemleri
Ali Çankırılı


İNSANIN kendini değerli hissetmesi, aile ve iş hayatında başarılı olması ve içinde yaşadığı toplumla iyi geçinmesi ruh sağlığı ile yakından ilgilidir. Ruh sağlığının temeli çocuklukta atılır. Çoğu anne babalar çocukların beden sağlığı ile ilgilendikleri kadar ruh sağlığıyla ilgilenmezler. Elbette bunu bilerek yapmazlar. Çünkü beden sağlığının bozulduğunu ateşinin yükselmesinden ve şikayetlerinden kolayca anlayabiliriz; fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak zordur. Aslında her çocuk ruh sağlığının bozulduğunu bazı işaretlerle belli eder, ancak bu işaretleri çözme bilgisinden yoksun olduğumuz için işin ciddiyetini anlayamayız.
Okuduğumuz kitaplardan, eğitimcilerden, psikologlardan “ruh sağlığı” ifadesini sık duyarız, ama çok azımız bunun ne anlama geldiğini bilir. Ruh sağlığını açıklarken her yazar kendi tarzına göre farklı kelimeler kullanabilir. Ancak sonuçta hepsi aynı anlama gelir. Ruh sağlığını kısaca şöyle açıklayabiliriz: Yetişkin insanın veya çocuğun kendine, aile üyelerine, arkadaşlarına ve yabancılara karşı davranışlarında neler hissettiğini, zor durumlar karşısında nasıl davrandığını, geleneklere, görgü kurallarına, toplumun dinî ve ahlakî değerlerine nasıl baktığını, karşılaştığı olayları nasıl yorumladığını, zevklerini, eğilimlerini ve hayata bakış açısını belirleyen duygusal güçlere ruh sağlığı denir.

Çocukların davranışlarını izleyerek ruh sağlıklarının yerinde olduğunu anlamamız, bozulduğunu gösteren işaretleri çözmemizden daha kolaydır. Sevildiğinden emin olan, kendisini değerli hisseden, aile içinde duygularını çekinmeden dile getiren, kurallara uyan, sorumluluklarını yerine getiren, özgüven duygusu gelişmiş, paylaşmayı ve işbirliğini bilen, geçinilmesi kolay, arkadaşları tarafından aranan bir çocuğun ruh sağlığı yerinde demektir.

Her çocuk bazen canımızı sıkan ve bizi endişelendiren davranışlarda bulunabilir. Hemen telaşa kapılıp bunları ruh sağlığının bozulduğunu gösteren işaretler olarak değerlendirmemiz gerekmez. Bu tür davranışlar gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabileceği için sabırla ve anlayışla karşılamalı, isterse kendisini dinlemeye ve sıkıntısını paylaşmaya hazır olduğumuzu hissettirmeliyiz. “Ne oldu sana, haydi anlat!” diyerek sıkıştırmak, paylaşmak değildir.


Çocuğun Davranış Dilini

Doğru Yorumlamalıyız


Karşımızdaki kişi veya kişilerle iletişimde bulunmak için mutlaka söz dilini kullanmamız gerekmez. Davranışlarımızın da bir dili vardır: Buna “vücut dili” diyoruz. Cami kapısına oturmuş, üstü başı perişan, elini açmış veya önüne bir mendil sermiş yaşlı bir adamın söz diliyle “Ben dilenciyim, Allah rızası için bir sadaka!” demesi gerekmez. Belki boynunu büküp konuşmaması gelip geçenler üzerinde daha etkili olmaktadır.

Çocuk davranışlarının da bir dili ve anlamı vardır. Anne salonda oturmuş televizyonda dizisi izlerken çocuğun ikide bir önünden geçip görüşünü kapatması vücut diliyle bir mesajdır. Bu mesajda çocuk: “Anne televizyon benden daha mı önemli? Ben senin evladınım, sevgine ve ilgine ihtiyacım var, bana da zaman ayır...” demektedir. Eğer anne bu mesajı doğru algılamazsa, çocuğun davranışını “yaramazlık” olarak değerlendirecek, “Çekil önümden, televizyonu göremiyorum! Odana git, oyuncaklarınla oyna...” diyerek çocuğu başından savmaya çalışacaktır. Çocuk annenin sözlerini şöyle yorumlar: “Haklıymışım, televizyon benden daha önemliymiş. Annem beni sevmiyor...”

Yaramazlık olarak değerlendirdiğimiz çocuk davranışları aslında duygusal açlığı dile getiren küçük işaretlerdir. Bu işaretler doğru yorumlanıp çocuğun duygusal açlığı giderilmezse, ruh sağlığı yara almaya başlayacak “davranış bozukluğu” dediğimiz altını ıslatma, tırnak yeme, yalan söyleme, saldırganlık vb. daha ciddi işaretler ortaya çıkacaktır. Anne baba çocuğunda gördüğü davranış bozukluklarını kınama, yargılama, tehdit ve ceza ile bastırmaya çalıştığı zaman problemin çözümü daha da zorlaşacak; davranış bozuklukları “ağır duygusal rahatsızlıklar” dediğimiz kaygı, depresyon, kendi kendine konuşma, sindirim sistemi ve uyku bozukluğu vb. şeklinde yön değiştirecektir. Ağır duygusal rahatsızlıklar tedavi edilmediği taktirde çocukların ailesiyle çatışmasına ve okul başarısının düşmesine yol açmakta; alkol, sigara, uyuşturucu, kumar gibi kötü alışkanlıklara zemin hazırlamakta, intihara kadar varan ciddi sonuçlar doğurmaktadır.


Ağır Duygusal Rahatsızlıkların İşaretleri


Koruyucu tıbbın temel kuralı psikolojide de geçerlidir: Sağlığa bakış açımız, hastalanıp çare aramaktansa hastalığa yol açan sebepleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Çocuklarımızın duygusal açlık ifade eden yaramazlıklarını doğru yorumlayıp açlıklarını giderecek yeterli sevgiyi, şefkati, korumayı, ilgiyi ve güveni vermemiz gerekir. Bunu yaptığımız taktirde koruyucu tıbbın gereğini yerine getirmiş, ağır duygusal rahatsızlıklara giden yolları kapatmış oluruz.

Çocuğumuzun duygusal yönden yaralandığını, ruh sağlığının tehlikeye girdiğini gösteren bazı işaretler vardır. Bu işaretlerden birini veya birkaçını gördüğümüz zaman vakit geçirmeden bir ruh sağlığı uzmanına gitmemiz, çocuğu tedavi ettirmemiz, aynı rahatsızlığın tekrar etmemesi için ailece terapi görmemiz gerekir.

Duygusal rahatsızlıkların işaretlerini ciddiyet derecesine göre kısaca şöyle sıralayabiliriz:

• En basit ihtiyacını bile ağlayarak dile getirme

• Başka çocuklardan daha korkak, endişeli ve kaygılı olma

• Mantıklı bir sebebi olmadan üzülme, çaresizlik, kendini kötü hissetme ve bu duygulardan kurtulamama

• Kendisini günahkâr, değersiz ve suçlu hissetme

• Sevdiği birini kaybettikten veya ondan ayrıldıktan sonra uzun süre yas tutma ve bu ayrılığa alışamama

• Boyunu, kilosunu, fiziksel görünüşünü beğenmeme ve bunu büyük bir problem olarak görme. Kilosu normal olduğu halde takıntılı bir şekilde spor yapma veya diyet uygulama.

• Fazla alıngan olma, çabuk öfkelenme

• Unutkan ve dalgın olma, bu yüzden sık kaza yapma

• Okul başarısında düşme

• Konuşmaktan hoşlanmama, odasına kapanıp saatlerce çıkmama, hayallere sığınma

• Eski alışkanlıklarını ve zevklerini kaybetme

• Ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaşıp kendi kabuğuna çekilme

• Her şeyden çabuk sıkılma, başladığı bir işin sonunu getirememe

• Yeme ve uyuma alışkanlığında değişmeler gösterme

• Gün içinde ellerini çok sık yıkama, eşyalarını temizleme

• Kaynağı açıklanamayan sesler duyma, tekrarlanan kâbûslar görme

• Başına kötü bir kaza geleceğinden, kötü bir şey yapacağından, arkadaşlarına ve ailesine zarar vereceğinden korkma

• Yaşamayı taşınmazı zor bir yük gibi görme ve intiharın bu yükten bir kurtuluş olacağından söz etme

• Alkol, hap veya uyuşturucu kullanma


Duygusal Rahatsızlığın Sebepleri

ve Aileye Düşen Görevler


Çocuklarda görülen duygusal rahatsızlıkların sadece aileden kaynaklandığını söylemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Aile araştırmasında ciddi bir negatif bulguya rastlanmayan beyin kimyasındaki bir bozukluktan, sinir sisteminin zarar görmesinden veya hasta genlerden kaynaklanan duygusal rahatsızlık vakaları çoktur. Olumsuz çevre şartlarının da duygusal rahatsızlıkta payı vardır. Fakirliğinden, ırkından, dinî inancından, vücut sakatlığından dolayı arkadaşları tarafından reddedilen, tecavüze veya şiddete maruz kalan çocuklarda duygusal rahatsızlıkların ortaya çıkma riski oldukça yüksektir. Gelişmiş modern araçlarla yapılan ciddi araştırmalara rağmen ağır duygusal rahatsızlıklara yol açan sebeplerin tamamı bilinmemektedir.

Sebep ne olursa olsun en büyük görev yine aileye düşmektedir. Anne baba çocuğunu tedavi ettirmek için elinden gelen her fedakârlığı göstermelidir. Aile talep etmedikçe ve istekli olmadıkça hiçbir ruh sağlığı uzmanı kapılarını çalıp “çocuğunuzu tedavi edeceğim” demez. Bazı aileler, başkaları duyarsa ne der, hakkımızda ne düşünür korkusuyla psikologa veya psikiyatra gitmek istemezler. Hiçbir anne babanın kendi prestijini düşünerek çocuğun ruh sağlığını riske atma hakkı yoktur. Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde ciddi duygusal rahatsızlığı olduğu halde çocuğunu doktora götürmeyen aileler komşuları tarafından polise şikayet edilmekte, Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen bir doktor gelip çocuğu tedavi ettirmek üzere hastaneye götürmektedir.

Maalesef ülkemizde henüz ihtiyaca cevap verecek bir sağlık politikası yok. Düşük ücretle ve sigortasız çalıştırılan binlerce insan, hiçbir sağlık sigortasından yararlanamayan milyonlarca işsiz, gerekli tedavi masraflarını ödeyemediği için hastanelerde rehin tutulan onlarca hasta var. Daha doğru dürüst beden sağlığını koruyamayan bu insanlara ruh sağlığından bahsetmek lüks gelebilir. Şartlar ne olursa olsun, çocuğunda yukarıda saydığımız işaretlerden birkaçını gören anne babalar tedavisini üstlenecek bir yardım kuruluşu veya hayırsever bir insan buluncaya kadar aramayı sürdürmeleri gerekir. Vakıf hastaneleri ve bazı özel sağlık kurumları hastanın ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmekte veya ücretsiz bakabilmektedir.

Bölgelere ve geleneklere göre anne baba tutumları değişebilir, ancak çocuğun ruhsal ihtiyaçları değişmez. Çocuk sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin olduğu zaman dayak bile yese duyguları incinmez. “Annem kötü çocuk olmamı istemediği için dövüyor...” diye düşünür. Yıllar önce görev icabı yolumuz Doğu Anadolu’nun bir kasabasına düşmüştü. Arabamızla Sağlık Ocağı’na doğru giderken sokakta bir kadının çocuk dövdüğünü gördüm. Arabayı durdurdum. Kadına sordum: “Bu çocuk senin neyin oluyor?” Yüzüme baktı. Doğu şivesiyle: “Oğlumdur,” dedi.

— Neden dövüyorsun?

— Oğlum değil mi, hem severim, hem döverim. Sana ne!

Kadından azarı işitince çocuğa döndüm: “Annenin seni dövmesine üzülmedin mi?” Çocuk sanki dayak yememiş de sırtı okşanmış gibi keyifle güldü: “Neden üzüleyim? Anamdır...” Çocuğun başını okşadım: “Haklısın,” dedim. “Anandır, hem sever, hem döver.”

Çocuk aslında dayaktan çok dayak sırasında söylenen aşağılayıcı sözlerden ve takınılan düşmanca tavırdan incinir. Küçük bir çocuk yanan sobaya doğru elini uzatırken, anne onu bu davranışından caydırmak için eline bir tokat vurduğu zaman çocuk döner annesinin yüzüne bakar. Annenin asık suratlı ve öfkeli olduğunu gördüğü zaman sobayı unutur ağlamaya başlar. Çocuğu ağlatan eline vurulan tokat değildir, annenin tokat atarken takındığı tutumdur. Aynı anne tokat atarken hafif gülümsese çocuğun duyguları incinmeyecek ve ağlamayacaktır. Eski terbiyeciler buna “şefkat tokadı” derler.

Anne baba olarak öncelikli görevimiz çocuklarımızın ruh sağlığını korumaktır. Bu itibarla onların da bir insan olduğunu, temel hak ve özgürlükleri bulunduğunu, anne baba da olsak bunları kısıtlamaya hakkımız olmadığını, bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Çocuklarımıza karşı beklentilerimizde onların gelişim evrelerini dikkate almalı, yapabileceklerinden fazlasını istememeliyiz. Öfkelerini, üzüntülerini, korkularını ve endişelerini olgunlukla karşılamalı, ifade etmelerine izin vermeli, bu duyguların nereden kaynaklandığını anlatmalı, onlarla nasıl baş edeceklerini öğretmeliyiz.

Çocuklarımıza bolca nasihat etmek yerine kendimiz iyi örnek olmalıyız. Çünkü onlar bizi taklit ederek büyüyeceklerdir. Yeteneklerini ve bu yöndeki girişimlerini destekleyerek her konuda yardım etmeye hazır olduğumuzu hissettirmeli, güven duygularını güçlendirmeliyiz. Aynı fikirde olmadığımız ve anlaşamadığımız durumlarda görüşlerinden dolayı onları suçlamamalı, yargılamamalı, bağımsız bir kişilik kazanmalarına yardımcı olmalıyız.

Yapıcı, mantıklı ve tutarlı bir disiplin uygulamalıyız. Disiplin ceza değildir, çocuğun davranışlarına karşı takındığımız tutumdur, yani doğru davranışlarını desteklemek, yanlış davranışlarını onaylamamaktır. Her çocuk kendine özeldir, bütün çocuklar için doğru olan bir disiplin şekli yoktur. Dayak ve ceza, sözün tesir etmediği durumlarda en son başvurulacak bir çaredir. Cezanın amacına ulaşması ve çocuğu yanlış davranışlardan caydırması için sebebini açıklamalı, duygularını ve kişiliğini incitici davranışlardan ve sözlerden sakınmalıyız.

Hiç kimse mükemmel değildir. Ne kadar bilgili ve iyi niyetli olursak olalım çocuklarımızı eğitirken bazen canımızı sıkan, aşamadığımız ve çözemediğimiz problemler çıkabilir. Problemin uzun süre devam etmesi durumunda bir ruh sağlığı uzmanından yardım istemekten çekinmemeliyiz.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1011
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 30.06.2008 11:01
Yararlı bilgiler için teşekkürler.
pisipisi Tarih: 29.06.2008 03:08
Dürtü kontrol bozukluklarının çocuklar ve gençlerdeki görünümü erişkinden bir kısım farklılıklar gösterir. Bu spektrumda ele alınacak dürtü kontrol bozuklukları ; Öfke patlamaları , kleptomani , piromani , patolojik kumar oynama , trikotillomani sayılabilir. Özellikle çocukluk döneminde görülenler aralıklı patlayıcı bozukluk , piromani ve trikotillomani önemlidir.

Öfke patlamaları : Çocuklarda başka psikiyatrik durumlarında eşlik edebildiği bu bozuklukta , çocuklar normalden daha sık olarak ufak tefek sebeplerle dahi olsa , olaylar karşısında büyük tepki koyabilirler. Bu durum , aniden ve çok şiddetli bir cevap şeklinde olabilir. Bu durum engellenme eşiğinin çok düştüğü , irritabilite ve depresif duygudurumun eşlik ettiği durumlar ile karıştırılmamalıdır. Öfke patlamaları bir çok psikiyatrik durumun kendi doğasında görülebileceği için eşlik eden psikiyatrik bir durum varsa , gözden geçirilmelidir.

Piromani : Bu bozuklukta patolojik olarak yangın çıkarma ve ateş yakma vardır. Genelde ebeveynin olmadığı zamanlar olmak üzere çocuk olur olmaz ateş yakıp yangın çıkarmaktan kendini alamaz . Bu durum normal gelişim esnasında görülen çocukların ateşe olan ilgisinden çok şiddetli derecededir. Çocuk herhangi bir neden olmadan ve sonucunu düşünmeden bu türlü bir şey yapabilir. Bu durumun davranım bozukluğundaki görünümünden ayırt etmek gerekir.

Trikotillomani : Bu durum patolojik olarak vücutta bulunan saç kirpik gibi yerlerden kıl koparmak şeklinde özetlenebilir. Bu durum bir çok psikiyatrik rahatsızlıkta görülmekle beraber yalnız başka semptom olmadığı zamanlar trikotillomaniden söz edebiliriz. Genelde bu türlü saç ve kirpik koparma bir kaygı işaretinin ve altta yatan agresyonun işaretçisi olabilir. Bu durumun ayırıcı tanısı iyi yapılmalıdır.

Kleptomani: Patolojik hırsızlık diyebileceğimiz bu durum davranım bozukluğunda görülebilir. Başka semptomlar olmadan sadece dürtü kontrol eksikliğinden kaynaklanan bir durum varsa kleptomaniden bahsedebiliriz. Çocuklarda sadece kleptomani görülmesi nadir olmakla beraber daha çok diğer psikiyatrik rahatsızlıklar ile birlikte görülmesi sıktır. Bu durumun görüldüğü çocukların ailelerinin maddi düzeyi ile kleptomai ilişkisi belirgin olarak gösterilememiş olmakla beraber ,davranım bozukluğu ile birlikte görülme sıklığı fazladır.

Patolojik Kumar Oynama: Bu durum genelde başka psikiyatrik rahatsızlıklarla beraber görülmekle beraber , sadece kumar oynamaktan kendini alamama şeklinde ise bu tür bir dürtü kontrol bozukluğundan bahsedebilriz . Davranım bozukluğunun eşlik ettiği şekliyle çocuklarda daha çok görülür.

Dürtü kontrol bozuklukarının tedavisi genelde içgörü kazandırmaya yönelik psikoterapi şeklinde uygulanabilir . Bu durumun şiddetine göre gerekirse ilaç tedavisi yapılmalıdır. Eşlik eden psikiyatrik bir durumun tedavisi önemlidir. Aynı zamanda okul ile işbirliği önemlidir. Anne babalara yapılacak danışmanlık ile çocukların bu durumdan kurtulmaları kolaylaşmaktadır.
pisipisi Tarih: 29.06.2008 03:06
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI



Kişilik, kişinin kendine özgü davranışlarının bir bütünüdür. Diğer bir ifadeyle günlük yaşamda çevresine verdiği tepkiler ile, tutum ve davranışlarının oluşturduğu bütünlüktür. Dolayısıyla bu bütünlük içinde bir uyum ve süreklilik olması gerektiği gibi, normal davranış ve düşüncelerden sapmalar da göstermemesi, esnek olabilmesi, toplumsal uyum ve işlevini bozmaması gerekir. Bu durumda sağlıklı bir kişilik yapısından bahsedebiliriz.

Ancak bazı bireylerde bu bütünlük ve uyum bozulmuş, işlev ve yeterlilik sapma göstermiştir ki, bu tür durum ve örüntüye kişilik bozukluğu adı veriyoruz. Kişilik bozukluğundaki özellikler sürekli ve tutarlıdır. Bireyi farklı kılacak kadar da kapsamlıdır. Aynı zamanda birey bu özellikleriyle bir bütün oluşturmuş olup, kendisini değiştirmekten çok, diğerlerinin kendisine uyum sağlamasını bekler.

Bu kişilerde gelişimsel takıntılar ve olgunlaşmama görülür. İş ve özel hayatlarında zorlanırlar, davranış ve tutumlarının başkalarını nasıl etkilediğini düşünmezler. İç görü ve empatiden yoksun olduklarından, başkalarından da yardım arayışı içine girmezler. Strese dayanma eşikleri de oldukça düşüktür.

Kişilik bozukluklarının genel kapsamının %6 – 9 civarında olduğu düşünülmektedir. Genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkar ve çocukluk döneminde de kendisini gösterir. Kişilik bozukluklarında kısmen genetik bir geçişin olduğu düşünülmekle beraber, ailedeki yetiştirme ve eğitim tarzı esas belirleyici olarak görülmektedir.
Ortaya çıkan ortak özelliklerine göre, kişilik bozuklukları farklı başlıklar altında incelenmekte olup, aşağıda bu sınıflandırma esas alınarak, belirgin özellikleri açıklanmıştır.

1) Paranoid Kişilik Bozukluğu
Ø Resmi bir tarzları vardır ve gergin durular.

Ø Sürekli olarak çevrelerini tarar ve insanları ölçüp biçerler.

Ø Eğlenceli kişiler değildirler ve ciddi olarak bilinirler.

Ø Oldukça mesafelidirler ve genelde başkalarına yakınlık ve sıcaklık duymazlar.

Ø Güç sahibi olmaya ve kişilerin derecelerine büyük önem verirler. Zayıf, yetrsiz ve güçsüz kişilere tepeden bakar ve aşağılarlar.

Ø Genelde toplum içinde başkalarıyla çatışma içinde olurlar.

Ø Kesin ve somut bir neden olmadan başkalarının kendisini sömürdüğüne, aldattığına veya zarar vermek istediğinden kuşkulanır.

Ø Arkadaş ve meslektaşları ile akrabalarının da kendisine olan bağlılık samimiyetleri üzerinde yersiz ve sürekli kuşkuları vardır.

Ø Söyleyeceklerinin kendi aleyhine kullanılacağını düşündüğünden başkalarına sır vermez.

Ø Sıradan ve normal söz ve davranışlardan, kendisinin tehdit edildiği veya aşağılandığına yönelik anlamlar çıkarır.

Ø Kırıcı davranışları, haksızlıkları yada kendisine önem ve değer verilmemesini bağışlamaz ve sürekli kin besler.

Ø Önemsiz ve anlamsız nedenlerle karakterine ve saygınlığına saldırıldığı yargısına vararak, öfke ve saldırı ile tepki gösterir.

Ø Doğru olmayan bilgi ve kuşkularla, eşinin sadakatsizliğinden şüphelenir.

Ø Toplumun %0,5 – 2,5 oranını etkilediği düşünülmektedir. Şizofren ve paranoid bozukluk bulunan ailelerde ve erkeklerde daha çok görülür.

Ø Genetik yatkınlık yanında, özellikle çocukluk yıllarında aile sorunları ve sömürü izine rastlanmaktadır.

2) Şizoid Kişilik Bozukluğu


Ø Tek etkinlik çerçevesinde kalırlar ve çok az etkinlikten zevk alırlar.

Ø Genellikle çekingen yapıları vardır, günlük yaşama katılmazlar, başkalarıyla benzer kaygıları taşımazlar ve pek yakınlık duymazlar.

Ø Başkalarıyla kendilerini rahat hissetmezler ve göz kontağı kurmazlar.

Ø Başkalarının yanında çok ciddi olabilirler, korku duyabilirler veya aldırmaz bir tutum takınabilirler.

Ø Duygulanım sınırlı ve yüzeysel ve donuktur.

Ø Olayların komik yanlarıyla ilgilenmezler.

Ø Kısa cevaplar verirler, kendiliklerinden konuşmazlar, bazen de acayip mecazi anlatımları olur.

Ø Cansız nesnelerden, doğa üstü kurgulardan etkilenebilirler; matematik, astronomi yada felsefi akımlarla ilgilenebilirler.

Ø Başkalarına olan gereksinimleri çok sınırlı olmasına rağmen, hayvanlara büyük bir bağlılık gösterebilirler.

Ø Cinsellikleri sadece düşleriyle sınırlıdır. Erkekler genelde bekar kalır, kadınlar edilgen yapıda evliliklerini sürdürebilirler.

Ø Kızgınlıklarını gösteremezler.

Ø Başkalarından gelen tehditlere veya emirlere boyun eğme ve karşı çıkmama tutumu içindedirler.

Ø Başkalarının övgü yada eleştirilerine karşı ilgisiz görünürler.

Ø Şizofren akrabası olanlarda daha sık görülür.

Ø Toplumun % 7,5 ‘unu etkilediği söylenmektedir.

3) Şizotipal Kişilik Bozukluğu


Ø Garip kişiler olarak tanımlanırlar.

Ø Davranışlarında, konuşmalarında, duygulanımlarında ve görünümlerinde ayırt edici özellikleri vardır, kendilerine özgü ve tuhaftır.

Ø Kendi duygularının ayırımında olamayabilirler ve başkalarının olumsuz duygulanımlarına karşı çok duyarlı olabilirler. Kısıtlı ve uygunsuzdur.

Ø Bir çoğunun batıl inançları yada duyu ötesi algılara inancı vardır.

Ø Düş içinde yaşarlar.

Ø Toplumdan uzak kalma eğilimi gösterirler ve stres altında geçici psikotik belirtiler ortaya çıkarabilirler.

Ø Mezheplere katılır, büyücülük yada olağan dışı dini uygulamalar içinde olabilirler.

Ø Çok azının yakın arkadaşı vardır ve sosyal kaygıları fazladır.

Ø Referans fikirleri yoğundur.

Ø Kuşkuculuk ve paranoid düşüncelere rastlanır.

Ø Toplumun % 3’lük kısmını etkilediği bilinmektedir.

Ø Şizofrenik yakınları olanlarda daha sık görülür.

4) Antisosyal Kişilik Bozukluğu


Ø Manipülatif davranana kişilerdir.

Ø Yalan söyleme, evden kaçma davranışları sık görülür.

Ø Kişinin geçmişinde şiddete sık başvurduğu ile ilgili anemnez alınır.

Ø Rasgele cinsel ilişkilere girer.

Ø Eşini yada çocuğunu sömürdüğü görülür.

Ø Vicdan azabı çekmezler, pişmanlık duymazlar.

Ø Dürtü bozuklukları genelde vardır ve plansız davranırlar.

Ø Başkalarına karşı düşünceli ve duyarlı değillerdir.

Ø Huzursuzluk içindedirler ve saldırgan tutum içindedirler.

Ø Başkalarını aldatma ve sahtekarlık içinde yaşarlar.

Ø Kendilerinin ve başkalarının güvenliğini umursamazlar.

Ø Yinelenen kavga ve dövüşler veya saldırılarla devam eden sinirlilik hali

Ø Bir işi götürememe yada mali yükümlülüklerini sürekli götürememe ile belirgin sorumsuz tavırlar

Ø Başkalarına zarar vermiş, kötü davranmış yada başkasından bir şey çalmış olmasına rağmen ilgisizlik hali yada yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirme ile devam eden vicdan azabı çekmeme

Ø Yasalara, toplumsal kurallara ayak uyduramama

Ø Erkeklerde %3 – 7, kadınlarda %1 civarında sıklıkla rastlanır. Hapishanedekilerin yaklaşık %75’inde bu bozukluğa rastlanır.

Ø Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu yatkınlık oluşturur.

5) Borderline Kişilik Bozukluğu


Ø Psikoz, duygu durum bozuklukları, diğer kişilik bozuklukları ve bilişsel bozukluklarla örtüşen çok yanı vardır.

Ø Her zaman bir bunalım ve kriz içindedirler.

Ø Mikropsikotik epizodları olabilir ve bunlar genellikle paranoya veya gelip geçici disosiyatif belirtileri içerir.

Ø Başkalarıyla ilişkileri çok çalkantılıdır, yalnız kalmaya tahammülleri yoktur.

Ø Terk edilmenin her türüne karşı koyabilmek için her türlü yola başvurabilirler.

Ø Çok kolay öfkelenebilir ve genellikle manüpülatif davranırlar.

Ø Para, cinsellik gibi konularda dürtüsel davranırlar. Madde kötüye kullanımı, hızlı araba kullanımı yada tıkanırcasına yemek yeme davranışları sık görülür.

Ø Duygulanımlarında tepkisellik hakimdir, fırtınalar yaşanabilir.

Ø Gözünde aşırı büyütme yada yerin dibine vurma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin olması

Ø Kimlik karmaşası yaşarlar. Belirgin ve sürekli olarak tutarsız benlik algısı veya kendilik duyumunun mevcuttur.

Ø Yinelenen intihar davranışları ve girişimleri, göz korkutmaları vardır.

Ø Kendini sürekli olarak boşlukta hissederler.

Ø Uygunsuz ve yoğun öfke yada öfkesini kontrol edememe hali vardır.

Ø Genellikle % 2 civarında sıklığa sahiptir. Genelde kadınlarda daha yoğundur.

Ø Bu kişilerin %90’ının başka bir psikiyatrik hastalığı; %40’ının da ikiden çok psikiyatrik tanısı vardır.

Ø Bu kişilerin ailelerinde duygu durum ve madde kötüye kullanımı daha fazladır.

6) Histrionik Kişilik Bozukluğu


Ø Bu tür kişilik bozukluklarında insanlar sürekli rol yapıyormuş gibi, duygusal ve olumlu izlenim bırakmaya çalışan kişilerdir.

Ø Çoğunlukla işbirliği yaparlar ve kendilerine yardım edilmesini isterler.

Ø Çok renkli, aşırı derecede süslü, göz alıcı, alımlı olmaya çalışırlar; dikkatleri üzerlerine çekmeye yönelik ayartıcı ve baştan çıkarıcı davranışlar içindedirler.

Ø Davranışlarında bağımlılık gösterirler. Gösterişe dönük ve yapmacık davranış içindedirler.

Ø Hızlı değişen duygulanımları vardır. Duygusal derinlikleri yoktur, sığdırlar ve içten davranmazlar. Duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler.

Ø Aşırı düzeyde başkalarını etkilemeye yönelik, ayrıntısız konuşma biçimleri vardır. Sanki rol yapıyormuş gibi konuşurlar.

Ø Çoğu zaman telkine yatkındırlar, başkalarından ve olaylardan çabuk etkilenirler.

Ø İlişkilerin olması gereğinden daha yakın olması gerektiğini düşünürler.

Ø Yüzeysel olarak bakıldığında hoşa giderler.

Ø İlgi odağı olamadıklarında rahatsız olurlar.

Ø Prevalansı %2 – 3 civarındadır. Kadınlarda daha sık görülür.

Ø Bu bozukluk somatizasyona, duygu durum bozukluğuna ve alkol kullanımına eşlik edebilir.

7) Narsistik Kişilik Bozukluğu


Ø Kendini büyük görme ve benlik saygısı ile ilgili konularda aşırı ilgilenme ile belirlidir.

Ø Kendilerinin önemli oldukları ile ilgili büyüklük duyguları vardır. Başarı ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi bekler.

Ø Küstah, kendini beğenmiş davranış yada tutumlar sergilerler.

Ø Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik yada kusursuz sevgi hayalleri üzerinde kafa yorarlar.

Ø Özel insan olduklarına ve özel haklarla donatıldıklarına inanırlar. Ancak başka özel yada toplumsal durumu üstün kişilerin kendisini anlayabileceğini yada ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanır.

Ø Eleştirilmeye yada yenilgiye büyük bir kızgınlıkla ve depresyon ile karşı koyarlar.

Ø Benlik saygıları kırılgandır.

Ø Başkalarını kendi çıkarları uğruna kullanma eğiliminde olurlar

Ø Başkalarıyla eşduyum ve empati yapamazlar. Başkalarının duygularını ve gereksinmelerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdirler.

Ø Çoğu zaman başkalarını kıskanır yada başkalarının kendisini kıskandığına inanır.

Ø Çok beğenilmek isterler. Dış görünüşleriyle aşırı ilgilidirler ve kendilerine hayran olunmasını beklerler.

Ø Toplumdaki sıklığı %1 civarındadır.

8) Çekingen Kişilik Bozukluğu


Ø Bu kişiler fobik olarak adlandırılan utangaç, çekingen, ürkek, korkak bir kişiliğe sahiptir.

Ø Kolaylıkla incinirler ve dışlanmaya karşı duyarlıdırlar. Mahcup düşeceği yada alay konusu olacağı korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterir.

Ø Eleştirilecek, beğenilmeyecek yada dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınırlar.

Ø Kendi dünyalarında yaşarlar ve başkalarının kendilerini koşulsuz olarak kabul etmelerini beklerler. Sevildiğinden emin olmadıkça, insanlarla ilişkiye girmek istemez.

Ø Toplumsal katılımlarda bulunmaya karşı isteklidirler. Ancak küçük düşeceği korkusuyla kişisel girişimlerde bulunmak yada yeni etkinliklere katılmak istemez.

Ø Toplumsal durumlarda eleştirileceği yada dışlanacağı üzerinde sıklıkla düşünür.

Ø Yetersizlik duyguları nedeniyle yeni kişilerle aynı ortamda bulunduğu durumlarda ketlenir.

Ø Sıklıkla aşağılık duyguları vardır. Kendilerine güvenleri yoktur ve geri çekerler, kendilerini göstermek istemezler.

Ø Başkalarının sıradan yorumlarını aşağılayıcı olarak değerlendirir.

Ø Kendilerini sosyal açıdan beceriksiz ve çekici olmayan biri olarak görürler.

Ø Toplumdaki sıklığı %0,5 – 1 arasındadır.

9) Bağımlı Kişilik Bozukluğu


Ø İleri derecede bağımlı, uysal ve boyun eğen kişilerdir.

Ø Kendi sorumluluk ve gereksinimleri başkalarınınkinden sonra gelir.

Ø Yaşamlarının çoğunda, önemli alanlarda sorumluluk almak için başkalarına gereksinim duyarlar.

Ø Kendileri ile ilgili kararları başkalarının almasını ister.

Ø Sömürüye dayalı kişilere dayanabilirler.

Ø Kendilerine güvenleri yoktur, başkalarının öğüt ve desteğine ihtiyaçları vardır.

Ø Kendisine bakamayacağına ilişkin aşırı korku nedeniyle tek başlarına kalmaya katlanamazlar, kendilerini rahatsız ve çaresiz hissederler.

Ø Yakın bir ilişkisi bittiğinde, bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler.

Ø Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için, hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar aşırı gidebilirler.

Ø İşyerinde sürekli gözetim altında tutulmaya gereksinim duyarlar. İşleri başlatma ve tek başına iş yapma zorlukları vardır.

Ø Pasiftirler, kendilerinin farklı görüşlerini ifade etmekte zorlanırlar.

Ø Bütün kişilik bozukluklarının %2,5’unu oluşturular.

Ø Daha çok kadınlarda görülür.

10) Obsesif – Kompulsif Kişilik Bozukluğu


Ø İnatçılık boyutlarında ısrarcılık görülür.

Ø Duygulara dayanan kararlarda kararsızlıkları çoktur.

Ø Kendilerini ve bulundukları ortam ve koşulları denetim ve kontrolleri altında tutmaya çalışırlar.

Ø Kişiler arası ilişki kurma, olaylara gülüp geçme, sıcaklık duyma gibi becerilerden yoksundurlar.

Ø Otoriter bir tutum içindedirler. Mekanik ve duygudan uzak tavır içindedirler.

Ø Esas amacı gölgeleyecek kadar ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama ve organizasyon işleriyle meşgul olurlar.

Ø İşin tamamlanmasını zorlaştıracak kadar mükemmeliyetçilik gösterirler.

Ø Sosyal ilişki, faaliyet ve hobilerine zaman ayıramayacak kadar iş ve üretkenlikle ilgilenirler.

Ø Ahlak, doğruluk, değerler ve sistem ile ilgili konulara aşırı hassasiyet gösterir ve esneklik sağlayamaz.

Ø Nesneleri biriktirir, eskimiş ve değersiz şeyleri kolayca elden çıkaramazlar.

Ø Diğerlerinin işi kendisi gibi yaptığına ikna olmadıkça, görev dağılımı yapma ve birlikte çalışmaya karşı çıkar.

Ø Para harcama konusunda cimri davranır. Gelecekteki kötü günler ve felaketler için biriktirilmesi gereken bir araçtır.

Ø Erkeklerde daha sık görülür.

Ø Genetik faktörler etkin olmasına rağmen, ailede katı bir disiplin ile yetişenlerde daha sık görülür.

11) Pasif – Agresif Kişilik Bozukluğu


Ø Engelleyen, sürümcemede bırakan, ağırdan alan, geciktiren, erteleyen, inatçı ve yavaşlatan kişilerdir.

Ø Yeterli başarı ölçütlerine karşı çıkarlar.

Ø Gecikmeler için her zaman bahaneleri vardır.

Ø Başkalarının hatalarını bulup çıkarırlar.

Ø Kendilerini öne sürmez ve ortaya çıkarmazlar.

Ø Her şeyi kendi bildikleri gibi yapma eğilimindedirler.

Ø Her şeyin en iyisini kendileri bilirler.

Ø Karşıdaki kişinin davranışlarını zaman zaman da olsa tolere edemez ve hemen karşı koyarlar.

Ø Başkalarının denetimi altında olmak ve yönetilmekten hoşnut olmazlar.

Ø Her şeyin ters gittiğine inanırlar.

Ø Uyumsuzlukları nedeniyle izole olabilir ve yalnız kalabilirler.

Ø Depresif bozukluklar ve alkol kötüye kullanımı gelişebilir.

Ø Küçük yaşta otorite olan kişilerle sorun yaşamış olabilirler.
Uzm.Psikolog Ahmet V. Türker
pisipisi Tarih: 29.06.2008 03:04
Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları
Ali Çankırılı


AİLEDE VE TOPLUMDA meydana gelen olumlu ve olumsuz bütün olaylardan her insan gibi çocuk da etkilenir. Ancak çocuklar yetişkinler gibi yeterli tecrübe birikimine, gelişmiş mantığa ve güçlenmiş bir iradeye sahip olmadıkları için karşılaştıkları olumsuz şartları, âni değişiklikleri ve zorlukları anne baba desteği olmadan kolay aşamazlar. Aile büyüklerinden birinin ölümü, babanın işini kaybetmesi, yeni bir eve taşınılması, okulunun değiştirilmesi, yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi gibi beklenmedik olayları ve değişiklikleri çocuklar kolay kabullenemez, uyum sağlamakta zorluk çekerler. Anne ve babadan destek gören, sevilen, özgüven duygusu gelişmiş bir çocuk kısa sürede yeni duruma uyum sağlayabilir. Uyum sağlayıncaya kadar geçen süre içinde gösterilen davranış bozuklukları ruh sağlığına zarar vermeyen geçici uyum bozukluklarıdır. Bunlar aslında çocuğun sosyal gelişimi için faydalı tecrübelerdir.
Psikologlar, bir davranış bozukluğunu yorumlarken çocuğun yaşını ve davranış bozukluğuna yol açan olayın ciddiyetini gözönünde bulundururlar. Örnek verecek olursak, iki yaşına kadar bebeklerde parmak emme fazla ciddiye alınacak bir davranış bozukluğu değildir. Nöropsikoloji uzmanları bunun ana rahmindeki bir alışkanlığın devamı olduğunu söylerken, gelişim psikolojisi uzmanları da çevreyi ve vücudunu tanıma girişimi olarak değerlendirirler. Memeden kesilen bir bebeğin yeni duruma uyum sağlayıncaya kadar parmağını emmesi normal sayılır. Yine korktuğunda, acıktığında, anneyi özlediğinde, uykuya dalarken parmak emmesi bir rahatlama şeklidir; davranış bozukluğu sayılmaz. Üç yaşındaki bir çocuğunun isteği yerine getirilmediği zaman ağlayıp sızlanması, yatıp yuvarlanması eğitim eksikliğine verilir ve fazla yadırganmaz. Ancak aynı hareketler on yaşındaki bir çocukta davranış bozukluğu kabul edilir.

Parmak Emme: Bir yaşından veya sütten kesilmeden sonra devam eden parmak emme, anne-çocuk ilişkisindeki yetersizliğe ve güven duygusunun eksikliğine işaret eder. İleri yaşlarda ortaya çıkan parmak emme, daha ciddi ruhsal bozuklukların belirtisi sayıldığından, profesyonel yardım gerektirir.

Saç Koparma (Trikotillomani): İki yaşından önce görülen saç ve seyrek olarak kaş yolma davranışı zeka geriliğinin ve gelişim bozukluğunun işareti sayılabilir. İki yaşından sonra ortaya çıkan saç yolma, anne-çocuk ilişkisinde çatışmalar olduğunu gösterir. Duygularını ifade etmede güçlük çeken, yasak ve baskı altında büyüyen kız çocuklarında saç koparma davranışına daha sık rastlanmaktadır. Korkularını, endişelerini, öfkelerini rahatça ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar, saçlarını veya kaşlarını yolarak, saldırganlık ve kızgınlık duygularını kendilerine yöneltmektedirler. Konuşamayan, isteklerini anlatmakta güçlük çeken zihin özürlü çocuklarda da saç koparma vak’alarına sık rastlanmaktadır.

Tırnak Yeme: Kızgınlığını, sıkıntısını, korkusunu rahatça dile getirmesine izin verilmeyen ve kızgınlığı ceza ile bastırılan çocuklar, saç koparmada olduğu gibi, tırnak yiyerek saldırganlık duygularını kendilerine yöneltirler.

Toprak Yeme (Pika): İlk bir yıl içinde bebekler eline geçeni ağzına götürerek sertliğini, yumuşaklığını, yenip yenmediğini deneyerek öğrenmek isterler. Bu tür geçici denemeler ilk aylarda eşyayı tanıma ve keşfetme olarak değerlendirilebilir. Bir yaşından sonra devam etmesi hâlinde uyum bozukluğu olarak ele alınmalıdır. Yeterince beslenemeyen, ilgi ve sevgi eksikliği içinde olan çocuklar, evde ve bahçede ellerine geçirdikleri toprak, kum, kireç, hatta dışkı gibi zararlı şeyleri ağzına götürüp yiyebilirler. Seyrek de olsa mobilya kenarlarını kemiren çocuklara rastlanmaktadır. ‘Pika’ denilen bu davranış bozukluğu, daha çok anne sütü ile beslenmeyen, sevgiden, ilgiden ve şefkatten uzak büyüyen, güven duygusu gelişmemiş çocuklarda görülmektedir.

Altını Islatma ve Kirletme (Enuresis ve Enkopresis): Normal olarak çocuklar iki yaşını tamamladığında küçük ve büyük abdestlerini bilinçli olarak tutabilmektedirler. Soya çekime, beslenmeye ve iklime bağlı olarak bu süreç üç yaşına kadar uzayabilir. Dört yaşından sonra devam eden altını ıslatmalar ve kirletmeler normal değildir. Eğer çocuk küçük abdestini tutmayı hiç öğrenememiş ise, zeka geriliği veya organik bir rahatsızlığından dolayı kaslarını kontrol edemiyor olabilir. Laboratuvar testlerinin normal çıkması hâlinde psikolojik sebepler aranır. Eğer çocuk uzun bir süre altını kuru tutmayı öğrenmiş, sonra altını ıslatmaya veya kirletmeye başlamış ise, altını ıslatmaya başladığı zaman bir hastalık geçirip geçirmediğine bakılır. Sonradan altını ıslatma veya kirletmenin sebebi çoğu zaman psikolojiktir. Kardeş kıskançlığı, aileden birinin ölümü, boşanma, annenin tedavisi uzun süren bir hastalığa yakalanması gibi olaylar altını ıslatmayı başlatan tetikleyici sebepler arasında sayılabilir.

Öfke Patlamaları (Tempertantrum): Duyguları bastırılan, ruhsal gerginliğini ve kızgınlığını ifade etmesine izin verilmeyen çocuklar birikmiş saldırganlık duygularını uzun süre taşıyamazlar. Bir olayı veya yerine getirilmeyen bir isteklerini bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltırlar. Ağlayarak kendilerini yerden yere atarlar, kafalarını yere, duvara veya sert bir cisme vururlar. Ayrıca hatalı eğitim sonucu kural tanımayan, her isteği yerine getirilen, aşırı şımartılmış çocuklar da yerine getiremeyecekleri bir kural veya aşamayacakları bir engelle karşılaştıklarında öfke nöbeti geçirebilirler.

Hırsızlık (Kleptomani): Çocuklar beş yaşına kadar ben-merkezci bir kişiliğe sahiptirler, mülkiyete ve kişilik haklarına ait kurallara uymazlar. Üç yaşındaki bir çocuk kendi oyuncağını karşısındaki çocukla paylaşmak istemediği gibi, onun elindeki oyuncağa da sahip olmak ister. Bunun yadırganacak bir tarafı yoktur. Ancak, anne babaların okul öncesi (3-5 yaş) çocuklara başkasına ait bir oyuncağın veya eşyanın habersiz alınamayacağını öğretmeleri gerekir. Eğer çocuğunuz oyun sırasında arkadaşlarına ait bir oyuncağı cebine veya çantasına saklayıp eve getirir ve siz de bunu farkederseniz, başkasına ait birşeyi habersiz almanın doğru bir davranış olmadığını, mutlaka geri vermesi gerektiğini anlatmalısınız. Buna hırsızlık denildiğini ve çok çirkin bir davranış olduğunu söyleyerek çocuğu utandırmanız ve suçlamanız gerekmez. Çünkü, gerçekte çocuğun amacı hırsızlık değildir. Eğer uyarılarınıza ve telkinlerinize rağmen başkalarına ait şeyleri habersiz almaya ve odasına saklamaya devam ederse çocukta bir güven eksikliği ve aşağılık duygusu var demektir. Yeterli sevgi ve ilgi görmeyen çocuklar anne ve babaya ait saat, gözlük, kalem, mücevher, makyaj malzemesi gibi şeyleri kendi odalarına saklayarak ruhsal açlıklarını gidermeye çalışırlar.

Okul öncesi çocuklarda ara sıra görülen ve amacı hırsızlık olmayan vak’alar geçici olup anne babadan yeterli ilgi ve sevgi gördüğünde kendiliğinden kaybolmaktadır. Asıl ciddiye almamız gereken, okul çağında görülen hırsızlık olaylarıdır. Çocuk ihtiyacı olduğu için değil, ruhsal açlığını gidermek için sıra arkadaşının kalem, silgi, açacak gibi eşyalarını çalmaktadır. Anne babasının cebinden veya cüzdanından para çalıp bununla arkadaşlarına kola ve yiyecek ısmarlayan bir çocuk, arkadaşlarının ilgisini çekmek ve onların gözünde değer kazanmak istemektedir. Çocuk evde bulamadığı sevgi ve ilgiyi arkadaşlarında aramaktadır.

Kendileriyle konuşulmadan, onayları alınmadan yatılı okula verilen çocuklar evde istenmedikleri ve sevilmedikleri için yatılı okula verildiklerini düşünürler. Kendilerini değersiz hisseden, güven duygusu gelişmemiş bu çocukların da sık sık kuralları çiğnedikleri, derslerini ihmal ettikleri ve hırsızlık yaptıkları bilinmektedir.

Yalan: Çocuk, okul öncesi (3-5 yaş arası) dönemde gerçek dışı simgelerle gerçek simgeleri birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa ulaşmadığından anlattığı gerçek dışı şeyler yalan olarak değerlendirilmez. Bazen rüyalarını ve hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilir. Dikkat çekmek için uydurduğu hikâyeler de yalandan uzaktır. Çünkü burada amacı sizi aldatmak değil, kendisiyle meşgul olmanızı ve ona zaman ayırmanızı sağlamaya çalışmaktır.

Tabiatta, yani yaratılışta yalan yoktur. Hadiste, her çocuk fıtrat üzere doğar, buyurulur. Bu, her çocuk yalandan, günahtan, ikiyüzlülükten uzak olarak dünyaya gelir demektir de. Çocuk zamanla yalanı bizden öğrenir. Eğer çocuğumuz yalan söylüyor ise, önce kendimizi, sonra arkadaşlarını ve çevresini gözden geçirmemiz gerekir.

Saldırganlık, Oyunbozanlık, İnatçılık (Asosyalite): Oyun çocuğun en ciddi işidir ve en etkili eğitim aracıdır. Oyundan zevk almayan çocuk yoktur. Çocuk oyun vasıtasıyla birikmiş enerjisini boşaltır, sinirlerini ve kaslarını geliştirir, el becerileri kazanır, yeteneklerini gösterme fırsatı bulur. Paylaşmayı, kurallara uymayı, sırasını beklemeyi, kendisine verilen rolü yerine getirmeyi, sabretmeyi öğrenir. Çünkü ister aletli, ister aletsiz oynansın, kuralsız oyun yoktur.

Eğer bir çocuk oyunun kurallarına uymuyor, kendisine verilen rolü yerine getirmiyor, yenilgiyi kabul etmiyor, saldırgan ve inatçı bir kişilik sergiliyor ise, ailenin verdiği eğitimde yanlışlar var demektir. Bu çocukların kısa zamanda adı oyunbozan ve mızıkçıya çıkar, arkadaşları tarafından oyuna alınmaz. Her isteği yerine getirilen, şımartılmış, ‘dediğim dedik’ çocuklar grup oyunlarına uyum sağlamakta zorluk çekerler.

Uyku Bozukluğu: Bebeklerin uyku ve uyanıklık saatlerini ayarlama ve bir düzene sokma ilk aylarda zor olabilir. Ancak zamanla anne-bebek ilişkisi yerine oturunca, uyku saatleri de bir düzene girecektir. Bebek geceleri birkaç defa ağlayarak uyanabilir. Meme verilip altı temizlendiğinde tekrar uykuya dalar. İleriki aylarda diş çıkarma, yeterince beslenememe, karın ağrısı ve kulak iltihabı, ilgi eksikliği, fazla ses ve ışık gibi sebeplerle uykuda düzensizlikler ortaya çıkabilir. Annenin uyku konusundaki titizliği, yeterince uyumadığı endişesi, uyutmak için gösterdiği çaba bebekte duygusal bir gerginliğe yol açar ve uykuya gitmeyi zorlaştırır.

Uyku öncesinde anne tarafından söylenen sevgi içerikli ninnilerin ve masalların bebeği rahatlattığı, uykuya gitmeyi kolaylaştırdığı bilinmektedir. Bugün çok az anne bebeğine ninni söylemekte ve masal anlatmaktadır. Ana Baba Okulu’nda ders verdiğim sıralarda bir anne çocuğuna masal kasetleri aldığını ve uyku öncesinde bunları dinlettiğini söylemişti. Bir çocuk psikoloğu olarak okuma tembelliğinden kaynaklanan bu tür mekanik araçları faydalı bulmuyorum. Kasetteki yabancı ses ne kadar güzel ve profesyonelce olursa olsun, annenin sesindeki sevgiyi, şefkati ve sıcaklığı veremez. Ezberinde masal olmayan anneler, masal kitapları satın almalı, uyku saatinde çocuğun başucuna oturarak bunları okumalıdır.

Gece korkuları, anne baba ile aynı yatakta yatma istekleri, uykuya gitmede inatçılık anne-çocuk ilişkisindeki bozukluğun işareti sayılabilir.

İştahsızlık, Yemekte Nazlanma: Kadınlar arasında kilolu çocuklara özenme oldukça yaygındır. Kilolu çocuğun annesine, “Ne iyi bakmışsın, maşallah tosun gibi, tüh tüh nazar değmesin” diyerek iltifat edilir. Zayıf çocuğun annesine de “Geçmiş olsun kardeş, bebeğin bir rahatsızlığı mı var, pek zayıf yavrucak” diyerek ima yollu dokundurmalar yapılır. Kilo ile sağlığın doğrudan bir ilgisi yoktur. Çocuk acıkmadıkça ve yeme isteği duymadıkça yemek yemeye zorlanmamalıdır. Çocuğa kilo kazandırmak için ağzına mama ve yemek tıkıştıran, arkasından kaşıkla kovalayan annelerin sayısı az değildir. Annelerin yemek konusundaki bu zorlamaları çocuğu iştahsız ve inatçı yapmaktadır.

İçe Kapanıklık: Psikolojide saldırganlık ve kural tanımama madalyonun bir yüzü ise; diğer yüzü içe kapanıklık ve çekingenliktir. Yani, çekingenlik de saldırganlık kadar problem sayılmaktadır. Ancak çoğu ailelerde çekingenlik efendilik ve uysallık olarak yorumlanmakta, “Çocuğum çok usludur, hiç yaramazlık yapmaz, sözümden dışarı çıkmaz” diyerek içe kapanıklığı övülmektedir. Duyguları ve haklı tepkileri ceza ile bastırılan, yanlışları kınama ve suçlama ile karşılanan çocuklar zamanla kendilerine olan güvenlerini kaybeder, yanlış yapmamak için susmayı ve içlerine kapanmayı tercih ederler.

Kibrit ve Ateşle Oynama: Küçük çocuklarda kibrit ve çakmakla oynamak, bunlarla kâğıt yakmak sık görülen, bazen yangına sebebiyet veren ciddi bir olaydır. Zekâ geriliği olan, duygularını ve isteklerini ifade etmekte zorlanan çocuklar ateşle oynamanın getireceği tehlikeli sonucu kestiremezler. İçlerinde anne babaya karşı kin ve intikam hissi duyan mutsuz çocuklar, farkında olmadan, içlerindeki saldırganlık duygusunu yangın çıkararak açığa vurabilir.

Evden Kaçma: Uyum ve davranış bozuklukları içinde en ciddi olanı evden kaçmadır. Anne baba olmanın sorumluluğunu yerine getiremeyen, cehalet ve sefaletin hüküm sürdüğü ailelerde çocukların bir değeri yoktur. İşsiz, alkolik, ruh sağlığı bozuk bir baba akşam ekmek bekleyen karısını ve çocuklarını döverek evi yaşanmaz hâle getirir. Bu tip adamlar çoğu kez evden kaçan çocuğunu arama zahmetine bile katlanmazlar. Tinerci olarak isimlendirilen ‘köprü altı çocukları’ sosyo-ekonomik seviyesi düşük mutsuz ailelerden gelmektedir.

Evden kaçmanın psikolojik, sosyal ve organik (zihinsel) olmak üzere çeşitli sebepleri vardır. Bazen çocuklar sevilip sevilmediklerini denemek için birkaç saat gözden kaybolur, kuytu bir köşede, bir bodrumda veya arkadaşlarıyla oyuna dalmış olarak bulunur. Okul başarısı düşük, aldığı zayıf karne yüzünden dayak yiyeceğinden korkan çocuklar da evden kaçma eylemine girebilir.

Okuldan Kaçma: Okul başarısı düşük çocuklarda sık rastlanan bir davranış bozukluğudur. Okulda yaşadığı problemleri anne ve babalarına açma cesareti gösteremeyen çocuklar, birbirini ayartarak okuldan kaçar, sinema ve kafe gibi eğlence yerlerinde vakit geçirir; dönüş saatinde eve gelerek kaçamaklarını belli etmezler. Çocuğunun okuldan kaçtığını öğrenen anne ve babalar, dayak ve şiddete başvurmadan, okulun PDR (psikolojik danışmanlık ve rehberlik) uzmanıyla görüşmeli, birlikte çözüm aramalıdır.


Uyum ve Davranış Bozukluklarının

Ortak Dili


Anne ve babaların, çoğu kez farkında olmadan yaptıkları eğitim hataları üstüste biriktiği zaman çocuk bunları taşıyamaz, uyum ve davranış bozukluğu olarak açığa vurur. Okul öncesi çocuklarda uyum ve davranış bozuklukları çoğu kez dışarıdan anlaşılamaz, ancak bir uzman kişi tarafından fark edilebilir. Çocuklar dil ile ifade edemedikleri şuur altına sinmiş olan korkularını, bilinçsiz olarak, çizdikleri resimlerde belli ederler.

Anne babalara yardımcı olmak için çocukların çizdiği insan resimlerinden birkaç örnek verelim.

Ağzın büyük çizilmesi: Anne ve babanın azarlamalarından, kınamalarından ve suçlamalarından korkma.

Ağzın küçük çizilmesi: Zorla yemek yedirilen çocuklarda iştahsızlık.

Ellerin büyük çizilmesi: Dayaktan ve cezadan korkma.

Ellerin küçük çizilmesi: Kendi başına bir iş becerememe, yetersizlik ve güvensizlik.

Dişlerin büyük çizilmesi: Saldırganlık ve kızgınlık eğilimleri.

Göz, burun ve kulağın olmaması: İçe kapanıklık, özgüven eksikliği, gerçeklerden kaçma, dış dünyadan kopup hayallere sığınma.

Uyum ve davranış bozukluklarının ortak özelliği güven eksikliğidir. Çocuğun kendine ve çevresine güveni yoktur. Sıkıntılarını ve endişelerini söz ile ifade edemediği için vücut dili ile dışa yansıtmaktadır.

Hiçbir işimiz çocuk eğitiminden ve sorumluluğundan daha önemli değildir. Çocuklarımıza zaman ayıralım. Her gün birlikte olduğumuz, oyun oynadığımız, gezmeye çıktığımız veya sohbet ettiğimiz bir ortak zamanımız olsun. Zamanın uzunluğu önemli değildir, kalitesi önemlidir. Öyle anneler vardır ki, bütün gün çocuklarıyla beraberdir, ama günü bağırma, çatışma ve hır-gür ile geçtiği için zamanın uzunluğu eğitim açısından bir kıymet ifade etmez. Çoğu anne babalar ise çocuklarına zaman ayırmadıkları ve kendi hallerine bıraktıkları için onları yeterince tanımıyorlar. Tanımadıkları için de ortaya çıkan problemleri çözmede yetersiz kalıyorlar.

Uyum ve davranış bozuklukları ruh sağlığının tehlikede olduğunu gösteren işaretlerdir. İlk işareti alan anne ve babalar, başka işaretleri beklemeden nerede yanlış yaptığını bulmaya çalışmalı, gerekirse bir uzmandan psikolojik yardım alarak hatasını tamir etme yoluna gitmelidir.