Anestezi uygulaması sırasında anestezinin güvenliğini arttırmak ve hastanın fizyolojik parametreleri hakkında bilgi sahibi olmak için monitörizasyon uygulanması gereklidir (Tablo 1). İstenmeyen sorunların tespiti ve tedavi amacıyla uygulanan girişimlerinin etkinliğinin denetlenmesi ancak monitörizasyon ile mümkün olmaktadır.

Tablo 1 Monitörize edilebilen parametreler


KARDİYOVASKÜLER SİSTEM:

Elektrokardiyogram
Arteryel kan basıncı
Santral venöz basınç
Pulmoner arteryel ve kapiller wedge basınçlar
Kardiyak output ve hemodinamik değişkenler,
Oksijen sunumu ve tüketimi

PULMONER SİSTEM:

Tidal volüm, solunum hızı,
Dakika ventilasyon hacmi
Arteryel kan gazları-pH
Oksijen transportu değişkenleri
End-tidal CO2,
Ekspiratuar oksijen, anestezik gazlar
Transkutanöz oksijen ve CO2

RENAL FONKSİYON:
İdrar outputu
Plazma ve idrar osmolalitesi,
Osmolar ve serbest sıvı klirensleri
Kanın monitörizasyonu
Hematokrit ve hemoglobin
Kan ve plazma volümü

Serum elektrolitleri ve kan kimyası
NÖROMUSKÜLER FONKSİYON

TEMPERATÜR

SANTRAL SİNİR SİSTEM

Elektroansefalogram
İntrakranyal basınç


1.KARDİYOVASKÜLER SİSTEM
ELEKTROKARDİYOGRAM
EKG, vücut yüzeyindeki voltajı ölçer ve kardiyak kontraksiyona ilişkin elektromekanik olayları yansıtır. Bir EKG paterni bazı kardiyak problemlerin tanısı ve tedavisi konusunda önemli bilgiler verebilirken sürekli bir EKG takibi de kalp kasındaki elektriksel değişikliklerin erken tanınmasına yardımcı olacaktır. Standart 3 derivasyonlu EKG, sağ kol (RA), sol kol (LA) ve sol bacaktan (LL) kaydedilir. Standart ekstremite derivasyonları DI (LA-RA), DII (LL-RA) ve DIII (LL-LA) olarak bilinir.

Akut injürisi olan olgularda, postoperatif dönemde, 12 derivasyonlu EKG takipleri uygun iken, progressif kardiyak hastalığı veya aritmileri olan olgularda bir derivasyonun sürekli izlenmesi doğru olacaktır. Akut miyokard infarktüslü hastaların takibinde yaşam tehdit edici aritmi gelişme riski oldukça fazla olduğundan sürekli EKG izlenmesi zorunludur. Ayrıca hipovolemik ve hipoksik olgularda,disritmiler, T dalgası değişiklikleri ve bradikardi olasılığı varolduğundan EKG takibi yararlı olacaktır.

ARTERYEL KAN BASINCI
Kan basıncı ölçümü, kardiyovasküler sistemin değerlendirilmesinde en sık kullanılan yöntemdir. Arteryel kan basıncının büyüklüğü, doğrudan kardiyak output (CO) ve sistemik vasküler rezistans (SVR)a bağlıdır. Bu ilişki, Ohm yasası (voltaj = akım x rezistans) ile açıklanabilir. Burada kan basıncı, voltaj; CO, akım ve SVR, rezistans'tır. AKB'ndaki bir artış, CO, SVR veya her ikisinde birden oluşan bir artışı gösterir. Her ne kadar ölçülmesi en kolay kardiyovasküler değişkenlerden birisi ise de kardiyovasküler sistemin durumu hakkında sadece dolaylı bilgi verebilir. Ortalama arter basıncı (OAB), organ perfüzyonunun (diyastolik kan basıncının daha önemli olduğu kalp dışında) değerlendirilmesinde belki de daha önemli bir değişkendir. OAB, arteryel traseden doğrudan ölçülebileceği gibi aşağıdaki formüller ile de hesaplanabilir:

OAB = ( SAB [ 2 X DAB ] ) / 3 veya OAB = DAB (SAB - DAB) / 3

Noninvaziv kan basıncı monitörizasyonu
Sfigmomanometri yöntemleri
Kan basıncının sfigmomanometrik ölçümü için Riva-Rocci oklüziv kafı ilk kez 1896'da tanımlanmış ve 1903'te Harvey Cushing tarafından nöroşirurji operasyonlarında kullanılmıştır. Bir sfigmomanometre; bir dış kaf içinde yer alan elastik bir keseden oluşur. Ekstremiteye sarılmış bu kese suprasistolik bir basınca ulaşıncaya kadar hava ile şişirilir ve sonra yavaş yavaş söndürülür. Doğru bir AKB ölçümü için bazı koşullar yerine getirilmelidir: (1) Kaf genişliği, ekstremitenin çapından % 20 daha fazla olmalıdır. (2) Kese, kalibre edilmiş bir aneroid veya civalı manometreye bağlanmış olmalıdır. (3) Kafın çok sıkı veya gevşek sarılması da ölçümün doğru yapılmasını engelleyebilir.

Palpasyon yöntemi
Kan basıncının en kolay ölçüm yöntemlerinden biri, bir nabızı lokalize etmek, kafı bu nabız kayboluncaya kadar şişirmek ve daha sonra nabız yeniden palpe edilinceye kadar kafı söndürmektir. Bu yöntemde pulsasyonun bir Doppler cihazı veya pulse oksimetre ile saptanması şeklinde modifikasyonlar yapılabilir. 1 yaşın altındaki çocuklarda kaf basıncının sistolik basıncın altına düşmesi ile ekstremitede flushing oluşması gözlenebilir. Ne yazık ki bu yöntemle sadece sistolik kan basıncı ölçülebilir.

Korotkoff sesleri
AKB'nın ölçümünde kullanılan en yaygın yöntem, Korotkoff seslerinin oskültasyonudur. Bir distal arter üzerine yerleştirilen stetoskop ile kaf söndürülürken arteryel kanın boş damar yatağı içine birden akarken oluşturduğu seslerin duyulduğu basınç değeri, sistolik basınçtan biraz düşüktür. Seslerin kalitesinde bir azalmanın oluştuğu ve kaybolmaya başladığı basınç değeri de diyastolik basınçtan biraz daha düşüktür. Bu teknikte bazı hata kaynakları vardır. Örneğin aterosklerozis, arterin tamamen oklüze edilmesini engelleyerek (lead-pipe sendromu) sistolik kan basıncının daha yüksek okunmasına yol açabilir. Hipovolemik şok gibi hipotansif durumlarda ve vazopressör kullanıldığında ekstremitenin hipoperfüzyonu, daha düşük kan basıncı ölçülmesine neden olabilir.

Osilometri
Osilotonometri, 1931'de Von Recklinghausen tarafından tanımlanmıştır. Sistem, ikili kaftan oluşur. Proksimal kaf, arteryel akımda oklüzyon oluştururken distal kaf, arteryel pulsasyonu ölçer. Proksimal kaf, SAB'nın altına düşene kadar söndüğünde distal kaf, pulsasyonu almaya başlar ve proksimal kaf, OAB'na kadar söndüğünde maksimal osilasyon elde edilir. Ancak bu yöntemle, DAB'nın saptanması kolay olmaz. Piyasada pek çok otomatik osilometrik kan basıncı monitörleri bulunmaktadır. Bu cihazlar, tek bir kaf içermeleri ile osilotonometrelerden ayırılırlar. Bir solenoid valf, kafın deflesyonunu kontrol eder, osilasyonun amplitüdünün kayıt edilebilmesi için kaf volümünü belirli anlarda sabit tutar. Kaf basıncı, suprasistolik bir değerden doğru sönmeye başlarken çeşitli kaf basınçlarında ve en azından iki kardiyak siklüs süresince osilasyonlar ölçülür. Farklı kaf basınçlarındaki bu osilasyonlar, bir kompüter tarafından analiz edilir. Osilasyonda hızlı bir artışın olduğu nokta SAB, osilasyonda hızlı bir düşüşün olduğu nokta ise DAB'dır. OAB ise, maksimal osilasyonun alındığı basınç değeridir. Kan basıncının bu yöntemle tayini, hem erişkinlerde hem de yenidoğanlarda doğrudan kan basıncı ölçümü ile yakın ilişki gösterir. Buna karşılık, atrial fibrilasyonda olduğu gibi iregüler veya sinüs bradikardisinde olduğu gibi yavaş olduğu durumlarda ölçüm süreci uzayacaktır. Bu cihazlar, çok ciddi hipovolemi veya vazokonstriksiyon olmadıkça hipotansiyon durumlarında bile doğru ölçüm yaparlar.

Pletismografi
Penaz prensibi, parmaktaki arter duvarında oluşan arteryel basınç dalgasının ölçümünden ibarettir. Finapres (Ohmeda) cihazı, bir parmak basınç kafı ve infrared fotopletismograf'tan oluşur. Bir servomekanizma, kaf distalindeki infrared absorbansı sabit kılacak şekilde parmak kafındaki basıncı ayarlar. Bu kaf basıncının oluşturduğu basınç trasesi, arteryel basınç trasesi ile paralellik gösterir. Dijital sinir hasarı veya iskemik hasar oluşturabilmesi nedeniyle kullanımı hakkında endişeler mevcuttur. Buna karşılık, çok uzun süreler, herhangi bir komplikasyon görülmeksizin de kullanılmıştır. Orta dereceli periferik vazokonstriksiyon durumunda doğruluğu tartışılmakta, ciddi vazokonstriksiyon ve ciddi periferik damar hastalıklarında kullanımı mümkün olmamaktadır.

Doppler
Doppler prensibi, şişirilmiş bir manşon ile sıkıştırılmış arterin duvar hareketlerinin tespitinde kullanılabilir. Dopler ölçümünün pediatrik olgularda intra-arteryel ölçümler ile yakın bir ilişki gösterdiği ancak biraz düşük kan basıncı değerleri verdiği bildirilmiştir. Bu tekniğin avantajı, çocuklarda ve düşük kan akımı olan erişkinlerde uygun olmasıdır. Dezavantajı ise ortalama ve diastolik arter basınçlarının kolaylıkla elde edilememesi; hareket, elektrokoter ve Doppler probunun dislokasyonu gibi nedenlerden ötürü yanlış sonuçlar verebilmesidir.

Noninvaziv kan basıncı monitörizasyonunun avantaj ve dezavantajları
Noninvaziv kan basıncı ölçüm teknikleri; uygulanması kolay, kolaylıkla otomatize edilebilen, genellikle doğru ve enfeksiyon riski ihmal edilebilir düzeyde olan yöntemlerdir. Bununla birlikte, hala pek çok risk taşımaktadırlar. Uzun süreli veya çok sık kaf inflasyonu, doku iskemisi veya sinir hasarı ile sonuçlanabilir. Otomatik bir kan basıncı ölçüm cihazı ile ulnar çukurda sıkışması sonucu bir ulnar sinir paralizisi bildirilmiştir. Daha önce bahsedilen nedenlerden ötürü, yanlış veya gecikmeli okumalar da mümkün olabilmektedir. Yavaş veya atımdan atıma değişen kalp atım hızları ile periferik arterlerindeki rijidite nedeniyle özellikle kardiyak cerrahi hastalar, bu tür hatalara daha çok meyillidirler. Bu tür olgularda gecikmiş veya hatalı ölçümler nedeniyle uygun olmayan tedavi uygulanması mümkün olabilir. Erişkin ve çocuklarda yukarıdaki noninvaziv ölçümleri invaziv ölçümlerle karşılaştıran pek çok çalışma yapılmıştır. Çocuklarda otomatik osilotonometrik basınç ölçümünü, direkt arteryel ölçümlerle karşılaştırılmış, ölçümlerin %4-9'unda 10 mmHg'dan daha büyük farklılıklar olduğunu saptanmıştır. Osilometrik cihazların yüksek kan basınçlarında daha düşük, düşük kan basınçlarında ise daha yüksek basınçlar okuduğu gösterilmiştir. Obezite, hipertansiyon, hipotermi ve şok durumlarında da iki yöntem arasında farklılıklar bulunduğu bildirilmiştir. Yine, nonpulsatil kardiyopulmoner bypass (CPB) sırasında bu tür noninvaziv yöntemlerin pratik olmayacağı unutulmamalıdır.

İnvaziv arteryel basınç monitörizasyonu
Klinik olarak kan basıncının noninvaziv olarak ölçülmesini mümkün kılan pek çok yöntem olmasına karşılık tüm bu yöntemler, oklüziv bir kafın altından geçen akımın saptanması esasına dayanır. Ayrıca, Penaz fotopletismografisi hariç bu noninvaziv yöntemlerin hiç birisi, bir arteryel trase yaratamaz. Bu nedenlerden ötürü, uzun yıllardan beri intra-arteryel monitörizasyon, noninvaziv tekniklerle kıyaslandığında "altın standart" olarak kalmıştır. Kardiyovasküler hastalığı olan olgularda cerrahi girişim sırasında; intravasküler volüm değişiklikleri, anestezik ajanların etkileri ve cerrahi manüplasyon nedeniyle arteryel kan basıncında büyük dalgalanmaların olması nadir değildir. Bu durumlarda kan basıncının ve dalga şeklinin atımdan atıma izlenmesi avantaj sağlar. Ayrıca seri arteryel kan gazı analizlerini de mümkün kılar. Arteryel trasenin zlenmesi, bazan seri kan basıncı ölçümlerinden daha kıymetli bilgiler verebilir. Örneğin arteryel trasenin çıkışının eğimi, P/dt ile yakın ilişki gösterir ve böylelikle miyokardiyal kontraktilite hakkında sınırlı da olsa bir fikir verebilir. Ancak bu, pesifik bir özellik değildir çünkü, SVR artışı da miyokard kontraktilitesinde değişiklik olmadığı halde bu eğimi değiştirebilir.
an basıncının direkt ölçümü, aritmilerle (örneğin PVCs) birlikte görülen kan basıncı değişikliklerinin anlık gözlenmesine de lanak verir. Yine nabız basıncının büyüklüğü, kan volümü ve atım hacminin değerlendirilmesinde kullanılabilir. Ayrıca,
abız basıncı daraldığında ve kan basıncı solunum ile büyük değişmeler gösterdiğinde hipovolemiden kuşkulanmak mümkün olabilir.

Genel prensipler
Arteryel basınç, ideal olarak assendan aortada ölçülür. Periferden ölçülen basınçlar, arteryel sistemde iletilirken giderek daha çok biçim kaybettiği için çok sık olarak santral aortik basınçtan farklılık gösterir . Dikrotik çentik gibi yüksek frekanslı komponentler, giderek kaybolur, sistolik pik artar, diyastolik çukur azalır, ve transmisyonda gecikme oluşur. Bu durum, periferde arteryel kompliansın, arteryel ağaçta rezonans ve yansımanın azalmasının bir sonucudur. Bu etki en çok dorsalis
pedis arterinde görülür. Bu arterde SAB, santral aortaya göre 10-20 mmHg daha yüksek, DAB ise 20 mmHg daha düşüktür. Bu tür değişikliklere karşın OAB, normal koşullarda santral aortik basınca eşittir. Buna karşılık CPB'tan sonra bu özellik de kaybolur. Kan basıncı, arteryel (veya venöz) ağaçtaki kalp odacıklarında oluşan kuvvetin yansımasıdır. Bu kuvvetlerin ölçümü, mekanik enerjiyi elektriksel sinyallere dönüştüren bir cihaza iletilmelerini gerektirir. İntravasküler basınç ölçümü için
kullanılacak bir sistemin; bir intravasküler kateter, sıvı ile dolu bir tüp ve bağlantılar, bir elektromekanik transduser, bir elektronik analizör, bir elektronik depolama ve gösterme sistemi içermesi gerekmektedir.

Bir basınç ölçüm sisteminin komponentleri
İntravasküler kateterler
İntravasküler kateterler, sistemik arteryel basınç monitörizasyonunda kullanılan kısa, ince kateterlerden, santral sirkülasyonda kullanılan çok lümenli uzun kateterlere kadar değişkenlik gösterir. Arteryel basınç ölçümleri için dinamik yanıt karakterlerinin optimal olması nedeniyle ince lümenli (20G veya daha ince) kateterler önerilmektedir.

Bağlantı sistemleri
Bağlantı sistemleri genellikle, basınç hatları, üç yollu musluklar ve sürekli yıkama sistemlerini içerir. Bu da arteryel trasenin biçimini kaybetmesinin majör nedenidir. Basınç hattının uzunluğunun artması ve ufak bir hava kabarcığı içermesi natürel
frekansı azaltırken damping katsayısını arttırmaktadır. Çoğu sistemin sistolik arter basıncını olduğundan fazla okuduğunu kabul etmek gerekir.

Transduserler
Transduserlerin fonksiyonu, mekanik kuvvetleri elektrik akımına veya voltaja çevirmektir. Yıllardır bu amaca pek çok mekanizma ile varılmaktadır, ancak günümüzde kullanılan transduserlerin çoğu, rezistans tiplidir. Pek çok modern
bir-kullanımlık transduser, bir silikon diyafram içerir. Modern transduserler, sık tekrarlayan kalibrasyon ve sıfır ayarının
neden olduğu zorluklardan arındırılmıştır. Pratikte majör sorun, sistemin hastaya göre nispeten uyumsuz sıfırlanmasıdır.

Analiz ve ekran sistemleri
Bu tür modern ekipmanlar, kazanç ve basınç sinyallerinin gösterilmesi, SAB, DAB ve OAB gibi sayısal değerlerin hesaplanması, alarm fonksiyonları, veri depolama, hafıza fonksiyonu, yazdırma fonksiyonu gibi pek çok görev üstlenen bir
kompüter sistemi içermektedir. Venöz basınçlar sıklıkla solunumdan etkilendiği ve ölçümlerde ekspiryum sonu tercih edildiği için pek çok cihazda ekspiryum sonunu tanıma özelliği bulunmaktadır.

Yıkama sistemleri
Arteryel kateter, heparinize bir solüsyon ile (1-3 ml/saat) sürekli olarak yıkanmalıdır. Bu infüzyon, trombüs oluşumunu engeller ve kateterden daha uzun süre yararlanılmasını mümkün kılar. Operasyon odasında kateter, ayrıca ufak volümlü (2-3 ml) heparin solüsyonu (1Ü heparin/1 ml SF) ile aralıklı olarak yıkanmalıdır. Daha büyük volümlerden, santral arteryel embolizasyon veya serebral vasküler sorun oluşturabileceğinden ötürü kaçınılmalıdır.

KATETERİN LOKALİZASYONU
Arteryel kanülasyonun lokalizasyonunu etkileyen faktörler arasında cerrahinin yeri, hastanın pozisyonu ve cerrahi manüplasyonlar ile arteryel akımın değişebilecek olması, ekstremitede geçirilmiş cerrahi öyküsü veya iskemi varlığı sayılabilir. Lokalizasyonu etkileyen bir diğer faktör ise, proksimal arteryel cut-down varlığıdır. Bu durum, stenoz veya vasküler tromboz nedeniyle basınç dalgasının dampine ve hatalı olarak düşük basınç okunmasına neden olabilir.

Radyal ve ulnar arterler
Kanülasyonunun kolay olması, cerrahi sırasında ulaşılabilir olması, kolateral dolaşımın genellikle yeterli olması ve kontrolünün kolay olması nedeniyle sürekli kan basıncı monitörizasyonu için radyal arter, en sık olarak kullanılan arterdir.
Kanülasyondan önce proksimalde bir oklüzyon olmadığından ve kolateral dolaşımın yeterli olduğundan emin olunması önerilmektedir. İnsanlarda elin kan akımının % 90'ını ulnar arter sağlamaktadır. Radyal ve ulnar arterler, bir palmar kemer oluşturarak radyal arter oklüzyonu varlığında elin kolateral dolaşımını sağlarlar. Bu kolateral dolaşım yeterli ise radyal arterin kateterize kaldığı sürece elin kan dolaşımının yeterli olacağı gösterilmiştir. Pek çok klinisyen, radyal arteri kanüle etmeden önce Allen testini uygulamaktadır. Allen testini uygulamak için radyal ve ulnar arterlere kompresyon uygulanırken ele, soluklaşıncaya dek eksersiz yaptırılır. Sonra ulnar arter serbest bırakılır ve elin normal rengine ulaşması için geçen süre kaydedilir. Normal bir kolateral dolaşım varlığında bu süre 5 sn. civarındadır. Buna karşılık bu sürenin 15 saniyeyi aşması durumunda o radyal arterin kanüle edilip edilmeyeceği ise tartışmalıdır. Elin hiperekstansiyona getirilmesi veya parmakların gergin bir şekilde birbirinden ayrılmış olması halinde normal bir kolateral dolaşım varlığına rağmen el, yine de soluk kalarak testin yanlış sonuçlanmasına neden olabilir. Bir Doppler cihazı veya pulse oksimetre kullanılarak Allen testi modifiye edilebilir.
Allen testi ile elin dolaşımının radyal artere bağlı olduğu kararına varılırsa, kanülasyon için başka bir yer de yoksa ulnar arter seçilebilir. Bir diğer radyal arter kateterizasyon tekniği de santral aortik basıncın ölçülmesi amacıyla uzun bir kateterin perkütan yerleştirilmesidir. Bu yöntemin avantajları ise, "pulse countur" yöntemi ile atım hacminin atım-atım hesaplanabilmesi ve CPB sonrasında olduğu gibi düşük akım durumlarında radyal artere göre daha doğru değerler alınabilmesidir. Brakiyal arterde eski bir cutdown yeri görülüyorsa o taraftaki radyal arterin kanüle edilmemesi önerilmektedir. Brakiyal arterde akut tromboz veya residüel stenoz, kan basıncının hatalı olarak düşük okunmasına yol açacaktır. Arter seçiminde önemi olan diğer faktörler ise elin daha önceki operasyonları, nondominant elin seçimi, anestezistin ve cerrahın tercihinden ibarettir. CPB sırasında ve sonrasında radyal arter ve santral aortik basınçlar arasında uyumsuzluk olması nadir değildir. Bu fenomenin nedenleri yeterli olarak açıklanamamışsa da hastaların %17-40'ında geçici olarak gözlenmektedir. Palpe edilen aortik basıncın radyal arterden daha yüksek olması durumunda geçici olarak santral aortik basıncın monitörize edilmesi uygun olabilir. Alternatif olarak bir femoral arteryel kateter yerleştirilebilir.

Brakiyal ve aksiller arterler
Brakiyal arter, antekubital fossada, bicipital tendonun medyalinde ve medyan sinire çok yakın olarak seyreder. Brakiyal arterin perkütan kateterizasyonu ile gözlenen komplikasyonlar, kardiyak kateterizasyon için bu arterin kateterizasyonunu takiben gözlenen komplikasyonlardan çok daha azdır. Brakiyal arter basınç trasesi, femoral arterdekine benzer; sistolik basınç artışı radyal arterden biraz daha azdır. Bu arterin kanülasyonu ile basınç izlenmesinin güvenli olduğu geniş iki seride bildirilmiştir. Son zamanlarda CPB öncesinde ve sonrasında brakiyal arter basıncının radyal artere göre santral aortik basıncı daha doğru olarak yansıttığı gösterilmiştir. Aksiller arter, deltoid ve pektoral kasların bileşkesinde Seldinger tekniği ile kanüle edilebilir. Bu teknik, yoğun bakım olgularının uzun süreli kateterizasyonu ve periferik vasküler hastalığı olanlar için önerilmektedir. 15-20 cm.lik kateterin ucu aortik arkus içinde olacağı için yıkama sırasında serebral emboli tehlikesini azaltmak amacıyla sol aksiller arterin kullanılması önerilmektedir. Lateral dekübitüs pozisyonu ve kolun addüksiyonu aksiller kateterin kink yapmasına ve basınç trasesinin dampine neden olabilir.

Femoral arter
Yukarıda tanımlanan herhangi bir teknik ile femoral arterin kanüle edilmesi mümkündür. Bu arter, genellikle diğer arterler kanüle veya palpe edilemediği zaman tercih edilir. İskemik komplikasyon oranının yüksek oluşu, diagnostik anjiografik ve kardiyak kateterizasyon için uygulanan girişimlerden sonra psödoanevrizma oluşumu nedeniyle bu arterin kanülasyonu önerilmemektedir. Buna karşılık monitörizasyon için kullanılan kateterlerin diagnostik kateterlerden daha ince olması, bu tür komplikasyonların oranını düşürmektedir. Torasik aortik cerrahi uygulanacak olgularda bir üst ekstremite arterinin kateterizasyonu yanısıra femoral arterin kanülasyonu da gerekli olabilir. Bu operasyonlarda spinal kord ve viseral organların kan akımını korumak amacıyla "distal aortik perfüzyon" (parsiyel CPB, sol kalp bypassı ve bir heparinize şant kullanılarak) uygulanabilir. Bu durumda distal perfüzyon basıncını optimize etmek için distal aortik basıncı ölçmek (femoral arter veya dorsalis pedis'te) gerekli olacaktır. Aortik koarktasyonun onarımında femoral ve radyal arterin aynı anda monitörize edilmesi, onarımı takiben cerrahi girişimin yeterliliğinin denetlenmesi olanağını verir. Periferik vasküler hastalığı olanlarda arteryel monitörizasyon için femoral arter iyi bir seçim değildir. Aortik obstrüksiyon, femoral arterdeki basıncı azaltabileceği gibi, femoral arterin kendisi de aterom plaklarına sahip olabilir, bu da emboli ve distal iskemi riski oluşturur.

Dorsalis pedis arteri
Ayağı besleyen iki ana arter, dorsalis pedis ve posterior tibial arterdir. Bu iki arter, elde olduğu gibi bir arteryel ark oluştururlar. Dorsalis pedis, diğer arterler kanüle edilemediğinde seçilebilecek nispeten daha küçük çaplı bir arterdir. Başarısız kanülasyon insidensi % 20 kadardır, tromboz oluşumu oranı ise % 8 civarındadır. Bu arter kanüle edilmeden önce dorsalis pedis ve posterior tibial artere kompresyon uygulanarak ve başparmağın rengi gözlenerek modifiye bir Allen testi uygulanabilir. SAB, radyal arter veya brakiyal arterden 10-20 mmHg yüksek, DAB ise 15-20 mmHg daha düşüktür. Dorsalis pedis ve posterior tibial arter, radyal arter kanülasyonuna uygun birer alternatiftir, ancak olguların % 5-12'sinde palpabl değildir. Bu damarların kanülasyonu, karotis oklüzyonu veya serebrovasküler hastalığı olanlarda önerilmemektedir.

Endikasyonlar
İnvaziv arteryel monitörizasyon için endikasyonlar tablo 2'de sunulmuştur.


Tablo 2. İnvaziv arteryel basınç monitörizasyonu için endikasyonlar
Büyük sıvı şiftlerinin ve/veya kan kayıplarının beklendiği majör cerrahi girişimler
Kardiyopulmoner bypass gerektiren cerrahi girişimler
Aorta cerrahisi, aortun klemplenmesini gerektiren aorta cerrahisi uygulanacak olgular,
Sık arteryel kan gazları analizi gereken pulmoner hastalığı olan olgular
Taze miyokard infarktüsü,
Anstabil anjinası veya ciddi koroner arter hastalığı olan olgular
Sol ventrikül fonksiyonu ciddi derecede bozulmuş (KKY) veya ciddi valvüler kalp hastalığı bulunan olgular
Hipovolemik, kardiyojenik veya septik şoktaki ya da multipl organ yetersizliğindeki olgular
İstemli hipotansiyon veya hipotermi planlanan cerrahi girişimler,
Masif travma olguları,
Sağ kalp yetersizliği,
Kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH),
Pulmoner hipertansiyon veya pulmoner embolisi olan hastalar,
İnotrop veya "intra-aortik balon kontrpulsasyonu" kullanımı g

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1260
favori
like
share