KERVAN GEÇMEDEN

Ey Rasul;
Haber geldi uzak diyarlardan, kervanın Medine‘ye gelmiş. Arkanda Ebu‘bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’n ve daha nicelerin varmış.
Geçtiğin yerlerden gül kokusu geliyormuş. Bir güneş doğmuş çölde yeniden ve Medine Cennete dönmüş birden. Bin bir salavatla anılmış adın. “Muhammedsin, Mustafasın , Ahmetsin” sesleri yayılmış semalara, dallar meyveye durmuş.
Ümmetin bakamamış yüzüne, doya doya öpememiş ellerini…Utanmışlar Ya Nebi. Harama bakan gözlerle sana bakmaya. Bir toprak yığını gibi yığılıp kalmışlar. Bedenler titremekte, eller bomboş…
Merhamet, hakikat, sevgi, aşk yokmuş, Sen gelince Ya Nebi hepsi yeniden doğmuş. Susayan gönüllere, kuruyan gözlere, yaralı kalplere bal, şerbet olmuşsun. Üç asır gülmeyen yüzler yeniden gülmüş, kuruyan gözler yaşlarla dolmuş. Toprağın bağrında çürüyen tohumlar. Yeşermenin sevincini taşımış kollarında. Senin varlığınla yeniden canlanmış düşünceler, ruhlarının çöl kumu sıcaklığına serinlikler bahşedilmiş. Kalplerinin atar damarlarında sen varmışsın Ey Sevgili!
Birden ümmetinden bir adam seslenmiş: “ Ya RasulALLAH! Rüya mı görüyorum yoksa ne? Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma” demiş. Aşkından ölmüş Ya RasulALLAH! Aşkından ölmüş…
Kervanın Medine’den geçmiş ben göremedim Ya Nebi! Nasip değilmiş gül yüzüne bakmak , nasip değilmiş bastığın toprağı öpmek. “Ey şefkatli sevgili, kapında şefkat dilenmeğe geldiğim gün geri çevirme bu mücrimi” demek nasip olur mu? “Hasret hasret … hep hasret Ya vuslat ne zaman? Seni istiyorum Ya RasulALLAH ;sadece seni” demek nasip olur mu?
Senin olayım yalnızca. Korkuyorum… Ya takılıp kalırsam yokuşlarda, ermeden ölürsem varlığında yokluğa. Hele cemalinden mahrumiyeti düşünmek yok mu ?…Ödüm kopuyor Ya RasulALLAH!
Gözlerim ağlamaklı, göremedim, duyamadım seni. Aşkınla yandım ben ,Veysel misali kavruldu da kavruldu yüreğim. Seni görmek sana sarılmak ne büyük nimet.Ya Rab nasip et Habibini ben de göreyim. Seni en çok seviyorum.Vefasızım biliyorum ama hainde değilim ya! Neyleyeyim başka dostlukları, seninle dost olmadıktan sonra.Ölenleri değil, dostluğunu ve dostluklarını istiyorum.
Ve sen “Ey Sevgili!” bulutların kendisine perde darlık yaptığı nazlı Sultanım. Bunca nimetlendirdiklerinin kervanında …bunca sevdiğin aşıklarının arasında beni hep mahrum mu bırakacaksın?…
Susuz , ekmeksiz, uykusuz… bir hayata “Evet”…lakin sensiz bir dünya çekilmiyor Ya Nebi!… Geride kalan sadece ağızdan dökülen şu mısralar:
Güllerim bitmeden
Ruhum gitmeden
Hasret rüzgarı esmeden
Bırakın göreyim
Ol Muhammedi
Kervan geçmeden

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 696
favori
like
share
by_KaRizMa Tarih: 29.06.2008 19:32
emegine saglik sagol cicegim

Allahrazi olsun
CiCeGiM Tarih: 29.06.2008 19:26
GARİP KALMIŞ ÜMMETİNİN VUSLATI

[COLOR="Teal"]Gülüm ,gül kokulum,nurum,nur yüzlüm EFENDİM;

Sana bu mektubu gidişinden asırlar sonra içimizde beslediğimiz vuslata yazıyorum.

Ey Allah’ın habibi,ey ümmetin sevgilisi,gecelerde yastığıma dökülen göz yaşlarımın sebebi.Boynumuz bükük kaldı efendim sen gidince.Güneş bir başka doğar olmuştu,geceler senin gidişine ağlıyordu.Bilal susmuştu okuyamaz olmuştu ezanları,Hz. fatıma’nın göz yaşları ıslatıyordu toprağı.Onlar seni böyle özlerken,gel sen bir de bizim hasretimizi sor!İçimiz yanıyor efendim ,seni göremeyişimizin acısı içimizi yakıyor.Berra oğlu Talha gibi senin uğrunda birşeylerimizi feda edemediğimiz için , Veysel karani gibi yollar kat edemediğimiz için yanıyor efendim.

Kendini çok özlettin efendim.Bak biz sana kapılarımızı açtık bekliyoruz.bak biz senin uğrunda neler yapıyoruz.ne olur efendim gel gör!Gör de halimizi dindir.Bu hasretini,Gör de hasretimizi dindir… göz yaşlarımızı biliyorum görüyorsun,biliyorum yaptıklarımızdan da haberin var.Ancak izin verde biz de seni görelim.İzin verde dindirelim hasretimizi,izin verde bu sefer hasretinden değil seni görebilmenin sevincinden ağlıyalım.İzin ver efendin izin ver…

Gül kokulum ,gözümün nuru,vuslatım, efendim.
Affet eğer saygısızlık ettiysem.Affet sen, yanlış bir kelime kullandıysam . Affet sen, şu kalbi senin hasretinle yanan acizi.Affet efendim.
Allah’ın selamı ve rahmeti üzerine olsun efendim
CiCeGiM Tarih: 29.06.2008 19:25
GÜNEŞİME’e…CENNET’ime…

[COLOR="PaleTurquoise"]Kalemimde acze düşer yüreğim gibi…Mecalim yok,yüzüm yok efendim.Ne biz sana layık olabildik,ne de kelimeler sana layık olabiliyor.Bir yanımız eksik hep,cümlelerimiz yarım kalıyor…

Huzuruna geliyormuş gibi girdim,senden bir parça var önümde.Utanıyorum,daralıyorum,girap oluyor duygularım.Konuşşam mı sussam mı bilemiyorum!Ama yüzüm yok efendim,ne özledim demeye yüzüm var ne de bendesin demeye…Gecenin en karanlık vaktindeyim.Birazdan doğacak güneş gibi doğsan kalbimde.O’ndan ve senden gayrı birşey olmasa gönlümde.Habbab kadar dayanıklı olabilsem…Vehşi kadar yüreğim yansa…Elemim gözlerimde nem oldu efendim.Öylesine gel ve öylesine yerleş ki kalbime ‘herşeyim’sen ol,gitme kal ölesiye!

Kalemim titrek şuan,yüreğimde…Karşındayım,senden bir parça önümde.Elimi uzatsam belinaylar* dolsa yüreğime! Karşında gözlerim,gidenin arkasından bakıp kalan gibi…Ayrılık sahillerinde anlatılanlarla hüznü yaşayan martılar gibi gönlüm…Taifteki taşların acısı yüzümde,Uhut’daki dişinin sızısı içimde.Ebu Cehillerin izi hala bugünde…

Mehlikam…Güneşim…Şimdi sende beni izlesen uzaktan.Bir kez olsun görsem Cennet’imi.Cennet’im…!Cennete açılan iki pencere gözlerin…Ya yüreğin?Orada ben de olsam efendim.Beni de bilsen…

Gönlüm hangi baharı yaşıyor bilmem.Yok yok…Ne önemi var efendim;ilk bahar yada son…
KARŞIMDASIN YA YETER…!
CiCeGiM Tarih: 29.06.2008 19:24
EY GÜL

Sevginin tohumuydu Sen’in varlığın ey GÜL…
Güller bile hayran sen’in kokuna. Güllerin içinden bitip geldin dünyaya ama hiç birine benzemiyordun. Hiçbirinin kokusu sen gibi değil.
Ey güllerin güzeli, gül kokulu gül! Hasret doluyum. Küçük ve korumasız bir bulut gibi. Başka bir bulut çarptı mı bütün sularını bırakacak kadar ürkek ve savunmasız bir bulut… Özlem doluyum. Özlüyorum Asr-ı saadet devrini. Keşke o devirlerde olsaydım da o gül yüzüne doya doya bir kere bakabilseydim. Güllere huzur veren sesini bir kerecikte olsa duyabilseydim diye düşünüyorum. Ama H.z. Ebu Bekir bile sana bakmaya doyamazken, yıldızların bile sana bakmaya kıyamazken, ben nasıl bakarım, ben nasıl dayanırım, ben nasıl kıyarım… Yakıştırır mıyım kendime, cesaret edebilir miyim?
Seni Seviyorum aşık olunan güzel! Seni sevdiğimi ilan ediyorum ama ispat edemiyorum. Ne olur bizleri affet. Sana hakkıyla ümmetlik yapamadık. Sen yanarken ümmetin için, büyüklerin en büyüğüne “kızım fatıma, torunum Hasan ile Hüseyin sana feda olsun ey Rabbim, illa ümmetim, illa ümmetim” diye niyazda bulunurken biz senin varlığının anlamını bile kavrayamadık. Değerini anlayamadık… Beynimizi dondurdular, düşünemedik! Sen nefsin için hiç şiddetlenmeyecek, öfkelenmeyecek kadar merhamet ve hoşgörü sahibiydin. Ama ALLAH ve dinine karşı zarar, küfür geldiğini gördüğün an gözünü kırpmadan düşmanlarla savaşacak kadar asil ve cesur bir askerdin. Çünkü sen Rabbi’nin Habib’iydin…
Şimdi sana zarar vermek isteyen düşmanlarımız var ey sevgili… Biz senin kadar asil değiliz. Biz onlarla savaşmak yerine onlara yardım bile ediyoruz, farkında olmadan. Ne yaptığımızın farkında değiliz. Neye hizmet ettiğimizi bilmiyoruz. Beynimizi dondurdular, şuurumuzu aldılar… Hissedemiyoruz.
“ALLAH sevdiği kuluna;bir annenin evladına şifa bulması için acı ilacı yudumlatması gibi, acıları
yudumlatır” diyor Senin yolunda can veren aşıklar. ALLAH ‘ın sevgilisiydin Sen. Çok sevdi Seni ey Nebi! o kadar ki; senden başka kimseye “habibim” demedi. Kim bilir belki de bu yüzden acıların en ağrını sana tattırdı. Önce babanı aldı. Sonra anneni… Çünkü sevgiliydin Sen. O’ndan başkasını sevemezdin, sevmemeliydin. Sonra diğer yakınlarını aldı. Korunmaya en ihtiyacın olduğu anda amcanı aldı. Çünkü Seni bir tek O koruyacaktı. Böyle istiyordu yaradan. Hatice’yi aldı. Senin sığınacak tek limanın Hak Teala’ydı
İmtihanların en ağırıydı. Senin imtihanın. Memleketinden çıkarıldın, güllerin gözyaşları eşliğinde! Sen Medine’ye giderken hüzün yüklü bulutlar gözyaşlarını tutamıyor ve delicesine ağlıyordu.
Medine yolundaydın ey Resul! Arkadaşların en samimisi, en sağdığı olan Ebu Bekir’le yol alıyordun. Bir mağaraya girmiştiniz hani, müşrikler izinizi bulduğunda. Örümcekler sevgi ağı örmüştü mağaranın girişine. Kuşlar bir başka ötüyordu sana olan sevgiyle.
Ey gözlerdeki hüzünlü yaş! sen sadakatin durağı Ebu Bekir ‘in dizine koyup mübarek başını uykuya dalmıştın. Ebu Bekir’in kalbi fırlayacakmış gibi attı o an. Bir ses bir rüzgar rahatsız ederde uyandırır Seni diye biran bile gözünü kırpmadı o tevazu örneği. Sonra bir yılan geldi Senin mübarek cemalini görmeye. Ne var ki, sana gönülden bağlı Ebu Bekir ‘in izin vermedi. Seni uyandırır, sana zarar verir diye ayağını yılanın başına koydu. Biz sana böyle aşık olamadık. Seni başkalarından hiç kıskanmadık. Hz. Ebu Bekir gibi sadık değiliz ey Nebi!
Nihayet Medine’ye varmıştınız. Medine âşıktı sana. Sımsıkı kucakladı içten bir sıcaklıkla bastı Seni bağrına. Ayağının tozuna kurban olmaya hazırdı koca şehir.
Ve Sen’i Medine’nin biricik Gül’ü ilan etti, güllerin hüznü… Sen her sabah açtığında dünyaya gözünü
güller yapraklarını dökerdi utancından Medine’de. Çünkü Sen güllerin en güzeliydin. Medine ‘de de öyle bir açıtınki, ne güller dayandı güzelliğine, ne bülbüller de aşıklarından vazgeçip bir sana yandı.
Biz aşkımızdan geçip sana gelemiyoruz. Affet bizi ey Resul… Dünya aşkı sardı bizi affet…
İmtihanın devam ediyordu.Medine’de de rahat bırakmadılar Sen’i. Savaşlardan savaşlara koştun. Açlıktan karnına taş bağlarken yanında yıldızların vardı. Keşke o yıldızlardan biride ben olsaydım demeye utanıyorum, sofrada karnımı tıka basa doldurduğum geldiği an aklıma.
Hak Teala söz vermişti Sana.”Bir gün İslam’ın nurunu tamamlayacağına dair.”
Gün gelip de Sen Mekke’yi fethettikten sonra Kâbe’yi ziyaret ettin aslanlarınla.
Dönerken yolda vahiy getirdi melek;
“Şüphesiz ben size İslâmı seçtim din olarak…”
Herkes ağlıyordu. Bunun bir veda olduğunu biliyorlardı. H.z.Ebu Bekir ise yanıyordu, yanmasına
yanıyordu da ne yapsın? Emir Hakk’tan gelmişti.
Aşık istiyordu habibini, maşuk gitmeyecek miydi?
Gidecekti elbet. Her şey Rabbi için değil miydi?
Kavuşmaların en güzeli ile kavuştu Rabbine. Rabbim bize de Habibine kavuşmayı nasip eyle.

ÂMİN…
CiCeGiM Tarih: 29.06.2008 19:23
GELSEYDİN YA RESUL ALLAH

Ya resulALLAH bir gün ansızın çıkıp gelsen;beni yalnızlığa çakılmış, sensizlikle boğuşurken göreceksin. Gözyaşları kalbine akmış bir yetim bulacasın. Bir yetimin başını okşayacaksın başımı. Çünkü yetimim… Bilmem kalbinde “resul aşkı” olan yatı olur mu, o göz ebedi ağlar mı, o gönül hicranda kalır mı? Böyle bir saadete ermiş bir insan rabbinden başka ne ister Ya ResulALLAH.
Ve Sen gelseydin sorardın usulca yanıma yaklaşarak seni bu hale getiren şey ne diye. Belki sebebini anlardı, sana biraz daha dolu biraz daha tebessümle bakmamdan. Sen de tebessüm ederdin ve “Kişi sevdiğiyle beraberdir” derdin. Ben başını önüne eğmiş bir şekilde seni tam anlamıyla sevdiğimi anlardım. Yine de özellikle sorardım. Peki nasıl kavuşurum aşka muhabbete diye. Sen, “önce, salât ve selamla bana yaklaş, sonra bildiklerinle amel et ve günahlardan uzak ol” derdin. Tıpkı Sen ebedi aleme göç ettikten sonra manen seninle birlikte olabilmek için günlerini günah işlemeden geçirmede yarışan ümmetin gibi… Onlara dâhil olmamı isterdin ve böyle olduğum takdirde manevi huzura kavuşacağımı ve aşk şerbetinden içeceğimi söyleyerek beni teselli ederdin.
Ya ResulALLAH! Dünya huzur vermezse hep seni arzularsam deyince; Sen ALLAH’ın takdiri derdin önce ve eklerdin; ebedi âleme göçene ve bana kavuşana kadar sabırla biraz acı biraz çekeceksin. Seni o zamana kadar sözünde sadık, söylediklerimi yerine getirmiş bir şekilde görürsem ben zaten hep yanındayım, kalbin hep hüzünlü olsun. Çünkü ALLAH kalp üzüntüsünden dolayı kullarına azap etmez diyerek bana nasihatte bulunurdun. Ya HabibALLAH, beni de ikinci bir Fatıma kızın olarak kabul eder misin? Deyince bana; evladım ben nice Fatımalar Ayşeler kabul ettim manevi evlatlığa ve onları aynı kızım Fatıma kadar sevdim derdin. İşte sen böylesine şefkatli, böylesine merhametli ve böylesine adaletlisin Ya HabibALLAH…
Ve yine gelseydin…
Senden bir an bile ayrı kalmamak için sorardım, hissettiklerimi, düşüncelerimi arz ederdim, hep konuşurdum seninle sürekli.”Ashabını anlatır mısın? Ya ResulALLAH” derdim. Sen “Ashabım yıldızlar gibi, hangisine tutunursanız yolunuzu bulursunuz” derdin. Ve devam ederdin. H.z. Ömer, H.z.Osman, H.z.Ali… Onlar benim dayanağım derdin. Sana günümüzden haber vereyim mi deyince Sen; her şeyden haberin olduğu halde başını sallardın. Ben de senin hiç üzülmemen için sadece Seni coşturacak mutlu edecek olanları söylerdim. Hani ashabınla konuşurken seni görmeden sana iman eden ümmetini özlediğini söylemiştin ya. İşte… Ümmetinden muhabbetin eşiğinde, senin aşkınla yana binlerce gönül var aynı anda çarpan. Bir ara ResulALLAH’ın yüzüne baktım, bakıp tebessüm ediyordu bunları söylerken. Bir de henüz aşkına kavuşmamış ama bu yolun yolcusu olan, türlü cefalara katlanan körpecik gençlerin var. ResulALLAH’a baktım ellerini açmış Mevla’ya dua ediyordu, başarmaları için. Ve ümmetimi istiyorum Ya Rabbi diyerek gözünden yaşlar damlıyordu
Gelseydin gözyaşlarını silerdin Ya HabibALLAH Çok suçluyuz, hatalıyız. Bize ne şer gelirse oda kendi hatalarımızdan
Gelseydin sana gitmeden söyleyeceğim son sözlerim şu olurdu:

GÜL PEYGAMBERİM
Onca çilenin sebebi senken
Sensizlik çok zor
Kolu kanadı kırık bir kuş gibiyim
Ben buralarda Mekke’m ve Medine’yleyim