A. Toplumun Bilgi Edinme İhtiyacı ve Türk Kamu Yönetiminde Bilgi Verme
Modern devletin gelişmesinin temel çizgilerinden biri, kamu yönetiminin faaliyetlerinin gittikçe artan bir önem kazanmasıdır. Bu gelişmenin sonucu olarak, bireyler ve gruplar sürekli bir şekilde yönetimin fonksiyonlarıyla ve hizmetleriyle karşılaşmaktadırlar. Haberleşme,eğitim, sağlık, güvenlik, adalet ve savunma v.b. gibi hizmetler devlet veya devletin yakın gözetimi altında özel teşebbüs tarafından yürütülmektedir. Önceleri hiç bilinmeyen bir çok faaliyet, bugün devletin ilgilendiği veya yoğun olarak düzenlediği alanlar haline gelmiştir.

Yönetimin elindeki imkanların ve araçların artması, vatandaşın kamu bürokrasisi karşısında korunmasının ve yönetimin hukuka ve ihtiyaçlara uygun davranmasının sağlanması gereğini ön plana çıkarmıştır. Kamu yönetiminin genişlemesi, yapı ve işleyiş itibariyle karmaşık bir nitelik göstermesi, ayrıca günlük hayata artan orandaki müdahalesi,etkin bir kamuoyu denetimini de gerekli kılmaktadır. Böyle bir denetim ise, yönetimin kendisini dışa açmasını ,kamuoyunun, yönetimin eylem ve işlemleri hakkında bilgi sahibi olmasını, kararların nasıl ve kimler tarafından alındığının bilinmesini gerektirir. Dolayısıyla, yönetilenlerin de elde ettiği bilgiler ışığında yönetime aktif katılabilmesiyle denetimin daha etkin hale gelebileceği ileri sürülmüştür.24 Yönetimde açıklık düşüncesi ve uygulamaları, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren hızla gelişmeye başlamıştır. Bütün dünyada, yönetimin kendini daha çok halka yaklaştırması ve faaliyetlerini topluma açması gerektiği kabul edilmektedir.25

Halkın kamu hizmetleri hakkında bilgi edinmesi, bugün dünyanın birçok ülkesinde bir hak olarak kabul edilmekte ve bilgi edinme hakkından söz edilmektedir. Bu arada gizli kalması gereken, açıklanmasında sakınca bulunan bilgilerinde bulunabileceği savunulmaktadır. Yönetilenlerle yönetenler arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi, halkın bilgi edinme hakkına saygınlığın geliştirilmesine ve açıklanması gereken bilgilerle gizli kalması gerekenler arasında makul bir dengenin kurulmasına bağlı olacağı ileri sürülmektedir.26

Türk kamu yönetiminde de halkın bilgi edinme hakkına ve yönetimin bilgi vermesine dair çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır.Anayasanın 74’üncü maddesine göre “Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptirler. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir. bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir.” denilerek tüm vatandaşlara bu hak tanınmıştır.Anayasanın dilekçe hakkına ilişkin bu amir hükmü üzerine 10.11.1984 gün ve 18571 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01.11.1984 gün ve 3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Yasa, vatandaşlarla yönetim arasındaki ilişkilerin ve güven duygusunun geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Yasanın 7’nci maddesine göre Türk vatandaşlarının kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvurunun sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç iki ay içerisinde cevap verilir.İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.

Ayrıca Türk kamu yönetiminde devlet memurlarının yaptıkları işler hakkında basına, haber ajanslarına veya radyo ve Tv kurumlarına bilgi ya da demeç vermeleri yasaktır. Bu bilgiler merkezde, Bakan veya Bakanın yetkili kılacağı görevli tarafından, taşrada ise illerde Valiler veya yetkili kılacağı görevliler tarafından verilebilmektedir.27

Askeri hizmetlerle ilgili bilgilerin ise, özel kanunların yetkili kıldığı personel dışında hiçkimse tarafından açıklanması mümkün değildir.28 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 15’inci maddesindeki bu düzenleme, aynı Kanunun 31’inci maddesindeki “Devlet memurlarının kamu hizmetleriyle ilgili bilgileri, görevlerinden ayrılmış olsalar bile, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamasının yasak olmasıyla”29 daha da güçlendirilmiş bulunmaktadır.Kanun koyucu bu konuda KİT ve bağlı ortaklıklarını da unutmamış, onlar içinde kural getirmiştir.30 Zira KİT’lerdeki sözleşmeli personelin hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda bulunamayacağı; KİT ve bağlı ortaklıklarındaki her çeşit personelin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 31’inci maddesindeki düzenlemeye benzer bir şekilde görevlerini yaptıkları bir sırada öğrendikleri gizli bilgileri, görevden ayrılmış olsalar bile, yetkili amirin izni olmadan açıklayamayacakları 29 Ocak 1990 tarih ve 20417 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 399 Sayılı KHK ile düzenlenmiştir.

B. Yönetsel Etkinlik ve Toplumda Olumlu Görüntü Yaratılması
Halkın kamu yönetiminden beklentilerine, görüş, dilek ve yakınmalarına ilişkin bilgiler, iyi işleyen bir halkla ilişkiler düzeni kurulmuşsa, yönetime ulaşabilmektedir.Ama asıl amaç salt iyi işleyen bir yönetim olgusu yaratmak değil, bu bilgi akımının sonucunda yönetimin kendisine çeki düzen verebilmesidir.

Günümüzün demokratikleşmiş toplumlarında kamu yönetiminin bir çok programının başarıyla uygulanmasının, bu programlarla ilgili toplum kesimlerinin yönetimi desteklemesine ve kimi durumlarda bundan da öte katılmasına ve işbirliği yapmasına bağlı olduğu bilinmektedir.31

Kalkınma planları, programları, yeni vergi uygulamaları gibi toplumun büyük kesimlerini ilgilendiren konulardan, belediyelerin zabıta önlemleri gibi belli çevreleri ilgilendiren konulara kadar çok sayıda yönetsel etkinlikte başarı, ilgili toplum kesimlerinin destek ve işbirliğinin sağlanması oranında artmaktadır. Toplumun bunlara tepkisinin ters-yönlü olması ise etkili hizmet yürütülmesi açısından yönetimlere türlü sorunlar yaratmaktadır.

Halkla ilişkilerin, yönetsel etkinliğin gerçekleştirilmesi açısından rolü ve önemi bu bağlamda sözkonusu olmaktadır. Çünkü yönetimler etkili ve sistemli hakla ilişkiler programları aracılığı ile hizmet ilişkisi içinde oldukları toplum kesimlerinin katılımını, desteğini ve işbirliğini sağlayabilmektedirler.

Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için halkla ilişkiler programlarından iki yönlü olarak yararlanılması gerekmektedir. Bir yönüyle bu programlar, yönetimlere hizmet politikalarını saptarken ve uygulama kararlarını alırken bunların halkın beklenti ve gereksinimleriyle tutarlı olmalarına yardımcı olmalı, öte yandan gene halkla ilişkiler programları aracılığıyla bu politikaların ve uygulama kararlarının halka benimsetilmesi ve halkın desteğinin sağlanmasına çaba harcanmalıdır.

Halkla ilişkiler programlarının yukarıdaki amaçlara dönük birinci yönü, halktan yönetime bilgi akımı sağlamakla ilgili olan ya da kısaca halkı tanıma diyebileceğimiz yol ve yöntemler, ikinci yönüyle ilgili çalışmalar ise, tanıtma başlığı altında toplayabileceğimiz programlardır.

Toplumun desteğini ve güvenini sağlamak kamu kuruluşları için yaşamsal önem taşımaktadır. Toplumsal destek, kamu kuruluşlarının başarısının ilk koşuludur. Çünkü toplum üzerinde olumlu izlenim yaratacak bir örgütsel yapı, işleyiş ve çaba içinde olmak, kamu kuruluşları için, aynı zamanda bir görevdir.

Bunun nedeni, yönetimin toplumun hizmetinde bir araç olması gerçeğinde yatmaktadır. Kuşkusuz yönetimin bu niteliği ancak demokratikleşmiş toplumsal yapılar için sözkonusudur ve toplumların bu evreye gelebilmeleri kolay olmamıştır. Ama demokratik değerlerin yerleşmiş olduğu toplumsal sistemlerde ya da bu değerleri oluşturmaya çalışan toplumlarda kamu yönetiminin kendisini hizmet eden, toplumu ise hizmet edilen olarak görmesi, dolayısı ile toplumsal yararı sağlayacak, halka dönük, toplumsal beklentilere uygun bir hizmet anlayışına ve halka karşı sorumlu, duyarlı ve saygılı bir örgütsel davranışa sahip olması, demokratik değer sistemlerinin egemen olduğu yapılarda artık tartışılmamaktadır.

Konu ülkemiz açısından özel bir önem taşımaktadır. Yüzyılı aşkın bir süreden beri toplumsal yaşantımızı demokrasi ilkelerine göre düzenleme çabası içerisindeyiz. Demokratik değer ve uygulamalar toplumda giderek artan ölçüde yerleşip yaygınlaşmaktadır.

Türk kamuoyunun, bireysel ya da örgütlenmiş-örgütlenmemiş birey grupları olarak birçok nedenlerle,Kamu yönetiminden yakınmakta olduğu bilinmektedir. çeşitli bilimsel çalışmalar ve kamuoyu yoklamaları yanında, hergün gazete sütunlarını boy boy dolduran haberler, röportajlar, okuyucu mektupları Türk insanının kişisel deneyimleri ve gözlemleri hep bu yargıyı doğrulamaktadır. Halkın gözünde kamu yönetiminin ağır, pahalı çalışan yine de istenen hizmetleri veremeyen, kalabalık görevlilerden oluşan, giderek karmaşıklaşan ve ulaşılması zorlaşmakta olan bir yapıda olduğu belirtilmiştir.32 Bu yapıda görev alanların vurdumduymazlığı, sorumsuz hatta saygısız davranışları,işlemlerdeki bürokratik sorunları ve tüm bunlar nedeniyle ortaya çıkan, aracılık, kayırmacılık,rüşvet gibi uygulamalar, artık Türk insanının nerede ise çözüm bulunmasından umudunu kestiği kimi sorunlar olarak, yönetimin kamuoyundaki görüntüsünü sürekli bozan etkenleri oluşturmaktadır.

Toplumda tüm kurumların giderek yerli yerine oturma sürecine girdiği günümüzde, kamu bürokratlarının yöneten-yönetilen, hizmet eden-hizmet edilen gibi toplumsal denge öğelerinin sürekli gözönünde tutulmaları gerekmektedir. Çağımız Türkiye’sinde kamu yönetimi, tarihten miras kalmış bürokrasi-halk zıtlaşması yerine kamu yönetimi ve bürokrat-halk bütünleşmesi, kaynaşması konusunu gündeminin öncelikli maddesi haline getirmelidir. Halkla ilişkilerin, kamu yönetimi ile çevresi arasında denge ve uyum sağlama çabası olduğu savının ancak böyle bir yaklaşımla gerçek anlam ve içeriğine kavuşabileceği ileri sürülmüştür.33 Halkla ilişkilerin katkısı bu açıdan önem kazanmaktadır.




Beğeniler: 2
Favoriler: 2
İzlenmeler: 707
favori
like
share