İnsanoğlu, yaklaşık iki milyon yıl boyunca toplayıcılık, sürü besleyiciliği ve avcılık yaparak yaşamını sürdürdü. Beslenme gereksinimi, insana gıdasını elde edecek araçlar, fikirler geliştirmek zorunluluğu doğurur. Ekin yetiştirmek, hayvanlar için otlaklar oluşturabilmek amacıyla doğal ekosistemlerde büyük değişiklikler yapılmasıyla; birkaç bin yıllık süre içinde tamamen değişik bir yaşam türü ortaya çıktı. Bu dönemde sadece doğaya bağlı bir yaşam yerine, doğaya hakim, üretici bir ekonomi düzenine geçilir. Üretimle kontrol altına alınan besin yiyecek garantisini oluşturarak, belkide insanı bugüne getiren en büyük becerilerden biridir. Farklı besin tüketimi genellikle değişik besin tercihinden çok coğrafi, teknolojik ve kültürel yaşam şartlarına bağlıydı. Avcı-toplayıcı gruplar çevre anlayışları açısından pasif olmamakla birlikte, doğal ekosistemlere müdahele etmek de dahil olmak üzere birçok farklı eylemde bulunmuşlardı.(Örn: yabani bitkilerden yararlanma, belirli bitki türlerini aşama aşama seçip ehlileştirmek...vs.)


Besin üreticiliğinin ortaya çıkışındaki iklimsel ve kültürel etkenlerin neler olduğu ve bunun sonuçları tartışmalardaki en önemli sorundur. Neolitikleşme; doğa, insan, kültür, teknoloji gibi birçok ögenin ortak etkileşimiyle gerçekleşmiştir. Bu süreci tanımlayan “üretimciliğe geçiş” de bu etkileşmenin belkide en önemli sonucudur. Hayvan ve bitkilerin kültüre alınmasında doğal seçilim ya da ayıklanmaya ek olarak, kültürel seçim ve ayıklama önem kazanmıştır. İnsanoğlu; bitki ve hayvan genetiğindeki mutasyonlardan, kendi çıkarı yönünde yararlanmıştır.

Besin Üretimine Geçiş, Dünya’nın benzer fakat birbirinden çok uzak üç bölgesinde; Yakındoğu, Orta ve Güney Amerika ile Güneydoğu Asya’da birbirinden bağımsız olarak başlamıştır. Bu dönem, Yakındoğu’da MÖ 10.000’lerden sonraki yaklaşık 3500 yıllık uzun bir süreçte, Orta ve G.Amerika’da MÖ 6000’lerde; G.doğu Asya’da ise MÖ 4000’lere tarihlenmektedir.

Yakındoğu’da ilk değişimlerin yaşandığı bölge; batıda Akdeniz’in kuzeyde Anadolu yaylalarının, doğuda Zagros Dağlar’ının güneyde ise Arap Yarımada’sının sınırlandığı alan içinde başlamıştır. Tanımlanan bu bölge bugünkü Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün ve İsrail ile Türkiye’nin G.doğu Anadolu bölgesi ve Dicle ve Fırat ırmaklarının verimli vadilerini içine alır. Kültüre alınan bitkilerden bazıları; buğday, arpa, mercimek, bezelye, burçak, keten, kenevirdir. Bugünkü buğday üç gruba ayrıldığında; yumuşak buğday(Triticum vulgare), emmer(Triticum dicoccum) ve einkorn(Triticum monococcum) görülür.

Tarımsal gelişmenin yaşandığı ikinci ana bölge G.doğu Asya’dır. Bu bölgedeki tarımın temelleri kuzeyindeki yarı-kurak lös düzlüklerinde yatmaktadır. Tarım ürünleri Yakındığu’dan farklı olarak akdarı ve pirince dayanıyordu. Yakındoğu ve Amerika’dan ayıran önemli fark Çin’de tarımın ilk bin yılını tohumlu ekin üretimine dayandırmalarıdır.

Orta Amerika, tarımın geliştiği üç ana bölgenin sonuncusudur. Günümüzde Guatemala, Belize, Honduras’ın bazı bölümleri ve Meksika’nın güneyi ile doğusundaki bölümleri kaplayan alanda başlamıştır. Daha önce doğadan topladıkları çeşitli bitkileri yetiştirmek için küçük bahçeler oluşturarak tarıma ilk adımlarını atmışlardır. Kültüre aldıkları bitkiler arasında kırmızıbiber, domates, avokado, kabak, su kabağı, mısır ve fasulye çeşitleri vardır.

Tarımın, dünyanın diğer bölgelerindeki gelişimini izlemek çok daha zordır. Bunun sebepleri arasında bu bölgelerde daha az arkeolojik incelemenin olması, bitki kalıntılarının iyi korunamamış olması ve de birçok bitkinin ehlileştirildikten sonra pek fazla değişiklik göstermemiş olmasıdır.Ehlileştirilmiş buğday-arpaya dayanan yaşam biçimi Avrupa’daki farklı ekosistemlere ve iklimlere uyum sağlamakta zorlandı. Bitkilerin %90’ının Yakındoğudaki’lerle aynı olmasına rağmen tarım, Tuna ve Ren ile Dinyester bölgesinin kolay işlenebilir torakları, Danimarka ve G.İsveç’e kadar süreklilik sağladı. Bunun dışındaki bölgeler avcı-toplayıcı yaşam biçimlerini devam ettiriyordu. Avrupa’da tarım “YIK ve YAK” metoduyla yapılıyordu. Ağaçlar kesilip zemin ateşe verilerek belli bir bölge temizlenmiş oluyordu. Yangın külleri gübre vazifesi görerek toprak zengimleşiyordu.

Bitklerin kültüre alınmasıyla orantılı olarak insan-hayvan ilişkisi de yoğunlaşmaktaydı. Besin Üretimine Geçiş toplulukları hasat edecekleri alanları yabani hayvan sürülerine karşı koruma gereği duymuş olabilirler. Bunun için de en etkili koruma, yabani hayvan sürülerini toplu tutmak ya da toptan avlamaktı. Hayvan sürülerini toplu tutmak için köpeğin (evcilleştirilen ilk hayvan) insana yardım etmiş olduğuna dair ortak görüşler vardır. Bu yolla insanoğlu yakaladığı yabanıl hayvanları göz altında bulunduruyor, onların beslenmesini ve çoğalmasını denetlemeyi öğreniyordu. Hayvan türlerinin evcilleşmesinde insanların bilinçli ve maksatlı seçimi, evcil türlerin çoğalmasına yardımcı olurken, vahşi türleri avlayarak tüketmeye çalışmıştır.Evcilleştirilip ekonomik açıdan kullanılan hayvanların ilki koyun olmakla birlikte bunu keçi, sığır ve domuz izlemektedir.

Tarım, besinlerin bireyler ya da daha büyük kuruluşlar tarafından sahiplenilmesi düşüncesini doğurmuştur. Tarlalarda ürün yetiştirme ve hayvan sürüleri besleme etkinlikleri kullanılan kaynakların ve üretilen besinlerin “mal” olarak görülmesine yol açmış; bu etkinlikler sırasında avcılık-toplayıcılığa oranla daha fazla zaman ve çaba harcanmasına karşın daha küçük bir alandan, çok daha fazla miktarda besin sağlanmaktadır.



Etiketler:
Beğeniler: 2
Favoriler: 1
İzlenmeler: 327
favori
like
share