“Daha İlköğretim birinci sınıfta” deyip geçmeyin, onların neler bildiğini, neler düşündüğünü bilmek sizi çok şaşırtacaktır. Onlardan birine soruyorum:
“-Baban ne iş yapıyor?”
“-Babam toplantı yapar…”
Gerçekten de bu sevgili kardeşim, bir üst düzey bürokrattı ve hep toplantıdan toplantıya koşuyordu. Çocuk, “Toplantıya gidiyorum”, “Toplantıdan geliyorum”, “Toplantı yapacağım” laflarını o kadar çok duymuştu ki… Babasının asıl işinin toplantı yapmak olduğunu sanması gayet normal bir sonuçtu.
Acaba, “Babam toplantı yapar!” diyen bu sevimli hanım kızımız, babasının yapmadığı bir şeyi de ifade etmiş olmuyor mu bu ifadesiyle?
Toplantı hep evin dışında ve başkalarıyla yapılan bir eylem… İçinde ev ahalisi yok. Ama çok önemli. Tehir edilemez, gecikilemez, atlatılamaz… Küçük kız, bu toplantılar yüzünden hasret kalır babasına… Babasıyla arasına giren zararlı ve zalim bir engeldir toplantılar…
Siz o masum yavrunun yerinde olsanız, sever misiniz bu toplantı denen şeyi?
Dolayısıyla, küçük kız, “Babam toplantı yapar!” derken, aynı zamanda bir özlemini de örtülü biçimde dile getirmiş olmuyor mu?
Babalar, asıl ve en önemli toplantının, aile meclisini kurarak yapılacağını mutlaka anlamak zorundadırlar. Çünkü baba sevgisinden yoksunluk, masum yürekleri derinden yaralar.
Ve bu yürek yaralarının tam tedavisi mümkün değildir…
Anne, sonu gelmeyen toplantıları tenkit eder… Babayı uyarmak ister. Çünkü çocuklar, babalarını ona sormakta ve durumunu anlamaya çalışmaktadırlar.
Anne der ki:
“Sen geldiğinde çocuklar uyumuş oluyorlar. Sabah giderken de uyanmamış bulunuyorlar. Bu gidişle seni unutacaklar… Daha da kötüsü, bu bitmek bilmeyen toplantıları, onlara tercih ettiğini sanıp, seni yüreklerinden atacaklar… Ne olur, çocuklara da biraz zaman ayır…”
Baba, duygulanır ve söze girmek ister. Ancak, daha ilk kelimesiyle gülünç olur. Zira, der ki, “Tamam başkanım, çok haklısınız!”
Baba gövdesiyle evde, anneyledir ama kafasıyla ve gönlüyle hala toplantıdadır.
Hiçbir iş toplantısı, ailede sevgi iletişimini kuracak birliktelikler kadar önemli değildir.
Bu sebeple anne babalar, ama özellikle de babalar, önceliklerini mutlaka çok iyi ayarlamalıdırlar.
Yoğun çalışan bütün babaların bir manevi dikiz aynası olmalıdır. Bu dikiz aynasıyla, arkayı sürekli gözlemelidirler. Arka, evdir, çoluk çocuktur, eştir… Ne kadar hızlı, ne kadar meşgul, ne kadar dolu olursanız olunuz, bir gözünüz, bir kulağınız hep orada olmalıdır. Fakat, gönlünüzün önceliği ev olmalı, oraya ayırdığınız zamanı hiç kimseye vermemelisiniz…
Zira çocuklarınızın, sizin paranızdan çok yüreğinize ihtiyaçları vardır.
Bazı babalar, sevgi ve şefkat meselesini annelere ihale ediyorlar. Anneler tabii ki şefkat kahramanlarıdır… Ama kesin olarak bilelim ki, hiçbir anne, hiçbir babanın bıraktığı boşluğu dolduramaz. Bu bakımdan babalar da çocuklarına gönüllerini açmalı, kendilerini bir para makinesi durumuna düşürmemelidirler.
Bazı anne babalar da, iyi bir okul seçerek, eğitim işinden kendilerini kurtardıklarını sanıyorlar. Onlara da kırk yıllık tecrübemin sonunda şunu söylerim:
“Dünyanın en kaliteli okulu ve en candan öğretmenleri bile, ailenin bıraktığı açığı kapatamaz. Evinden mutlu çıkmayan çocuğu, okul mutlu edemez. Çocuğun okuldaki başarısı da, sevgiye ve şefkate doymuş bir gönülle evinden gelmesine bağlıdır.
Eğitimci anne babaların ikinci adresleri, çocuklarının okulu olmalıdır. Anne babanın içinde aktif olarak bulunmadığı eğitim eksiktir.
Evi biraz okul, okulu da biraz ev yapmalı; anne babaları biraz eğitimci, öğretmenleri de biraz anne babalaştırmalıyız. Ancak bu dayanışma ile çocuklarımızı geleceğe hazırlayabiliriz.”

Vehbi VAKKASOĞLU

alıntı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 378
favori
like
share