Hayattaki sıkıntılara iman gözlüğüyle bakmak!..





Nisa Sûresi'nde, "Kim bir kötülük yapar, günah işlerse cezasını mutlaka görecektir.", buyuruluyor. Bu mealdeki ayetlerin gelişinden sonra bazı hassas insanlar Efendimiz (sas) Hazretleri'ne gelerek endişelerini açıklayıp derler ki:

-Ya Resulallah, ne olacak bizim halimiz? Ayetlerde "Kim bir kötülük yapar, günah işlerse cezasını görecektir.", buyuruluyor. Bizler ise günahtan hali olamıyoruz. Bazen nefsimize uyarak, bazen de gaflete dalarak günaha maruz kalıyor, yanlışa düşebiliyoruz. Bunların hepsinin de ahirette cezasını göreceksek nasıl dayanacağız ahirette biriken bunca cezalara?

Efendimiz'in (sas) müjde mahiyetindeki rahatlatıcı cevabı şöyle olur:

-Siz hayat boyunca hiç hastalanmıyor musunuz? Sıkıntı ve üzüntülere maruz kalmıyor musunuz?

-Hastalandığımız da oluyor, sıkıntı ve üzüntülere maruz kaldığımız da oluyor.

-İşte o sıkıntı ve üzüntüler, işlediğiniz bazı günah ve hataların cezasını teşkil eder. Dünyada çekilen sıkıntı ve maruz kalınan zorluklar günahların kefareti yerine geçer. Şayet sabreder de şikâyetçi olmazsanız.

Bu cevaptan sonra o insanlar sıkıntı ve üzüntüye maruz kaldıklarında aşırı üzülmemişler, inşallah günahlarımızın kefareti yerine geçer, affımıza sebep olur diyerek zorluklar içinde de bir mutluluk duygusuna sahip olmuşlar, dayanma gücü kazanmışlardır.

Demek ki kötülükleri, günahları cezasız bırakmayan Allah (cc), hastalıkları, çeşitli sıkıntı ve musibetleri bu günahların cezası yerine kabul etmektedir. Böylece sıkıntı ve zorluklara maruz kalan insanlar bir bakıma günah ve kusurlarının cezasını burada çekmekte, ahirete tehirinden de kurtulmuş olmaktalar. Bundan dolayı, maneviyatta ilerlemiş, sıkıntılara iman gözlüğüyle bakmaya başlamış insan, başına gelen zorluk ve sıkıntılardan sonra 'inşallah günahlarımın affına sebep oluyor' diyerek şikâyet etme duygusuna girmez, hep sabır içinde şükretme huzuru yaşar.

Anlaşılan odur ki, imanlı insanların dünyada hastalık, yokluk, kaza.. gibi çok çeşitli zorluklara maruz kalması yine de o insanların hakkında hayırdır, sonucu itibarıyla lehinedir. Çünkü işlediği bazı günahların, hataların cezasını böylece dünyada çekmezse ahirete tehir edilecektir. Ahiretin cezası ise dünyadaki ile kıyas kabul etmeyecek kadar ağır olacaktır. Ayrıca burada başa gelen peşin sıkıntılar insanın günah ve kötülükte daha da ileriye gitmesine de engel olur, ikaz olup aklını başına almasına da sebep teşkil eder...

Zaten inanmış insanlara günahlarının cezası çoğunlukla dünyada gelir, ahirete tehir edilmez. Bu, Allah'ın onları yine sevdiğinin ve koruduğunun da işareti olur. Eğer bir kula bunca günah ve isyanlarına rağmen bir sıkıntı ve zorluk gelmiyor, bir ikaza maruz kalmıyor da, şımarıklık ve günahkârlığını devam ettiriyorsa, onu ahirette, dünyada cezasını hiç ödemediği günah yığını bekliyor demektir. Asla hayrına değildir burada cezasız kalması, isyan ve tuğyanına da devam etmesi. Bu sebeple imanlı insanlar burada başlarına gelen sıkıntılardan, musibetlerden dolayı hep sabretmiş, ahirete tehir edilmeyip de dünyada verilen bir uyarı olarak yorumlayıp bir nevi sıkıntı içinde teselli bularak teslimiyetlerini sürdürmüş, bu anlayışlarıyla da yine kazanmışlardır. Efendimiz, imanlı insanın bu kazanma anlayışını şu özel ve güzel hadisiyle açıklamıştır:

- İmanlı insanın anlayışına hayret edilir. Çünkü üzülecek bir sıkıntıya maruz kalsa sabreder kazanır; sevinecek bir nimete nail olsa şükreder yine kazanır. Böylece imanlı insan, hayatındaki her olayı hakkında hayra çevirir. Ya sabreder kazanır, ya şükreder kazanır. Her iki halde de hep kazanır, hiç kaybetmez..

İşte bundan dolayı hayata iman gözlüğüyle bakanların hali hep aynı olur:

- Ya sabreder kazanır, ya da şükreder kazanır.

-Yeter ki bu gerçeğin farkında olsun, hayata iman gözlüğüyle bakmasını bilsin

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1040
favori
like
share
Asiyan Tarih: 16.07.2008 09:56
Sabreden derviş muradına ermiş

Allah razı olsun gracecim
bilalergun Tarih: 15.07.2008 19:11
teşekkürler