Terci-Korad İkilisi ile Oda müziği üzerine yapılan sınırlı söyleşi, Söyleşi: Veysel Özgür SAĞLAM

Vös: Klasik gitarı oda müziği toplulukları açısından değerlendirirsek, ülkemizde bu toplulukların yerini hem repertuar hem seslendiricilik hem de fırsatlar yönünden ne düzeyde buluyorsunuz?

KK: Şimdi klasik gitarı düşündüğümüzde, hem renkli bir enstrüman hem de çok sesli bir enstrüman olduğunu görürüz,. Enstrümanın sayısını arttırmaya başladığımızda yapılacak doğru düzenlemeler ve eserlerle çok büyük bir sesliliğe ulaşarak daha doygun daha doyurucu bir müziğe ulaşacaktır. Diğer oda müziği grupları ile karşılaştırdığım zaman Türkiye’de gitarın bir avantajı var, bir Akdeniz enstrümanı olması Türk halkının İspanyol müziğine duyduğu sempati ikinci olarak da geleneksel enstrümanımızın bağlama oluşu, gitarın sesinin bağlamaya yakın oluşu; Bütün bunlar dinleyicide klasik müziği sıcaklaştırıyor, sempati duyuruyor. Bu durumda da gitar klasik müziği kitlelere sevdirmek adına beklide diğer oda müziği gruplarından çok daha büyük bir avantaja sahip. Repertuarın renkliliği de yaylı kuartete göre çok daha renkli çok daha hoşa gidecek bir repertuara sahip olması bu avantajı ikiye katlıyor diye düşünüyorum.

Seslendiricilik ve fırsatlar açısından

KT: Fırsatlarda bir değişiklik yok dediğimiz gibi klasik müziğin şartları içerisinde işinizi iyi yaparsanız her taraftan çağırılıyorsunuz, bu oda müziği de olsa, solo da olsa değişmez ama Kağanın dediği gibi solo biraz daha siyah beyaz gibi doğasında birazcık sıkıcılık var. Birlikte çalmak dolayısıyla daha renkli hale geliyor,. Bestecilerde bize yazdığı zaman bu eserleri çok daha geniş bir açıdan bakarak yapabiliyorlar. çünkü 2 gitar, 3 gitar yada 4 gitarla birlikte olduğunuz zaman enstrüman yaptığınızdan çok daha fazla renk paleti elde ediyorsunuz.

Vös:Türk bestecilerinin oda müziği eserleri üzerinde çok fazlaca çalıştıkları görülmüyor bunun sebebi nedir? Seslendirmek üzere birlikte olan grupların, çalma becerileri bu konuyu nasıl etkiliyor?

KT: Bu çok güzel bir soru çünkü bizim Türk bestecileri ne yazık ki bir beste yapalım dedikleri anda çok büyük ölçekli orotoryolar yok efendim operalar, senfonik eserler düşünüyorlar halbuki Avrupa’da esas dinamo oda müziğidir. Eğer bir besteci oda müziği eseri yazarsa bu çok daha fazla yerde ve sayıda seslendirilecek, denenecektir. Bence bestecilerimizin düştüğü en büyük hata da budur. Tabi maddi kaynaklarda da kaynaklanıyor çünkü; Senfoni, orkestra, opera yazdığınız zaman Kültür Bakanlığından destek alabiliyor yada orkestralarla birlikte seslendirme yapabileceğiniz bir oda müziği grubuna yazdığınız zaman Bakanlık tarafından bir ödeme yapılıyor. Eğer biz yurdumuzda klasik müziğin gelişmesini istiyorsak bestecilerimizin çok daha fazla oda müziğine eğilmeleri lazım buda çok sayıda gurubun bu eserleri seslendirmesi anlamına gelir. Dolayısıyla bundan kazançlı çıkacak herkestir.

KK: Bence şöyle bir problem var bu eserlerin yazılmamasında, zaten ülkemizde çok fazla eser yazılmıyor besteciler tarafından, bu hayat şartlarının getirdiği bir şey sonuçta, bestecilerimizin pek çoğu ne yazık ki hayatlarını kazana bilmek için solfej, armoni hocalığı yapmak zorundalar ve eser yazmanın bir maddi getirisi olmaması dolayısıyla da fazla özendirici yanı yok, bunun yanı sıra maddi yönü özendirici değil ama bakarsanız Türkiye’de çok fazla oda müziği gurubu da yok. Avrupa’da çok fazla oda müziği gurubu var ama yazan besteci ya bu işten hayatını kazanacak maddi bir kazanç sağlayacak yada en azından müzikal tatminlik bekliyorsa eserin sahnede seslendirilmesini bekler. Bestelenmiş bir eser sahnede seslendirilmediğinde yarım kalmış bir çalışa olur. Onun hayatı bulması gerçek anlamda sahnedeki seslendirilişi ile oluyor böyle bir imkanı olmadığını da düşündüğünde çok daha doğal olarak o yöne yönelmiyor. Bence daha fazla oda müziği gurubunun bestecilerin yazdıkları müzikallerle eğilmeleri gerekiyor.

Vös: Peki sizler nasıl teşviklerde bulundunuz?

Yıllarca biz Kürşat’la daha öncesinde Soner ve Kürşat’la Bilkent Gitar Üçlüsü olarak bestecilere eser yazmaları onları konser salonlarında çalmamız konusunda devamlı telkinlerde bulunduk bunun sonucunda iki tane gitar konçertosu, oda müziği eserleri büyüklü küçüklü pek çok parça çıktı şimdi besteci ilişki kurup onu teşvik ettiğimiz zaman o bestecide sizin onu sahnede çaldığınızı eserlerinin yaşadığını gördüğü zaman bu çok etkili oluyor sadece oda müziği gurubu olmak değil bestecilerle ilişkiye geçib onları teşvik edip en azından o manevi tatmini duymalarını sağlamak bir gurup olmak gerekir.

Vös: Yurt dışı deneyimlerinizden örnekler verir misiniz; Örneğin bir Avrupa’da oda müziği toplulukları seslendiricilik ve dinleyici açısından ne denli önemli?

KT: Müziğin kendisi çok önemli tabi ki Avrupa’da klasik müziğe bizim yurdumuzda verilenden çok daha fazla önem ve saygı gösteriliyor. Bu müziğe duyulan saygı çerçevesinde de hak ediğiniz karşılığı alıyorsunuz. Bizim deneyimlerimize gelince yurt dışında biz çok ilgiyle karşılaşıyoruz, 15 senedir sahnelerdeyiz, 2000 yılına kadar Bilkent Gitar Üçlüsü olarak çaldık sonra Terci-Korad gitar ikilisi olarak, dünyanın her tarafında yine koşturuyoruz konserler vermeye, özellikle Avrupa’da gitar camiası konserlerimizi ilgiyle takip ediyor. Konserlerde düzenlemelerimiz özellikle merak uyandırıyor ve sevinerek görüyorum ki artık bizden düzenlemelerimizin notaları isteniyor ve elden ele dolaştırılıyor, dolayısıyla bunları da duymak çok sevindiriyor.

KK: Şimdi Avrupa’da şöyle bir ayrım var. Avrupa’nın müzik dinleyicisi, Türkiye’den tamamen farklı, Avrupa’da oda müziği dendiği zaman ne yazık ki akla gitaristler gelmiyor. Gitar daha çok kendisine ait festivallerde ve kendisine ait dinleyici içerisinde dönen bir müzik, bunun dışında oda müziği dendiğinde özellikle orta ve Kuzey Avrupa’da klasik yaylı ve nefesli gruplar akla geliyor o yüzdende festivallerde çoğunlukla birbirinden ayrılmıştır yani oda müziği festivallerinde gitar gruplarını görmeniz çok mümkün olmuyor, genellikle gitar gruplarını gitar festivallerinde görüyorsunuz.

Vös: Türkiye’de sanat severler sizleri yıllarca üçlü olarak dinlediler, ikili olma fikri nasıl oluştu biraz bahseder misiniz?

KT: İkili olma fikri tıpkı üçlünün oluşması gibi ikili olma fikri olarak çıkmadı. Şartların, yaşantılarımızın bir sonucu olarak gelişti. Nasıl ki üçlü doğal olarak yıllarca beraber çaldıktan sonra profesyonel platforma taşınmış bir grup ise ikili olmamızda arkadaşımız Soner’in İstanbul’da yaşamayı uygun görmesiyle beraber şekillenmiş oldu. Kısa bir dönem Kürşat’la acaba üçüncü bir eleman tekrar bulmak gerekiyor mu diye düşündük, gerçekten 15 sene sahnede beraber olan bir grup olarak o kadar senenin üzerine yeni bir parçayı gruba koymak ikimize de çok cazip gelmedi ve ikili olarak devam ettik. Şunu da söylemek gerekir ki; üçlü repertuar ikili repertuar bulmaktan çok daha zordur.O yüzden bir eksiklik hissetmedik. Önümüzde yepyeni ve tamamen o an’a kadar girmemiş olduğumuz bir alan bulunuyordu şimdi ise zevkle ilerlemeye devam ediyoruz.

Vös: Gitar üçlüsünü bu güne kadar medyadan takip edebilmiştik. 2000’den sonrası için neler söyleyebilirsiniz?

KT: 2000’den sonrası yine aynı hatta daha fazla koşturmayla geçti diyebilirim. Aklıma gelenlerden en önemli şeylerden biri Koblenz Müzik Festivali’ne davet edildik. Almanya’da David Russel, Hubert Kaeppel, Aniello Desidero, Eli Kassner, Carlo Marcione gibi büyük gitaristlerle birlikteydik. Onlarla birlikte,konserler verdik, yarışmalarda jüri üyeliği yaptık ve dersler verdik. uluslar arası yarışmada öğrencilerimizde derece aldı. Resitaller, konserler verdik. O konserlerle ilgili Londra’da basılan Guitar Magazine’de güzel haberler çıktı. Volos Gitar Festivali’nde geçtiğimiz yaz çaldık. Bu festivalin bizim için en önemli özelliği, senelerce önce oraya öğrenci olarak gidip şimdi ise icracı olarak orada bulunmamızdır. Orada uluslar arası bir yarışmada jüri üyeliği yaptık. 26 senedir ilk defa Türk gitaristlerinin orada bulunması da festivalin ilginç özelliklerinden biridir. Bunlar uluslar arası önemli sınavlardı. Yine 3 sene önce Belgrad Güneydoğu Gitar Birliği kurulması için Türkiye’den bizim temsilci olarak bulunmamız istendi. Biz de oraya gittik Güneydoğu Avrupa Gitar Birliği’ni kurduk, orada aynı zamanda konser verdik. Bu sene Nisan Ayı’nda Gitar Festivali’nde yer alacağız. John Williams, Leo Brouwer, Costas Cotsiolis gibi sanatçıların katıldığı festival ve bu festivalde her sene yapıldığı gibi konserlerin CD’leri çıkacak, böylece orada bizim de katkımız bulunmuş olacak.

Vös: Ülkemizdeki gitaristlerin bir çatı altında toplana bilmeleri için yapmış olduğunuz bazı çalışmalar var bu konuyu bizimle paylaşır mısınız?

KT: Belgrad’ta Güneydoğu Avrupa Gitar Birliği’ni kurduğumuz zaman ne yazık ki o ülkede birliği olmayan tek ülke bizimkiydi. çok büyük bir eksiklikti. Biliyorsun Öğretim Görevlisiyiz ve ders veriyoruz. çok yoğun konser programlarımız var; icracıyız. Bunlar bizim için gerçekten bir sorumluluktu. Fakat bir şekilde bu işin içine de girmek gerekiyordu. Bu yüzden klasik gitaristler derneği kuruldu. Ülkemizde artık bu derneğin en önemli amacı da faaliyetleri bulunmasıdır. Düşüncelerimiz arasında yer alan yaz okulu kursları, yarışmalar, beste yarışmaları, düzenli konserler, edisyon çalışmaları, notaların basımları gibi. Dolayısıyla bunları gerçekleştirebilmek için bu işlere soyunduk. Zaman alıcı ve yorucu çalışmalar. Umarım gitar camiasına ve memleketimize hayırlı olur.

Vös: Bugün Rodrigo'nun Andaluz konçertosunu çalacaksınız, eserden biraz bahseder misiniz?

KT: Bu eser daha önce seslendirildi. Rodrigo bu eseri Romero ailesine ithaf etmişti. Biz de eseri Gürer Aykal yönetimindeki Borusan Oda Orkestrası tarafından Romero ailesinden dinledik. Kağan, Işın Metin ve benim çalışmalarımla 4 gitarı iki gitara düzenledik. İki sene önce Bilkent Oda Orkestrası’yla Rengin Gökmen yönetiminde seslendirdik. Şimdi de Bursa’dayız.

KK: Eser dört gitar için yazılmış, teknik olarak Rodrigo iki gitarı ünison yazmış. Aslında karakter olarak iki gitara daha uygun öyle sanıyorum ki dört gitar yazılmasının nedeni Romero’ların dörtlüsü olması. Andaluz konçerto isminden de anladığımız gibi Andalucia İspanya’nın güney kısmında folklerik ve çok popüler melodileri kullanarak oluşturduğu bir konçertodur. Belki de diğer konçertolar arasında en popüler tarzda saya bileceğimiz, son derece temalarının güzel işlendiği, farklı İspanyol ritimlerini içinde bulundurduğu bir konçerto.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 440
favori
like
share
COCO Tarih: 17.07.2008 15:38
Paylaşıma teşekkürler Süperim.