Modernleşmenin her alanda, her insanı az ya da çok sinsice etkisi altına aldığı bir gerçektir. Ancak dindar kesim her zaman daha çok dikkat çektiği için eleştiri ve tepkilere daha çok maruz kalmaktadır. Biz bu yazımızda tesettürün modernizmden nasıl etkilendiğini ele alacağız.
Tesettür, bir inanç eylemidir. Fıtrî bir davranış biçimidir. Moda, marka, özenti, gösteriş gibi kalıplar içinde sunulan bir giyim tarzı değildir. Tesettürü sadece bedenin örtünmesi olarak algılamak ve uygulamak da yanlıştır. Tesettürün insanın ruhunu, kalbini, batınî duygularını da kapsayan bir boyutu vardır. Bir Müslüman için tesettürün maddi hikmet ve maslahatlarını aramak gerekmez. Her şeyden önce Allah(celle celalüh)’ın emri olduğu için, O’nun rızasına nail olmak için örtünmek gerekir. İnsanlar dünyevîleştikçe, inanç yapılarında da bir takım yozlaşmalar ve merkezden sapmalar meydana geliyor. Çağdaşlaşma, liberalleşme ve özgürleşme anlayışı, dinî hayatı da etkiliyor. Diğer taraftan, dinî hayat üzerine dışardan yapılan baskılar var ki, bunlara gösterilen tepkiler de bazen kontrolden çıkarak amacı aşan noktalara ulaşıyor. İnsanların inanç ve hayat tarzı üzerine yapılan baskılar da, buna karşı direnme ve karşı koyma refleksini ortaya çıkartıyor. İstinat noktası Kur’an, sünnet ve icmaa olmadığı sürece, refleksleri kontrol etmek mümkün olmuyor. İfratla tefrit arasında savrulmalar meydana geliyor. Vasat kayboluyor.

Tesettürün defilesi olur mu?

Geçtiğimiz ay gerçekleşen tesettür defilesine de, bu savrulmaların bir sonucudur demek mümkündür.Tesettürde amaç, örtmek, gizlemek, muhafaza etmek iken, defilede amaç; sergilemek, göstermek, başkalarının beğenisine sunmaktır. Bunun sonucunda da satış yapmak, para kazanmaktır. Böylece en değerli kutsallarımızdan birisi ticarete alet edilmiş olmaktadır. Ayrıca pahalı kıyafetleri sergilemek, tüketimi teşvik etmek de ihlâsa uygun düşmeyen, gösterişe ve israfa kaçan bir davranıştır. Söz konusu defilede kıyafetlerden çok defileyi izleyen başörtülü bayanların kıyafetleri yazıldı, çizildi. Farklı giyim tarzıyla yabancı ajansların bile dikkatini çeken bir genç kızın fotoğrafları dünya basınında da yer aldı ve birçok tartışmaya yol açtı. Genç kızın dövme kaşları, hızması, lensleri, makyajı, eşarp bağlama stili, kot pantolonu, sarı converse ayakkabıları çokça konuşuldu. Genç kızın gazetecilere yaptığı açıklama ise bazılarına “İşte modernizmi ve dini sentezleyen tam bir AK Türk” dedirtti. Genç kız yaptığı açıklamada “Makyajımı da yaparım, beş vakit namazımı da kılarım, Kur’anımı da okurum, dört duvar arasına sıkışamam” diyordu. Böylece liberalliği ve özgürlüğü hayatının her alanına yaymak istiyordu. Ama burada yine bir çelişki ortaya çıkıyordu. Bir taraftan “özgürüm” derken, diğer taraftan moda ve tüketim tuzaklarının esiri olmakla karşı karşıya kalıyordu. Ölçü yine kaçıyor, inanç ve ibadet esasının yerini bir takım moda kalıpları alıyordu.Kıyafeti tesettüre uygun hale getirmek yerine, tesettürü modaya uygun hale getirmek, tam bir yozlaşma hali olarak karşımıza çıkıyordu.

Neden bu hale geldik?

Mesele sadece defileyi seyreden birkaç bayanın dikkat çekici kıyafeti değildir. Son yıllarda özellikle genç tesettürlülerde bir farklılaşma eğilimi gözlemlemekteyiz. Hatta kimilerinde bu eğilim tesettür çizgisinin dışına çıkan boyutlara ulaşmaktadır. Onların bu eğilimini eleştirmek yerine onları o hale getiren etkenler neler, onların topluma vermek istediği mesaj nedir, psikolojik sebepleri de olabilir mi? gibi soruların cevabını aramalıyız. Farklı eşarp bağlama şekilleriyle, dikkat çekici kıyafetleriyle caddelerde yürüyen genç kızlar sanki “Bu toplumda ben de varım” diyor, “Ben de en az diğer kadınlar kadar güzel ve alımlıyım”, “Kültürlüyüm, bakımlıyım, sempatiğim” diyor. “Benden kaçmanıza gerek yok, öcü değilim, gerici değilim, iletişime açığım, sosyalim” diyor. Gelin görün ki, ne yapsalar kimseye kendilerini beğendiremiyorlar. Hem dindarlar, hem de laikler tarafından pervasızca eleştiriliyorlar. Eleştiri yapmak, suçlamak kolaydır, ama kişilerin hatalarının üzerine gitmek yerine altında yatan nedenleri sorgulamak ve yapılan yanlışları düzeltmeye çalışmamız daha doğru olmaz mı?

Bunun nedenlerini sorgulamakta çok eski tarihlere gitmeyeceğim. Çocukluğumda hatırladığım kadarıyla tesettürlü abla ve teyzelerin dış kıyafetleri neredeyse tek tipti. Robalı, bol ve koyu renklerde pardösüler, olabildiğince büyük ve omuzlardan sarkan yine koyu renklerde başörtüler kullanırlardı. Hatta bazıları ellerine yine koyu renk eldiven giyerdi, başörtüsüyle ağız kısmını kapatanlar da vardı. Ancak toplumda bunlara da saygı duyulurdu. Bu kıyafetleriyle üniversitelerde rahatça okuyabilmekteydiler. Kamu sektöründe başörtüleriyle çalışanlara da rastlanmaktaydı. 28 Şubat 1997’de başörtüsünün üniversitelerde ve kamusal alanda kesin olarak yasaklanmasıyla, başörtülüler için yeni bir mücadele süreci başlamış oldu. Yasakçılara göre başörtüsü “gericiliğin, cahilliğin” sembolüydü veya “partizanca” bir kıyafetti. Başörtülüler kendilerine yakıştırılan bu sıfatlardan rahatsız oldular. Kendilerine “öteki” ya da “uzaydan gelmiş muamelesi” yapılması, kendi ülkelerinde yabancı ve garip kalmaları, o çok hassas olan cins-i latîfin omzuna katlanamayacağı yükler yüklüyordu. Kimisi şahsî zaafından ya da maddi sebeplerle baştan teslim olarak, onların istediği gibi olmaya boyun eğmiş, okuluna ve işine devam etmişti. Mücadele edenler ise, cezalar almış, okullarından, işlerinden atılmışlardı.

Daha sonra ki yıllarda hem tesettürlü olmak, hem de üniversite okuyarak kültürlü olmak isteyen genç kızların toplumda kendisine bir kimlik, bir yer arama çabası başladı. “ İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır” düsturunca işe kıyafetlerini değiştirerek başlamak istediler. Onlar anneleri, ablaları gibi giyinmek istemiyorlardı. İlk zamanlarda kendilerine uygun, istedikleri tarz kıyafet bulmakta zorlandılar, ama bu talebi fark eden modacılar imdatlarına yetişti. Kısa zamanda genç tesettürlülerin taleplerine uygun, daha spor pardösüler üretilmeye başlandı. Fakat okula gittiğinde başını açmak zorunda kalan genç kızlara pardösü giymek de zor geliyordu. Kendi kendine farklı alternatifler üretenler oldu. Pantolon üzerine etek, onun üzerine de bol kazaklar ya da bol gömlekler, boyuna atkı gibi dolanan şallarla salaş ve de kimilerince entel bir görünüm elde edilmiş oluyordu. Bu tarz kıyafetin tesettürlü genç kızlar arasında yaygınlaşması kendi aralarında bir moda akımını da beraberinde getiriyordu. Esasında onların kendi aralarında geliştirdikleri bu farklı kıyafet tarzının piyasanın sunduğu moda ile bir ilgisi yoktu. Onların tek çabası tabiri caizse tesettürü kılıfına uydurarak farklı bir tarz ile kendilerince bir çıkış yolu bulmaktı.

Tesettür üzerinden para kazanmak isteyen piyasalar ise boş durmadılar. Ortada müşteri bulabilecekleri bir pazar vardı. Hızla tesettürlüler için birbirinden farklı renk ve tarzda kıyafetler üretildi. Şimdi ise vitrinlere baktığımızda moda olan ne varsa adeta biraz kapalısı ya da uzunu tesettürlüler için üretilmiş. Moda ceketlerin boyları uzatılarak pardösü ya da tunik şeklini almış, renkler alabildiğine canlı, yine rengârenk çeşitli desenlerde eşarplar, ayakkabı ve çantalar… Bu kıyafetler piyasada alıcı bulunca işin ucu “Başörtülü mankenler sadece podyumda değil, sokakta” söylentilerine kadar ulaşmış durumdadır. Böylece tesettürün dinî boyutu perdelenip, ticarî boyutu öne çıkartıldı.Tesettür ibadetin bir parçası iken, ticaretin bir aracı haline getirildi.

Tesettürlü birçok genç arkadaşımızla bu konuları konuştuğumuzda dış kıyafetlerde tesettüre uygun alternatiflerin çeşitliliğinden memnunlar. Diğer kıyafetlerde çok fazla aramasalar da özellikle eşarpta marka aradıkları, biraz daha açarsak birkaç tane pazardan eşarp almaktansa bir tane kaliteli, markalı bir eşarp tercih ettiklerini öğreniyoruz. Sebebini sorduğumuzda ise “Başörtüsü mademki bizim inancımızın sembolü, başta şık durmalı, kalitesiyle uzun süre kullanılmalı, yağmura, kara dayanıklı olmalı, eşarp için o parayı vermeye değer, çünkü manevi değeri ölçülmez” gibi cevaplar alıyoruz.

Markalı eşarp kullanmakta az ya da çok yasakçı zihniyetlerin de etkisinin olduğunu düşünüyorum. Kimilerince başörtülüler giyinmesini bilmeyen pejmürde kılıklı, başlarındaki örtüleriyle ancak çaycı ya da hizmetçi kadın olmaya uygun gördükleri şahıslardı. Markalı eşarplarıyla son model arabalarına kurulan hanımların böyle düşünenlere vermek istedikleri bir mesajı olmasın?

Müslüman hanımlar dışarı çıkarken nasıl giyinmeli?

Bir Müslümanın her zaman temiz, düzgün ve düzenli hali ile kendini belli edeceğini ifade edilir. Buradaki ölçü, temizlik tesettür ve İslam’ın izzetine uygun davranış biçimidir. Yoksa abartı, gösteriş ve teşhir değildir. Müslüman bir hanım evden çıkacağı zaman “Benim bu kıyafetimi Allah(celle celalüh) beğenir mi?” diye düşünmelidir. Makyaj, parfüm, dikkat çekici aksesuarlarla dışarı çıkılması tesettürle bağdaşmamaktadır. Moda olan her kıyafet tesettüre uygun olmayabilir. Zira moda her an değişebilir ticari bir kavramdır. Amaç tesettüre uygun giyinmekse, ölçü Kur’an ve sünnet esasları olmalıdır.

Bu ölçüye göre giyilen kıyafetin beden hatlarını belli edecek derecede dar ve altındakini gösterecek kadar şeffaf da olmaması gerekir. Kıyafetlerin darlığı ve inceliği konusunda Peygamberimizin (asm) hanımlara ikazları vardır. Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem) (asm) öyle giyinenleri, “Giyinmişler, ama yine de çıplak sayılacaklar” 1diye tanımlar.

“Ey peygamber eşlerine ve kadınlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle! Onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur…”2

Ahzab Suresinde emredilen tarzda inancımıza uygun giyinmeyi tercih eden bir hanımefendi el, yüz dışında tüm bedenini örten uzunlukta ve beden hatlarını belli etmeyen bollukta bir kıyafeti tercih etmelidir.


Tesettür özüne dönmeli

Tesettürün takva örtüsü ile birlikte olması gerektiğini de "Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir giysi, bir de giyip süsleneceğiniz bir giysi indirdik. Takva örtüsü ise daha hayırlıdır."4 ayetiyle hatırlatmak istiyorum. Bu hem beyler, hem de bayanlar için geçerli bir tesettürdür. Takva örtüsü farzları yerine getirmek, günahlardan kaçınmakla olur. Hanımların ve erkeklerin bir arada bulunduğu ortamlarda birbirlerine yabancı olan kadın ve erkeklerin gereksiz sohbetler etmekten kaçınması takva elbisesidir. Erkeklerin yabancı hanımlara bakmaması da bir takva elbisesidir. Bilhassa tesettürlü hanımların yabancı erkeklerle şakalaşmak, gülmek, sesini güzelleştirmek için doğal olmayan çabalar sarf etmek gibi tutumlar sergilemesi iffetli bir Müslüman hanıma yakışmayacak hal ve davranışlardandır. Aksi takdirde hem kendine, hem dâvâsına, hem de tesettürlü hemcinslerine, daha geniş dairede İslamiyete büyük zararlar vermiş olacaktır. Yani tesettür; salih amel, iffet ve takva ile birleştiği takdirde gerçek manasına kavuşmuş olacaktır.

Sadece içinde bulunduğu asırla kalmayıp gelecek asırları da entelektüel bakış açısıyla aydınlatan Bediüzzaman Said Nursi, tesettür üzerine yazdığı 24. Lem’ada tesettür emrinin fıtrî gerekliliğini geniş bir şekilde izah eder. “Tesettür kadınları esaret altına alıyor” diyen sefih medeniyete karşı, tesettürün hürriyet ve hakiki medeniyet olduğunu anlatır. Tesettürsüzlüğün ise kadın ve erkek arasındaki güven, sadakat ve muhabbet gibi duyguları zayıflattığını, aile yapısına ve topluma zararlar verdiğini örneklerle açık bir şekilde ispat eder. Bediüzzaman tesettürsüzlüğü evlenmelere mani ve fuhşa teşvik edici mahiyette görmektedir. Zira “En asrî ve serseri genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır” demektedir. Ve yine Bediüzzaman’a göre, kadını güzelleştiren şey ve kadının hakikî ve daimî güzelliği içtimaî hayatta yer alan süslenmek, vücutlarını teşhir etmek olmayıp, terbiye-i İslâmiye dairesinde âdâb-ı Kur’âniye ziynetidir

Öyleyse modası hiç geçmeyen daimi bir süs ve ebedî bir güzellik için tesettür özüne dönmeli.

Dipnotlar:
1. Müslim, K., el-Libâs, 125.

2. Ahzab, 59

3. Kadın İlmihali, Yeni Asya Neşriyat, s.257

4. A'raf, 26

[COLOR="teal"]Mehtap Yıldırım..

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 436
favori
like
share