Bizim "kainat" dediğimiz maddesel dünyanın gerçek mahiyeti, tarih boyunca tartışma konusu olmuştur. Materyalistler, maddenin yegane mutlak varlık olduğunu sanarak Allah'ı inkar etmişlerdir. Maddenin kendi başına varlığı olmayan bir hayal olduğunu kavrayanlar ise, Allah'ın varlığını ve birliğini anlamışlardır.
Biz çalışmalarımızda ısrarla bu konunun üzerinde duruyoruz. Ve şu gerçeği haber veriyoruz: Bizim madde dediğimiz şey, aslında sadece zihnimizde var olan bir algıdır. Bu gerçek, ilmi delillerle de ispat edilmektedir. Madde bir algı olduğuna göre de, Allah tarafından sürekli olarak yaratıldığı açıktır. Allah, tüm maddesel evreni hayal ve vehim mertebesinde yaratmıştır. Tek mutlak varlık O'dur, başka her şey ise O'nun tarafından yaratılmakta olan gölge varlıklardır.


Bu gerçeğin delillerinin anlatılması, maddeyi kendilerine ilah edinen materyalistleri büyük bir panik ve telaşa düşürmektedir. Bunun alametleri materyalist çevrelerin bizim çalışmalarımıza karşı gösterdikleri şiddetli tepkilerde açıkça görülmektedir. Biz materyalistlerin tüm bu tepkilerini doğal karşılıyoruz. Çünkü sadece maddeye inanarak Allah'ı inkar eden bu kişiler, inandıkları şeyin bir hayal olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte, çok büyük bir yıkım yaşamaktadırlar.

Ancak garip olan, son dönemde bazı müslümanlardan da bu konuda itirazlar gelmesidir. Bazı kimseler, bir takım yanlış anlama ya da değerlendirmelerin neticesinde, maddenin hayal olduğuna karşı çıkmakta ve hatta bunun İslam'a aykırı bir düşünce olduğunu savunmaktadır. Bu yazıda bu yanlış değerlendirmeleri düzelteceğiz ve maddenin bir hayal olduğu gerçeğinin, İslam tarihinin en büyük alimleri tarafından da açıklandığını hatırlatacağız.

İmam Rabbani'nin Açıklamaları

Bizim "madde vehimdir" konusuyla açıkladığımız asıl gerçek, tek mutlak varlığın Allah olduğu gerçeğidir. Bu gerçeğin kavranması, gerçek Allah inancının elde edilmesi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle tarihteki pek çok İslam büyüğü de bu konuya dikkat çekmiş ve tüm maddi evrenin gerçekte "vehim mertebesi"nde, yani algı düzeyinde yaratıldığını vurgulamıştır.

Bu konu üzerinde detaylı yorumlar yapan İslam alimlerinden biri, "hicri onuncu asrın müceddi" sayılan ve asırlardır tüm İslam dünyasının büyük saygısını kazanmış olan İmam Rabbani'dir. İmam Rabbani'nin, Mektubat adlı eserinde bu konuyla ilgili çok detaylı izahlar bulunmaktadır. İmam Rabbani Allah'ın kainatı "his ve vehim mertebesinde", yani algı derecesinde yarattığını şöyle açıklamaktadır:

"Var olan Allah idi, onunla bir şey yoktu. Vaktaki, saklı kemalatının zuhura gelmesini murad etti(açığa çıkmasını istedi); isimlerinden her birine bir mazhar (görünme yeri) talep etti. Ta ki, o mazhara, kemalatını tecelli ettire. Onun vücud mazhariyetini ve tevabiini ise, ademden (yokluktan) başka bir şey kabul etmedi. Çünkü... vücudun (varlığın) mukabili ve mübayini (tersi), yalnız ademdir (yokluktur). Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, Sübhan Hak, kemal-i kudreti ile, adem (yokluk) aleminde isimlerden her bir isim için mazharlardan bir mazhar tayin etti. Ve onu, his ve vehim mertebesinde yarattı. Hem de dilediği vakitte ve istediği şekilde... Alemin sübutu (sabitliği), his ve vehim mertebesinde olup hariç mertebede değil dir... Hariçte (dışarıda) dahi, yüce Vacib Zat'ın (Allah'ın) zat ve sıfatlarından başkası da sabit ve mevcud olmaya..."

İmam Rabbani, bir başka mektubunda ise, tüm maddi alemin sadece vehim mertebesinde yaratılmış olduğunu bir kez daha şöyle vurgular:

"Yukarıda şöyle bir cümle kullandım: 'Sübhan Hak'kın halkı (Allah'ın yaratışı), his ve vehim mertebesindedir.' Bunun manası şu demeye gelir: 'Allah-u Teala, eşyayı öyle bir mertebede yaratmıştır ki, o mertebede eşya için his ve vehimden gayrı bir yerde sübut (sabitlik) ve husul (varlık) yoktur."

Dikkat edilirse, İmam Rabbani, bizim gördüğümüz alemin, yani tüm mahlukatın "vehim mertebesinde", yani algı düzeyinde yaratıldığını özellikle vurgulamaktadır. Bu vehim mertebesindeki alemin dışında (hariçte) ise sadece Allah'ın Zatı vardır. Gerçekte bu "dışta" (hariçte) kavramı da farazi bir kavramdır; çünkü bir vehmin vücudu yoktur, hacim kaplamaz. İmam Rabbani, "eşyanın" (yani şeylerin, tüm maddelerin) hariçte bir varlığı olmadığını şöyle anlatır:

"Hariçte Yüce Hak'tan başka mevcut değildir... Belki de şanı büyük Allah'ın yaratması ile vehim mertebesinde sübut (sabitlik) bulmuştur.... Eşya, hariçte nasıl kendisinin vücudu olmayan bir şey ise, hariçte onun gözükmesi dahi, kendi renksizliği iledir... Eğer onun için bir görüntü sabit olur ise, o vehim mertebesindedir. Eğer onun bir sübutu (sabitliği) var ise, o dahi, yüce Allah'ın vehim mertebesindeki sanatı iledir. Hulasa, onun sabitliği ve görüntüsü tek mertebede olmaktadır. Sübutu bir yerde, görüntüsü dahi ayrı bir yerde değildir... Onun hariçte bir nişanı yoktur ki, orada görünür ola..."

Muhyiddin Arabi'nin Açıklamaları

Yegane mutlak varlığın Allah olduğunu, kainatın ise O'nun tarafından vehim mertebesinde yaratıldığını açıklamış olan bir diğer büyük İslam alimi, Muhyiddin Arabi'dir. İlimdeki derinliği nedeniyle "Şeyh-i Ekber" (en büyük şeyh) olarak da anılmış olan Muhyiddin Arabi, Fusüs-ül Hikem (Hikmetlerin Özü) adlı kitabında kainatın Allah'ın tecellilerinden oluşan bir gölge varlık olduğunu şöyle açıklamıştır:

Biz diyoruz ki, bilmelisin ki, Hak'tan başka varlıklar, yahut alem adıyla anılan şey, Hak'ka nispetle bir şahsın gölgesi gibidir. Böyle olunca masiva, yani Allah'tan başka olan varlıklar, Allah'ın gölgesidir... Gölge şüphesiz histe mevcuttur.

İş benim sana anlatttığım gibi olunca alem, mefhumdur. Onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise hayalin manasıdır. Yani sen kendi nefsinde zannettin ki alem zait bir şeydir. Kendi nefsi ile varolmuştur. Hak'tan hariç bir varlıktır. Halbuki kendi nefsinde böyle değildir. Görmez misin ki, gölge sahibinden peyda olmuş ve ona bitişik olduğu halde zahiri görünüşte sahibinden ayrılması imkansızdır.... Mesele sana anlattığımız gibi olunca bil ki, sen hayalsin. Bütün idrak ettiğin ve "o Hak'tan ayrıdır" yahut "o ben değilim" dediğin varlıklar da hep hayaldir. Şu varlığın hepsi de hayal içindedir. Gerçek varlık, zatı ve aynı itibarıyle ancak Allah'tır.

Hazret-i Muhammed Aleyhisselam "insanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar" buyurmuştur. Demek ki, dünya hayatında gördüğü şeyler uyuyan kimsenin rüyasında gördüğü şeyler gibidir. Yani hayaldir. 6

Felsefecilerin Sapkınlığı

Maddenin bir vehimden ibaret olduğu yönündeki bu açıklamalar, bazılarınca yanlış anlaşılmakta ve eski Yunan felsefecilerinin ya da diğer bazı dinsiz filozofların görüşlerine benzer sanılmaktadır. Maddenin bir vehim olduğunu söyleyen filozoflar olmuştur, ancak bu kişiler, bu vehmin Allah tarafından yaratıldığı gerçeğini kavrayamayarak dalalete düşmüşlerdir. Örneğin Eski Yunan'daki sofistler "madde kendi kendimize yarattığımız bir algıdır" demişlerdir. Bu görüş, akli ve ilmi yönlerden saçma ve dinen de sapkındır. Doğrusu ise, baştan beri vurguladığımız gibi, maddenin Allah tarafından yaratılan bir algı olduğudur.

Felsefecilerin bu sapkın görüşleri ile bizim tarafımızdan açıklanan ve İslam alimleri tarafından haber verilmiş olan "madde Allah'ın yarattığı bir vehim"dir açıklamasını karıştırmak ise çok büyük bir hata olur. Nitekim İmam Rabbani de, maddenin bir algı olduğu yönündeki bu açıklamalarla, Eski Yunan'dan kaynaklanan sapkın felsefelerin hiç bir ilgisi olmadığını özellikle vurgulamıştır. Mektubat'ında bu konuda şu yorumu yapmıştır:

"Alem için 'mevhum' sözümüz, şu manaya değildir: 'O vehmin yapması ve yontmasıdır.'... Elbette, o sözümüzün manası şudur: Sübhan Hak, alemi vehim mertebesinde yarattı... Vehim, oluşu olmayan bir zuhurdan ve vücuddan ibarettir. Bir noktanın cevelanla (hızla) dönmesinden doğan bir daire misalidir.Onun da zuhuru vardır, amma vücudu yoktur.... Bu arada, mecnunlar güruhu sofestaiyenin (felsefecilerin) kail olduğu (söylediği) mevhum ise, bir başkadır. Bunların kail oldukları (söyledikleri) vehmin icadı ve hayalin yontmasıdır. İki mana arasında çok fark vardır."

Maddenin Aslının Anlaşılması Zorunludur

Görüldüğü gibi, maddenin bir algıdan ibaret oluşu, büyük İslam alimleri tarafından da haber verilmiş çok önemli bir gerçektir. Ancak tarihte bu konu hiç bir zaman geniş kitlelere ulaşmamış, hep sınırlı sayıda insanın bilgisi dahilinde kalmıştır. İçinde yaşadığımız çağda ise, söz konusu gerçek, bilimin ortaya koyduğu kanıtlarla açıklanır hale gelmiş bulunmaktadır. Maddesel evrenin bir algılar dünyası olduğu gerçeği, dünya tarihinde ilk kez bu denli somut, açık ve anlaşılır bir biçimde izah edilmektedir. Bu nedenle herkesin bu konu üzerinde düşünmesi gerekir. En başta da müslümanların bu konuya büyük önem vermeleri gerekmektedir. Çünkü maddenin aslı ile ilgili bu gerçeklerin anlaşılması, gerçek Allah inancının elde edilmesi açısından çok önemlidir. Çünkü aksi takdirde maddenin mutlak gerçek sayılması gündeme gelecek ve ya Allah'ı inkar eden materyalist felsefe veya çarpık Allah inançları gelişecektir.

Materyalistler "madde tek mutlak varlıktır ve Allah yoktur" demektedirler. Biz ise "tek mutlak varlık Allah'tır, madde ise O'nun yarattığı bir algıdan ibarettir" demekteyiz. Maddesel varlıklar birer algı olduklarına göre, hiçbir güçleri yoktur. Tüm güç, maddeyi her an yaratmakta olan Allah'a aittir. İslam'ın temeli olan "La İlahe İllallah" yani "Allah'tan başka ilah yoktur" hükmünün asıl manası da budur. Allah'tan başka ilah yoktur ve aslında Allah'tan başka hiç bir şey yoktur. Yalnızca Allah ve O'nun tecellileri vardır. Görünen her şey, O'nun tecellisidir.

Maddenin ardındaki sırrın kavranması, işte bu asıl mananın kavranmasını sağlayacağı için çok önemlidir. Bu gerçeğin kavranmasının derin iman ve ilim sahibi kişilere mahsus olduğu ise bir ayette şöyle belirtilir:


Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (Al-i İmran Suresi, 18)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1046
favori
like
share