İki sevgiliyi ayıran kaç kim’dir



Başkaları gibi başlamak istemiyorum cümlelerime, ‘’Kadın esintili bir sonbahar akşamında sararmış yapraklar dökülürken rüzgarın edasıyla’’ gibi değil de, ‘’Kadın sıcaktan kavrulan bir yaz gündüzünde, insanlar yağmur duasına giderken, o , güneşin ozon tabakasını delip geçtiği bronzlaşmış tenine hayran kalmıştı adamın. Birbirinin yanından geçerken aynı anda dönüp bakmışlardı ve kalabalık arasında onları ayıran sadece on metre idi. Yavaş, yavaş uzaklaşmak zorunda kalmışlardı birbirlerinden, evlerine gittiklerinde acaba onları ayıran kaç km idi?
Adam yatağa uzanmış kahverengi gözlerindeki ışıltı ile ama biraz titrek ve ürkek, acaba bir daha hangi kaldırım yolunda görebilirim diye dert yanıyordu. Kadının bedeni pencere önünde gözü ise kaldırımda yürüyenlerde.

Ertesi gün ikiside birbirlerini tekrar bulabilmek için aynı kaldırımda yürümeye başladılar. Adam meydanda durmuş her gelene ve gelecek olana gözünde bir ümitle bakıyordu. Adamın içini birden bir korku kapladı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Kadın uzun boylu, gün ışığı gibi saçları ve deniz mavisi gözleriyle salına salına yürüyordu. Kadın, yan taraftaki banka oturdu kavuşmalarını kolaylaştırmak için. Adamsa, hala korkuyordu. Aralarındaki mesafe on metre idi ama onları ayıran metreler değil korkularıydı..

Yendi korkusunu adam. Gitti yanına ve dedi ki; ‘’Ümit ediyorum ki gözlerinizdeki o deniz maviliğin de benim barınabileceğim bir koy vardır ve ben ilk defa güneşin rengini sizin saçlarınızda gördüm.’’ Güldü kadın. Herşey o kadar güzel gelişiyordu ki, ama bir sabah kadın kalktığında onun nefesini artık bu şehirde hissetmiyordu. Evet. Terkedilmişti kadın. Geriye kalansa sadece bir mektuptu..

‘’Sevgilim, o yazık, narin tenine dokunduğum günden beri, bu zamana kadar neredeydin diye düşünüp durdum hep ve kendime küfürler ettim. Dokunmamalıydım sana. Bana ‘’karımın’’ on yıldır yaşatamadığı bir mutluluğu bir ayda yaşattığın için teşekkür ederim. Evet ne yazık ki doğru okudun sevgilim. Aslında sana sevgilim bile dememem lazım. Ben yalancının tekiyim. Söyleyemedim sana doğruları. Sana yalan atacak kadar çok sevdim seni. Bu bir mazeret değil tabi . Hayatı bir günlük sandım ve o günü seninle yaşamak istedim. Hiçbirşey yapmadan, bir mektup bırakmadan , doğruları yazmadan çekip gitmek isterdim. Ama öyle yapsaydım, sen pencere kenarında o minicik yüreğinle benim için çarpardın ve ben hisseder dayanamazdım.
Bütün üzüntülerimle beraber gidiyorum. Yaşattığım biraz mutluluk varsa seninle kalsın
Elveda.’’..

Ağlıyordu kadın, elindeki çay bardağını aynaya doğru fırlattı ve senden nefret ediyorum diye bağırmaya başladı. Zamana ihtiyacı vardı kendini iyileştirmek için. İlk uçağa atlayıp, bütün o kaldırım sıcaklıklarını ve pencere bakışlarını bırakıp, kafasını dinlemek için gitti uzaklara Ama yanlış olan bişeyler vardı, gittiği yerde adamı hissediyordu, hemde daha çok hissediyordu. Oysa ki adam kendini kapattığı odanın içinde ölümü bekliyordu, Yalan atmıştı sevdiğine hastalığını söyleyemedi. Ondan nefret etmesi için böyle bir yalan atmıştı. Ölüm burukluğunu hissetmesini istemedi sevdiğinin. Ona yalan söyleyecek kadar çok sevdi adam. Bir sabah uyandığında hiçbişey hissetmedi kadın ve bir sahil kenarında otururken sevdi bir başkasını ,bir başka şehirde. Artık başka anıları olacaktı kadının. Adamsa, yummuştu gözlerini bir sonsuzluğa. İki insanı ayıran km’ler değil, şanssızlıklar, imkansızlıklar, yalanlar, ve ölümlerdi...alıntıdır

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 352
favori
like
share
Minik SeRCe_ Tarih: 23.08.2008 02:17
hmmm tskrler..
MiSS-FENER Tarih: 27.07.2008 09:44
Konu Buraya Daha Uygun..

Seviyorsan Mesafe Sorun Değildir..
Tabi Bu Karşıdakine Bağlı Ne Kadar Sevdiğine..

Emeğinize Sağlık..
derya2434 Tarih: 26.07.2008 23:57
çok güzel çok duygulandım