EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKER

Anne: Kazağını yanına aldın değil mi?
Çocuk: Aldım anneciğim.
Anne: Paralarını da aldın mı?
Çocuk: Aldın mı?
Anne: Keşke paralarını cebine dikseydik. Ya çalarlarsa.
Çocuk: Yok devenin nalı.
Anne: Aa devenin nalı olur mu çocuğum? Bize at nalı lazım, nazara çok inanırım ben. Keşke çantana katsaydık. Acaba buralarda açık nalbant bulunur mu?
Çocuk: Bakarız anneciğim. Niye bulmayalım? Benim sürekli atımı götürdüğüm bir nalbant var ya.
Anne: Aa öyle mi? Nerede o?
Çocuk: Yav ne nalından bahsediyorsun anneciğim?
Anne: At nalından bahsediyorum. Nazardan çok korkarım ben.
Anne: Bana bak.
Çocuk: He
Anne: Mavi gözlülerde nazar olur derler. Sakın mavi gözlülerle arkadaşlık edeyim deme, olur mu?
Çocuk: Olur.
Anne: Siyah gözlü tavlarsan mavi lens hediye edersin. Kız tavlama lafını öylesine söyledim ben. Hem ne işin varmış senin kızlarla?
Çocuk: Erkeklerle mi görüşeyim anneciğim?
Anne: Aman en iyisi sen hiç arkadaş edinme. Zaten arkadaşlar insandan borç isterler, başka da bir işe yaramazlar.
Çocuk: Tamam.
Anne: Kazağını aldın yanına değil mi?
Çocuk: Aldım aldım yanımda.
Anne: İyi. Ha oğlum!
Çocuk: Ha!
Anne: Oraya varır varmaz bana telefon et. “Anne ben vardım.” de olur mu çocuğum?
Çocuk: Peki.
Anne: Sen telefonda “alo” de, ben vardığını anlarım.
Çocuk: Tamam oldu.
Anne: Yine de sen “Ben vardım.” de, öyle kapat.
Çocuk: Tamam anneciğim.
Anne: Huyumu biliyorum.
Çocuk: Tamam, tamam dedik, tamam.
Anne: Aa dur! Sen bana ilk mola yerinden telefon et.” Anne ben mola yerinden arıyorum.” de.
Çocuk: Mola yerinden niçin arıyorum anneciğim?
Anne: Yemekler için çocuğum. Lokantada hangi yemekler var söyleyeceksin, ben içinden seçeceğim. Sen abuk sabuk şeylerle mideni bozarsın.
Çocuk: Anneciğim gerek yok. Ben yoğurt yerim olur biter.
Anne: Yoğurt yermiş. Yoğurt en zararlısı benim salak oğlum. Bir kere ne yoğurdu? Hazır mı almışlar, kendileri mi yapmışlar? İmal tarihi ne zaman? Son kullanma tarihi ne zaman? Yoğurt koyun sütünden mi yapılmış, inek sütünden mi? İnekse, nasıl bir inek? Sen şimdi o yoğurdu yersen, zehirlenirsen ineğin kabahati yok ki tamamen senin eşekliğin.
Çocuk: Tamam anneciğim. Ben bir şey yemem, oruç tutarım.
Anne: Oruç tutacakmış. Oruç tutunca mide boş kalacak. Boş kalan mide asit salgılayacak, salgılanan asit mideyi delecek. Şimdi burada asidin ve midenin bir kabahati yok ki tamamen senin suçun.
Çocuk: Tamam anneciğim, tamam, tamam. Ben ilk olay yerinden telefon ederim, sana telefonda menüyü okurum. Sonra senin uygun gördüğün bir zıkkımın kökünü yerim. Tamam mı anneciğim? Anne anne anlaştık mı?
Anne: Ha iyi tamam. Kazağını aldın yanına değil mi?
Çocuk: Aldım, çantamda aldım.
Anne: Tamam, ben gece soğuk olur diye diyorum. Biliyorum ben, bir kere kaloriferleri kesin bozuktur onların sabaha kadar zatürre olursun maazallah. Sen baştan hastalığını ciddiye almazsın, ben seni bilmiyor muyum? İhmalkarsın sen. Önce yüksek ateş sonta titreme, ardından kan basıncının düşmesi ve aranan kanın bir türlü bulunamaması. Direk nabzın yavaşlaması… İki gün sonra telefonda hiç tanımadığım bir adamın sesi: “Hanımefendi, ben Numune Hastanesinin morgundan arıyorum. Burada bir ölü var oğlunuz olduğunu söylüyor. (Ağlar.)
Çocuk: Anneciğim sen iyice uçtun. Madem öldüm oğlun olduğunu nasıl söylüyorum?
Anne: Ne bileyim yavrum, Allah söyletiyor işte, Allah söyletiyor.
Çocuk: Ayrıca yanıma bir kazak almadım diye niye ölüyorum?
Anne: Aa ağzınla söyledin almadın mı yoksa?
Çocuk: Aldım anneciğim bak. Kaç defa söyleyeceğim aldım diye?
Anne: Bakayım.
Çocuk: Al bak kazak al gördün mü?
Anne: İyi iyi kırçıllıyı almış. Tamam ört sıcak tutar o. Volkmenini aldın mı?
Çocuk: Aldım.
Anne: Aman alma! Gazetede okudum, volkmen orta kulak iltihabı yapıyormuş. Sen şimdi sesini sonuna kadar açar, sabaha kadar dinlersin. Önce dış kulak bu durumdan rahatsız olur, derken orta kulakta iltihap. Sen orta kulaktaki iltihaba kulak asmazsın. İhmalkârsın çünkü. (Çocuk biraz uzaklaşır.) Gelsene seninle konuşuyorum. Orada ilgisiz kalan iltihap ne yaptı?
Çocuk: Ne yapsın?
Anne: Ne yapacak yayıldıkça yayıldı, yayıldıkça yayıldı. Derken kalbe giden damarları kapladın mıydı? İki gün sonra bir telefon daha: “Hanımefendi hanımefendi beni hatırladınız mı? Ben morktaki adam. Oğlunuz bu sefer kalpten öldü. Olay yerinde bir volkmen bulundu.
Sen beni dinlemiyorsun. Söylediklerim bir kulağından giriyor, öbür kulağından iltihap olup çıkıyor.
Çocuk: Anneciğim bak çıldırtma beni! Delirtme beni! Yav kulaklarımı merak etme, kulaklarımı rahat bırak.
Anne: Nasıl merak etmem canım yavrum benimmm.
Çocuk: Anneciğim, anneciğim, anneciğim, anneciğim sinir sistemim bozuldu bozulacak. Yav sen gitsene artık otobüsü kaçıracağım.
Anne: Tamam.
Çocuk. Hadi.
Anne: Çok oyalandın hadi. Kapattın fermuarını değil mi?
Çocuk: Kapattım.
Anne: Ne çok fermuar yapmışlar değil mi? Cır cır cır cır…
Çocuk: Ha cır cır cır cır…
Anne: Ha çocuğum terin iyi mi? Pencere kenarı mı?
Çocuk: Yerim iyi anne, pencere kenarı.
Anne: Ha oraya oturma!
Çocuk: Niye?
Anne: Pencere lastikleriyle cam arasından püfür püfür toz geliyor. Tabii bu arada karşısı da öyle olacak. Eyvahlar olsun! Gördün mü başımıza geleni?
Çocuk: Ne oldu ki anneciğim?
Anne: Ceryanda kaldın çocuğum. Zıt iki kutup arasında ceyran olur. Kimsenin suçu değil, tamamen senin suçun.
Çocuk: İyi, ne yapacağım?
Anne: Tavandaki kapağı açtırmayacaksın. Kapağı açmak isteyen olursa da kavga çıkar.
Çocuk: Çıkaracağım.
Anne: Sakın dayak falan yiyeyim deme!
Çocuk: Tamam anne.
Anne: Sonra ters bir yumruk alırsın da için için kan kaybedersin maazallah. Al işte ondan sonra bir telefon daha. Hanımefendi üzgünüm; ama oğlunuz tekrar öldü. (Otobüsün hareket sesi gelir, çocuk o yöne koşar. Bir süre sonra sahneye sinirli bir şekilde elindeki bavulu fırlatır, arkasından kendi gelir.)
Anne: Oğlum bende seni o tarafa gitti diye şaşırdım.
Çocuk: Anne kes! Anne yeter! Bitir, tamam. Bak otobüs kaçtı yine.
Anne: Haa vah vah vah!
Çocuk: Yav noluyor anlamıyorum ki noluyor, noluyor?
Anne: Ne bağırıyorsun evladım?
Çocuk: Mola yerinde yoğurt yiyemiyorum, sürekli kan kaybediyorum, pencere kenarında oturuyorum diye iğne deliğinden ceryan yapıyor. Mavi gözlerde azar olur diye kimseyle arkadaşlık edemiyorum. Ayrıca ayrıca o morgta bir telefon sapığı var. Zıt pırt annemi arıyor. Alo oğlunuz öldü tık, alo oğlunuz öldü tık.
Anneciğim bak güzel anneciğim, bir haftadır, tam bir haftadır askere gitmemi bir şekilde engelliyorsun; ama boşuna. Boşuna çünkü ben askere gitmek zorundayım; yoksa polis zoruyla götürürler anneciğim.
Anne: Biliyorum çocuğum, biliyorum gitmek zorundasın; ama orası çok uzak hem gidip de dönmemek var. Şimdi burada gidenin ya da dönmeyenin, dönüp de görmeyenin bir kabahati yok.
Kazağını aldın yanına değil mi?
Topluluk: En büyük asker bizim asker.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1197
favori
like
share