( Otogar karakolu, bir masa ve sandalyeler . Sandalyelerin birinde komiser oturmaktadır.)
Komiser: Allah Allah, Allah Allah bu otogar karakolunda bir sene daha çalışırsam fıttırıcam ha! Kadına önde yer vermemişler, tutturmuş davacıyım diye. Neymiş? Şoförün yanında oturmazsa otobüs tutar, midesi bulanırmış. Kaprisli kadın.
Kadın: (Sesi dışardan duyulmaya başlar. Bağırarak.) Gel gel gel işte gel.
Komiser: Celal! Ne oluyor orada Celal?
Kadın: (Yanında birkaç adamla beraber içeri girer. Dolandırıcı olan adam komiserin yanına sandalyeye oturur.)Komiserim! İşte burada gel gel gel gel. Gel gel gel gel gel komserim davacıyım, komserim davacıyım. Bu herifler İstanbul’u görmeden bizi dolandırmaya kalktı. Allah aşkına bunların hepsine birden elektrik ver. İstersen birine ver elele tutuşsunlar.
Komiser: Ne diyorsun hanım sen? Vatandaşa hiç elektrik verilir mi? Sen şu meseleyi en başından anlat bakayım.
Kadın: Ta başından mı anlatayım.
Komiser: Ta en başından anlat.
Kadın: Dur bir soluklanayım. Şimdi komserim kocamla beraber ikimiz…Nerde benimki?
Celal Polis: Arkanda oturuyor. Bak orada.
Kadın: A bak kocam da burada. Kocamla beraber ikimiz köyümüzü terk edip İstanbul’a göçmeye karar verdik.
Komiser:A sizde mi?
Kadın: A biz de. Derken İstanbul’da otogarda indik. Aha bu adamların hepsi sırayla karşımıza çıktı. Mesela komserim şu iblisten başlayalım. (Adama doğru) Gel gel gel gel gel…Dur dur dur dur dur.
Komiser: Bu kim?
Kadın: İşte dedim ya: iblis
Lokantacı: Hayır efendim ben lokantacıyım.
Kadın: Sus bakayım sen.
Komiser: Ne yaptı?
Kadın: Anlatayım komserim. Şimdi otobüsten indik ya kocamla biz.
Komiser: He!
Kadın: Uzak yoldan geliyoruz, ikimizin de karnı aç. Kocama dedim ki:” Kocacım gel şurda bir lokanta bulalım da iki lokma bir şeyler yiyelim.” dedim. Yok dedi yemeyelim.Yiyelim, yok yemeyelim.Yersin yemezsin, yersin yemezsin neyse orada biraz bocaladık, kavga ettik, sonunda karar verdik bunun lokantasından içeri girdik. İkişer tane lahmacun söyledik. Takriben iki saat sonra lahmacunlar geldi.
Lokantacı: Ben getirdim.
Kadın: He getirdi bu lahmacunları, buraya kadar bir şey yo. Maydanozları döşedim, limonu sıktım, dürdüm dürdüm tam yiyecem bir baktım masanın yanında bir kedi ağlıyi.
Komiser: Kedi.
Kadın: (Kedi gibi) Hee. Tam yiyecem ağliyi. Yazıktır zavallı hayvan acıkmış her halde dedim. Emek emek hazırladığım lahmacunu kediye verdim. Kedi bu sefer dövüne dövüne ağlamaya başlamasın mı?
Komiser: Bacım, bize ne kedinin dramından. Sen şu meseleyi anlatsana artık.
Kadın: (C.Polis’e dönerek) Ne anlatsak da anlamıyi.
Celal Polis: Anlar anlar, komiser o. Devam et sen.
Komiser: Peki, niye ağlıyormuş kedü?
Kadın: İşte yavrısına ağlıyi hayvan.
Komiser: Niye ağlıyor yavrusuna?
Kadın: Ee komserim senin yavrını da lahmacun yapsalar sen de ağlarsın.
Komiser: Aa! Tüh!
Kadın: Aa bayılttı beni! Niye ağlıyi? Niye ağlıyi? E elli kere anlatıyiz ya! Karşıma geçmiş “Niye ağlıyi? Niye ağlıyi? Diyor.
Lokantacı: Komserim siz bu kadına inanmayın. Bu kadın yalan söylüyor.
Kadın: Ne yalanı be ne yalanı lahmacunun bıyıkları vardı.
Komiser: Amanınnn!
Kadın: Komserim davacıyım. Bu herif kedi etinden lahmacun yapıp bize yedirmek suretiyle canımıza kastetti. (Ayağını yere vurarak.) e e e e e e
Komiser: Tamam hanım tamam. Selami bu adamı nezarete at.
Selami: Baş üstüne komiserim.
Komiser: Lokantasından 35 tane lahmacun söyle.
Selami: Baş üstüne.
Lokantacı:Komserim yapmayın. Beni hapse atabilirsiniz; ama o lahmacunları yedirmeyin.
Komiser: Aa lütfen bu sefer benden.
Kadın: ( Adamın arkasından) Hepsi bitecek o lahmacunların hepsi bitecek. Yoksa kediler arkandan ağlar. Yi de gel anam yi de gel.
Komiser: ( Yanındaki dolandırıcı adamı süzerek)Kusura bakmayın beyefendi bekletiyoruz.
Dolandırıcı: Rica ederim işinize bakın rica ederim.
Komiser: Eveeet.
Kadın: Evet, gelelim sıradakine. Kim sıradaki? Gel gel.
Komiser: Bu kim?
Emanetçi: Ben emanetçiyim komiserim.
Kadın: Daha doğrusu emanete hıyanetçi komserim.
Komiser: Ne yaptı?
Kadın: Anlatacam komiserim. Şimdi kocamla ben beraber lokantaya gidecektik.
Komiser: Eeee!
Kadın: Eee!Elimizde de eşyalarımız var, bavıllarımız var bir sürü. Kocama dedim ki: “ Kocacım dedim. Gel şu bavılları, eşyaları bir emanetçi bulalım da teslim edelim.” dedim. Yok dedi teslim etmeyelim bak. Teslim edelim, yok etmeyelim. Edersin etmezsin, edersin etmezsin…
Komiser: (Kadının sözünü keser.) Bacı Allah’ını seversen biraz hızlı.
Kadın: Aaa kısacası kavgaya geldik. Aynen öyle bir de kavga ettik kocamınan. Sonradan karar verdik, bunun ora geldik, eşyaları teslim ettik. Lokantadan döndük geldik bir de baktık o da ne? Komserim eşyalarımızın yerinde yel bile esmiyor. Eşyalarımızın yerinde sanki buruşmuş bir hava var.
Komiser: Nerede eşyalar?
Emanetçi: Kendileri gelip aldılar komiserim.
Kadın: Emanetçinin en sapıklaştığı kısım da burası komserim. Şimdi bizim kendimizin aldığımız eşyamızdan kendimizin niye haberimiz yok.
Komiser: Çok doğru ha.
Kadın: Ben onu bilmem. Deminden beri onu diyim ben.
Komiser: Şimdi kendileriniz aldığı, kendi eşyalarından kendilerinin niye haberi yok?
Emanetçi: Onu kendilerine sormak lazım.
Komiser: Kendileri burada, bilmiyor işte kendileri.
Emanetçi: Demek ki kendileri geldiğinde kendilerinde değildiler ve sonra kendilerine geldiler. Bir baktılar kendilerinin kendi eşyaları yok.
Kadın: Niye canım bal gibi kendimizdeydik. Kendi eşyalarımızı, kendi ellerimizle teslim ettik, kendi elimizle geri alamadık.
Emanetçi: Hadi canım. Kendi eşyanı, kendi elinle teslim ediyon orada kendine…
Kadın: (Sözünü keserek ve bağırarak) Kendi kendine konuşup durma, çarparım, gebertirim bak.
Komiser: Tamam tamam. Tamam kes!
Kadın: Pis geçmiş karşıma konuşup duruyor bi de bak.
Komiser: Kes! Bundan sonra bu karakolun içinde kendi veya kendiniz lafı duyarsam alayınızı nezarete atarım. Selami!
Selami: Buyur komiserim.
Komiser: Bu adamı nezarete at.
Selami: Baş üstüne efendim.
Komiser: Ve kendisiyle yakinen ilgilen.
Selami: Baş üstüne efendim.
Komiser: Ha Selami kendisine gelince kendisiyle tekrar ilgilen. Evet…
Kadın: Evet, gelelim sıradakine. Nerde sıradaki?
Celal Polis: Ne sırası?
Kadın: Üç kişi diktiydim ya ben oraya.
Celal Polis: Ben iki kişi diktim oraya.
Kadın: Komserim bunlardan üç tane aldım geldim. Bu uzun polis birini kaybetmiş. Buna sor.
Komiser: Tamam bacım tamam. Karakolumuzun sana bir tane borcu olsun.
Kadın: Borcu harcı napacam ben. Uzunca, şişmanca, kısaca üç dene diktim oraya.
Komiser: Tamam şimdi hallederiz. Celal dışarıdan bir tane kap da gel.
Celal Polis: Baş üstüne.( Dışarı doğru yönelir.)
Komiser: (Gülerek) Gel buraya. Heee.
Kadın: (Kulağına fısıldayarak)Komserim yanında oturıyi.
Komiser: Bu beyefendi ne yaptı?
Kadın: Her şeyimizi çalan asıl bu beyefendi.
Dolandırıcı: İftira komiser bey, hayır!
Kadın: Yalan söyleme işte fıstık yeşilli herif. İşte bu herif otogarda benim kocamın yanına yanaştı. Benim kocama saati sordu. Kocam da buna söyledi. “Yok”, dedi.”Senin saatin bozuk”, dedi. “Ver onu ben tamir ettireyim.” dedi. Biz de bunu Müslüman zannettik verdik. Ne bileyim ateist olduğunu.
Dolandırıcı: Komiserim, bu hususta bir itirazım olacak. Bu ülkede din ve vicdan hürriyeti var. Ben son derece imanlı bir şahsiyetim efendim. Ben var ya ben 23 Nisan Bayramı’nda bile fitre ve zekât veririm. Bu kıymetli insanları Allah seni çarpsın ki ilk defa görüyorum.
Kadın: Aman! Ben böyle yalancı görmedim. Komserim yalan söylüyor. Önce saati çaldı, sonra cüzdanı çaldı. Sonra da bilezikleri çaldı.
Komiser: Doğru mu?
Kadın: (Ayağını yere vurarak) Evet, evet, evet.
Dolandırıcı: Hayır.
Komiser: Sen benle dalga mı geçiyorsun? Bu cüzdan ne?
Kadın: Benim cüzdanım komserim.
Komiser: Selami bu adamı nezaretin öyle kuytu bir köşesine at ki onu oradan ancak arkeologlar bulup çıkarsın.
Dolandırıcı: Komiserim ben bir daha buradan zor çıkarım değil mi?
Komiser: Ya öyle canım.
Dolandırıcı: O zaman buyurun cüzdanınızı.
Komiser: Selami!
Selami: Efendim.
Komiser: Üstüne beton dök. Yav bacım daha niye geliyorsunuz bu şehre? Anlata anlata dilimizde tüy bitti. Gördünüz işte şehrin gerçek yüzünü. Ayrıca da daha bir şey görmüş sayılmazsın, bunların hepsi küçük hırsız. Vallahi bunların öyleleri var ki adamın teninden ruhunu çalarlar, haberin bile olmaz ha!
Kadın: Bak bak bak bak…
Komiser: Hiçbir kuvvet de kolay kolay yakalayamaz onları.
Kadın: (Ağlamaklı) Bak bak bak bak…
Selami: Ne oldu niye ağlıyorsun?
Kadın: Komser beni azarliyi.
Selami: Yok azarlamıyor azarlamıyor.
Kadın: Azarlıyo dedim.
Selami: Yok bir şey demedi komiser sana be.
Kadın: “Ne geliyosun sen? Ne diyosun?” diye azarlıyi beni.
Komiser: Yok bacım sana demedim, hadi siz şu parayı alın hemen memleketinize geri dönün.
Kadın: Ben senden para mara almam. Küstüm ben sana ne alacam.
Komiser: Al çocuğum al borcun olsun. Bir ara ödersin al hadi.
Kadın: İyi Allah razı olsun.
Kocası: Şu işe bak be! İstanbul’a geldik otogardan yukarı çıkamadık.
Komiser: Vay koçum be! Bu dilsiz değil miydi ya?
Kadın: Komserim bu dilsiz değil, konuşmasını ben yasakladım. Zaten ne geliyorsa bunun yüzünden geliyor başımıza. Hiç birşeyden anlamaz bu. Bak şimdi senin verdiğin parayı gösterecem, onu da anlamayacak. Böyle bakacak. Bak bak . Bak Müslim komser bize para verdi. Neymiş? Bu para ha! Hadi beraber söyleyelim: “para” yürü yürü yürü hadi.
Celal Polis: Dışarı hadi dışarı.(Kovalar.)
Komiser: Selami bizim lokantanın lahmacunları nereden geliyor?
Selami: Bu şişmanın lokantasından geliyor.
Komiser: Pu( Tükürür gibi yapar.) Bize yapma bari.
Kadın: Koşarak içeriye girer) Komserim dışarıda bir adam var, senin biraz önce verdiğin parayı çaldı.
Dolandırıcı: İftira komiser bey.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1356
favori
like
share