Sami Dündar Kimdir - Sami Dündar Resimleri - Sami Dündar Biyografisi - Sami Dündar Hakkında



Kendi Kaleminden...

[COLOR="darkred"]" 16.11.1963 yılında İstanbul’da doğdum.

Babam; dedemle birlikte kurdukları “Mahir Kundura” isimli dönemin en ünlü ayakkabı mağazasının sahibiydi.

Küçük yaşlarda; Mahmutpaşa ve Sultanhamam semtlerinde, babamın işlerine yardım ederek ticari hayatla tanıştım.

Gerek Kadıköy’de oturduğumuz mahalle, gerekse babamın işlerinin olduğu semtlerde; hem Rumlar, hem Ermeniler, hem de Museviler yoğunluktaydı. Dolayısıyla bu mozaik içerisinde hoşgörülü bir “üst kültür” altyapısına sahip oldum.

Okul öncesi, okumaya ve müzikle ilgilenmeye başlamıştım. Bu nedenle, ilkokul yıllarım sıkıcı geçiyordu.

Bahariye ilkokulunda öğrenimimi sürdürürken, aynı zamanda, bitişikteki Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde “tiyatro” ve “pantomim” çalışmalarına başlamıştım. Aynı yıllarda, tavsiye üzerine Turgut Irmak Çocuk Orkestrası’nda da görev almıştım.

Birçok çocuk oyununda sahne alırken, resme olan yeteneğim keşfedilince; suluboya tablolar yapmaya başlamıştım. Derslerde çok sıkıldığım için öğretmenin ikinci anlatımlarını dinlemek yerine, tebeşirleri oyarak heykelcikler yapıyordum. Çok geçmeden bu alandaki yeteneğim de dikkat çekti.

Okul, sanat, satranç, masa tenisi ve koşuculuk bir arada yürüdü yıllarca.

Ortaokul yıllarımda ise erken başlayan ergenlik ve hiperaktif yapım nedeniyle, git gide okul dışı aktivitelere yönelmeye başlamıştım. Son sınıfta ülkenin geleceği hakkında düşünmeye ve bu alanda faaliyet gösteren siyasi yapılara karşı ilgi duymaya başlamıştım.

Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi Makine Ressamlığı bölümünü birincilikle kazandığımda, okula başladığımın üçüncü günü, sempati duyduğum devrimci harekete de ilk adımı atmıştım.

1977–1980 yılları Türkiye’nin kitleler halinde başkaldırdığı bir dönemdi ve benim de bunun dışında kalmam söz konusu olamazdı. Ne var ki 12 Eylül Paşaları, en sert biçimiyle, ülkenin genç nüfusunu işkencelerden geçirerek, hapishanelere tıkmaya başlamışlardı bile.

6 Kasım 1980 yılında, uzun kovalamacalar sonunda beni de yakaladılar. 94 gün süren işkenceler ve kısa bir yargılama dönemi, İDAM cezası istemiyle sonuçlandı. “Suç” tarihlerinde yaşımın “küçük” olması sebebiyle ceza indirimi uygulanınca, 6,5 yıl süren hapishane hayatım başlamış oldu.

Açlık grevleri, ölüm oruçları ve işkenceler altında geçen yılların arasına “binlerce kitap” sıkıştırmayı başardım.

1988 yılında hapishane ve askerliğimi tamamlamış ve “sudan çıkmış bir balık” olarak hayata katılmıştım.


Kısa bir süre Vakko’da çalıştıktan sonra, kendi işimi kurma kararı alarak, birkaç deneme yapmaya başladım. Bar işletmeciliği, pazarlamacılık, tekstil ve taksicilik gibi şeylerin bana göre olmadığını anlamam uzun sürmedi.

Evimizin salonunu ofis haline getirme isteğim annem tarafından kabul edilince, 5.Boyut adlı organizasyon şirketimi kurarak, kendime en uygun işi yapmaya başladım.

Doksanlı yıllarda, sektörümüzde az sayıda organizatör olduğundan, kısa sürede popüler olmuş ve geride bıraktığım acılı yıllardan, üzerime yapışan hiçbir şey kalmamıştı.

Özel televizyonların süratle yayın hayatlarına başlaması, benim de yeni bir alanda işlerimi geliştirmeme sebep olmuştu. Hemen hemen her kanalın ve her programın “aranan şirketi” olmayı başarmıştık. Keyfim yerindeydi...

Benim yüzümden çok üzüntüler çekmiş ve ticari hayatını da riske atmış olan Babam ve fedakâr annem için bir şeyler yapmama az kalmıştı ki; babam aniden beyin kanaması geçirerek felç oldu. Dört yıl boyunca, annemin üstün çabaları ile yaşayan fakat bilincini yitirmiş olan babamı toprağa verdiğimizde, kabrinin başında O’na bir söz verdim...

Sektörde ünüm iyice yayılmış fakat henüz istediğim hedeflere ulaşamamıştım. Durmadan yeni girişimler peşindeydim. Laser, havai fişek, su gösterileri gibi yenilikleri sektöre kazandırmak beni tatmin etmiyordu. Her organizasyonum, başlı başına takdir topluyor fakat bir türlü kalıcı bir işe imza atamıyordum.

Nihayet 1998 senesinde, yakın dostum Volkan Severcan’ın itelemesiyle, kendimi bir “müzikal prodüktörü” olarak buldum. “Keşanlı Ali Destanı” uluslararası başarılara koşmak üzere, muhteşem bir müzikal olarak hazırlanmıştı. Kapalı gişe başlattığımız müzikalin ikinci oyununda, Göztepe Mavi Çarşı yangını her şeyi altüst etmişti.

17 Ağustos depreminde bir milyon dolar borçla göçük altında kaldım.

2004 Yılında Noel Baba Sosyal Yardımlaşma Derneği adı altında tamamen çocuklara yönelik bir yardımlaşma köprüsünün temellerini attım.

2006 yılında Ezel Akay ve Ufuk Ahıska ile birleşerek Filmcilik, Reklam ve TV yapımları alanında büyük bir atılım başlattık.

5 kitabım yayınlanmaya hazır beklerken kurtuluş öykümü anlatan “her şeyin bittiği yerden” isimli kitabım hepsinin önüne geçerek yayınlandı. "

samidundar.com

Depreme Gölcük'te yakalanan Sami Dündar 27 saat enkaz altında kaldı. 3 er O'nu çıkardığında öldü sanılıp ceset torbasına konuldu. Torbaları "son bir kez" kontrol eden Bandırmalı Erol sayesinde bugün hayatta..
"Her şeyin Bittiği Yerden" depremde yaşadıklarını anlattığı kitabının film yapımcılığını da üstlendi.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2468
favori
like
share