Meryem Betül kaşesini hazırlamış. “Dr. Meryem Betül Yıldırım” en tepede. “Başhekim” unvanı da altında. Ayrıca “İç hastalıkları uzmanı”. Yakında göreve başlayacak Dr. Meryem Betül. Paytak paytak yürüyen hayalinin elinden tutacak. Koşmayı öğretecek ona. Yaralı umutlarını şefkatle tamponlayacak. Kan kaybını durduracak.
Nabızları düzensizleşmiş özgürlüğünün göğsüne uzatacak dinleme aletini. Ülkesine dair sevinçlerin ağrılı eklemlerine reçeteler yazacak. Büyüklerin gözlerinden beklediği “Aferin!”lerin kırık kemiklerine alçılar saracak. Meryem Betül’ünki hayalî bir kaşe. Varmış gibi geliyor ona. Öyle bir kaşeyi hak etmiyor daha. Olacaksa da, doktor olmasına çok var. Etütlerin ellerinden öpüyor bugünlerde. Dershanelerin loş merdivenlerinde ayak dirseği çürütmeye hazırlanıyor. En çetrefilli soruların hatırını soracak bir bir. Nazını çekecek çeldirici seçeneklerin. “ÖSS hapı” yutacak; yutabilirse. Ara sıra, terli kurşun kalemine sarılacak çaresizce. Silgi silgi özürler dileyecek çatık kaşlı sınav kâğıtlarından. Üniversite kapısında çarmıha gerilecek gözleri sonra. Dört bir yandan kapanacak bakışı. Saçlarından sürükleyecekler onu sonra. Saçlarından… İhbar ediyorum. Dr. Meryem Betül bir çete üyesi, belki de elebaşısı. Beş tane kaşe var hayallerinde. Hepsi de “Dr.” diye başlıyor. Hayal kaşeler. Umut kaşeler. Dua kaşeler. Rüya kaşeler. Var”mış gibi” kaşeler. “Dr. Sezen” de var meselâ. “Dr. Rümeysa” da… “Dr. Fatma Zehra” da… Hayal olmasına hayal ama sahte değil bu kaşeler. Çünkü sadece kalıplarını değil kalplerini koymuşlar bu kaşelerin ardına. Rüya olmasına rüya ama aldatıcı değil bu kaşeler. Çünkü soğuk ve donuk selüloz yüzeylere değil yüreklerine basıyorlar bu kaşeleri. Yok olmasına yok bu kaşeler ama asla yok edici değil, asla yakıcı değil. Çünkü gönüllerinin karasına kazımışlar harfleri; tuzu kuru plastiklere değil. Bugünlerde Meryem Betül’ler ak kâğıtlara kara kara yuvarlaklar çizerek ufuklar açmaya çalışıyor köreltilmiş hayallerine. Ama karanlık köşelerin yılışık duvar diplerinde acımasızca sivriltilmiş kara(r)ların paslı saçakları kapkara gölgeler düşürüyor yeni yetme hayallerine. Meryem Betül’ler ışıl ışıl gözlerinin beşiğinde, uçuşan saçlarının salıncağında, yeni yeni çizgilenen alınlarının ovasında, ülkesinin çocuklarına, hastalarına, yaşlılarına, yetim ve öksüzlerine dair el bebek gül bebek umutlar büyütüyor. Ama hoyrat kalemlerin ucundan, kalpsiz sloganların uçurumlarından, insafsız hırsların kana bulanmış tırnaklarından katran karası çığlar yuvarlanıyor umutları üzerine. “Etüt sonrasıydı” diyor Meryem Betül. “Az sonra bir arkadaş içeriye girdi. Laf arasında geçti. Keşke geçmeseydi. Dudak ardında kalsaydı söylenmeseydi. ‘Üniversitelerde başörtüsü serbestliği kesin reddedilmiş!’ O an beş çift göz anlamsız ve onlarca soruyla bakakaldık. Hayallerimin kapladığı gözlerimi gözyaşlarım doldurdu. Hiçbirine takmamıştım ama işte şu çok koydu: ‘Tasarısı bile sunulamaz.’ Çaylar soğudu. Gülücükler dondu. Hayaller buz tuttu. Üşüdük hepimiz. Hayallerimiz için beklediğimiz yurdumuzda, okulumuzda yalnızlaştık bir an. Milletimizin geleceğine tercih etmiştik, ailemizle geçireceğimiz vakitleri. Ama affedilemeyesi bir vefasızlık gördük koca koca adamlardan. Sonra durdum ve o kararı nasıl imzaladıklarını düşündüm. Hangi kaşeyi bastılar oraya?” Hayal kaşeydi onlarınki de… Bir zamanlar onların da hayali değil miydi o kaşeler? “Hâkim Bilmem Kim.” Bir vakitler onlar da kalplerine yazmış değil miydi henüz hak etmedikleri ünvanlarını? “Başsavcı Falanca…” Saçlarından çekiştirmişler miydi onları da? Hayallerinin üzerine kaşarlanmış kaşelerden kara(r)lar atılmış mıydı umarsızca? Onların da torunları yok mudur meselâ? Elinde terlemiş bir kurşun kalemle tir tir titreyen bir kalbe dönmüş cılız umut filizlerinin üzerini kalpsiz imzalarla çizmek üzereyken birden acımayı hatırlamaları mümkün değil mi acaba? Dalları yeni çiçek açmış o kırılgan tebessümlerin yanından somurtup da geçiverirken azıcık da olsa kaymaz mı gözleri, hiç istemeden tebessüm bulaşmaz mı dudaklarına? Çilekeş annelerin duasında büyümüş o gelinciklerin al al olmuş yüzlerine, hüzün çökmüş gözlerine yukarıdan da olsa nazar ederken, kıl kadar bir merhamet dokunmaz mı göğüslerine? Yüreğini bir duanın gözyaşına akıtıp da donduran o nazeninler için bir nefeslik insaf gelip titretmez mi o kararı imzalayan elleri? Meryem Betül’ün hayal kaşesi köşesinde suskunca bekliyor. “Olsun…” diyor yine de… “Cerrahpaşa Tıp olmasa da, başka bir yerden, başka bir şehirden, başka birilerinden alırım kaşemi” diye umutlanıyor. “Cennet” diye bildiği ülkesinden sınır dışı ediyor hayallerini, umutlarını, rüyalarını. “Yasak kızım” diyor amcaları. “Rüya görmek yasak.” “Hayal kurmak suç.” “Umutlanmak ayıp!” Meryem Betül’ün kaşesinin gerçekleşeceğine dair umutlarım hayli zayıf. Görünen o ki en temel tıp dersi anatomiyi ömür boyu geçemeyecek. Ne sorsa beğenirsiniz: “Senai amca, o amcaların kalpleri nerede?” Ne kadar ayıp! Ne biçim soru o öyle!.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1187
favori
like
share