Çocuğun proje olma haline itiraz edenler olduğu gibi, destekleyenler de vardı. Bütün bu tartışmanın içinde şunu gördüm ki, çocuklar annelerinin her şeyi. Ne düşünürlerse düşünsünler, hep çocuklarının iyiliği için. Feriha Dildar da bu konudaki uzmanlık görüşlerini bizimle paylaştı. Kendisi aynı zamanda bir anne. Ondan da bir sürü yeni şey öğrendim. Size de faydası olması temennisiyle.

Bütün annelerin kafasını "Çocuğumu nasıl yetiştirmeliyim?" meselesi kurcalıyor. Artık farklı bir yüzyılda yaşıyoruz diye çocuklarımızı da farklı yetiştirmek zorunda mıyız?

- Hayır. İlkel çağlardaki anne - çocuk ilişkisi neyse, bu çağdaki anne - çocuk ilişkisi de o. Entelektüel açılımları çok farklı olabilir ama anne - çocuk, neticede hep anne - çocuk. İçine gri hücreleri biraz daha fazla katarak, zenginleştirilmiş bir çevre sunarak çocukların ve anne olmanın sınırlarını geliştirmemiz mümkün ama en temel, en derindeki yapı değişmiyor. Öyle de kalacak.

[COLOR="darkred"]Niçin çocuk yapıyoruz?

- Öncelikle kendimiz için. Çocuk sahibi olmak, en içgüdüsel davranışlardan biri.

[COLOR="darkred"]Neyin simgesi çocuklar? Dünyaya bağımsız bireyler mi getirmek istiyoruz, kopyalarımızı mı?

- Aslında bizim istediğimiz, anneliği tatmak. Anne ile çocuğun özellikle ilk 6 ayda inanılmaz simbiyotik bir bağı var. Sanki aynı zarın içinde iki hücre gibi. İlk 6 ay anne ve bebeklerin EEG'leri bile birebir aynı çıkıyor. Yani aynı zihinsel işleyiş, ortak yaşamsal bir evre var yaşamın ilk aylarında. Bu, bebeği olduğu kadar anneyi de besleyen bir şey. Çocuklarımız vücudumuzun, kolumuzun, bacağımızın uzantısı gibi. O yüzden de, mesela sütten kesilme, bebek olduğu için olduğu kadar anne için de bir travma. Ortaklaşa bir ayrılık kaygısı, sonra ayrışma ve bireyselleşme.

[COLOR="darkred"]Farkında olmadan, yapamadıklarımızı, bizde eksik kalanları, çocuklarımızın üzerine mi yüklüyoruz?

- Bizim bir şey yapmamıza gerek kalmadan, kaçınılmaz olarak öyle oluyor, evrim teorisi diye bir şey var, biyolojik bir evrim. Doğa, hep daha iyisini yaratmak üzere programlanmış. 60 sene önce yapılan bir araştırmada IQ puanının nesilden nesile 10 puan kadar arttığı saptanmış. Biz anne ve babalarımızdan daha zekiyiz, çocuklarımız da bizden daha zeki olacak, onların çocuğu da onlardan daha zeki...

[COLOR="darkred"]Ben dans etmeyi bilmiyorum, kayak yapmayı da... İtiraf ediyorum, kızım bilsin istiyorum. Benden daha fazla dil de konuşabilsin, akademik olarak benden daha iyi bir donanımı olsun. Mümkünse kilo kontrolünü de erken öğrensin. Tüm bunları onun için istiyor olmamda bir sakınca var mı?

- Yok tabii. Her anne çocuğunun kendisinden daha iyi durumda olmasını, onun yapamadıklarını yapmasını ister. Üstelik siz bunu "Ben istiyorum" diye dile getiriyorsunuz, bence son derece sağlıklı. Çünkü "Böyle olacak!" demiyorsunuz, bunun sizin isteğiniz olduğunun farkındasınız. Ne var ki, annenin arzularıyla çocuğun özellikleri, ihtiyaçları, her zaman çakışmayabilir. Ama annenin arzu etmesinde bir sakınca yok. Problem, bu istekler "tasarım", bir "beklenti" olmaya başladığında çıkıyor.

[COLOR="darkred"]Kendimizin "yenilenmiş daha iyi modelini" yaratmaya çalıştığımız doğru mu?

- "Yaratmak" fiilinde aşırı güçlülük yüklemesi var. Hiçbir canlı "tüm güçlü" değildir, anneler de değildir. Ayrıca çocuk da bir bireydir, bunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor. Biz onları doğuruyoruz ama "yaratmak" kelimesinde yoktan var etmek gibi bir anlam var, o zaman da çocuğun birey olma faktörünü gözden kaçırmış oluyoruz.

[COLOR="darkred"]Çocuklarımız bizim için hava atma aracı olabilir mi?

- Olmamalı. Benim için anne - babalıkta birkaç tane tehditkar sınır çizgisi var. Mesela bir çocuğun gelişmesini desteklemek için çok uyaran vermekle, müdahaleci olmak arasındaki çizgi incedir. Bir anne kendi ihtiyaçlarıyla çocuğun ihtiyaçlarını ayırt ederken sağduyusuna kulak vermeli. Çocuk yedikten sonra o son kaşığı vermek, gerçekten o çocuğun ihtiyacı mıdır, anneye mi iyi gelecektir? Serin havada gerçekten üşüyor mudur, yoksa o ceketi vererek, annenin içini mi rahat ettirecektir? Piyano çalması gerçekten çocuğa iyi gelen bir şey midir, yoksa annenin geçmişte yarım kalmış arzularına, içindeki küçük çocuğun beslenmesine mi hizmet edecektir? Tamam bizden daha iyi şartlara sahip olmaları için uğraşalım, ama çocuklarımızla aramıza binlerce insanı sokarak, o hoca, bu kurs falan diyerek, meselenin bir duygu boyutu olduğunu kaçırma riskimiz var bu çağda. Evet, başarı mutluluk getirir ama başarılı fakat çok mutsuz bir sürü insan da tanıyoruz. Aynı gerçek, şirketler için de geçerli. Son yıllarda onca eğitim almış, başarılı yuppie'lerin kendi mutsuzluklarını yansıttıkları için şirketlerine zarar verdikleri saptanmış. O yüzden büyük şirketler artık çalışanlarının kişisel gelişimine yatırım yapmayı tercih ediyor.

[COLOR="darkred"]Çocuğu aktiviteden aktiviteye sürüklemek o kadar kötü bir şey mi?

- Eğer bunu yaparken "ilişki" gözden kaçıyorsa kötü bir şey. Operasyonlar ve fonksiyonlar üzerinde gezinirken, çocuğunuzu gözünün içine bakıp, dünyada ondan başka hiç kimse ve hiçbir şey yokmuş gibi hissettirmiyorsanız, oyun oynamayı kaçırıyorsanız, onu merak etmeyi unutuyorsanız, "Bir şey yapıyor da, niye yapıyor bu çocuk?" diye düşünmeyi ihmal ediyorsanız, ortaklaşa bir dikkat noktasında buluşmayı atlıyorsanız, geri kalanların hepsi robotik bir hal alır. Anne - çocuk ilişkisinin öğretici ve öğrenen, eğitici ve eğitilen ilişkisinden çok daha zengin, çok daha derin, hálá üzerinde konuştuğumuz ve bin yıl konuşacağımız parametreleri var. Bütün annelerde de bu rezerv var. İçi dolmamış, yakınlaşmamış, omuz omuza, dirsek dirseğe olmamış bir anne - çocuk ilişkisindeki bütün fonksiyonlar ve operasyonlar sonuç verir ama bedelleri vardır.

[COLOR="darkred"]Ne gibi?

- Bir kere, sadece bilgi üzerinden yürüyen ezbere bir annelik, iki taraf açısında da hüsran yaratır. Çocuk, annenin onun ışığı üzerinden parlama telaşı içinde olduğu anlar. Çocuk, anneyi memnun edecek bir "nesne" haline dönüşür. Öyle olmaması gerekir. Tabii ki onlara yetenekleri doğrultusunda bazı denemeler, seçenekler sunacağız. Ama bunların onlar için bir baskı olduğunu fark ettiğimiz anda da, geri adım atmayı bileceğiz. Bu evren, bu şehir, bu dünya 10 bin tane seçenek sunuyor diye, çocuğumuzun onların hepsine sahip olması gerekmiyor.

[COLOR="darkred"]Çocuk Annelerin Narsistik Eğiliminin Bir Yansıması Olmamalı.

Çalışma disiplini olmayan çocuklarda eksik olan şeyin, ben motivasyon olduğunu düşünüyorum. Ödev yapmaktan hoşlanmazlar, okulla ilgili sorumluluk almayı sevmezler. Herhangi bir başarısızlığı da "Benim bir suçum yok, öğretmen taktığı için oldu" diye izah ederler. İlginç yanı şu, geriye dönük taradığınızda, bu çocukların daha az sorumluluk duygusu ile yetiştirildiğini görürsünüz. Bu çocuklara hazır bir dünya sunuluyor. Her şeylerini planlayan anneleri var. Odaları toplanıyor, yemekleri ayaklarına geliyor, tabakları önlerinden alınıyor, bu tabii çocuğun "ben" durumunu azaltan bir şey. Çocuk, annenin "ürün"ü gibi olmaya başlıyor. Çocuklar, annelerin narsistik eğilimlerinin bir yansıması olmamalı ama ne yazık ki öyle oluyor.

Bu çocukların arkadaşlarıyla ya da okulla bir sorunu olduğunda da, anne direkt arkadaşı ya da okulu suçluyor. Kendi çocuğunu incittiler ya, kesinlikle kötüler, ama ne oldu da öyle oldu, anne bununla ilgilenmiyor. Başka birinin doyurduğu, başka birinin damak tatlarına karar verdiği, başka birinin odasını topladığı, hep başka birinin suçlu olduğu bir dünyada yetişen çocuk da haliyle daha az sorumluluk alıyor ve onların çalışma disiplini olmuyor.

[COLOR="darkred"]Küçük Beyaz Yalanlar İyi midir ?

"Alavere dalavere, küçük beyaz yalanlar. Bırakın çocukları söylesinler, bu çağın gerçeği..." Benim inanmadığım şeyler bunlar. Evet, çocuklar büyüme sürecinde yalan söylerler, bunu bir büyüme egzersizi olarak değerlendirmeliyiz ve paniklememeliyiz. Anneden ayrılmanın, ayrışmanın küçük testleridir. Yalan olarak da etiketlememeliyiz. Ama gelişim için illa gerekli mi? Bence değil.

[COLOR="darkred"]Akla Vurgu Yaparak Yetiştirmek Ne Kadar Doğru.

Geçenlerde beni etkileyen bir araştırma okudum: İki grup çocuk alıyorlar. Birinci grup, akıllarına vurgu yapılarak büyütülmüş çocuklar, akademik başarıları yüksek. İkinci grup ise gayet normal çocuklardan oluşuyor. Ahım şahım akademik başarıları yok. İki grup da bir teste tabii tutuluyor. Birinci grup, ikinci gruptan daha yüksek bir puan elde ediyor. Birinci gruba, "Çok iyi puan aldınız, ama bu zaten sizden bekleniyordu, siz çok akıllı olduğunuz için bu gruptasınız. Hadi bakalım böyle devam..." deniyor. Öbür gruba ise, sürekli dikkat çekilerek müdahale ediliyor: "Belki istediğiniz gibi yapamadınız ama çok uğraştınız, her bir soru için 7 dakika zaman harcadınız. Denemekten vazgeçmeyin, aferin size, devam..." Belli bir zaman sonra, yine bir teste sokuluyorlar. Benzer bir sonuç elde ediliyor. Birinci gruba "Ama siz daha iyi yapabilirdiniz. Siz çok akıllı çocuklarsınız..." deniyor, diğerlerine, "Geçen seferden daha iyiydiniz, yine çok uğraştınız..." türünden bir şey. Belli bir süre sonra, üçüncü test yapılıyor, birinci testten bile kolay. Sonuç ne oluyor dersiniz? İkinci grup kafa boyu önde gidiyor, akla vurgu yapılarak büyütülmüş çocuklardan çok daha fazla başarı kazanıyorlar. Şunu söylemek gerekiyor: Çocukları akılları ve ürünlerine vurgu yaparak yetiştirmek, onlarda çok önemli bir performans kaygısı yaratıyor. Bu çocuklar başarısızlığı tolere edemiyorlar, başaramayacaklarını düşündükleri bir işten kendilerini alıkoyuyorlar, deneme bile yapmıyorlar. Ama sürece vurgu yapılarak yetiştirilen çocuklar, düşüp tekrar kalkmaya, tekrar tekrar deneme yapmaya hazır oluyorlar. Gerçekten de çok kısa bir sürede müthiş bir resim yapmasından daha önemlidir 15 dakika o resimle uğraşması...

[COLOR="darkred"]Sağlıklı ihmal

Sıkılmayan çocuk, yaratıcı olmaz. Ne var ki, günümüzde anneler buna fırsat vermiyor. Bir kurstan çıkınca, "Aman sıkılmasın arkadaşını davet edeyim birlikte oynarlar" diyor. Ondan sonra önüne başka bir program dayıyor. Haliyle çocuk, hazzı hep dışarıda aramayı öğreniyor. Tamam onun çevresini zenginleştirelim, ama arada da gözümüzü üzerinden çekelim. "Sağlıklı ihmal" sözünü ettiğim, bunu yapmamız gerektiğine inanıyorum. Onları zaman zaman kendi hallerine bırakalım ki, kendi iç süreçlerini keşfetsinler.

Çocuğun gelişim seviyesini anlamak için illa pedagoga ya da psikoloğa mı götüreceğiz?

Sıkıntıları, sorunları olan çocuklar ve anne - babalar kadar, doğal yaşam olaylarında sadece tavsiye almak için gelen danışanlarım da var. Bunda bir sakınca yok, insan kafasında oluşan soruları sormalı ama şuna kesinlikle katılmıyorum: "Bir çocuğun yeteneğini, becerisini bir uzman tespit etmelidir. O daha iyi gözlemleyebilir." Hayır, bir çocuğu yeryüzünde en iyi tanıyacak insan annesi - babasıdır. Merak edecek bir anne. Çocuğu merak eden bir anne, yaşıtları arasında çocuğunun seviyesinin ne olduğunu keşfetmekte zorlanmaz, bunun için bir pedagoga ya da psikoloğa gerek yok.

Ayşe Arman.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 397
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 28.08.2008 20:21
Emeğine Sağlık..
SU-PERISI Tarih: 28.08.2008 17:38
Paylaşımın için teşekkürler sylar.