Nazan Öncel'in Kuruçeşme'deki evinin kapısı açıldı. Bir kaç saniye açılan kapının ardındaki yüze baktım. İtiraf ediyorum, ilk anda onu evde çalışan biri zannettim. Saçlarını iki örgü yapmıştı. Yüzünde hiç makyaj yoktu ve onu Nazan Öncel yapan hatları, mesela kalın dudakları, koyu gözleri, karakteristik burnu belli olmuyordu. Merdivenleri tırmanıp üst kattaki balkona geçerken şaşkınlığımı üzerimden attım. Fakat bu kez de Nazan Öncel'in sakinliğine çarptım. Çok sakin bir kadın. Ama bu cool tabir edilen bir sakinlik değil. Nasıl söyleyeyim. Tam da saçlarını iki örgü yapan, balkonda yetiştiridiği çiçeklerle konuşup küçük yeğenine Türkan Şoray Kirpiği örneğiyle hırka ören bir kadının sakinliği. Nazan Öncel hakikaten de yeğenine hırka örüyor, çiçekleriyle konuşuyordu. Ama bu o mu? Gerçekten o bu mu? Bana sorarsanız değil. Neden değil derseniz, size fırtınalı hayatını, tonlarca duyguyu yüklediği şarkılarını kanıt olarak gösterebilirim. Bu kadar sakin bir kadın şarkı sözünde ‘‘sıkıyorsa biri birşey söylesin’’ der mi? Şarkı sözü ayrı, hayat ayrı derseniz o başka. Zaten Nazan Öncel de öyle diyor.

Adı, doğduktan 37 gün sonra konmuş. İlk kocasıyla tanıştıktan 37 gün sonra evlenmiş. 18 yaşına girdikten 37 gün sonra da anne olmuş.

Nazan Öncel'le ilgili bu bilgiler bana ‘Herkes İçin Matematik’ adlı kitabı hatırlattı. Yazar, rastlantılar karşısında şaşkınlığa düşmenin sayı cahilliğinden kaynakladığını, farkına varmadığımız daha nice rastlantı olduğunu söylüyor, bunu örneklerle anlatıyordu. Rastlantılarda gizli bir güç arayanlarla da içten içe dalgasını geçiyordu.

Yanlış anlaşılmasın, Nazan Öncel 37'nin gücüne inanmış bir halde ortalıkta dolaşmıyor. Bunları yalnızca hoşluk olsun diye anlatıyor. Eh, ilginç rastlantılar insanda bir gülümseme duygusu da yaratıyor.

Bir kaç 37'nin arka arkaya gelmesi hoş da, 37'ye konu olan olaylar hiç hoş değil. Nazan'ın adı, kızımıza en güzel adı koyalım telaşındaki anne baba yüzünden gecikmiyor. Annesi ikinci kızı doğurunca babası evi terkediyor. Bir süre sonra geri dönüyor, ama bu arada ‘‘at kuyruklu peri’’ dedikleri karşı komşuları bebeğe Nazan adını koyuyor.

ÜVEY BABA TABUSU

Nazan Öncel memur baba ile öğretmen annenin üç kızından ikincisi. İzmir Karşıyaka doğumlu. Fakir ve mutsuz bir ailenin babaanne kucağında büyüyen çocuğu. 5 yaşındayken bir öğlen annesinin eve gelişini hatırlıyor: ‘‘Okuldan geldi, bizi kucakladı. Babaanneme bir şeyler söyledi, ayrılığa dair olsa gerek. Sonra çıktı gitti.’’ Anne Raziye Hanım kocasını ve çocuklarını bırakıp gidiyor. Kızlar babaannede kalıyor.

‘‘Yaşlı bir kadın bize ne kadar sahip çıkabilirse o kadar çıkıyordu. Bir gün okula gitsem, üç gün gitmiyordum. Birkaç yıl, İstasyonlarda, sokaklarda tam bir sokak çocuğu gibi yaşadım.’’

Raziye Hanım tekrar evlenip yeni bir düzen kurunca kızlarını yanına alır. Hatta kızlara çok bağlı olan babaanne de eski gelininin evine taşınır. Ne var ki, Nazan'ın sokakta yakalayamayan tehlike evin içindedir, bu tehlikenin adı da üvey babadır.

Nazan Öncel üvey babasından konuşmayı kesinlikle reddediyor. Ancak biz üvey babayı derin araştırmalardan değil, bizzat Nazan Öncel'in yazıp son albümüne koyduğu ‘‘Demirden Leblebi’’ adlı şarkısından tanıdık.

Üvey baba konusu bizim röportajda da gündeme geldi, bundan sonrakilerde de gelecek besbelli. Üzerinde hiç konuşmak istemediğiniz bir konuyu albüme koymaya nasıl cesaret ettiniz deyince şöyle cevap veriyor: ‘‘Nazan Öncel dinleyen insanların bu şarkıyı hakettiklerini düşünüyorum. Onların, benim yaşamımın bir kesitini daha öğrenmelerinde bir sakınca yok. Ama bunu malzeme yapmayı hiç istemem.’’

Nazan Öncel'in bu isteğine saygı duymaktan başka yolumuz yok!

Bu olumsuz aile koşullarının da etkisiyle Nazan Önce daha 18'ine basmadan evlenir. Görücü usulüyle evlendikten tanışıp 37 gün sonra evlendiği kocasıyla tam 12 yıl geçirir. Evliliğinin ilk yılında Serkan adındaki tek oğlu dünyaya gelir. Nazan Öncel evliliği boyunca İzmir ve civarında otellerde, kulüplerde sahneye çıkar, müzik çalışmalarına devam eder. Evliliğinin bitme sebebi onun müzik aşkı yüzünden evini ihmal etmesi değil, kocasının ‘‘başka baharlar’’ yaşamak istemesidir.

[COLOR="magenta"]KARDEŞİNİN KOCASINDA NE BULDU?

Nazan Öncel 15 yaşından beri müziğin içinde. Önce lisede korduğu ‘‘Çılgınlar’’ isimli topluluk, düğün salonlarında, lokallerde şarkıcılık. Çeşitli yarışmalarda alınan dereceler, 1978'de çıkan ilk 45'lik, 1982'de yayınlanan ‘‘Yağmur Duası’’ adlı ilk uzunçalar. Nazan Öncel sesini duyurmak için seneler boyunca çabaladıktan sonra, artık olmayacak dediği bir zamanda, ‘‘Bir Hadise Var’’ adlı albümüyle 1992 yılında ünlü oldu. Onu ‘‘Ben Böyle Aşk Görmedim’’, ‘‘Göç’’, ‘‘Sokak Kızı’’ ve ‘‘Demir Leblebi’’ izledi.

Bu albümleri yaparken yanında hep biri vardı. 20 senedir birlikte yaşadığı ve iki sene önce de resmen nikah kıydığı Akşit Togay. Medyada görünmemek için, bırakın bu sayfaya fotoğraf vermeyi, davetlere bile gitmeyen Akşit Bey, ‘‘bir aileye bir kurban yeter’’ diyormuş.

Bu, Akşit Bey'in ikinci evliliği. İlkini Nazan Öncel'in kız kardeşi Pınar Hanım ile yapmış. Nazan Öncel kızkardeşi ile arasındaki anlaşmazlığın bir hayli karışık bu durumdan kaynaklanmadığını söylüyor: ‘‘Bizim ilişkimiz, Akşit, Pınar'dan boşandıktan sonra başladı. Ben kardeşime çok obsiyon tanıdım. Ama o beni haketmiyor. O da müzikle uğraşıyor. Nazan Öncel olmak ona değil de bana nasip oldu ve o bunu kaldıramıyor. O yüzden hayatımdan silip attım onu.’’

Nazan Öncel kız kardeşinin eski kocasında bulduğu şeyi de şöyle özetliyor: ‘‘Küçükken seni seviyorum sözünü duymadıysanız, yetişkin çağlarda duyduklarınıza da inanmıyorsunuz. Güvensizlik duygusu. Güveneceğiniz biri sizi bu yüzden etkiliyor. Bizimkisi dostluk ve güven üzerine kurulu bir ilişki. Aşk ilişkisi olması mümkün değil. Aşk insanın ihtiyacı, ama ben bu ihtiyacı güvende olmak uğruna feda etmeyi tercih ettim.’’

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 558
favori
like
share