Psikolojik yardimla ilgilenen mesleklere dahildir.. terapi konusunda eğitim almış kişidir..

Psikiyatri ve psikoloji diğer mesleklerde olduğundan çok daha fazla sosyal olarak yüklü bir kimlik özelliği taşıyor. Terapi icat edildiği günlerden bugüne elit bir meslek olageldi. Bir kaç açıdan elit bir meslek...

İnsanların gözünde eskilerin şaman, papaz ve imamlarının ya da dedebaba’ların üstlendiği bir işlevi üstlendi. Ya da bu işlev kendilerine yüklendi. Terapist insanların zihninde insan ilişkilerini ilgilendiren hemen her konuda söyleyecek büyülü bir sözü olan biri gibi görüle geldi. Bir yerlerde psikiyatr/psikolog okuduğunuzu söylediğinizde, sorunlar anlatılmaya başlanılır ve hızlıca çözümler sunmanız beklenir. Otobüste yolculuk ederken terapist korkar yanındakine terapist olduğunu söylemeye. Çünkü yol boyunca dert dinlemek zorunda kalacaktır. Oysa terapi güç iştir, ruhunu sunmak, bütün varlığınla ruhunla dinlemektir ve bunu yapmak enerji ister. İnsanlar bunu bilmez ve hemen oracıkta yapıvermek isterler. Oysa terapist bilgi ve deneyimleri ışığında bazen uzun bir süreç içinde adım adım danışanını, hastasını muzdarip olduğu dertlerden kurtarmaya çalışır. Danışanı, hastasıyla el ele kol kola yapar bunu. Al sana çözüm diyerek sunmaz sunamaz çareyi.
Bir psikoloji öğrencisi üzülüp ağladı mı başka bir nakarat başlar: “sen psikoloji okumuyor musun?” İnsanlar terapistlerin kendi sorunları olup olmadığını, eğer oluyorsa bunu nasıl çözdüklerini merak ederler. Oysa terapist de bir insandır. Diğer insanlar gibi bir insan: üzülür, ağlar, hatta bir evlilik terapisti boşanır. Sorarlar “kendi evliliğini kurtaramadın mı?” diye. “Kendi evliliğimi kurtaramadığım için evlilik terapisti oldum ya!” ya da “Boşandım ama bu sayede yapılmaması gereken bütün şeyleri çok iyi biliyorum, bu sayede iyi bir aile terapisti oldum” diye cevap verir mesela.
Terapist kendisinin kim olduğunu düşünür? Ya da bu kimliği onun için acaba ne anlama gelir? Bu daha çok da bu kimliğe ne kadar bel bağladığına bağlı değil mi? Ben terapistim diye kasılıyorsa, insanların kendisini koyduğu tanrısal koltuktan hoşnutsa aslında iyi bir terapist de olamaz. Bu noktada aklıma gelen şeyler var. Terapist de insan olduğuna göre onun bu insanlığı terapistliğini ne kadar etkiliyor? Irwin Yalom’un bir öyküsünde şişman kadınlardan hoşlanmadığını ve bir gün şişman bir kadın kendisine hasta olarak geldiğinde onunla terapi yapıp yapmamakta ne kadar kararsız kaldığını söyler. Kendisinin hastayla ilgili ön yargılarıyla uğraşarak mı geçirecektir terapi seanslarını yoksa hastaya yardım etmekle mi? İkisini de yapmaya ve bu şişman kadın nefretini çözmeye karar vererek hastayı terapiye alır. Terapi sırasında hastasına yardım ettiği kadar kendisinin şişman kadınlarla problemini de çözer. Diğer bir öyküsünde ise süpervizyon verdiği eğitimi devam etmekte olan bir terapist kadın hastasıyla cinselliği de içeren bir ilişki yaşar ve sonunda terapist olmaktan vazgeçer. Yalom aslında vazgeçmeseydi ona bu hatayı yaptıran problemini çözdükten sonra çok iyi bir terapist olacağına inandığını söyler.
O zaman terapist bir insan olmakla birlikte, insanlığını bir tarafa bırakabilen bir insandır. Hastasına aşık oluyor, olabiliyor demek ki terapist. Hasta terapist ilişkilerine konu olan pek çok film ve terapi öyküsü yok mu? O zaman gerçekten çetin bir iş olmalı bir yandan insan olmaya devam ederken bir yandan terapist olmak. Hastayla ilgilenmek ona yardımcı olmak için de onu sevmek gerekmez mi? Tedavi ettiği ya da etmeye çalıştığı hastasıyla birlikte olmak isteyen terapist de olabilir o zaman. Peki olmalı mıdır? Meslek buna kesin sınırlarını çizmiş. Sen bir hastanla ilişki kuramazsın. Gerçi terapi ekolleri açısından bu açıdan büyük farklar olabiliyor. Örneğin psikanalitik ekolde terapistin nötr olması önemli bir kural olduğu için hastayla dışarıda oturup sohbet etmek terapi tekniğini de alt üst edeceği için hem teknik bir hata, hem de hastanın tedavisini geciktirdiği için etik bir hata olarak değerlendirmek mümkün. Ama bilişsel davranışçı tekniği kullanan bir terapist hastanın fobilerinin üstüne gitmesini salık verirken, bir aşamada ona ofis dışında da örneğin hastanın fobik olduğu asansörde eşlik edebilir ve etmelidir.
Terapist kendi özel hayatına da terapistliğini başka hiç bir meslekte görülmediği ölçüde sokan bir insandır. Terapist rüya görür ve uyandığında bu rüyanın anlamını sorar kendine. Dün yaptıklarıyla ilgili midir? Bu rüyadan kendisiyle ilgili öğrenebileceği bir şeyler var mıdır? Erkek arkadaşıyla geldiği kriz noktasında kendisine bir yol gösterebilir mi bu rüya? Eskiler istihare derlermiş, zor bir kararın eşiğinde rüyaya yatarlar ve bu sabah kalktıklarında bu rüyanın kendilerine yol göstermesini ümit ederlermiş. Bu geleneği şimdi terapistler sürdürüyor olsa gerek, mesleklerini kendi hayatlarına sokarak. Onun da yardıma ihtiyacı olduğu zamanlar vardır. Anne babasına, yakın arkadaşına dertlerini anlatır. Yeterli olmazsa terapist de terapiste gider. Hatta en çok terapiste gidenler terapistlerdir. Birbirlerini içini dışını iyi bilirler bu nedenle! Elbette bu işin şakası ama terapistler eğitimlerinin bir parçası olarak terapiden geçmek durumunda kalırlar. Ülkemiz için bu pek geçerli değil henüz ama olmalı. Terapistin insan yanının terapist yanına müdahalesini zararsız hale getirmek için bu gereklidir. Yoksa hastasıyla birlikte üzülürken kendini fazla kaptırabilir. Deprem zedelerle ilgilenen psikologların bir kısmının kendilerinin örselenmekten kurtaramadıkları gibi. “Tükenme sendromu” denilen profesyonelin işini yaparken yorulması, işini yapamaz hale gelmesi, hemen her meslekte görülebilir. Terapistlerde tükenme tehlikesiyle yüz yüzedir. Terapistin tükenmesi hastaya, danışanına yardımcı olamamasına neden olur. Bu nedenle kendisine dikkat etmelidir. Gerektiği zaman tükendiğini fark edip meslektaşlarından yardım almasını bilmelidir.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 584
favori
like
share