New York, New York. Bu şehre birçok isim verilmiştir. Hudson Nehri üzerindeki Bağdat, Sodom ve Gomore ve Büyük Elma gibi. Amerika'nın en büyük şehri ve en önemli limanı. Sayısız göçmenin akın ettiği şehir. Çeşitli milletlerden insanın kaynaştığı yer. Finans, moda ve tiyatronun en son gelişmelerinin yaşandığı merkez. Kahramanlar ve zenginler yaratan şehir. Rüyaların gerçeğe dönüştüğü yer.

Avukat, penceresinden aşağı, Wall Street'e doğru baktı. Aşağılarda yüzlerce başka pencere ve kaldırımlarda da bir sürü insan vardı. Sayısız noktalar gibi koşuşturuyorlar, günlük işlerini tamamlamaya çalışıyorlardı. Belli bir noktadan baktığında George Washington'ın başkanlık konuşmasını yaptığı günün anısına dikilen heykeli görebiliyordu.

Hava da ruh hali gibi karanlıktı. İç çekerek masasına oturdu. Önündeki kağıtları karıştırdı. İçinde el yazısıyla aldığı notların ve daktilo edilmiş bir raporun olduğu parlak kırmızı kapaklı dosyayı aldı. Durdu, dosyayı açmadan boşluğa doğru baktı, yeni ortağı ile yaptığı ilk konuşmayı hatırladı.

"Başarılı olmalıyız" demişti ortağı.

"Evet" diye yanıtlamıştı avukat. Neşe içinde "Onların canlarına okumalıyız" diye de eklemişti.

"Ofisini sevdim. Çok geniş ama senin sıcaklığın sayesinde aynı zamanda samimi de. Üniversitedeki ufak odalarımıza bin basar" diye hatırlattı ortağı.

"İşte bir ortak nokta daha. Aynı üniversiteye gitmiş olmamız. Birbirimizi tamamlıyoruz. En uygun müşterileri firmamıza kazandırmalıyız, sen de öyle düşünmüyor musun?" dedi avukat samimi bir ifadeyle.

Günlük işlerine döndü ve önünde duran raporun sayfalarıyla oynamaya başladı. Evet, artık çok başarılıydılar. Prestijli bir semtte şık döşenmiş büroları ve gelişen bağlantıları sayesinde sayıları gittikçe artan müşterileri vardı. Ekonomide büyük sorunlar görülmedikçe iyi para kazanmaya devam etmemesi için hiçbir neden yoktu. Peki ama neden mutsuzdu? Bu sabah niye her zamanki keyfi ve neşesi yoktu?

Sorusuna içinden cevap verdi. Müşterileri olan şirketlere gerçek hukuk çalışmaları yoluyla pek fazla katkıda bulunmuyordu. Tanınmış olmasından dolayı müşteri çekmeyi başardığı doğruydu ama günlük hukuk işleriyle esas olarak ortağı ilgileniyordu. Vasiyetnameleri ortağı hazırlıyor, emlak sorunlarını hallediyor ve iş anlaşmalarını düzenliyordu.

Avukat ise sıkıcı bono işleri ile ilgileniyordu. Bu arada haftanın bir günü bir sigorta şirketinde çalışıyordu. Başkan yardımcılığı görevini üstlendiği bu sigorta şirketinin ofisi hukuk şirketinin hemen yanındaydı. Çok sık olmasa da çıkan sorunları çözebiliyordu. Sonuç olarak kötü bir düzenleme değildi. Hem özel yatırımları hem de diğer işleri takip edebiliyordu.

Uzun süre önce başladığı ve en sevdiği yatırımı olarak gördüğü alan balonlardı. İçindeki gizli romantikliği dışarı çıkartmasını sağlıyordu. Örneğin yelkenlileri deniz motoruna tercih ederdi. Bu konuyla gerçekten ilgilenmiş, balonun tarihçesini araştırmış, insanlığın ilk balon kullanmaya başladığı zamanlara kadar derinlemesine inceleme yapmıştı.

Bu konu onu heyecanlandırıyordu. 1852 yılında ilk balonu yapan Fransız Henri Gifford'ı biliyordu. Ama esas ilerleme bir Alman olan Kont Ferdinand von Zeppelin tarafından kaydedilmişti. Zeppelin puro şeklindeki hava gemisine adını vermişti. Bu yüzden günümüzde de bu balona "Zeplin" diyenler vardır.

Avukat masasında duran dosyaya karşı ilgisini yitirmiş, esas ilgi alanı olan konu üzerine düşünüyordu. İlk kez bir balon gördüğünde ne kadar heyecanlandığını hatırladı. Neredeyse 245 metre uzunluğunda, saatte 160 km. hıza ulaşabilen ve en az 100 yolcu taşıyabilen bir balondu.

Tanınmış birçok Amerikalı'yla birlikte "Genel Hava Hizmetleri" adında bir şirket kurmuştu. Alman kaşif Dr. Johann Schnette'nin modellerinin patentini almışlardı. Helyumla şişirilmiş balonla New York ile Chicago arasında düzenli sefer yapmak istiyorlardı. Ne yazık ki planlarım uygulayamadılar, çünkü halk ve yatırımcılar uçağı tercih ediyorlardı.

İç geçirerek masasının orta çekmecesini açtı, kendi tuttuğu özel listeyi çıkardı. Geçmiş ve gelecekteki yatırımlarla ilgili düşüncelerini buraya yazmıştı. Listeyi sadece en önemli kelimelere dikkat ederek gözden geçirdi. "Balon" kelimesinden sonra "petrol" yazmıştı. Bu "New England Petrol Şirketi" olmalıydı. Tam ana hissedar olduğu sırada petrol şirketi işlenmiş petrol fiyatı düştüğü için zor durumda kalmıştı. Daha da kötüsü olabilirdi, diye içinden geçirdi.

Bir sonraki kelime "ıstakoz"du. Witham Kardeşler adlı bir şirketin müdürüydü. Maine, Rockland'da ıstakoz satışından yüksek kar bekliyorlardı ama fiyatlar beklenmedik bir şekilde düşünce bu işte de zarar etti. Şirket battığında 26 bin dolar para kaybetmişti. Bu da bugüne kadarki en büyük kaybıydı.

Bir de Wyoming'de petrol çıkartmak için kurulan bir şirket vardı. Petrol yerine kükürt çıkmıştı. Avukat bu sonuncuyu okurken ürperdi. Hızla listenin geri kalanını gözden geçirdi.

* Muhtelif küçük gemi hatlarını birleştirip, bir şirket oluşturarak savaş sonrası ekonomik patlama sayesinde kar yapmaya dair bir plan. Şirkete "Acil İhtiyaçları Filosu Şirketi" adı verilecekti. Amacı Panama Kanalı yoluyla doğu ve batı sahilleri arasında kargo nakliyesini sağlamak olacaktı.

* Önümüzdeki 20 sene içerisinde 4000 ile 6000 dönüm arasında çam ormanı yetiştirmek. Çam yetiştirildiği süreden daha kısa sürede kesilebildiği için fiyatlar o zamana kadar yükselecektir.

* New York taksilerinde reklam alanı yaratmak. Kesinlikle çok başarılı olacak bir fikir.

* "Ulusal Tatil Yerleri Şirketi" adında bir şirket oluşturmak ve Placid Gölü, New York ve Georgia'da otel zinciri açıp işletmek.

"Bu kadar yeter" diye mırıldandı avukat. Listeyi çekmeceye fırlattı ve çekmeceyi hızla kapatıp kilitledi. Dahili telefondan sekreterini aradı. "Bir dakika gelir misin? Randevularımın üzerinden geçmek istiyorum" diye neşe içinde konuştu. Gizli listesini gözden geçirmenin etkisiyle, üstüne sinmiş olan umutsuzluğu ve mutsuzluğu bir anda bir kenara atıvermişti.

Sekreteri bir elinde not aldığı kağıtları, diğer elinde telefon mesajlarının yazılı olduğu kağıtlarla içeri girdi. Avukat, telefon mesajı kağıtlarının çokluğunu görünce hepsini geri aramak gerektiği düşüncesi onu korkutmuş gibi yaptı.

"Hayır, efendim. Bütün bu hoş insanlarla konuşmaktan gayet memnun kalacaksınız. Hepsinin de heyecan verici müşteri adayları olduğundan eminim" dedi sekreteri ilişkilerinin rahat ve sağlam temellere oturmuş olmasından kaynaklanan bir edayla.

Birlikte geçirdikleri süre içinde sekreteri onu anlık mutsuzluklar dışında hiç mutsuz ve umutsuz görmemişti. Her zaman iyimser bir yapısı vardı. Sekreteri onun için ve onunla çalışmaktan çok memnundu. Bazen işler yoğunlaşıyordu, özellikle de kafasında birçok fikir varken ya da aynı anda altı kişiye birden telefon etmek istediğinde.

"Peki canım, kimmiş bu büyüleyici insanlar?" diye takıldı avukat.

"Hepsinden önce karınız aradı. Çocuklardan biriyle ilgili bir şey varmış ama dışarı çıkması gerekiyormuş. Konu akşamı bekleyebilirmiş. Belediye Başkanı'nın sekreteri aradı. Başkanı saat 15.00'ten sonra aramanızı istiyor. Başkan da bir konuşma için dışarıdaymış. Bu sabah telefonlar için zaman harcamanıza gerek yok. Yargıç arkadaşınız aradı ama işinizi bölmek istemedi. Önümüzdeki salı öğleden sonra sizinle buluşmak istiyor. Programınıza baktım ve olur dedim. Kaçırmak istemeyeceğinizi biliyorum. Diğerleri ile de ortağınız ilgilenebilir. Bir bakın isterseniz."

"Sensiz ne yapardım bilmiyorum" diye samimiyetle cevapladı.

"Bu sabah bana telefon bağlamazsan ben de şu raporu son kez inceleyebilirim. Bugün rapor için gelecekler. Bağlanmayacak telefonlara annem de dahil. Bugün de arayacaktır. Gelecek hafta sonu onu ziyaret etmemizi istiyor. Piknik ya da öyle bir şeyler planlıyormuş. Bu sefer onu mutlu etmek için gitmemiz gerek gibi görünüyor. Aile huzuru için ne gerekiyorsa yapmak lazım."

Avukat masasına döndü ve önünde duran kırmızı dosyayı açtı. Sekreteri çekilince "Şimdi Herr Schmidt ve arkadaşlarım için..." diye başladı.

Avukatın okuduğu rapor savaş sonrası Alman ekonomisi üzerineydi. O da savaşta görevini yapmış Alman hükümetine karşı savaşmıştı. Ancak Alman halkına karşı kötü niyet barındırmıyordu. Savaş sona ermişti ve her zamanki gibi en büyük zararı yine halk görmüştü. Amerikan halkının artık savaş sona erdikten sonra Alman halkına karşı kin beslemediğini gururla düşündü. Tabii bu, savaştaki hislerinden bayağı farklıydı.

Şimdi Alman ulusunun dünyaya armağan ettiği kültürel değerleri düşünmek daha kolaydı. Müzik, felsefe ve bilim. Şu savaşçı politikalarını, askeri eğilimlerini kontrol altına alabilselerdi, diye düşündü.

Raporu okumaya devam etti. Alman vatandaşlarının yaşadığı ekonomik sıkıntıdan söz ediliyordu: Savaş sonrası yaşanan acımasız enflasyon kaybeden taraf için çok ağırdır, bazen kazanan tarafı bile zor durumda bırakır. "Ekmek almak için bir el arabası dolusu markla bakkala gittiğinizi düşünün" diye içinden geçirdi. "Amerikalılar tarihlerinde böyle bir felaket yaşamadılar. Dua edelim de hiçbir zaman yaşamasınlar" diye düşündü.

Raporu okurken, bazı insanların sıkıntılarının diğerleri için çıkar anlamına geldiğini kurnazca fark etti. Dünyanın hali böyleydi. Bunu ilk yapan o değildi. Onun ve diğerlerinin çıkarına uygun olan durum yatırımlarından kar sağlamalarıyla başka insanlara da destek olabilmeleriydi. Bu, onun için belirleyici bir nedendi. Her zaman kendinden daha şanssız olanları düşünürdü.

Raporda yazan sayılara çevirdi dikkatini. O günün döviz kuruna göre l Amerikan dolarının karşılığı 1500 Alman markı idi. Hisse senetlerinin değeri hisse başına 10000 Alman markı olarak belirlenmişti. "Evet, oldukça karlı olasılıklar içeriyor" diye düşündü.

Kararını vermişti. Alman ekonomisine ihtiyacı olan sermayeyi vererek duruma istikrar kazandıracak ve sanayinin gelişimine yardım etmiş olacaktı. Bu da halka iş olanağı sağlayacak ve kurulu olan endüstriyel yapıyla da devamı gelecekti. Buna karşılık Amerika da dünya pazarının güçlenmesinden faydalanacak ve Almanya ile yapılan ticaret artacaktı. Toplantıyı sabırsızlıkla beklemeye başladı.

Toplantıya katılacaklar ofisinden içeri girdiklerinde onları kocaman bir gülümseme ve içten bir neşeyle karşıladı.

"Sizi gördüğüme çok sevindim Herr Schmidt" diye eski arkadaşından sonra yaşlı Almanı selamladı.

"Sizleri raporunuzda ana hatlarını belirttiğiniz programa en ufak bir şüphem olmadan katıldığımı söyleyerek rahatlatayım. Amacım bu programdan iki ülke halkının da yarar sağlamasıdır" diye konuştu avukat, misafirler sandalyelerine yerleşirken.

"Bu, işimizi çok daha kolay yapmamızı sağlayacaktır" dedi arkadaşı, kararın verilmiş olmasından dolayı duyduğu huzuru yansıtarak.

"Şirkete 'Birleşik Avrupalı Yatırımcılar' adını vermeye karar verdik" diyerek Herr Schmidt sözü aldı. "Yatırım yapacağımız şirketler emlak, ipotek ve sigorta sektörlerinde olacak. Toplam 19 şirket. Raporda görmüş olduğunuz gibi aralarında Hamburg merkezli Nobel Dinamit Şirketi ve Alman Edison firması da bulunmakta."

"Önemli bir konu daha var" dedi arkadaşı. "Yatırımcılar sizin başkan olarak görev yapmanızı istiyorlar, eğer bu onuru bizlere lütfederseniz efendim."

"Çok memnun olurum" diye cevapladı avukat. "İşte anlaştığımız miktarda yazdığım çek. Yatırımımızdan sadece kar yapmayı değil, bu yatırımla Alman ve Amerikan halklarına da yardım edeceğimizi umuyorum. Bu, halklarımızın ve ülkelerimizin birbirlerini daha iyi anlama yolunda atılmış önemli bir adım olacaktır."

Toplantıda bulunanların hepsi gülümsediler ve avukat herkesin elini sıktıktan sonra "Artık anlaşmamızın şerefine kadeh kaldırabiliriz. Beyler martini içmeye ne dersiniz? Martini yapma konusunda çok başarılı olduğum söylenir" dedi.

Beyzbol hakkında konuşmaya başladılar. Herr Schmidt bu Amerikan sporunu takip ettiğini ve Yankeeler'i tuttuğunu söyledi. Uzun süre spor sohbeti yaptıktan sonra misafirler keyifleri yerinde bir halde avukatın bürosundan ayrıldılar.

Avukat sekreterini çağırdı ve "Tahmin et ne oldu? Beni bir yere daha başkan yaptılar" dedi.

"Beni şaşırtmadı. Kararınızı vermiştiniz. Notlarınızı ben daktilo etmiştim hatırlarsanız."

"Beni çok iyi tanıyorsun. Ben yararlı işler yapmak için varım, tabii başkalarına yardım ederken para da kazanılabilir. Yarın için bekleyen davalar neler?"

"Sizin 'Kuruluş Günü'nüz. Böylece birkaç kişiye daha yardım edebileceksiniz" diye cevapladı sekreteri.

"Kesinlikle sıkıcı vasiyet işleri ile uğraşmaktan daha iyi. İşte böyle işler hukuk mesleğini renklendiriyor ve daha zevkli hale getiriyor" diye açıklama yaptı avukat, sekreterinin ve arkadaşının elinden diğer dosyaları alırken.

Bir keresinde avukat arkadaşları ile giriştiği bir işten 5000 dolar kadar kar etmişti, bunun üzerine başka yatırımlar da yapacak ancak bazıları onu pişman edecekti.

Bunlardan en bilinenine "Camco" adı verilmişti: Birleşik Otomatik Ticaret Şirketi. Camco'nun içinde yer alan 5 şirketten biri olan "Sıhhi Posta Şirketi", pulları makine aracılığıyla dağıtan bir şirketti. Makine kullanıldığı için insan gücüne gerek olmadığından birçok kişi işsiz kalmıştı. Bazen de makinelere çok fazla jeton konuluyordu. Bu sefer içlerinden pul çıkmadığı için müşteriler makineleri bozmaya ve zarar vermeye başlamışlardı. Neyse ki avukat bu şirketin yönetimine getirilmeden istifa etmişti.

Avukat zamanının çoğunu geleceği düşünerek geçiriyordu. Mesleği olan hukuk çok fazla vaktini almıyordu. Hatta yatırımları ile ilgili yaptığı işler de zamanını doldurmuyordu. Sigorta şirketinin yönetimindeki görevinden de istifa etmişti. Hukuk firmasındaki günlerinin çoğunu, eyaletin ve ülkenin her köşesinden, farklı sınıflardan insanları dinleyerek, durum değerlendirmeleri yaparak geçiriyordu.

Günlük işlerin sıradanlığından sıkılan, kanuna başkaldıranları cezalandırmakla zaman öldüren ve hep büyük ideallerin hayallerini kuran bu avukat, Amerika Birleşik Devletleri'ne dört kez başkan seçilen Franklin Delano Roosevelt'di.

Düşmanı ve dostunun kısaca FDR dediği Roosevelt'in Amerika'nın üzerindeki etkisi 20. yüzyıldaki hiçbir başkanla kıyaslanamaz.

Kişiliği onun kadar özel olan karısı Eleanor, "İnsanlara görevler verildiğini ve bu görevlerle birlikte onları yerine getirebilmeleri için gerekli yeteneğin ve gücün de verildiğine inanırdı" demişti.

Franklin Roosevelt avukatlık mesleğini siyasi bağlantılar kurabilme yolunda değerlendirmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Wilson'ın başkanlığı döneminde Denizcilik Bakanı Yardımcılığı görevini yapmıştı. 1920'de başkan yardımcılığı için adaylığını koymuş ama başarılı olamamıştı. Soyadı ondan önce de ünlüydü. Halk tarafından çok sevilen ve efsane olmuş Başkan Theodore "Teddy" Roosevelt'in uzaktan kuzeni idi. Gelecekteki amaçlan için çok okumuş ve çok çalışmıştı.

FDR bir avukat olarak çok hırslı değildi, çünkü bu meslek onu heyecanlandırmıyordu. Amaçlarına acı bir darbe indiren, otuzlu yaşlarının başlarında yaşadığı çocuk felcine rağmen kuvvetli bir adamdı.

Yaşadıkları FDR'yi Amerika'nın karşı karşıya kaldığı krizde ve İkinci Dünya Savaşı sırasında yol gösterebilmesi için daha da güçlendirmişti. Ne kadar güçlü olduğunu, hiçbir zaman karamsarlığa kapılmayarak ve teslim olmayarak ve bu arada "şehir dışında bir malikaneye çekilip zengin adam hayatı" yaşamayı öneren annesini dinlemeyerek göstermişti.

Al Smith'i başkanlığa aday gösterdiği "Mutlu Savaşçı" konuşmasından sonraki 4 yıl içinde Demokratik Kongre'ye kendini kanıtlamış, New York eyaletine vali seçilmişti. Bir sonraki yıl ise ülke tarihinin en büyük krizi içine sürüklenmişti.

FDR, güçlü bir liderliğe aç ve büyük bir şaşkınlık içinde olan ülkesi tarafından ezici bir çoğunlukla başkan seçildi. Amerika'nın ihtiyacı olan güçlü liderlik vasfı Roosevelt'in kişiliğinin temel özelliğiydi. Bugün politik çizgisinin aşırı derecede muhafazakar olarak anılması tarihin ironilerinden biridir.

Başkanlık konuşmasında "Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir" diyerek ülkeyi heyecanlandırmayı başarmıştı. Bu sözleri ile "100 Gün" adı verilen ve Kongre'nin duraksamadan kabul ettiği yasama ve yürütme programlarını başlatmıştı.

"New Deal" adı verilen bu programları kısaca özetlemek olanaksız. Bu konuda sayısız kitap ve makale yazılmıştır. Ancak İngiliz iktisatçı Sir John Maynard Keynes'in teorilerinin bir düzenlemesi olduğunu söylemek yeterli olur. Cumhuriyetçilerin "vergi ve vergi, harcama ve harcama, seçme ve seçme" diye nitelendirdikleri bu sistem, Amerika'nın ve dünyanın geri kalanının bugün hala üzerinde durduğu bir sistem olmuştur.

FDR ve teorisyenleri Büyük Kriz'e hiçbir zaman çözüm getirememişlerdir ama Amerika'ya çok daha önemli bir şey kazandırmışlardır. FDR, en zor günlerinde bile düzeni korumuş ve böylece her şeyden önemli olarak Amerika'ya yeniden umut vermiştir.

Roosevelt 1936'da Amerika'nın tarihindeki en fazla oyla, 8'e karşı 523 oyla, tekrar başkan seçilmiştir. Sonra üçüncü ve dördüncü seferlerde de bu göreve seçilmiştir ki artık günümüzde bu anayasal olarak mümkün değildir.

FDR, Pearl Harbor'dan sonra büyük bir sınavla karşı karşıya kalmış ve hem ülkesini ve hem de müttefiklerini İkinci Dünya Savaşı'nda zafere götürmüştür. Zaferin arifesinde sağlık durumu iyice kötüleşince zaferin tadını çıkaramayacak ve savaş döneminin yerini Soğuk Savaşa bırakmasına tanıklık edemeyecekti.

FDR ile ilgili olarak, hele de bugün daha da ilginç olan noktalardan biri de şudur ki, basının kendi kendine uyguladığı bir oto-sansür sayesinde halk başkanın sakat olduğunu bilmiyordu. Özellikle de savaş koşulları dikkate alınarak başkanın geçirdiği çocuk felci sonrasında sakat kaldığı gizlenmişti.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 322
favori
like
share