Friedrich Wilhelm Nietzsche
15 Ekim1844'te doğmuştur. Babası Karl Ludwig Protestan Kilisesinde
papazdı. Doğumu Prusya Kralı 4. Friedrich Wilhelm'in doğum gününe
rastladığı için adı Friedrich Wilhelm koyulmuştur. Soyadının kaynağı
kesin olarak belirlenememiştir. Çocukluk yıllarının en büyük üzüntüsü
babasının sağlık durumunun genelde kötü oluşudur. Baba Karl Ludwig
1849'da hemen hemen körleşmiş olarak öldü. "1888-1889 kışı süresince
görenlerin şaşırdıkları olaylar meydana geldi; öyle ki Nietzsche'nin,
sahibinin dövdüğü bir atı korumak için önüne geçip, daha sonra ağlayarak
atın boynuna sarılıp öptüğü bile görülmüştür." Nietzsche 1889'un ilk
günlerinde zihinsel yetilerini tümüyle kaybetti. Çıldırmasının nedeni
öğrencilik yıllarında yakalandığı frenginin ilerleyerek üçüncü evreye
girmesine bağlandı. On bir yıl boyunca bitkisel denebilecek bir hayat
sürdü. 25 Ağustos1900 tarihinde hayata gözlerini yumdu.
Yaşam Kronolojisi
1844 15 Ekim: Nietzsche, Leipzig'in güneybatısında Saksonya'da bir
Prusya köyü olan Röcken'de Karl Ludwig Nietzsche adında papaz bir
babanın oğlu olarak dünyaya gelir.
1849 30 Temmuz: Babasının ölümü.
1858: Naumburg yakınlarında Almanya'nın önde gelen Protestan yatılı
okulu Schulpforta'ya kayıt yaptırır.
1864 Ekim: Teoloji ve filoloji öğrencisi olarak Bonn üniversitesine
kayıt yaptırır.
1865 Ekim: Nietzsche, Bonn'daki filoloji hocası F.W.Ritschl'in peşinden
Leipzig'e gider ve eğitimine burada devam eder. Leipzig'de eski kitaplar
satılan bir dükkanda Schopenhauer'in bir kitabını bulur ve arkadaşlarına
bundan böyle bir "Schopenhauer'ci" olduğunu açıklar.
1868 8 Kasım: Nietzsche'nin Leipzig'de Richard Wagner'le ilk buluşması.
1869 Şubat: Henüz doktorasını tamamlamamış olan Nietzsche, Ritschl'in
tavsiyesi üzerine Basel üniversitesi klasik filoloji bölümüne genç yaşta
öğretim görevlisi olarak atanır.
17 Mayıs: Nietzsche'nin Wagner ve Cosima'ya (von Bülow) Tribschen'de ilk
ziyareti.
28 Mayıs: Basel üniversitesinde "Homeros ve klasik filoloji" üzerine bir
açılış konuşması yapar.
1870 Ağustos: Nietzsche, Fransa-Almanya savaşı patlak verince
üniversiteden izin alır ve gönüllü sıhhiye eri olarak cepheye gider. Ama
sağlığının bozulması nedeniyle iki ay sonra Basel'e geri döner.
1871 Ocak: Basel üniversitesi felsefe kürsüsüne yaptığı başvuru geri
çevrilir. İsviçre Alp'lerinden kalbi kırık bir şekilde ayrılır ve klasik
filolog olarak mesleğinden giderek hoşnutsuz olmaya başlar, felsefeye
yönelir. Bu yıldan sonra Nietzsche bozuk sağlığıyla sürekli bir
mücadeleye girer.
1872 Ocak: İlk kitabı " Die Geburt der Tragödie aus dem Geiste der
Musik" (müziğin ruhundan trajedinin doğuşu) yayınlanır.
Şubat - Mart: Basel'de "eğitim kurumlarımızın geleceği" konulu halka
açık seminerler verir.
22 Mayıs: Nietzsche, Bayreuth tiyatrosunun temel atma töreni için
Bayreuth'a giden Wagner'in 59. doğum gününde besteciye eşlik eder.
1876 Ağustos: 1. Bayreuth festivali. Wagner'le dostluğu gölgelenir.
Eylül: Paul Ree ile birlikte Bayreuth'tan ayrılır. Ekim: Basel
üniversitesi sağlığının bozuk olduğu gerekçesiyle Nietzsche'ye bir
yıllık hastalık izni verir.
1878: "Menschliches, Allzumenschliches" (insanca, pek insanca) ilk
bölümü Voltaire'e adanmıştır.
3 Ocak: Wagner Nietzsche'ye yeni yayımlanan eseri Parsifal'in bir
kopyasını gönderir.
Mayıs: Nietzsche Wagner'e yazdığı son mektupla birlikte "insanca pek
insanca: Özgür ruhlar için bir kitap" adlı çalışmasının bir kopyasını
gönderir. Wagner'den tamamen kopar.
1879: İnsanca, pek insanca'nın ikinci cilt birinci kısmı: Assorted
opinions and maxims. Nietzsche sağlığının bozukluğu öne sürülerek
Basel'deki kürsüsünden istifa etmeye zorlanır. Bundan sonraki on yıl
boyunca otel odalarında ve pansiyonlarda yaşayan yalnız bir gezgin
yaşamı sürecektir.
1880: İnsanca, pek insanca, ikinci cilt ikinci kısım: gezgin ile gölgesi.
1881: Tan kızıllığı. Ahlakın önyargıları üstüne düşünceler. Sils
Maria'da ilk yazını geçirir.
1882: Şen bilim (Neşeli bilgelik adıyla da bilinir) 125. aforizmada bir
deli, tanrının öldüğünü açıklar.
Mart: Paul Ree Roma'ya gitmek üzere Cenova'da Nietzsche'den ayrılır. Ree
Roma'da Lou Salome ile tanışır ve ona aşık olur.
Nisan: Nietzsche Roma'ya gider ve Lou Salome ile tanışır. Nietzsche bir
kaç gün sonra, önce Ree aracılığı ile daha sonra şahsen Salome'ye
evlenme teklif eder. Teklifi geri çevrilse de kendisi, Ree ve Salome
arasındaki düşünsel "menage a trois" bağlılıktan hoşnuttur. Yıl sonunda
Nietzsche, Ree ve Salome'den kopar ve kendisini ikisinin ihanetine
uğramış hisseder.
1883: Böyle buyurdu Zerdüşt: Herkes ve hiç kimse için bir kitap adlı
çalışmasının birinci ve ikinci kitaplarını yazar.
13 Şubat: Wagner'in ölümü, 1884, Nice'de Zerdüşt'ün üçüncü kısmını yazar.
1885: Zerdüşt'ün dördüncü ve son bölümünü sınırlı sayıda ve kendi başına
yayımlatır.
1886: İyinin ve kötünün ötesinde. Geleceğin felsefesine prelüd.
1887: Yeraltından notlar'ın Fransızca baskısı tesadüfen eline geçer ve
böylece Dostoyevski'yi keşfeder. 10 Kasım: Ahlakın soykütüğü üstüne: Bir
polemik.
1888 Mayıs - Ağustos: Wagner olayı; Dionysos Dithyrambosları'nı bitirir.
(1891'de yayımlanır.) Eylül: Deccal (1894'de yayımlanır.)
Ekim - Kasım: Ecce Homo'yu yazar. (Kitabın yayımlanması Elisabeth
Förster Nietzsche tarafından 1908'e dek ertelenir.)
Aralık: Nietzsche Wagner'e karşı. (1895'te yayımlanır.)
1889: Putların alacakaranlığı (Özgün adı: Bir psikoloğun atıllığı.)
3 Ocak: Nietzsche, Torino'da Piazza Carlo'da sinir krizi geçirir ve
sahibi tarafından kırbaçlanan yaşlı bir atın boynuna sarılarak ağlar.
18 Ocak: Jena üniversitesindeki psikiyatri kliniğine kaldırılır.
Doktorlar "ileri yeti yitimi" teşhisi koyarlar.
1890: Nietzsche'nin annesi oğlunu alır ve bakmak üzere Naumburg'taki
evine getirir.
1897 20 Nisan: Annesinin ölümü. Kız kardeşi Nietzsche'yi alarak
beraberinde Naumburg'tan, 1894'de Nietzsche arşivini taşımış olduğu
Weimar'a götürür.
1900 - 25 Ağustos: Nietzsche Weimar'da ölür. Röcken'de babasının
mezarının yanına gömülür.
1901: 1880'lerde kaleme alınan Nachlass'tan 500 bölüm Güç istemi adıyla
yayımlanır. 1906'da kitabın ikinci baskısı bu sefer 1067 bölümlük bir
çalışma olarak piyasaya çıkar.
Düşünceleri
Nietzsche'nin Tanrının Ölümü Düşüncesi
Nietzsche "Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir
Tanrı'ya nasıl mal edilebilir?" düşüncesinden yola çıkarak, Tanrı'nın
ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için ve üst insan'a
ulaşılabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur.
Tanrı'nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır.
Nietzsche bunu Empedokles, adlı esrinde de vurgulamıştır. Nietzsche'ye
göre sanatçı Tanrı kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar: Onun
kendisine bir şekil vermesini, mermerin yada taşın içinde gizli kalan
heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına
varmasını önerir. Hristiyan Tanrı ise emredicidir. İnsanın dünya
nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. Tanrı'yı
yadsıyoruz, Tanrının sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca
dünyayı biliyoruz." Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı'yı
suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür."
Nietzsche'ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek
doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka
hiçbir şey değildirler.
Bununla beraber, bu araçlar bizim için dayanılması zor bir dünyayı
dayanılabilir kılabilmeye hizmet ederler. Bu hizmet yıllardır dinlerin
varoluşu ile de desteklenmektedir. Dinler bize öbür dünya gibi güzel
vaatler sunarak, bize bu dünyada yapmamız gerekenleri buyururlar. Bu
buyruklar, insanların özgür ve başkaldıran doğasını yoketmeye onları
birer sürü parçası haline getirmeye yöneliktir.
Nietzsche Tanrı anlayışına ve hayatı katlanılabilir kılan araçlara karşı
çıkar. Öte yandan da bunlar varolmadan yaşamanın ne kadar zor olduğunu
ve ne kadar yüksek düzeyde hayat ve birey bilinci gerektirdiğini söyler.
İşte onun istediği de budur. Bilime ve dine hizmet edenler bu noktada
birbirinden farklı değillerdir. İkisi de bu araçların ve vaatlerin
tekrar tekrar insan hayatına girmesine ve insanların bunlara körü körüne
bağlanmasına neden olurlar.
İnsanlar bu araçlardan kurtulup zorla bir gereklilik kazandırılmış
dünyadan sıyrılmalıdırlar. Tanrı ölmüştür çünkü insan kendi
hareketlerini yönlendirebilecek düzeydedir. Fakat tahmin edildiği gibi
Nietzsche bu durumdan tam bir çıkış önermez. Bu çıkışı insanların
başarabileceğini söyler.
Nietzsche'nin Ebedi Dönüş Ve Üstinsan Düşüncesi
Nietzsche'nin ebedi dönüş (Bengi Dönüş) ve üstinsan görüşleri birbirinin
tamamlayıcısı durumundadır. Nietzsche ebedi dönüş görüşü ile insanın
dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. Fakat Nietzscheyi
yorumlayanlar bu konuda ikiye ayrılırlar: Bir kısmı tekrar gelişin bir
aynılık içinde olacağını, diğer kısmı ise her dünyaya gelişimizde eski
halimizden biraz daha farklı geleceğimizi savunur." Nietzsche'ye göre;
insan tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir." Sonsuz dönüşteki
tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların
yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur.
Üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedi
Son Düzenleyen GusinapsE; 13-04-2006 @ 21:05.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et**
Eski 06-10-2006 * #2 (mesaj-linki)
ThinkerBeLL
Frédéric Wilhelm Nietzsche
Zavallı İnsanlık!
- Beyindeki kanın bir damla fazla ya da az olması, yaşamımızı tarif
edilemeyecek kadar perişan ve zor hale sokabilir.
Öyle ki, Prometheus`un akbabadan çektiği acıdan daha fazlasını bu bir
damla kandan çekeriz. Ama insan nedenin damla olduğunu bile bilmeyip,
"şeytan!" ya da "günah!" diye düşünürse, en korkunç durum işte o zaman
ortaya çıkar.
Frédéric Wilhelm Nietzsche
Frédéric Nietzsche (Friedrich-Wilhelm) 18 Ekim 1844'te doğdu. Babası
Karl Ludwig, Lutzen yakınlarındaki Rocken Protestan Kilisesi'nin
papazıydı. Annesi Francesca Ehler'in de bir papaz ailesinden olması
nedeniyle Nietzsche'nin çocukluğu saygı ve sevgi dolu hatta -Kant gibi-
dindar bir çevrede geçti. Çocukluk yıllarının başlıca üzüntüsü,
babasının sağlık durumunun genellikle kötü oluşuydu. Aradan zaman
geçince babasının hastalığına tanı konması giderek güçleşti. Oğluna
kalıtımsal olarak geçirdiği şiddetli migren ağrılarına, daha sonra çok
çabuk ilerleyen bir beyin tümörünün neden olduğu sanılmaktadır. Baba
Karl Ludwig, 30 Temmuz 1849'da hemen hemen körleşmiş olarak öldü. Katı
geleneklere sahip kadınların onun bakımını üstlenmeleri nedeniyle,
Nietzsche'nin duygularının derinliklerinde bu uzun ve bunalımlı yılların
izi kalmıştır.
Nietzsche bu yıllarını, Namburg'da annesi, halaları ve genç
kızkardeşinin (Elizabeth) yanında geçirdi. İlköğrenimini bu kentte
(Bürgerschule) tamamladı. Çalışkan ve kendi halinde bir çocuktu. Küçük
yaşta, dinin yeterli çözümler getiremediği sorunlara yöneldi. Varoluş
nedenleri hakkında kendi kendisine sorular soruyordu genç Nietzsche. Bu
türden soruları, Baudelaire, Edgar A. Poe ya da L. Pirandello gibi özel
kişilikler de çocukluklarında sormuşlardı ve sonrasında kendilerinin,
ailelerine karşı yabancılaştıklarını farketmişlerdi. Öğrenim sorunları
nedeniyle Nietzsche, kendisine sahte bir Polonyalı soyağacı yaratmak
zorundaydı. Ekim 1853'de altı yıl kalacağı Citadelle de Pforta
Ortaokulu'na girdi. Bu süreç, gizli tutkuları değil, sorunsuz geçen bir
altı yılı içerir. Burada yarı askeri yaşamının çekilmezliğine karşın
doğaçlama çaldığı bestelerde huzur buldu.
İlk duraksamaları ortaokulun başlangıç yılında ortaya çıktı. On üç
yaşında ilk otobiyografisini yazdı. Kötülük olgusu, daha o zamandan
kafasını kurcalıyordu. Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve
acılar iyi bir Tanrıya nasıl maledilebilirdi? Çocuğun küçük yaşta kaygı
ile tanık olduğu, özellikle bedensel acı ve işkencelerin kaynağı neydi?
Bu kuşkular Nietzsche'nin bilincinde gelişecek, dört yıl sonra, 1861
yılında ilk şiirinin esin kaynağı olacaktı. Bilinmeyen Tanrıya, yalnızca
can sıkıntısından kurtulmak amacıyla uzaya dünyalar fırlatan ve
sonrasında hiç aldırmaksızın onları kendi yazgılarıyla başbaşa bırakan o
sanatçı Tanrı... Hıristiyan Tanrıdan, vicdanları dikkatle izleyen ve
suçluluk duygusu dürtüsüyle onları doğru yola sokan ahlakçı Tanrıdan
-Rousseau ve Kant'ın Tanrısından- daha şimdiden ne kadar da uzaklaşmıştı!
Öğrenimini bitirip diplomasını alan Nietzsche, Bonn Üniversitesi'ne
kaydoldu. Ona yardım etmek için kendilerini bazı şeylerden mahrum eden
iyiliksever kadınların kaygılarını azaltmak için ilahiyat derslerini
izliyordu. Ama özellikle dilbilim ile ilgileniyordu. Bu öğrencinin
olağanüstü yeteneklerini hemen farkeden doktor Ritschl'ın derslerinde
Nietzsche, felsefesine gereksinim duyduğu yöntemi bulacaktı. Nietzsche
Ren Nehri'nin romantik kıyılarının, Yedi Tepe'nin üzerindeki
Saint-Jean'ın ışıklarının ve tartışmaların kavgaları izlediği
tavernalardaki içki alemlerinin çekiciliğine karşın, daha büyük bir ilgi
için Leipzig'e giden bu eşsiz ustanın (Ritschl) ardından Leipzig'e
gitti. Burada, yaşamını etkileyecek iki önemli karşılaşma onu bekliyordu.
Schopenhauer'de beklediği cesur eğitimciyi buldu. Schopenhauer'in
'Doyurucu Mantığın Yeterliliği' adını verdiği dört aşamalı felsefesini
açtığı 'Bir Çeşit Arzu ve Temsil Dünyası' adlı önemli yapıtını büyük bir
açlıkla okudu. Bu yapıtın estetik yanını kabul ettiği gibi, metafizik
yanını da kabul ediyordu. Zaten biri ötekine sıkı sıkıya bağlıydı.
Ahlaki önyargıları ve yanılsamaları bir kez aştıktan sonra, dünya ona
tadını çıkarabileceğimiz bir gösteri alanı gibi görünmeye başlamıştı.
Çünkü aynı zamanda kendisinin seyircisi olmayı da öğreniyordu. Ama
Apollon'un iyiliğinin sergilendiği bu parlak renkli örtünün arkasında,
kişisel istekleri yansıtan tutkuları yüzünden kendisini parçalayan bir
Tanrı da uç vermeye başlamıştı.
Nietzsche o zamanlar diğer pek çok insanda görüleceği gibi, ilk
düellosunun yara izinden gurur duyan bir Alman öğrenciydi. (Yalnızca
özel durumlarda oluşabilen romantik ortamlarda yaşanabilecek şeyleri
Pirandello üzerine yaptığım biyografi çalışmasında gösterdim.) Nitekim
Wagner'de bir konserden sonra ilk kez gittiği Leipzig'in romantik
ortamından çok etkilenmiş ve Nietzsche gibi o da bu kenti, kendisini
geliştirebileceği bir yer olarak görmüştü. Wagner'in Sahra Topçu
Birliği'nde geçen bir yıllık askerlik görevi sonrasında, geri dönmekte
acele ettiği Leipzig'de her ikisinin de dehasını kabul ettikleri
Beethoven'a duydukları hayranlık onları birbirlerine yakınlaştırdı.
Yaşam onları yan yana getirmişti.
Wagner, Lucerne yakınlarındaki Tribschen'e yerleşmişti. Orada, tıpkı at
gezintisine çıkmış şişman kadınları andıran dağ manzaralarının düzensiz
şekillerinin ardında gizlenen uyumu keşfetmek, büyük yapıtlar, özellikle
'Dörtleme'sini bestelemek, bir de sadık dostu ve en iyi yorumcusu olan
orkestra şefi Hans Von Bülow'un o zamanlar hâlâ karısı olan Cosima
Lizst'e karşı duyduğu şiddetli aşkı saklama için sığınmıştı. Öte yandan
Nietzsche'de, Ritschl'ın önerisi üzerine, Basel Üniversitesi'ne dilbilim
hocası olarak atanır. Böylece, 17 Mayıs 1869'da başlayan ve Mayıs
1877'ye kadar süren verimli bir sıcak dostluk başlar. Bu aynı zamanda
dışa vurulamayan yanlış anlaşılmaları içerecek bir süreç olacak ve
sonuçta iki insan arasındaki bağ kopacaktır. Wagner bu sıcak yandaşın
kendisine sağladığı olanakları, öncüsü olduğu öne sürdüğü müzikal
devrimine katkıda bulunabilecek düşünce zenginliğini fark etmiş miydi?
Kuşkusuz.. Ama Cosima daha keskin görüşlüydü.. Dehasına olan güveni
yüzünden başı dönen bir kompozitöre arkadaşının üstünlüğünü nasıl kabul
ettirebilirdi ki?
28 Mayıs 1869'da, Nietzsche coşkulu bir kalabalık önünde 'Homeros ve
Klasik Dilbilim' hakkında muhteşem bir söylev verir. Felsefesi,
araştırmaların anlaşılması güç duyguları, 'Diogen Laerce' üzerine
doktora tezini hazırlayan genç bir dilbilimcinin düzeyi zaten yeterince
şaşırtıcıdır. Fakat, herkesin hayran olduğu bu genç üstadın tehlikeli
araştırmalara çoktan demir attığını kim aklına getirebilirdi ki?
Dilbilim dersleri ve iki yıl boyunca okutulan "Yunan Trajedisi Döneminde
Felsefenin Doğuşu" dersine ait notları, ancak ölümünden sonra ortaya
çıkar. Ama başarısı da yadsınmaz. Daha 1870 yılında henüz 27 yaşındayken
ordinaryüs profesörlük kürsüsüne çıkması bunun kanıtıdır.
Nietzsche'nin, ülkesi Almanya'nın yüceliğine inandığı bir dönemi vardır.
Ama kısa sürede, bu yücelik Nietzsche için duyguların en sahtelerinden
biri haline gelecektir. Oysa bir dönem yenik düşmüş Fransa'ya nasıl da
acı bir alayla bakmıştı! İyi olmayan sağlık durumu, Metz'in kuşatılma
harekâtında ona yalnızca cephede hastabakıcılık yapma olanağı verir.
1871 yılında Basel'deki öğretim üyeliği süreci yeniden başlar ve
Wagner'e 'Trajedinin Doğuşu' adındaki yapıtının elle yazılmış metnini
okur. Wagner ise, bu yapıtta yalnızca operasının savunmasını ve ortak
hocaları Schopenhauer'in düşüncelerinin cesur bir yorumunu görmek
istiyordu. 'Çiçeron ve İtalya'da Rönesans'ın yazarı olan Jacob
Burckhardt ile dostluğu da aynı yıl kurulmuştur. Burckhardt, Basel
Üniversitesi'nde beğeni ve saygı görmektedir. O nedenle Nietzsche'nin
Basel'i terk etme önerisini reddeder.
1872 yılında yayımlanan büyük yapıtı 'Trajedinin Doğuşu', Nietzsche'nin
felsefesindeki farklılaşmanın ilk ciddi belirtisidir. Yunanlı
felsefecilere karşı duyduğu merak, basit bir bakış açısı genişlemesi
olarak yorumlanabilirdi. Nietzsche burada trajedi üzerine tartışmaları
yeniden ele almakla sözcük köklerinden yola çıkarak, düşünce ve
olguların içeriklerinin araştırılması için çaba harcanmasının
gerekliliğini kavramıştı. Leipzig'deki ustası Schopenhauer, en sevdiği
öğrencisinin düzeyi hakkında yanılmamıştır. Söz konusu olan, herkesin
bir parçası olduğu yaşam denen trajik ve baş döndürücü oyun dünyasının
yaratılışını keşfetmeye girişen Sokrates öncesi düşünürlerin
portrelerinin iyi çizilmesi, dahası, varlığın olası olası üç düşüncesini
Anaksimandros, Herakleitos ve Parmenides adları altında yerleştirmekti.
O zamanda kadar geleneksel düşüncenin hiçbir itiraz görmeksizin hüküm
sürdüğü Renevi felsefe geleneğinde, kendisine yönelik incitici bir
kınama eğilimi de başlamıştı bu arada. Her şeyi değiştirmeyi isteyen ve
tüm putları suçlayan sürekli bir saldırganlık yerine, birkaç itiraz söz
konusuydu. Hoşgörüsüz bir konferansçının, Nietzsche'nin zaman aşımına
uğramış ve köhneleşmiş olduklarını öne sürdüğü üniversiteler de buna
dahildi.
1873 ve 1874'de 'Zamansız Düşünceler'in ilk üç makalesi yayımlandı.
(İlki David Strauss'a karşı sert bir saldırıydı... Oysa ikincisi
özellikle kültüre ve tarihe saldırıyordu.) Bu yazılarla, meslektaşlarına
ve öğrencilerine tüm türden tartışmalar için daha fazla beklemenin
gereksiz olduğu mesajını veriyordu.
Meşalelerle Ren kıyılarına gidip, nehre karşı şarkılar söyleme ve kafa
çekme zamanı sona ermişti! Nietzsche kendi yerini, dilbilime sadık kalan
Erwin Rohde'a bırakmayı düşünüyordu. Gittikçe çoğalan baş ağrılarına
eklenen görme bozuklukları, iyileşme umudunu iyice azaltmıştı ve
babasının hastalığının izleri aklından çıkmıyordu. Lugano'da gerçekleşen
ilk kısa görüşme bekleneni vermemişti.
1873 yılından sonra, Nietzsche'nin ruhsal kişiliğindeki bölünme açığa
çıkmaya başlar. Durmadan gezinen bir gezgin ve 'Bir'in 'İki' olduğu
zamana kadar kendisine aşama aşama eşlik eden bir 'Gölge'ye tanık
oluruz. İşte 'Zerdüşt' bu günlerde beliriverecekti. Her şeyden yavaş
yavaş kopmaktaydı. Yalnızlığa çekilmişti. Eski arkadaşlarının
'Bayreuth'a yaptığı övgüyle şaşırttığı Wagner'den bile uzaklaşmıştı.
Kopuş onu önce güneye, daha sonrada Bernina'nın buzullarına doğru
götürdü. Kasım 1876'dan, Mayıs 1877'ye kadar Sorrente'deki ihtiyar
arkadaşı Malvida von Meysenbug'un yanındaki ikamet tek molaydı. Malvida,
Nietzsche ve Wagner'lere, uzun yakınlaşma gezileri düzenleyerek iki
dostun arasındaki anlaşmazlığa son vermeyi düşünüyordu. Ona göre,
düşünce ayrılıklarından doğan geçimsizliklerden çok, hastalıklı bir
durum söz konusuydu. Fakat, denizin iki aklanının her iki yanında duran
'Mutlu Adalar'ın gözüktüğü yalıyarların üzerinde yapılan gezintilerde,
iki dostun arasında yalnızlık vardı. Amaçları artık ne kadar da ayrıydı!
Wagner 'Parsifal'in Hıristiyan ezgilerini dinliyordu... Nietzsche ise
insanın dolaysız olarak Prométhéé'ye dönüşeceğini, henüz uzakta olan bir
gelecekte 'Üstinsan'ın yaklaştığını önceden seziyordu. 'Gölge'
büyüyordu... Epomeo'nun doruğunda, sıkıntılı gemicilerin karşısında
dikili bir fener gibi görünüyordu..
**** "Zerdüşt adanın tepesinden, sabahleyin erken saatte diğer kıyıya
ulaşmak için yola çıktığında vakit gece yarısıydı... Çünkü gemiye binmek
istediği yer orasıydı.
**** Bu kıyıda yabancı gemilerin demir atmaktan hoşlandıkları iyi bir
koy vardı.
**** Bu gemiler denizi aşmak isteyen bazı kişileri Bienheureus
adalarından beraberlerinde getirirlerdi.
**** Zerdüşt dağa tırmanırken yalnız başına yaptığı birçok yolculuğu
düşünüyordu, daha önce ne çok tepe ve doruk aşmıştı.."
Basel'e geri dönüşünü izleyen yıllar üzüntü ve umutsuzlukla doluydu.
Terk edilmiş sıraların önünde, filozofun daha önce gözüpek
düşüncelerinden geriye kalansa, bir parça avuntuydu. Adı 'Bir İtiraf'
olan içtenlikli kitabını yazdı. Aslında bu kitabında, merhamet
duygusundan ve tedirginlik duygusunun tuzaklarından yakasını sıyırmak
için gösterdiği boş çabayı dile getirmemiş midir? Baden-Baden'de
önerilen tedaviler işe yaramıyordu. Nietzsche rutubetli havaya ve yağmur
ile nöbetleşe gelen sislere sabredemiyordu. Oysa Naumburg'da, kaygılı ve
üzüntülü annesinin yanında geçirdiği kış daha da tehlikeliydi.
Nietzsche'nin yaşamındaki akışını belirleyecek karar saati gelip çatmıştı:
Ciddi insanlar için bunun adı delilikti. Çünkü, Basel'in profesörünü
şereflerin en büyüğüne taşıyabilecek parlak bir kariyerin terk edilişi
başka türlü nasıl cezalandırılabilirdi ki? Nietzsche'nin öteden beri
kendine özgü değer yargıları vardı...
Yaşamın değerlerine varoluşçulardan çok daha farklı bakıyordu. Onun
kabul ettiği biricik şey, sahte olmayan tek değer olan dürüstlüktü.
Belki de dönemin dışında bir sonsuzluk kabul etmiyor, bu sonsuzluğu
kendi içinde yaratmak istiyordu.
On yıl sonra, "Filozof nedir?" diye kendi kendisine soracaktı. Bir
filozof kendinden ne isteyebilirdi? Elbette, içinde bulunduğu zamanı
aşıp, kalıcı olmayı. Bu en zor olanı başarabilmek için neler yapmalı,
nelerle savaşmalıydı? Zamanı aşmak kolay olmayacaktı.
**** "Ben Wagner gibiyim, şimdiki zamanın insanıyla -gerilemekte olan-,
tüm diğer insanlarla benim aramdaki tek fark, benim bu gerilemeyi
anlamam ve buna karşı kendimi korumamdır"
Çabucak kabul edilen bir istifayı izleyen 1879 yılı daha az korkunç
değildi. Bu yıl, hastanın ruh ve bedeninin, çaresi olmayan bir iflasa
doğru sürüklendiğini açığa çıkaran yıldı. Çözümsüz bir hastalıktan
kurtulmak için hangi tedaviye başvurmalıydı? Canlılığın fışkıran
kaynakları yeniden nereden bulunmalıydı? Gerekli enerjiyi bulamadan,
iradenin yapabileceği, kurtuluşu olmayan bir savaşta en son gücü
tüketmekten başka bir şey olamazdı. Eski dostlar uzaklaştığına göre,
başıboş gezgin, özlemini duyduğu anlayışlı yeni arkadaşlara nerede
rastlayacaktı? O sıralar, hastalığına zorlanarak da olsa bir ritim kabul
ettirebileceği inancıyla, düşüncesini karartan sislerden kaçıyor, açık
havaları, kendisine iyi gelen hafif rüzgâr ve ışığı buluyordu. Ruhsal
sağlığın dayanağı, 'Ben ve O'nun arasındaki yok olan dengeyi yeniden
yazmaya başladı. 'Gezgin ve Gölgesi'nin göz kamaştırıcı özdeyişleri,
aforizmalar dünyasının parlak doruk çizgileridir.
Hâlâ Almanların esiri olan Garda Gölü'nün kuzeyindeki en uç noktası,
Riva'da, kısa bir süre kaldıktan sonra, Venedik'e, Peter Gast'ın yanına
gitti. Bu kent belki sağlıksızdı, fakat Nietzsche için müziğin
kendisiydi. Sadık dostuyla piyanoda dört elle doğaçlama çalınan ezgiler
kendine gelmesini sağlıyordu. Hasta ve gittikçe çılgınlığın uçurumlarına
dönük gözleri önünde, şimdiden büyük projelerin taslağı çizilmektedir.
Marienbad kaplıcalarında geçirilen can sıkıcı bir yazdan sonra, iki
arkadaş Cenova'da ortaya çıkacaklardır. Burckhardt'ın kendisine
sözettiği soylu kent, bir zamanlar Kristof Kolomb ve arkadaşlarının
maceraların en güzeline doğru yola çıktıkları bu capcanlı liman
Nietzsche'nin tüm özlemlerini tatmin eder.
Bu sarayların her taşının içinde eşsiz bir kişiliğin damgası yer
almaktadır. Cenova denize açıldığı gibi, geleceğe de bakan, çağrı ve
çığlıklarla çınlayan bir kentti.. Uzaklardaki topraklarda, Barcelona ve
Sierrası'nda, havasının her zaman berrak olduğu Meksika ve çıplak
yaylalarında, yola çıkma hazırlıklarında atılan çığlıklar arasında,
güneşten kavrulmuş bir Afrika'nın serapları keşfedilir. Nietzsche de,
hiçbir şeyin ölçülüp biçilmediği, her şeyin başka ve değişik olduğu bu
misafirperver topraklara doğru demir almayı düşünüyordu.
Her yaz, Sils-Maria Gölü'nün kıyılarına geri döndüğü bu kent, beklenen
buluşmaların da yeri olacaktı. Recoara ve Portofino arasında, geniş
körfezin son bulduğu yerde ve Benina buzullarına doğru tırmanan Fex
Vadisi'nde, 'Zerdüşt'ün mesajını işitecekti. Kendi psikolojik durumunu,
'Sabah Kızıllığı' adlı yapıtında aydınlık, 'Sevinçli Bilim' adlı
yapıtında ile içinin kararmış olduğunu söyleyerek yorumlar.
Fakat Nietzsche'nin geçmişteki takıntılardan kesin olarak kurtulması,
bir daha geri dönmeyi düşünmemesi ve az rastlanan yazgısını tamamıyla
tanımlayabilmesi için büyük bir ıstırap gerekliydi. Bu acı, arkadaşının
gittikçe artan yalnızlığına üzülen Malvida von Maysenbug'dan geldi.
Malvida'nin Nietzsche'ye 1822'de Roma'da genç bir Yahudi kızı olan Lou
Andreas Salomé ile bir "karşılaşma" tertiplemesi, sadık dostun niyetine
göre paylaşılacak bir aşkın hareket noktasından başka bir şey değildi.
Önceleri, görünüşte coşkulu bir öğrenci olan bu kırılgan kız, çok çabuk
biçimde cesur bir kimliğe kavuşur. Bu seçkin arkadaşın görevi, gezgini
kendi kendisiyle barıştırmak ve onu yine bereketli Germen topraklarına
yerleştirmektir. Gerçekten de bu şükran dolu aylar boyunca Nietzsche
öğretmenlik yapmak için Viyana'ya ya da kimbilir belki de Basel'e geri
dönmeyi hayal etmişti. Fakat ortamın baş döndürücü saatlerinin,
zamanında Siedfried'in sözlerinin birbiri ardına sıralandığı
Tribschen'in sessiz koridorlarında karşılıklı güven içerisinde yapılan
itirafların yerini derhal bir düş kırıklığı alacaktı. Anlayışlılığıyla
Nietzsche'nin karakterindeki birbirini tutmayan birçok görünümü ayırt
eden Lou Salomé, sonunda onun doğasında olan aşırılıklardan, yanardağa
benzeyen görünüşünden korkmuş ve onu frenleyemeceğini anlamıştı.
Malvida'nın verdiği öğütle, Wagner ve Nietzsche'yi barıştırmayı
düşünüyordu. Oysa bu barış imkânsızdı. Nietzsche, Bayreuth'deki
görüşmelerinde Lou Salomé'nin Wagner'in önünde diz çökmesini ihanet
olarak yorumluyordu. Nietzsche'nin dramında ortaya çıkan diğer olayları
yalnızca tahmini bir şekilde izleyebiliriz. Ona karşı gösterilen tüm
davranışları tahmin etmek zorundayız. Kendi kendisini savunan bir
arkadaş -Paul Rée- ya da başka bir kadının etkisini kuşkusuz kıskanan
bir kız kardeşinki gibi...Şurası kesin ki, romantik bir ko****ur bu ve
bir daha hiçbir arkadaşın gelip yalnız adamın masasına oturmayacağının
kesin olarak bilinmesinin sonucudur. 'Gölge' ile yapılan diyalog o zaman
başladı ve bu sürecin sonucunda, güzellik açısından Beethoven'ın IX.
Senfonisi'ne eşdeğer bir başyapıtın yaratılması gerçekleşmiş oldu. Bu,
bize yazgısıyla barışık olmayan bir Faust'un macerasını anlatan çok uzun
bir şiirdir. Zaten peygamber bilmece gibi konuşmaktadır ve yalnızca
gelecekteki insanlar, üç bin yılında yaşayacak olanlar mesajı
anlayabileceklerdir. Yalnızca'Üstinsan' olmayı sağlayan, uçurumları aşan
köprüyü bulabileceklerdir.
Bununla birlikte, Akdeniz'in geniş ufukları ve çam ağacının bulunduğu
Bernina buzullarını çevreleyen karanlık dar vadiler arasında bölünmüş
bir yaşam, bu gidişatı izliyordu. Fakat bir dansçının hafif adımlarını
çağrıştıran kuzey rüzgârının estiği Nice kenti, Cenova'nın yerini
almıştı. Cenova'nın sert ve rutubetli kışı, onun inatçı migren
ağrılarını uyandırmıştı.
Nice'de yılın ortalama 220 günü yağışlı geçiyordu ve kent, Zerdüşt'ün
özellikle tırmanmaktan hoşlanacağı kayalıklara sahipti. Burada mantığı
tamamen yenilecek ve müzik başlangıç noktasına dönerek, ölümsüz şiirinin
en güzel kıtalarını vurgulaya vurgulaya söyleyen bir dansa dönüşecekti:
**** "Gözlerinin içine baktım, ey hayat; altın parıltısı gördüm gece
gözlerinde senin -hazdan yüreğim durdu:
**** -Bir altın kayığın parıldadığını gördüm gece sularında,
**** batan, çıkan, sallanan, yine çıkan bir altın kayığın!
**** Bir bakış baktın ki hora delisi ayaklarıma,
**** -gülen, saran, eriten, sarsan bir bakış:
**** Çalparanı o küçük ellerinde daha iki kez
**** tıngırdatmıştım ki, hora çılgınlığıyla sarsılmaya başladı ayaklarım."
Böylece bile bile çoğaltılan gerginliklerin egemenliği altına giren bir
düşüncenin dramı yoğunlaşır. Biz, bu sayfalarda bunu anlatmaya çalıştık,
bu dramın karşı konulamaz kasırgaya kadar gidişini işledik.
Evet, Nietzsche kendi rızasıyla Tanrı Dionysos'un izleyicisi olmakta,
kendi karşıtlıkları tarafından yaralanmakta, tıpkı yok etmek için
sürekli yaratan yaşam gibi, yılanın bir halkasını andıran, hızlanan
zaman 'Sonsuz Dönüş'ün simgesine dönüşmektedir.
Zerdüşt'ün tamamlanmasından sonra, dahi hastanın kafasındaki projeler
birbirlerini hızla izlediler. Artık yalnızca arada sırada kontrol
edebildiği coşkulu esin ile bunlardan bazıları gerçekleşmişti. Hem
İngilizlerin psikolojik ahlak söylevlerini, hem de dinsel ve metafizik
ahlak söylevlerini çürütmek isteyen 'Salt Aklın Eleştirisi' gibi
gözüküyordu. Kant'ın düşüncesi, Nietzsche'ye gittikçe varılan son gibi
gözüküyordu. Yeniden gözden acı veren bir dostluğun bilançosuna son
noktayı koyan Wagner'in Şubat 1883'de Venedik'te meydana gelen ani ölümü
gibi. Belki de Nietzsche, 'Wagner'e Karşı' adlı yergi yazısını, kendi
içinde yok etmek istediği suçluluk duygusunu, içinde varolan korku ve
kuşkuları yoketmek için yazmıştır. İnsanoğlunun safça bağlandığı
putların maskelerini düşüren yapıtı 'Putların Alacakaranlığı' nda da bu
kaygı vardır.
İşte o zaman, zorlama eleştiriler bir yana bırakılacak olursa,
Zerdüşt'ün mesajı bir dinsizin beşinci İncil'i gibi görünür. Bu aynı
dinsiz 'Ecce Homo/İşte İnsan' adındaki kitabında kendi kendisinin
övgüsünü yapacaktır.
Kalan son arkadaşlarının ondan kaçışları böylece anlaşılır. İçlerinde,
en hoşgörülü kişi olan Jacob Burckhardt bile Nietzsche'den kaçar.
Burckhardt'ın düşüncesine göre, bir yazar yapıtının arkasında
kalmalıdır. "Bencillik, tiksinti vericidir." der Pascal.
Alplerin çember biçimindeki siperi tarafından korunan ve çevrilen dağ
eteğinin merkezinin canlandırıcı iklimine bağlı olan yatıştırıcı birkaç
ay ve sonunda ortaya çıkan ilk başarılar sayesinde, dram Torino'da sonra
erer. Danimarka'da George Brandés, Fransa'da Taine, yanına pusula
almadan, belirsiz bir geleceğe atılan bu yalnız filozof hakkında
konuşmaya başlar. Yandaşlar ortaya çıkar. Başka bir coşkulu deha,
Strindberg, hayranlığı haykırır. Karl Spitteler'e göre ise Nietzsche,
'Ateş Tanrısı Prométhéé'yi anımsatmaktadır. Eşsiz bir zekânın karardığı
geceyi delip geçen ışıklar tehlikeli bir yolculuğun son bulacağı limanın
değil, çok büyük bir yıkımın habercisidir. Ateşin yıkıcı evresi
başlamaktadır.
Yoldan geçenlerin şaşkınlıkla tanık oldukları belirtiler 1888-1889 kışı
süresince ortaya çıkar. Sahibinin dövdüğü bir atı Nietzsche'nin öptüğü
bile görülmüştür. Eski arkadaşlarına gönderdiği anlaşılmaz mesajlardan
en çarpıcısı Cosima Wagner'e gönderilmiş olan, "Ariane, sizi seviyorum."
mesajı felaketin finali olur.
Basel'den koşup gelen Overbeck, Nietzsche'yi hemen Léna'daki bir
hastaneye götürür. Eski bir Venedik müziğinin son kıtaları, ani öfke
nöbetlerine maruz kalan ruhunda silinip gider. Tanı umutsuzdur... Fakat
yardım çabuk gelir.
O andan sonra, büyük beyaz bir kefene sarılmış yarı ölü, neredeyse her
zaman bilinçsiz olarak -annesi ve kızkardeşinin yanında- Naumburg'daki
baba evinde yaşamaya başlar. Kişiliğini çoktan beri hzaman artık onun
için durmuştur. Böylece 1897 yılında annesinin ölümünden
kaynaklanabilecek acıdan kurtulur! Kız kardeşi onu çoğunlukla reddetmiş
olduğu konulara karşı saygısının başladığı Weimar'a götürür. Zafer
denilen şey işte budur!
Nietzsche için bu, hakaretlerin en büyüğü olur. 23 Nisan 1900'de bir
bahar fırtınası kopar. Çoçukken onu çok korkutan yıldırımın gürültüsü
Nietzsche'yi uykusundan mı uyandırmıştır? Ya da çok uzaktaki dönüşü
olmayan alemlere mi götürmüştür? Uzun zamandan beri tedirgin edici
halüsinasyonların yakasını bırakmadığı sabit bakan gözlerini, atalardan
kalma bir el hareketi kapatır. Rocken'deki küçük mezarlığa gömülür.
(Kızkardeşi Elizabeth, evlendikten sonra gittiği Paraguay'dan döndükten
sonra, Nietzsche'nin bakımını üzerine alır ve sonuna dek sürdürür.
Nietzsche'ölün tarihi 25 Ağustos 1900'dür. Babasının yanına gömülür.)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 558
favori
like
share