DOĞRU YAZALIM DOĞRU OKUYALIM


Abidinpaşa, teoriken, âşık olmak, ekonomik ve mekanik, takdir, bayi, gazete bayii, döndürmek

Değerli okuyucular,
Arada bir duyduğumuz alışılmamış biçimdeki kelimeler veya gözümüze çarpan değişik imlâlar, bizi bunların doğrularını aramaya yöneltir. Bazen de kendimiz doğrudan kuşkuya düşer, söz konusu bir sözün doğru söylenişinin veya doğru imlâsının nasıl olduğunu araştırmaya girişiriz. Bu yolda kuşkuya kapılma, insanı gerçeği bulmaya yönlendiren iyi bir davranıştır. Gönül arzu eder ki her aydınımız bu kuşkuyu içinde taşısın, doğru yazmada ve doğru söylemede birleşsin.

Bu başlık altında ele alacağımız yanlış kullanımlar, daha önce bir başkası tarafından söylenmiş veya yazılmış olabilir. Kelime ve deyimlerin kullanılışında veya cümle kuruluşlarında yapılan ve bugün de devam eden bu tür yanlışları tekrar tekrar dile getirmekten çekinmemeliyiz.

Birkaç yıl TRT- Ankara Radyosunda sabahları yaptığımız dil sohbetleri duyarlı bir ortamın oluşmasında yararlı oldu denilebilir. Ancak okuyucusu bin kişiyi geçmeyen dergi sayfaları arasında verilen bilgilerin çok sınırlı kalması gibi, radyo programları da 10-15 dakikalık sürelerde birtakım sorunları dile getirmeye yetmiyor. Üstelik radyonun dinleyicisi az. Bu dar yayın faaliyeti içinde öğretici olunamıyor, yayınların, ihtiyacı olan kimselere ulaştırılması sağlanamıyor. Bu durumu, radyo konuşması bittikten sonra ülkenin çeşitli köşelerinden telefonla beni arayıp çok değişik sorular soran dinleyici isteklerinde görmüştüm.

En etkili araç olan televizyonlarda arada bir dille ilgili olarak yapılan programlar ise gergin bir ortam içinde sürüp gidiyor; doğrularda birleşmek yerine ayrılmalara, gruplaşmalara yol açıyor; karşıt görüşlü insanların birbirlerine sataşmalarına dönüşüyor. Bütün bunların temelinde uzmanlığa saygı göstermemek, birbirimizi anlamaya gayret etmemek yatıyor. İnsanlar “Ben de yanılabilirim” demeyi bir türlü kabul edemiyor.
Bu düşüncelerle dergimizin her sayısında yukarıda verdiğimiz başlık altında sorunlu söyleyişleri, yazışları dile getirmeye çalışacağım. İlgi duyan okuyucularımız bize yazılı olarak soru sorabilir, rastladıkları tutarsızlıkların doğrusunu yazmamızı isteyebilir, yanıldığımız noktaları da hatırlatabilirler. Bu tür tamamlayıcı, açıklayıcı, öğretici olan uyarıları dikkate alıp, sorulan soruları cevaplamaya çalışacağız.
Öğretmenlerimizin bu köşeye ilgi duymalarını, burada işlenen konulardan arkadaşlarını da haberdar etmelerini bekleriz.

Abidinpaşa
Ankara’da bir semtin adı olan bu söz, yayın organlarında yanlış okunuyor. Abidin (abid ‘ibadet eden’ + çokluk eki -in) ve paşa kelimelerinden oluşan bu yer adının paşa parçasında herhangi bir sorun yoktur. Yadırganan durum Abidin parçasının ilk hecesinin uzunken kısa söylenmesidir. Hacettepe örneğinde de durum böyledir. İlk hecesi aslında uzun olan hacet, özellikle öğrenci kesiminde kısa söylenmeye başlanmıştır. Bir zamanlar insanların dileklerinin, hacetlerinin yerine gelmesi için dua ettikleri bu tepenin adındaki hacet sözü giderek kısa söylenmeye başlanmıştır. Bugün pek duyulmayan hacet dilemek (istekte bulunmak) deyiminde de hacet kelimesinin bu anlamı yaşıyor.
Her iki kelimenin de ilk heceleri uzun telâffuz edilmelidir. Uzun okutmayı sağlayan düzeltme işaretini (^) bu durumda kullanmıyoruz. Buradaki hecenin uzun söylenmesi kulaktan duyulup öğrenilmeye bırakılmıştır. Belki de bu tutumumuzdan dolayı uzun heceli kelimeler kısa okunmaya başlandı.

teoriken
Bir aydınımız konuşması sırasında sık sık bu sözü kullanıyordu. Kendisine teori kelimesinin Fransızca bir isim olduğunu, -ik eki aldığında sıfat durumuna geçtiğini söyledim. Bu yapıdaki söze getirilen -en ekinin ise Arapça olup zarf yaptığını ve bu Fransızca sıfata -en ekinin getirilemeyeceğini belirttim. Bu sözü zarf olarak kullanmak gerekirse teorik olarak demenin yeterli olduğunu anlattım. İnanmamış gibi bir tavır gösterdi. Dil eğitimini yeterince görmemiş kimselere -bilim adamı da olsa- bir şeyler anlatmak hayli zor oluyor.
Böyle bir yol açılırsa ardından jeopolitiken, ekonomiken, fosforiken gibi şekiller ortaya çıkabilir. Dilimizde bulunmayan, sözlüklerimize alınmayan bu tür uydurmalar karşısında duyarlı olmalıyız.

âşık olmak
Türkülerimizde geçen bu birleşik fiilin ilk kelimesi olan âşık sözü giderek kısa söylenmeye başlandı. Sahnede aşık oldum diye bu fiili kısa okuyanlar, bu söyleyişi ile meşhur oldular ve bu bozuk telâffuzu maalesef dile yerleştirmeyi başardılar. İlk hecesi uzun olan ve anlamca ayaktaki aşık kemiğinden farklı olan Arapça kökenli âşık sözünün ilk hecesi uzundur. Biçimce birbirine benzeyen bu iki sözden “Bir kimseye veya bir şeye karşı aşırı sevgi ve bağlılık duyan kimse” anlamında olanına düzeltme işareti konulur ve ilk hece uzun okunur, dolayısıyla bu birleşik fiil âşık oldum biçiminde söylenir.

ekonomik
İlk heceleri ince ünlü olan ekonomik ve mekanik kelimelerinde gereksiz yere bir uyum sağlanmaya çalışılıyor ve ilk hecelerden sonraki heceler de ince telâffuz ediliyor. Buna bağlı olarak her iki kelimenin içinde yer alan kalın k sesleri de yok yere ince söyleniyor. Hâlbuki bu kelimelerin son sesindeki k sesleri ince, daha önceki k sesleri ise kalın okunur. Üst düzey bazı aydınlarımızın dilinde duyulan bu söyleyişe dikkatleri çekmemiz, benzeri örneklerle kelimelerin ses düzenini bozmamamız gerekir.
t
akdir
İmlâ Kılavuzu’nu masasında bulundurmayan bir bayan görevliye, yaptığı yazışmaların yoğunluğunu görerek “Size bir İmlâ Kılavuzu gereklidir.” dedim. Bunun üzerine görevli “Aman hocam bu yaştan sonra İmlâ Kılavuzu’na mı bakılır?” dedi. Yazıları arasında gözüme taktir edileceği gibi biçiminde bir satır ilişti. Oysa takdir ile taktir anlamca da farklı sözlerdir. K sert sesinden sonra iç seste d kolayca t sesine dönüştürülüyor ve böyle yazılıyor. Hâlbuki “beğenme, değer verme” anlamındaki takdir, katre kökü ile bağlantılı olan taktir (damıtmak)’den ayrı bir sözdür.
Daha kim bilir bu görevlinin yazılarında ne gibi imlâ hataları vardı. İmlâ Kılavuzu’nu çantamdan çıkarıp kullanır umuduyla kendisine hediye ettim.

bayi, gazete bayii
Dağıtma işi Türkçede bayi, dağıtıcı, müvezzi, distribütör gibi değişik birkaç kelime ile anlatılagelmiş ve bunların kullanım yerleri karşıladıkları kavramlara göre farklılaşmıştır. Bayi yerine müvezzi diyemeyeceğimiz gibi Fransızca kökenli distribütör yerine de müvezzi diyemeyiz. Ancak, özellikle distribütör’ün karşılığı olan dağıtıcı bütün bu kelimelerin yerine kullanılabilir.

İmlâsı ve telâffuzu zor olan bayi (l²U

Bir gün Cebeci’nin ara sokaklarından birinden geçerken ekmek satan yeni bir dükkânın açıldığını gördüm. Mal sahibi dükkânın üzerine iri harflerle Ekmek Bayi diye bir levha asmıştı. Kendimi tutamadım; düşünmeden dükkân sahibine tabelâda bir i eksik dedim. Adamcağız anlamadı ve ısrarla ne demek istediğimi sordu. Ben ise böyle bir şey söylediğime bin pişman, bir an önce oradan uzaklaşmaya çalışıyordum. Bu şahsa söz konusu imlâ meselelerini nasıl anlatacaktım? Bayi kelimesinin son sesinde aslında bir ünsüz bulunduğunu, bu sebeple tamlamayı kuran iyelik ekinin -si değil, -i olduğunu ve daha başka örneklerle bu düşünceyi karşımdakine nasıl verecektim, onu bu duruma nasıl inandıracaktım?

Ardımda “Beyefendi beyefendi hangi i” diye seslenen bir şahıs bırakarak hızlı adımlarla sokaktaki insanlara karışıp gittim.

döndürmek
Özellikle radyolarda bu ara moda oldu; döndürmek yerine döndermek söyleyişi sık kullanılıyor. Bu yanlış telâffuza da değinelim. Ölçünlü (standart) dilde yani esas alınan İstanbul Türkçesinde döndürmek olan bu fiilin kökü dön-’ dür. Fiil -dür ettirgenlik ekini almıştır. Bu ekin -der biçimi daha çok Anadolu ağızlarında geçer.
Bir cümleyle bu sayıdaki açıklamalarımızı tamamlayalım.

“Ekonomi sahasında istikrar, düşük enflasyon, kamu maliyesinin iyi yönlendirilmesi ile ve kısır parti çekişmelerininde bir kenara bırakılması halinde büyük ve güçlü Türkiye hayal değildir.”

Bir gazetenin köşe yazarı böyle diyor. Parlak tespitler yapılıyor, belki okuyucu da bir şey anlıyor veya seziyor ama cümlenin kurallı olmayışı insanı zorluyor.
Cümlenin sonundan işe başlayalım. büyük ve güçlü Türkiye hayal değildir hükmünün zarfı yani gerçekleşmesinin bağlı olduğu şart kısır parti çekişmelerinin bir kenara bırakılması halinde parçasında ifade ediliyor. Bunun benzeri diğer zarf grubu ise kamu maliyesinin iyi yönlendirilmesi (hâlinde)dir. Buraya kadar cümle tamam. Karışık olan bölüm ise Ekonomi sahasında istikrar, düşük enflasyon sözleridir. Aslında bu da zarftır ve hâlinde’ye bağlıdır. Bu durumda ekonomi sahasında veya ekonomik sahada istikrar sağlanması ve yüksek enflasyonun düşürülmesi şeklinde cümle düzenlenmiş olsaydı, bu grup da halinde’ye bağlanmış ayrı bir zarf olurdu ve cümle düzgün hâle gelirdi.
Öte yandan çekişmelerininde örneğindeki de ayrı yazılmalıydı. Saha yerine alan kullanılabilirdi. Hem ile hem ve kullanılmış. İle bağlacına gerek yoktur.
Bu durumda cümle şöyle gruplandırılabilir:
“Ekonomik alanda istikrar sağlanması (hâlinde)
yüksek enflasyonun düşürülmesi (hâlinde)
kamu maliyesinin iyi yönlendirilmesi (hâlinde)
ve kısır parti çekişmelerinin de bir kenara bırakılması (hâlinde)
büyük ve güçlü Türkiye hayal değildir.”
Bu gruplandırmayı belirttikten sonra cümle bütünüyle şöyle olabilirdi:
“Ekonomik alanda istikrar sağlanması, yüksek enflasyonun düşürülmesi, kamu maliyesinin iyi yönlendirilmesi ve kısır parti çekişmelerinin de bir kenara bırakılması hâlinde büyük ve güçlü Türkiye hayal değildir.”
Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR

�) ve müvezzi (Ÿ“u¦) kelimeleri kullanılırken bir sorunla karşılaşıyoruz. Eski harfli şekillerinde görüldüğü gibi kelimeler bir ünsüz olan ayın ile bitmektedir. Bu sebeple ek alınca posta müvezzisi değil, posta müvezzii; gazete bayisi değil gazete bayii oluyor. Dilimizde bu durumla ilgili başka kelimeler de vardır. Bir tek cami kelimesinde camisi söyleyişi yaygınlaşmıştır. ve mekanik üzerine

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 561
favori
like
share