Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR

İdrak, apostrof, Beyşehir, Nutuk, faili meçhul üzerine.
İdrak
Namık Kemal’in artık unutulmuş derin anlamlar içeren ünlü dizesinde idrak sözü “insanın düşünme yeteneği, düşünme imkânı” anlamında kullanılmıştır. Sözünü ettiğimiz dize şudur:

Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâyı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

Bir zamanlar düşünme özgürlüğü uğruna dillerden düşmeyen bu özlü söz şimdi içerdiği kelimelerden dolayı unutulmaya terk edilmiştir. Burada eskimiş olan bîdad “işkence, eziyet” anlamında olup zulm kelimesine yakın bir anlam taşır. Dizenin öteki kelimeleri bugün de kullanılan sözlerdir. Bizi burada ilgilendiren dizedeki idrak kelimesidir. İdrak Arapça kökenli bir kelimedir. Bu kelimeye getirilen ekler, idraksiz, idraksizlik, idrakini örneklerinde olduğu gibi ince sıradan ünlüler taşır. Demek ki, kelimenin ikinci hecesi olan rak kalın değil, imkân, inkâr örneklerinde olduğu gibi incedir.
İmkân, inkâr, kâfi, yekûn gibi örneklerde ince k, hecenin başında, idrak sözünde ise ince k sondadır. Öteden beri düzeltme işareti ince k’den sonra gelen ünlüler üzerine konulduğundan idrak, metruk (terk edilmiş) gibi kelimeler düzeltme işaretsiz kullanılır ve bu tür kelimelerin hecelerinin ince okutulması eğitim ve öğretime bırakılır.
Eğitim ve öğretimimiz ise genel olarak bu tür konulara zaman ayırmaz. Çünkü bunlar yabancı kökenli kelimelerdir ve bir gün dilden çıkıp gideceklerdir. Verdiğimiz örnekte olduğu gibi bu anlayışla birçok doğu ve batı kökenli kelimenin okunuşunda ve yazılışında yaşanan sorunlar devam edip gelir. Peki idrak yerine kullanacağımız bir söz var mı? Bir zamanlar algı diye bir karşılık önerilmişti, tutmadı. Tam karşılamamakla birlikte bugün anlayış sözü bu anlamda kullanılmaktadır.
Yukarıdaki dizede geçen idrak, terk edilmiş anlamındaki metruk sözleri yalın olarak Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencilerine, bir anket ölçüleri içinde verilerek bunların okunuşları istenmiştir. İdrak kelimesinin son hecesi olan rak, çoğunlukla Türkçe bir biçim olan kurak kelimesinin son sesindeki rak hecesinin değerinde kalın okunmuştur. Metruk ise Türkçe buruk sözünün ruk hecesi gibi kalın okunmuştur. Diyebiliriz ki, pek çok aydınımız da önlerine konan bu kelimeyi bugün kalın okuyacak ve getirilecek ekleri idraksız, idrakına, belki de idrağına biçiminde kalın ünlülü olarak okuyacaktır.
Yukarıda söz konusu ettiğimiz bu durum Türkçenin ses düzenine göre okumak alışkanlığından veya eğiliminden kaynaklanmaktadır. Demek ki, düzeltme işareti (^) nin kullanılmadığı bir ortamda, düzeltme işaretinin yer almayacağı bir kelimenin herhangi bir hecesini ince okutmak hiç mümkün görülmüyor. Dolayısıyla ikametgâh kelimesi de bu sebeple bugün ikâmetgâh biçiminde, ikinci hece olan ka, ilk hecedeki ince ünlünün etkisinde kalınarak yaygın bir yanlış olarak ince söylenmeye başlanmıştır.
Bizim kuşağın zihninde yer eden, ezberinde olan bu tür ünlü dizelerin bir yararı olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. Çalış idraki kaldır derken idrak’in ince sıradan ekle kullanıldığını demek bizi daha okul sıralarında öğrenmişiz.
Apostrof
Söylenişi zor ve ahenksiz sözlerden biri de apostrof kelimesidir. Bugün yavaş yavaş terk ettiğimiz bu söz yerine kesme işareti veya kesme imi (’) terimlerini kullanıyoruz. Bu işarete üstten virgül işareti diyenler de olmuştu. Bu işaret genel olarak özel adlara gelen çekim eklerini ayırmak amacıyla kullanılır. Söz konusu işaretin kullanıldığı yerler İmlâ Kılavuzu’nda gösterilmiştir.
Yapıca kurallı ve anlamca uygun Türkçe kökenli kesme işareti teriminin yerine hâlâ sık sık apostrof diyenlere tanık oluyoruz. Türkçe Sözlük apostrof kelimesini almamış. Ömer Asım Aksoy başkanlığında hazırlanan ve Adam Yayınları içinde çıkan Ana Yazım Kılavuzu adlı bu çalışmada da apostrof yoktur. Apostrof, Nijat Özön tarafından yayımlanan Büyük Dil Kılavuzu adlı çalışmada yer almaktadır.
Apostrof, Türkçeye Fransızca yoluyla girmiştir. İngilizce ve Fransızcada apostrophe imlâsı ile kullanılır. Aslı apostrophos biçiminde olup Yunancadır. Oradan Lâtinceye apostrophus, bu kök dilden de Fransızca ve İngilizceye apostrophe biçiminde geçmiştir. “Uzak” anlamında apo- bir ön ektir.
İlgi çekici olan durum bazı çevrelerde bu sözün hâlâ kullanılmakta olduğudur. Sorulduğunda bunun karşılığı olan kesme işareti teriminin ilk defa duyulduğu dudak bükülerek ifade edilmektedir. Bu durum, bizim dil eğitiminin nerelerde olduğunu gösteren iyi bir örnektir. Apostrof’u apastrof biçiminde yazan bir okuyucumun burada kulakları çınlasın. Söylenişi zor, imlâsı sorunlu bu kelime için önerilmiş ve tutunmuş olan kesme veya kesme işareti, kesme şeker örneğinde olduğu gibi ağza tat verir ve kolay söylenir.
Yukarıda “Kesme işaretinin nerelerde kullanıldığı İmlâ Kılavuzu’nda verilmiştir” dedik. Bununla birlikte yeri gelmişken bu işaretle ilgili olarak iki hususu burada belirtmeden geçmeyelim. Kurum ve kuruluş adlarına gelen ekleri artık kesme ile ayırmıyoruz. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanlığına örneğinin kesme işaretiyle bazen Dekanlığ’ına, bazen de Dekanlık’ına biçiminde ayrıldığını görüyorduk. Dekanlığı’na, Dekanlığın’a biçiminde ayıranlar da vardı. Bu tür farklı kullanımların önüne geçmek için İmlâ Kılavuzu’na kurum ve kuruluş adlarına gelen ekler kesme işaretiyle ayrılmaz diye bir hüküm konulmuştur.
Örneği bir üst satırda görüldüğü gibi kitap adlarına gelen ekleri kesme işaretiyle ayırıyoruz. Bu iki husus Adam Yayınları içinde çıkan Ana Yazım Kılavuzu’nda belirtilmemiştir. Türk Dil Kurumunca yayımlanan İmlâ Kılavuzu’nda ise bu son husus yer almamıştır. Basılı eserlerde kitap adlarını eğik yazı ile, getirilen eki ise kesme işaretinden sonra düz yazı ile yazıyoruz. Artık gelenekleşmiş olan bu imlâ, kılavuzlara da girmelidir. Konuyu değiştirmeden gene kesme işaretiyle ilgili olarak bir noktaya da değinelim.
Kültür Bakanlığının 7, 8 Ocak 2002 tarihinde Dedeman Otelinde yaptığı “Türkçenin Dünü Bugünü ve Yarını” adlı bilgi şöleninde dil adlarına gelen eklerin kesme ile ayrılıp ayrılmayacağı sorulmuştu. “Türkçe, Arapça veya Fransızca bunlar da birer özel addır; kesme işareti özel adlardan sonra gelen ekleri ayırmaya yaradığına göre bu örneklerde de kesme işareti kullanılmalıdır” diye düşünülmüştü. Kılavuzlar daha çok kesme işaretinin nerelerde kullanıldığını gösteriyorlar. Bu durum karşısında kılavuzlarda kesme işaretinin kullanılmadığı durumlar da gösterilmeli. “Dil adlarına gelen ekler kesme işaretiyle ayrılmaz” diye bir ekleme yapılmalıdır.
Beyşehir
Dilimize Farsça ve Arapçadan geçen sabır, şehir, nakil gibi kelimelerin ikinci heceleri vurguludur. Ünlüyle başlayan ek aldıklarında vurgu son heceye kayar, böylece ikinci hecedeki ünlü düşer, kelimeler geldikleri dillerdeki yapılarına dönerek sabrı, şehri, nakli biçimini alırlar. Bunlardan şehir, Beyşehir, Seydişehir, Eskişehir, Nevşehir, Kırşehir örneklerinde olduğu gibi özel yer adlarında da kullanılır. Bu durumda, bu otobüs Beyşehr’e mi, Beyşehir’e mi gider? Kılavuzlara bu tür incelikleri de koymak gerekir. “Şehir kelimesi ünlü ile başlayan bir ek aldığında ikinci hecesindeki dar ünlüyü düşürdüğüne göre özel adlarda da aynı özelliği göstermelidir” diye düşünülmekte ve bu yolda sorular sorulmaktadır.
Öncelikle Beyşehir’e, Seydişehir’i, Nevşehir’in diye yazdığımızı, bu yerleşim adlarına gelen ekleri kesme işaretiyle ayırdığımızı belirtelim. Bu durumda şehir kelimesinin dar ünlüsünün düşürülüp düşürülemeyeceği meselesine gelince, bu tür örneklerde şehir kelimesinin dar ünlüsü korunur, vurgu ise ilk heceye geçer. Beyşehir’de vurgu bey, Nevşehir’de nev, Eskişehir’de es, Seydişehir’de sey heceleri üzerindedir.
Nutuk
Arapça kökenli bu kelime de şehir ve nakil örneğinde olduğu gibi ünlü ile başlayan bir ek aldığında ikinci hecedeki dar ünlü düşer, nutku, nutka, nutkun biçimlerini alır. Nutku tutulmak deyiminde bu durum daha açık görülür. Ancak Atatürk’ün Nutuk adlı ünlü eseri söz konusu olduğunda imlâ ve söyleyişte tutarsızlıkla karşılaşırız. Atatürk’ün Nutk’u mu, Atatürk’ün Nutuk’u mu? İkinci biçimde yazdığımızda söyleyişte sorun çıkıyor. İlk biçimde yazdığımızda özel ad bozuluyor. Atatürk’ün Nutuk adlı eseri biçimindeki kullanımda ise, ne söyleyişte ne de imlâda sorun var.
Özel adın yapısını bozmamak için Atatürk’ün Nutuk’u diye yazıp, Atatürk’ün Nutku diye okumamız çıkar bir yol olarak görünüyor. Ayrıntılı konular gibi görünen bütün bu hususlar için imlâ kılavuzlarında yol gösterici açıklamalar yapmak, örnekler vermek gerekir. Ancak bununla da iş bitmiyor, bütün bu incelikleri okullarda öğretmemiz gerekir. Hep böyle iyi temennilerde ve uyarılarda bulunuyoruz ama değişen bir şey olmuyor, önce kılavuz kullanmak, sözlüğe bakmak alışkanlığı kazandırmalıyız.
Faili meçhul
“Kimin yaptığı, kimin işlediği belli olmayan” anlamında daha çok bir hukuk terimi olarak kullanılan bu sözün Farsça bir tamlama olmadığını, fail kelimesinden sonra gelen i’nin izafet kesresi yani tamlama yapmaya yarayan Farsça bir işaret olmadığını belirtelim. Bu söz, üzerinde gereği gibi durulmadığı için sözlüklerde de yanlış bir biçimde yer almaktadır. Hâlbuki bu tür sözleri Farsça tamlamalardan ayırmak için sözlüklere özel açıklamalar koymak gerekir.
Faili meçhul, Farsça bir tamlama biçimi olarak değerlendirildiğinden vurgu Farsça tamlamalarda olduğu gibi, burada da fail kelimesinin il hecesi üzerinde yoğunlaştırılıyor. Bu durumda da kelime yanlış telâffuz edilmiş oluyor. Hâlbuki vurgu burada faili kelimesinin li hecesi üzerindedir. Son sesteki i iyelik ekidir. Bilindiği gibi iyelik ekleri vurguludur.
Eğer Farsça bir tamlama olsaydı mevzu-ı bahis örneğinde olduğu gibi, bu tamlamaları oluşturan kelimelerin yerleri değiştirildiğinde anlamlı bir söz ortaya çıkardı ve kelime Türkçe tamlama kalıbı içine girerdi. Pek çok Farsça tamlama bu yolla Türkçenin yapısına uygun hâle getirilmiştir. Bahis mevzuu örneğinde olduğu gibi son sesteki i iyelik ekiyle Farsça kalıbındaki bu tamlama, Türkçe belirtisiz isim tamlaması durumuna getirilmiştir.
Faili meçhul biçimini “olayın faili meçhul” diye algılamak gerekir. Aksi hâlde kelimelerin yeri değiştirildiğinde meçhul faili biçiminde bir söz ortaya çıkar ki, “meçhul olanın faili” herhangi bir anlam ifade etmez.
Faili meçhul, gramerimizde isnat grubu diye adlandırılan sırtı pek, bağrı yanık örneklerine benzer; sırt ve bağır kelimelerinin son seslerindeki ekler de iyelik 3. teklik ekidir. Bu kelimelerde olduğu gibi faili meçhul örneğinde de son ses i iyelik eki vurgulanmalıdır.
Fail kelimesinin ilk hecesi uzundur. Mechul sözünün c sesi, yanındaki sert ünsüz olan h sesinden dolayı ünsüz benzeşmesine sokulmuş ve yeni harfli dönemde c değil ç harfiyle yazılagelmiştir.
Kelimeyi bitişik mi ayrı mı yazalım? Sözlük ve kılavuzlar sözü, failimeçhul biçiminde bitişik almaktadırlar. Farsça tamlamaları bitişik yazma eğilimi içindeyiz. Söz konusu kelimeyi Farsçanın kurallarına göre değil de, Türkçenin kurallarına göre yapılmış bir tamlama olarak değerlendirirsek, bu kelimeyi bitişik yazmamamız, faili meçhul’u öteki Farsça tamlamalardan ayırmamız gerekecektir. Bu durumda kelimeyi okuyan, vurguyu son ses olan i üzerinde tutacak, Farsça tamlamaymış gibi il hecesini yanlış olarak vurgulamaya devam etmeyecektir.

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 4820
favori
like
share
youngts Tarih: 09.12.2009 22:03
teşekkürler gecemavisi güzel paylaşım
Terakkiperver Tarih: 07.12.2009 16:27
Bzim dilimize;Osmanlıca, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, yunanca kelimeler girdiğine göre öz Türkçemizin ruhuna Fatiha okuyalım diyorum.Hele de bunun sokak Türçesi de girdi ya, güzel dilimiz evlere şenlik..30 sene sonra başka dilden konuşacağız da Türkçe konuştuğumuzu sanacağız. Vah yazık oldu dilimize...
Bir milletin dili bozulursa arkası gelir.Artık tarihe karışmış oluruz.Tıpkı ABD'de ki kızılderililer gibi.Onların nesli büyük katiamlar gördüğü için bakınız ABD'nin öz milleti Kızılderililer ne alem de.Halen de horlanıyorlar.İşte acı gerçekler bunlardır.Öz Türkçemize sahip çıkmalıyız vesselam..
serci3031 Tarih: 06.12.2009 17:43
Tuzla Piri Reis Denizcilik Anadolu Meslek Lisesi 9.sınıf öğrencisi olarak çok işime yaradı saol