Kaybetme korkusu mu acaba hep bu hazin sonları hazırlayan? Kaybetme düşüncesi mi çağırıyor bu kederli ayrılıkları? Hani diyorum ki acaba inansaydık ikimiz de bu aşkın gücüne, bitmeyeceğine dair inandırabilseydik kendimizi, acaba farklı mı olurdu? Çarpışan iki kocaman yalnızlıktan bir bütünlük doğar mıydı ki? İkimiz de korkaktık düşüncelerimizin gücü önünde. Bu yüzden ben kaçarken senden, sen vazgeçtin kovalamanın zahmetinden…

Kaçtım yalnızlığıma! Her zamanki kalabalıklar içindeki yalnızlığımın aksine, bu kez gerçekten yapayalnızım. Hiçbir ses, hiçbir soluk yok etrafımda. Çisil çisil yağmur damlaları var sadece içime yağan. Birkaç kuş cıvıldıyor, “biz yalnız değiliz” diye bana nispet yaparcasına… Niye yazıyorum ki şimdi bunları sana? Geceler bize ait biliyorum .Ama günışığı ve günü paylaşmak yasak bize.Güneş kaplamasa da göğü, saklı hala bulutların arasında. Ay ise soluk bir çizgi olarak bile yok gökyüzünde. İçmeye de yanlış zamanda başladım. İki şişeyi birden koydum önüme, biri öküzgözü boğazkere, diğerinin etiketine ise bakmadım bile. Karanlığı beklemeyeceğim yazmak için bugün. Karanlık tüm gerçekliğiyle içimde...

Neden sen? Bunca acıyı içime salacağını bile bile, niye kattım ki seni içime? Hüzne bağımlı mıyım acaba ben? Kendimi bildim bileli tuhaf bir şekilde, her mutluluğun içinde bir parça keder ararım. Hanım hanımcık bir kız olamadım ben mesela. Kızlar uslu uslu bebekleriyle oynamalıydı. Ben ağaç tepelerinden inmezdim. Ellerim, dizlerim hep paramparçaydı. Hep mordu bir yerlerim. Tenimin beyazlığına inat nedense hep simsiyahtı yüzüm. Erkeklerle oynamayı severdim. Koşmak isterdim, sevmezdim yürümeyi. Tüm çocuklar “evli evine, köylü köyüne” diye evlerine dağılırken, evi ve köyü olmayan bir çocuk olmak isterdim ben. Gizemi neydi gecenin ki, tüm çocukları eve hapsediyordu? O merakım mıdır acaba bugün gecelerimi hep sokaklarda geçirme isteğimin sebebi? Hala doymadım geceye, hala merakım ayın emsalsiz ışığına. Ay burcuyum deyip geçebilir miyim ki acaba? Bir yanımı köstebek gibi oyan bu merak ve coşku mu kattı acaba seni bana?

Üzerime sana ilk geldiğim gün giydiğim o elbiseyi giyip, aynı yere gitmek için delice bir arzu duyuyorum. O elbiseyi giyebilirim çünkü hala dolabımda, oraya da gidebilirim çünkü hala duruyor yerli yerinde. Ama beni bekleyen sen olmadan bir anlamı olur mu ki bu gidişin? Amaçları olmalı değil mi tüm gidişlerin? Sonu olmalı yolların. Bekleyenleri olmalı kavuşmak için yola çıkanların. Oysa bunların hiç birinin olmayacağı bir yolculuk benim bahsettiğim. Sen, artık dönüşü olmayan bir yerdesin. Cesaretimi ve özgürlüğümü koysam da sırt çantama, taşımamın anlamı olmaz artık. Gerçeği takıp koluma, yürüyemem hayal yolunda. Süslü soytarılarla dolu etrafım.

Ah neden sevilmeye böylesi açım ki ben? Sevildiğim bir yuvada büyümenin getirdiği bir alışkanlık mı? Şımarıklık mı yoksa? Hep bir ten mi olmalı tenimde? Hep bir elin varlığını mı hissetmek zorundayım saçlarımda? Ama öyle olsa istediğim sen, illa sen olmazdın değil mi geçmişte kalan ama anılara gömemediğim adamım? Senin sırrın, senin farkın neydi? Niye böylesi vazgeçilmez oldun hayatımda? Binlerce kez sordum bu soruyu kendime. Yerine birilerini koymaya çalıştım nafile sevişlerle. Gelen hep gideni arattı. Her gelen senin boşluğunu daha da genişletti sanki. Sen iyice kazındın, onlar iyice silindi. Ne yaman bir çelişki bu sevdalım? Kaçmaya çalıştıkça senden ve sana dair hissettiklerimden; iyice yerleştin yüreğime sen…

İnsan en çok neden kaçıyorsa, asıl kavuşmak istediği odur! Bakma senden bir zamanlar deli gibi kaçtığıma. Kaçıyordum, çünkü en çok istediğim sendin. Korkularımdan kaçıyordum ben dolu dizgin. Sana önce sahip olup sonra sensiz kalma düşüncesi beni deliye döndürdüğü içindi birbirine dolanan ayaklarımın telaşı. Her neyi sevdiysem, korkutucu bir tutkuyla sevdim ben. Aşkla sınırlı sanma bu tutkumu. Sahip olmanın soylu arzusunu öğrendiğim ilk günden beri böyleyim ben. Merdivenlerle dolu bir arena yaşam. Atladığım her basamak beni çoğaltmalı, eksiltmemeli. İşte bu yüzdendi belki esir olmam korkularıma. Bir alt basamakta bırakmazdım, bırakamazdım seni…

Kaybetme korkusu mu acaba hep bu hazin sonları hazırlayan? Kaybetme düşüncesi mi çağırıyor bu kederli ayrılıkları? Hani diyorum ki acaba inansaydık ikimiz de bu aşkın gücüne, bitmeyeceğine dair inandırabilseydik kendimizi, acaba farklı mı olurdu? Çarpışan iki kocaman yalnızlıktan bir bütünlük doğar mıydı ki? İkimiz de korkaktık düşüncelerimizin gücü önünde. Bu yüzden ben kaçarken senden, sen vazgeçtin kovalamanın zahmetinden…

Cebimizdeki para, kapımızın önündeki araba ya da tapuların üzerindeki isimler. Bunlar mı gerçek zenginlik? Eğer yoksulsan aşkta, yeniksin bu savaşta. Bencillik çoğaltırken sahip olduklarının maddesel değerini, nasıl da eksiltiyor aşkta sevgide var olan hazineni? Çok mu yoksulduk ve hala yoksuluz sevgili? Burnu delik bir ayakkabı mı, yoksa parça parça olmuş bir kalp mi yokluğun, yoksulluğun göstergesi?

Yalnızlığıma kaçtığım bir gün daha ekledim aşk defterime. Usul usul uzaklaşıp kendimden, güne karışmaya çalışıyorum yeniden. Bir duman nasıl usulca uzaklaşırsa ateşin alev rengi çekiciliğinden, öylesi uzaklaşıyorum kendimden. Kaçarken yalnızlığıma seni bırakamadım sınırlarımın dışında…

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 284
favori
like
share