Samuel Beckett

Samuel Beckett (Samuel Beckett Kimdir? - Samuel Beckett Hakkında) "Hepimiz deli doğduk, bazıları öyle kaldılar."
Samuel Beckett yaşasaydı ve onu kendisinin yüzüncü doğumgününe çağırsaydık, yirmi yıl önce olduğu gibi kutlamaya yine gelmeyecekti. 1969’da kendisini Nobel törenine bekleyenler de boşuna beklemişlerdi ve Godot’nun gelmeyeceği kesinleştikten beri biliyoruz:
Bu adam buralara, insanlıktan bir şey beklememeyi insanlığa öğretmek için uğradı.
Samuel Beckett
Samuel Beckett, 13 Nisan1906 yılında,Dublin’de varlıklı bir Protestan ailenin oğlu olarak doğdu. Babası William Beckett kadastro memuru, annesi Mary Roe evlenene dek hemşireydi. Beckett, Portora Kraliyet Okulu ve Trinity Koleji’nde öğrenim gördü ve 1927’de bu okulların ikincisinden Fransızca ve İtalyanca uzmanı olarak mezun oldu. Bir süre Belfast’ta öğretmenlik ve Paris Ecole Normal Superieure’de İngilizce okutmanlığı yaptı. Bu süre içinde James Joyce’la dostluk kurdu; bir anlamda onun sekreterliğini üstlenerek son romanı Finnegans Wake’in notlarını aldı ve bunların bir bölümünü temize çekti. Joyce’un denetiminde bu romanın bir bölümünü Fransızca’ya çevirdi. 1931’de Dublin’e döndü ve burada lisansüstü öğrenimini tamamladı. Bir yıl Trinity Koleji’nde Fransızca okutmanlığı yaptı; ardından bu görevi bırakarak zamanını bütünüyle yazmaya ayırdı. Babasının ölümünün ardından kendisine kalan yıllık gelir Londra’ya yerleşip orada yaşamasını mümkün kıldı. Burada 1935-36 yılları arasında psikanaliz terapisi gördü.
Şair olarak çıkışını 1930’da yayımlanan, doksan sekiz dize ve onları ‘açımlayan’ on yedi dipnottan oluşan Whoroscope adlı kitabıyla yapmıştı. Bu dramatik monologda anlatıcı Rene Descartes yıllanmış yumurtalardan oluşan omletini beklerken tanrıbilimsel gizemlerin anlaşılmazlıkları, zamanın geçişi ve yaklaşan ölümü hakkında düşüncelere dalmıştır. 1931’de denemelerinden oluşan Proust, 1934’te öykü kitabı More Pricks Than Kicks yayımlandı. 1933’ten 1936’ya kadar Londra’da kaldı. 1938’de kendisini para vermeye zorlayan bir serseriye karşı koyunca bıçaklandı ve bir süre hastanede yatmak zorunda kaldı. Aynı dönemde 1961’de evleneceği, o sıralar bir piyano öğrencisi olan Suzanne Dechevaux-Dumesnil ile tanıştı. Beckett Nobel’i kazandığında eşinin yorumu “bu bir felaket,” olmuştu. Beckett, ödülü kabul ettiyse de, ödül törenine katılmayı reddetti. Yazarın, ödül olarak verilen paranın büyük bölümünü muhtaç durumdaki sanatçılara dağıttığı rivayet edilir.
Romancı olarak kariyeri 1938’de yayımlanan Murphy ile başladı. Kitap, anlatıcının fahise olan metresine duyduğu arzularını bastırma çabalarını ve aklın karanlığına mutlak kaçış arzusunu anlatıyordu. Bu gerilim, anlatıcının bir gaz patlaması sonucu atomlarına ayrılmasıyla çözülüyordu.
2. Dünya Savaşı patladığında Beckett İrlanda’daydı; ancak aceleyle Paris’e geçerek orada direniş ağına katıldı. Naziler peşine düşünce müstakbel eşiyle birlikte Güney Fransa’ya kaçtı ve iki buçuk yıl Roussilon adında bir köyde gizlendi. Burada işçi olarak çalışırken ikinci ve İngilizce yazılmış romanlarının sonuncusu olan Watt’ı kaleme aldı. Bu çalışma, Watt’ın (İngilizce What [Tr. Ne] üzerinden yapılan bir söz oyunu), evinde sürekli olarak biçim değiştirerek yaşayan Bay Knott’u (İngilizce Not [Tr. Değil] üzerinden yapılan bir başka söz oyunu) boş yere arayışını resmeder.
Savaştan sonra Beckett kısa bir süre Normandiya’daki St. Lo kasabasına yerleşen İrlanda Kızılhaçı’nda görev yaptı. 1946-1949 arasında, 1950’lerin başlarında basılacak olan roman üçlemesini kaleme aldı: Molloy, Malone Ölüyor ve Adlandırılamayan. Bu romanlar Fransızca olarak yazılmış ve hemen ardından önemli değişikliklerle İngilizce’ye çevrilmişlerdi. Beckett, Fransızca’da ‘üslupsuz’ yazmanın, İngilizce’ye göre çok daha kolay olduğunu iddia ediyordu; mükemmeliyet arayışı ona göre değildi. Dil değiştirerek Beckett aşina olduğu herşeyden kurtulabiliyordu. Bu kitaplarda asıl olarak dile gelen, Beckett’in yanılsamalardan ve Kartezyen düşüncenin çözülmez gizemleri çözmeye yönelik dayatmalarından kurtulmanın mümkün olmadığını fark etmiş olmasıdır. Beckett, “sözsüz edebiyat” olarak tarif ettiği bir şey yaratmak istiyordu; bu, onda bir takıntı haline gelmişti. Sözcüklere, onların altında yatan sessizliği ele geçirmek üzere, ömrü boyunca sürecek bir savaş açmıştı.
“Kazandım. (Duraksama.) Ah, bu, mutlu bir gün; bu, mutlu bir gün olmuş olacak! (Duraksama.) Her şeye rağmen. (Duraksama.) Şu ana kadar. (Happy Days’ten, 1961)
Beckett’e asıl ün getiren 1949’da yazdığı ve İngilizce’de 1954’te yayımlanan Godot’yu Beklerken oldu. New York Times’a verdiği röportajlara bakılırsa absürd tiyatronun bu başyapıtı, Beckett’le Suzanne Deschevaux-Dumesnil’in Roussilon’da yaptığı sohbetlere dayanıyordu. İki perdelik bu trajikomedi ilk kez 5 Ocak 1953’te Théâtre de Babylone’da sahnelendi ve kendi alanında çığır açtı. Birbirlerine ‘Gogo’ ve ‘Didi’ diye seslenen Vladimir ve Estragon adında iki avare, kırlarda bir yol üzerinde yapraksız bir ağacın dibinde buluşurlar. Adı İngilizce God’ı (Tr. Tanrı) ya da Charlie Chaplin’in Fransızca’daki lakabı ‘Charlot’u anıştıran Godot’nun gelmesini beklemektedirler; Godot gelmeye söz vermiştir. Can sıkıntılarını geçirmek için geçmişlerini anımsar, birbirlerine şakalar yapar, yemek yer ve Godot hakkında konuşurlar. Bir ara sahnede bir burjuva despot olan Pozzo ve uşağı Lucky belirir. İlk sahnede Godot o gün gelemeyeceğini; ancak ertesi gün mutlaka geleceğini haber verir. İkinci perdede Vladimir ve Estragon hala beklemektedirler ve Godot’dan vaat dolu bir mesaj daha gelir. İki arkadaş kendilerini asmaya kalkarlar ve daha sonra gitmek istediklerini birbirlerine açıklarlar; ancak takatleri yoktur. Beckett’in bu felsefi gösterisi, oluş olmadan anlamın da olmadığını ortaya koyar. Vladimir ve Estragon’un varoldukları bile kuşkuludur. Godot olmadan hayatlarının anlamı yoktur; ancak intiharın da varoluşsal sorunlarının çözümüyle hiçbir ilgisi olamaz.
Vladimir: Yarın yine gelmemiz gerek.
Estragon: Niye ki?
Vladimir: Godot’yu beklemek için.
Estragon: Of! (Sessizlik.) Gelmedi, değil mi?
Vladimir: Hayır.
Godot’yu Beklerken’den sonra Beckett aralarında Oyun Sonu’nun (1957) da bulunduğu bir dizi oyun ve radyo için kısa parçalar yazdı. Oyun Sonu, yazarın üzerinde durduğu merkezi konuları geliştirdi. 1959’da yazdığı, odasında yalnız başına oturan yaşlı bir adamın kendi geçmişinden çeşitli ses kayıtları dinlediği Son Band’la Beckett ana dili İngilizce’ye döndü. Oyunlarının birkaçında, gaddar karakterlerinin arasına mesafe koymak amacıyla kara mizah kullandı. Son uzun oyunu Acaba Nasıl’da sahnede, ardında sürüklediği konserve yiyeceklerle dolu bir çuvalla çamurda sürünen bir adam vardır. Çamurda sürünen bir başka adamı yakalar ve konuşarak ona eziyet eder. Sonunda kendine aynı şekilde eziyet edecek birini beklerken yalnız kalır.
1960’larda Beckett radyo, sahne ve televizyon için metinler üretmeyi sürdürdü ve oyunları dünyanın her tarafında sahnelenmeye başladı. Bu sırada kendisi Paris’te, komşu kahvelerde arkadaşlarıyla buluşarak mütevazı bir hayat sürdürüyordu. 1978’de Mirlitonnades, 1979’da All Strange Away, 1984’te Catastrophe adlı oyunları yayımlandı. 80. doğum yılı Paris ve New York’ta törenlerle kutlanırken, Beckett alışıldık sessizliğini sürdürdü. 76 yaşındayken, yazı, kendini anlatma ihtiyacı ve benlik konusunda şunları söylemişti: “Azalmış konsantrasyon, bellek kaybı, körelmiş zeka... İşte birinin gerçekte kim olduğunu söylemeye en yakın olunan nokta. Her şey ifade edilemez görülse bile ortada bir ifade etme ihtiyacı kalıyor. Hiçbir anlamı olmasa da çocuğun kumdan kale yapmaya ihtiyacı vardır. Yaşlandığında birkaç kum tanesiyle kişi, en büyük olanağa sahip olur.”
Beckett eşini 1989’da kaybetti. Yazar, bu kayıptan çok kısa bir süre önce, dairesinde düşüp yaralandıktan sonra küçük bir bakımevine taşınmıştı. Ömrünün son kımını çok az eşyayla döşenmiş bir odada, ziyaretçileri kabul ederek, televizyondan tenis ve futbol maçları izleyerek ve sonuna kadar yazarak geçirdi. Stirring Still adlı kitabı da aynı dönemde yayımlandı. Beckett, 22 Aralık 1989’da solunum yetersizliğine bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybetti.

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 810
favori
like
share
getan Tarih: 22.09.2008 01:51
diline sağlık