Kan diğer bütün organları perfüze eden hareketli bir organ olarak kabul edilmektedir. Kan; eritrositler ( alyuvarlar ), lökositler ( akyuvarlar ) ve trombositlerden oluşan şekilli elemanları ve sıvı kısım ( serum ) olmak üzere 2 kısımdan ibarettir.
Şekilli elemanlardan eritrositlerin en önemli görevi oksijen taşınmasıdır. Lökositler korunma mekanizmasında rol oynarlar. Trombositler de kanın sıvı ve şekilli elemanlarının sürekli denge halinde bulunmasını, akışkanlığını muhafaza etmesini sağlarlar ( hemostatik denge ).
Kanın sıvı kısmı ise besleyici maddeler, hormonlar, pıhtılaşma faktörleri, antikorlar, gaz transportuna katkı ve organlarda oluşan yıkım ürünlerinin dokulara ve eliminasyon yerlerine taşınmasını sağlar.

Kan, kemik iliğinde eritropoetin uyarısı ile olur. Eritropoetin böbrekte yapılır ve üretimi hipoksik ( oksijen eksikliği ) uyarı ile hızlanır. Örneğin ani kan kayıplarında böbreklerde daha fazla eritropoetin yapılır ve kanamayı izleyen 6 saat içinde kanda konsantrasyonu artar.

Olgun bir eritrositin ömrü 120 gündür bundan sonra dalak tarafından parçalanır. Olgun bir eritrosit 6.5 - 8.5 mikron çapındadır, çekirdeği yoktur, yapısının rijit olmaması nedeniyle 4 mikron çapında kapillerlerden ( kılcal damar ) geçebilirler. Sayısı erkeklerde 4.5 - 6.5 kadınlarda 4 - 5.5 milyon/cc dir.
1 Ünite kan ne anlama geliyor ?

Yaklaşık 450 ml kan ve 63 ml antikoagülan olmak üzere 513 ml volümde, hematokriti % 35 - 40, aktif trombosit bulunmayan, plazmasında; albümin, gama globulin ve bazı pıhtılaşma faktörlerini içeren bir üründür. Yaklaşık 200 mg. demir içerir. Sterilize edilemediği için enfeksiyon riski taşır.
2 - 6 derecede, CPDA ( citrate-phosphate-dextrose-adenine ) içinde depolanan kanın depolanma süresi 35 güne kadar çıkabilir ve 24 saat sonra transfüze edilen kanın içindeki eritrositlerin % 70 i canlı olarak dolaşımda kalır.
Taze kan ( alındıktan sonra 24 saat içinde ) kullanıldığında, 6 hafta sonra eritrositlerin yarısı canlı kalabilir. Taze kanın birçok bakımdan üstünlüğü olmakla birlikte, hepatit ve sifiliz taraması yapılamaması sakıncası vardır.
Her hangi bir nedenle kişiye kan verilecek ise, buzdolabında bekletilen kan, 37 dereceyi kesinlikle geçmiyecek şekilde ısıtılarak verilmelidir. Bir ünitenin infüzyon süresi 4 saati geçmemelidir.

Kan transfüzyonu özel bir doku transplantasyonu olarak tanımlanacağı gibi, alıcıyı metabolik ve endokrin sorunlarla karşı karşıya bırakan bir ilaç ya da sıvı elektrolit verilmesi şeklinde de kabul edilebilir. Kan transfüzyonu çoğu kez hayat kurtarıcı olurken bazan gereksiz yere uygulanarak hasta yaşamını etkileyici hatta öldürücü bir nitelik kazanabilir. Bu nedenle transfüzyon kararı verilirken sağlanacak yarar ile transfüzyonun doğuracağı sorunların titiz bir şekilde değerlendirilmesi yapılmalıdır.

Bilinen ilk kan transfüzyonu 300 yıl kadar önce Jean Baptiste Denis ve Emmerez tarafından koyundan insana yapıldı. 1900 yılında Landsteiner ve arkadaşları kan grubu kavramını getirdiler Aynı araştırıcılar sonraki yıllarda ABO gruplarını, 1939 yılında da ( Rh ) faktörünü ortaya çıkardılar. Daha sonra da çeşitli araştırıcılar tarafından alt gruplar keşf edildi. Kanın dönörden alınmasından saklanmasına ve verilmesine kadar yeni yöntemler geliştirildi. 2. dunya savaşının da etkisiyle kan transfüzyonu, kullanımı giderek yaygınlaşarak bir tedavi yöntemi haline geldi.

KAN TRANSFÜZYONU NE ZAMAN GEREKLİ ?
Kan transfüzyonlarının ana amacı kaybedilen kanın yerine konmasıdır, küçük ve klinik yönden önemi bulunmayan kan kayıplarında sıklıkla transfüzyona baş vurulduğu görülmektedir. Araştırmalar tüm kan transfüzyonlarının %35-50 sinin gereksiz yere yapılmış olduğunu ancak %1 kadarının hayat kurtarıcı nitelik taşıdığını ortaya koymuştur. Bir unite kan verilerek yapılan transfuzyonların herhangi bir yarar sağlamadığı bilinen bir gerçektir. Bir unite kan normal bir erişkinde hemoglobin düzeyini yaklaşık % 0.5 -1g., hematokriti % 2 artırır, kan transfüzyonu zararsız bir işlem olsaydı gereksiz transfüzyonlar önemsenmeyebilirdi ancak her bir transfüzyon hastayı çeşitli risk faktörleri ile karşı karşıya getirdiğinden transfüzyon endikasyonun yerinde konması gerekmektedir.

Kan Transfüzyonu için Ana Endikasyonlar
Kan hacimindeki eksikliğin giderilmesi
Kanın oksijen kapasitesinin düzeltilmesi
Eksik pıhtılaşma faktörleri veya kan elemanlarının yerine konulmasıdır
Kan hacimindeki eksikliğin giderilmesi: Kronik kan kayıplarında ortaya çıkan anemi transfüzyonun taşıdığı tehlikelerden daha önemli olmadıkça transfüzyon endikasyonu yoktur. Sağlıklı bir insan 20 dk. içinde 400-500 ml kanı normal kan vericilerde görüldüğü gibi arterial kan basıncında ve nabızda değişiklikler olmadan kaybedebilir. Transfüzyon endikasyonu doğması için kan hacminin en az % 20-25 inin akut olarak kaybı gerekir.
Kanın oksijen taşıma kapasitesinin düzeltilmesi: Kanın oksijen taşıma görevi eritrositlerin fonksiyonudur. Transfüzyon gereksinimi için hemoglobin düzeyinin 10 g. altına inmesi ve doku hipoksisinin klinik belirtilerinin ( nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik ) gibi ortaya çıkması şarttır.
Yetersiz pıhtılaşma faktörlerinin veya kan elemanlarının yerine konulması: Örneğin hipofibrinojenemide fibrinojen verilmesi gibi.
Kan Ürünleri
Eritrosit suspansiyonu
Yıkanmış eritrosit suspansiyonu
Trombosit suspansiyonu
Taze dondurulmuş plazma
Kuru plazma
Sıvı plazma
Albumin solusyonu
Transfüzyon ilkeleri
Buzdolabından çıkarılan kanın kullanılmadan önce vucut ısısına yakın bir dereceye getirilmesi gerekir. Kanın ısıtılması özellikle büyük miktarlardaki transfüzyonlarda önem kazanır. Kan setinden herhangi bir ilaç verilmez ve kanın içine herhangi bir ilaç konulmaz, aynı setten kan bittikten sonra serum verilecekse calsiyum içermemesi gerekir. Transfüzyon hızı rutin uygulamalarda 4-5 ml/dk. olmalıdır yaklaşık 10 damla kan 1 ml dir.

Transfüzyon komplikasyonları
Hemolitik reaksiyon
Allerjik reaksiyon
Pirojen reaksiyon
Bakterial sepsis
Hava embolisi
Tromboflebit
Dolaşım yüklenmesi
Hastalık iletimi
Büyük çapta transfüzyonların yol açtığı sorunlar
Kanamalar
Asidoz
Sitrat toksisitesi
Hiperpotasemi
Hipotermi
Ototransfüzyon
Transfüzyon için hastanın kendi kanının kullanılması yöntemi özellikle son yıllarda önem kazanmıştır. Ameliyat öncesi hastanın bir kısım kanı damarından alınarak saklanması, bunun yerine izoonkotik bir solusyon verilerek kanın sulandırılması ve ameliyat sonunda veya esnasında hasta kanının yeniden verilmesi yöntemidir.

Kanın güvenle 35 gün kadar saklanabilmesi bu uygulamaya temel olmuştur. Sağlıklı kişiden ameliyat öncesinde aralıklı olarak 2-4, hatta 5-6 ünite kan alınıp bankada saklanabilir. Bu işlem süresince hastaya ağızdan demir preparatları verilmelidir. Hastadan daha önceden alınan kan ameliyat esnasında güvenle kullanılır.
Benzer bir diğer yöntem 1-2 ünite kanın gerekli olduğu ameliyatlarda; ameliyattan hemen önce 1-2 ünite kan alınır ve uygun bir sıvı ile alınan miktar replase edilir. Bu şekilde ameliyat esnasında hem taze kan kullanma olanağı sağlanmakta hem de hemodilüsyonla ( kanı sulandırarak ) daha iyi kapiller perfüzyon olmaktadır.




Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2437
favori
like
share