Caravaggio (1571 - 1610)

Michelangelo gibi isimlerle birlikte sanatçının meslek erbabı bir usta olarak kabul edildiği dönemler geri dönülmemek üzere sona ermiş ve yaratıcı kimliği ve gücünün tanınmaya başlandığı yeni bir sanatçı kimliği ortaya çıkmıştır. Michelangelo’nun kazandığı ün ve saygının ölçütünü tam olarak anlayabilmek için, onun bir yapıtına sahip olabilmeyi tutkuyla arzulayan genç Federico II. Gonzaga’nın aracısına yazdığı mektuptan bir alıntı yapmak gerekir:

“...ve bu yüzden burada onun için yapamayacağımız şey yoktur, yeter ki onu neyin memnun edeceğini bilelim... ve bizim adımıza, uygun gördüğün en etkileyici ve dostça şekilde, bana bu onuru vermeyi arzulayıp arzulamadığını sor, onun elinden çıkma bir yapıt, resim ya da heykel hangisini tercih ederse, çünkü biz birini diğerinden ayırmıyoruz, yeter ki onun elinden olsun. Ve olur da sana hangi konuyu arzuladığımızı soracak olursa, onun kendi yaratımından daha fazla bir şeyi arzulamadığımızı söyleyeceksin.
Sanatçı kimliğindeki bu yücelmenin ilk örneği Michelangelo ise, ilk abartılı ifadesi de Caravaggio’dur. Bir sanatçı olarak gücü ve dehası yaşadığı dönemde kabul edilmiş ve bunun sınırsız tatminini kimi zaman gösterişli tavırları ve çoğu zaman da kavgacı ve serseri bir yapıyla dışa vurmuştur. Kuzeyli bir ressam olan ve Roma’da misafir olarak bulunan Van Mander, Caravaggio hakkında şunları yazmıştır: “Belinde sallanan kılıcı, kendisini izleyen uşağı ile her an bir kavga ya da tartışmaya hazır bir şekilde kasıla kasıla yürüyerek bir davetten diğerine gidiyordu.”

Hareket ve macera dolu yaşamı, Milano yakınında bulunan ve ona ismini veren Caravaggio kasabasında başlamıştır. Tam adı Michelangelo Merisi Caravaggio’dur. Eğitimini, çağının pekçok sanatçısının izlediği yollardan geçerek tamamlamıştır: 11 yaşında bir ressamın yanına girmiş ve usta- çırak ilişkisi içerisinde yetişmiştir. Daha sonra, 1588- 1592 arasındaki bir tarihte Milano’dan Roma’ya gitmiştir. Bu dönemde Roma, karşı- reformasyon hareketinin etkisiyle kilise tarafından sanata büyük önem verildiği canlı bir sanat merkeziydi. Burada rönesansın tüm birikimini inceleme fırsatını bulmuş olmalıdır. Antik kalıntılar ve Michelangelo ve Raffaello gibi ustaların eserlerini görmek onun için eşsiz bir tecrübe olmalıdır. Ancak erken çalışmalarında, daha çok Giorgione ile ifadesini bulan bir kuzey duyarlılığı söz konusudur ve Roma’daki ilk dönemlerinde de bu anlayışı sürdürmüştür.

Meyve Sepeti

Buradaki ilk yılları, çeşitli atölyelerde geçici çalışmalarla ve zorluklar içerisinde geçmiştir. Bu dönemde, tanınmış geç dönem maniyerist ressamı Il Cavaliere d’Arpino’nun yanında çalışarak onun için natürmortlar resmetmeye başlamıştır. Natürmort, gerek dinsel gerek günlük hayattan sahneleri içeren erken dönem çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olmuştur. 1596 tarihli Meyve Sepeti adlı resmi, bağımsız bir natürmort çalışması olarak batı resim sanatında bu alandaki erken örneklerden birisidir. “Çiçek dolu bir vazonun resmini yapmak insan figürü yapmak kadar çaba gerektirir” diyen Caravaggio’nun bu tür resimleri, giderek daha fazla sayıda kentsoylunun koleksiyon oluşturmaya başlaması ve böylelikle dindışı resme yönelik bir talebi harekete geçirmesiyle bağlantılıdır. Yaptığı çalışmaları ‘Üstat Valentino’ olarak bilinen bir tablo tüccarı aracılığıyla açık pazarda satmaya başlaması, bir süre sonra, papalık çevrelerinde etkili bir kişilik olan Kardinal del Monte gibi varlıklı patronların dikkatini çekmesinde etkili olmuştur.
Kardinal del Monte karşı- reformasyon hareketinin hakim olduğu papalık yönetiminde önemli bir figür olmakla birlikte, aynı zamanda hedonist yönleri olan bir kişiydi. Caravaggio, bu tür patronlar için sadece dinsel nitelikli çalışmalar değil aynı zamanda erotik çağrışımlar yapan baküsvari gençler dizisi de resmetmiştir. 1591- 1593 ve 1598 tarihli iki farklı Baküs, 1596- 1600 arasına tarihlenen Kertenkele’nin Isırdığı Çocuk ve 1597 - 1598 tarihli Vaftizci Yahya hep bu dönemin ürünü olan eserlerdir. Dinsel veya mitolojik figürlerin konu edildiği bu resimlerin, çok sayıda natürmort içermesi ve figürlerdeki cinsel çağrışımlar dikkat çekicidir. Çıplak bir genç figüründen ibaret olan Vaftizci Yahya’yı, ancak üzerinde oturduğu post ve koç gibi semboller aracılığıyla tanımak mümkün olmaktadır. 1598 tarihli Baküs ise, vücudunun bir kısmı kumaşlarla örtülmüş, önünde bir meyve sepeti, başında meyve dallarından bir çelenk bulunur durumda, şarap içen genç bir erkek figürüdür.
Ancak, konunun ele alınışındaki farklı yaklaşımlar dışında Caravaggio, daha bu erken çalışmalarında bile üslupsal bir yenilenmenin ipuçlarını vermektedir. Resimler, tek bir kaynaktan gelen yoğun ışık kullanımı, nesnelerin dokularının sunumu konusundaki ustalık ve olayın doruk anının aktarımı ile barok özellikleri yansıtmaktadır. Onun dramatik etkiyi arttırıcı ışık kullanımı, tenebrizm2 ya da Caravaggioculuk adı verilen bir yaklaşımın doğmasıyla sonuçlanacaktır. Figürler, koyu bir fon üzerinde sunulmakta ve yoğun bir ışık huzmesiyle aydınlatılan resimsel mekanda oluşan ışık- gölge karşıtlığı sonucu hacim kazanmaktadır. 1596- 1600 arasına tarihlenen Emmaus’da Yemek, tenebrizmin izlenebildiği erken Caravaggio resimlerinden birisidir.

Emmaus’da Yemek

Resimdeki kuvvetli ışık- gölge karşıtlığı, figürlerin yoğun ifadeler içerisinde olduğu olayın doruk anına oldukça dramatik bir etki kazandırmaktadır. İncil’de bu olay şekilde aktarılmaktadır: İsa’nın dirildiği gün İsa’nın öğrencilerinden ikisi Kudüs yakınlarında Emmaus denilen bir köye gidiyorlardı. Son günlerde meydana gelen olaylardan söz ederek yol alıyorlardı. İsa yanlarına yaklaşarak aralarına katıldı. Ama öğrencilerinin gözleri onu tanıma yeteneğinden yoksundu. Köye yaklaştıklarında İsa, onları geride bırakıp ilerler gibi yaptı. Fakat öğrencileri karanlık bastığı için onu yemeğe alıkoydular. Bu çağrıyı İsa da kabul etti. İsa, sofrada ekmek aldı, takdis etti, bölerek iki öğrenciye verdi. Öğrencilerin o zaman gözleri açıldı ve İsa’yı tanıdılar. Fakat İsa birden gözden kayboldu.
Caravaggio’nun resminde, tam İsa gözden kaybolmadan hemen önce iki havarinin onu tanıdığı an aktarılmıştır. Figürler masanın etrafında yer almaktadırlar. İsa resmin yüzeyine, izleyiciye doğru uzanan eliyle ekmeği takdis etmektedir. Sol tarafta izleyiciye sırtı dönük bir şekilde oturan havari, onun İsa olduğunu anlamış irkilerek ayağa kalkmaya çalışmaktadır. Sağ tarafta yandan verilmiş havari ise, ilk şaşkınlığını ifade eder bir şekilde kollarını iki yana açmış durumda betimlenmiştir. Sol eli neredeyse resim yüzeyinden dışarı fırlayacak gibidir. Hareketlerle verilen ifadelerin yoğunluğu, ışık kullanımı ile arttırılmıştır: arka planın karanlık tutulması ve ışığın olayın merkezi durumundaki figürlere ve masanın üzerine düşmesi dramatik etkiyi arttırmaktadır. Masanın izleyiciye yakın olan kısmında, neredeyse masadan düşecekmiş gibi yerleştirilmiş meyve sepeti ise, Caravaggio’nun kariyerinin ilk dönemlerinden itibaren ilgi duyduğu natürmort konusunun bir yansımasıdır.
Kendine özgü bir resim dili geliştiren Caravaggio, kısa bir süre sonra kendisine koruyuculuk yapan Kardinal del Monte’nin aracılığıyla, ilk önemli kamu siparişini almış ve Roma’daki S. Luigi dei Francesi Kilisesi’nin Contarelli Şapeli için üç büyük resim4 yapmakla görevlendirilmiştir. Piyasaya yönelik daha küçük boyutlu resimler yapmaya alışık olan Caravaggio için büyük boyutlarda çalışmak bazı zorluklar yaratmış olmalıdır. Resimlerinde çeşitli düzeltmeler bulunmaktadır. Aziz Matta’nın hayatı ile ilgili konuları içeren bu resimlerden birisi olan Aziz Matta ve Melek’de, azizin çok fazla halktan bir kişi olduğu yönünde şikayetler eksik olmamıştır: bacak bacak üstüne atmış ve ayağı kaba bir şekilde halka doğru uzatılmış haliyle Aziz Matta’nın toplum kurallarına uymayan bir görünüm sergilediği düşünülmüştür. Bu sebeple, Caravaggio’dan resmi tekrar yapması istenmiştir.

Aziz Matta'ya Çağrı

Contarelli Şapel’deki resimlerden bir diğeri, Aziz Matta’ya Çağrı adını taşımaktadır. Matta, bir vergi tahsildarıdır ve meslektaşlarından bir grup arasında bir masada oturmaktadır. Bu sırada İsa görünür ve Matta’yı işaret ederek “İzle beni” der. Matta, herşeyi bırakıp onu izler ve havarilerinden birisi olur. Resimde, İsa’nın Matta’yı çağırdığı an aktarılmıştır, eliyle onu işaret etmektedir ve tek bir kaynaktan gelen ışık, İsa’nın tasvirinde sadece bu eli ve yüzü aydınlatmaktadır; Matta ise, ona bakarak kendisini mi kastettiğini soran bir hareket yapmaktadır. Yoğun bir ışık demeti, bütün mekanı ve figürleri tanımlamakta ve kesin bir ışık- gölge karşıtlığına neden olarak resim düzlemini karanlık ve aydınlık kısımlara ayırmaktadır.
Caravaggio 1600 yılında papalık haznedarı Tiberio Cesari’nin Santa Maria del Popolo Kilisesi’ndeki şapeli için Aziz Paulus’un Hrıstiyan Oluşu ve Aziz Peter’in Çarmıha Gerilmesi
konulu iki resme yoğunlaşmıştır. Aziz Paulus’un Hıristiyan Oluşu, konu olarak şu şekilde geçmektedir: Tarsus’ta doğmuş olan ve ana babası Roma yurttaşı yahudiler olan Paulus’un gerçek adı Saul’dür. Şam’a giderek orada küçük bir hrıstiyan topluluğunu yok etmesi istenmiştir. Fakat orada gökte birden bir ışık görünür ve gözleri görmez olan Saul yere düşer. Bir ses ‘Saul! Saul! Bana ihanet ediyorsun.’ diye seslenir. Saul ona kim olduğunu sorunca; ‘Ben İsa’yım’ cevabını alır ve gözleri iyileşince vaftiz olarak adını Saul’dan Paulus’a çevirir. Caravaggio, Saul’ün sanki bir şimşekle körleşerek yere savrulduğu anı seçmiştir. Saul neredeyse resim yüzeyinin dışına doğru düşmüştür ve bu durum izleyiciyi olayın bir tanığı olarak resmin içine dahil etmektedir. Figürün böylesine kesin bir kısaltılmış perspektifle sunumu resme müthiş bir ifade kazandırmaktadır.

Aziz Petrus`un Çarmıha Gerilmesi

Bu şapel için yaptığı bir diğer resim Aziz Petrus’un Çarmıha Gerilmesi’dir. Aziz Petrus’un haçının yükselme anındaki hareket ve efor, son derece yoğun bir şekilde verilmiştir. Aziz Petrus, en çaresiz anında, acı çeken bir yaşlı adam olarak görünmektedir, yine de dinç ve vakurdur. Petrus, kendisini İsa ile aynı düzeyde görmediği için çarmıha baş aşağı gerilmek istemiştir. Kompozisyon düzenlemesinde, konunun bu yönünü de ön plana çıkartan bir açının dikkate alındığı görülmektedir.
Işık- gölge karşıtlığının yarattığı dramatik etki, sanatçının dinsel sahnelerine yeni bir anlam kazandırmaktadır. İsa’nın Mezara Konuluşu sahnesi ve 1605- 6 tarihli Meryem’in Ölümü bu anlamda dikkat çekici örneklerdir. Dinsel içerikli figür ve konuları idealize etme geleneği, onun resimlerinde yerini çarpıcı bir gerçekliğe bırakmıştır. Meryem’in Ölümü sahnesinde, Meryem’in şişmiş bir halde tasvir edilmesi tepki çekmiş ve Meryem’in Tiber nehrinde boğularak ölmüş bir fahise model alınarak yapıldığı söylenmiştir.
Resimlerindeki doğal gerçeklik, Caravaggio’nun yaşadığı dönemde kazandığı şöhretin temel nedeni olmalıdır. Ancak gerek resimlerini ele alışındaki bu tutum, gerekse sanatçının skandallara yatkın kişiliği, şöhretinin etrafında pek çok tartışmanın yaşanmasına neden olmuştur.
Caravaggio’nun Roma’daki kariyeri, kimi zaman polis kayıtlarına geçen kanlı tartışmalarla kesintiye uğramıştır. 1606 yılında, yine bir tartışma sırasında rakibini bıçaklayarak öldürünce Napoli’ye ve oradan 1607’de Malta’ya kaçmak zorunda kalmıştır. Ancak Malta’da da rahat durmayınca hapis yatmış ve ardından Sicilya’ya kaçmıştır. Oradan 1609’da tekrar Napoli’ye dönmüş ve belki de bir kan davası neticesinde kendisini hedef alan bir saldırıyla ağır bir şekilde yaralanmıştır. Yine de, bu kavgacı kişiliğin ölümü, fiziksel bir münakaşa neticesinde değil, 1610 yılında yakalandığı amansız sıtma hastalığından olmuştur.
Caravaggio’nun sanatı, tüm Avrupa’da etkili olmuş ve 17.yüzyıldan bugüne değin pekçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Aynı şekilde, onun geleneklere karşı çıkan, asi, saldırgan kişiliği hem sanat anlayışı hem de sanatçı kişiliğine yeni bir boyut getirmiştir.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1513
favori
like
share