[URL=http://imageshack.us]

Füsun Önal, (d. 1947, Kadıköy-İstanbul). Türk pop müzik sanatçısı.

Ev Hanımı bir anne ve Asker bir babanın tek kızı olarak dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Filoloji bölümündeki öğrenimini yarım bıraktı ve şarkıcılık kariyerine başladı. Çektiği doğa fotoğraflarıyla pek çok sergi açtı. Başta Dormen Tiyatrosu olmak üzere, birçok özel tiyatroda sayısız tiyatro oyununda sayısız temsiller verdi. Yayımlanmış 17 kitabı vardır. ekolay.net >Kadın kadın portalında birçok konuda haftalık yazılar yazıyor. Şarkıcılık kariyerinde, başta Altın Kelebek ve Altın Plak ödülleri olmak üzere sayısız ödüller kazandı. Evita müzikalinde Zuhal Olcay ile dönüşümlü oynadı. Ülker sponsorluğunda sayısı üçyüzü aşan okulda müzikli söyleşiler düzenledi. Hâlen İstanbul'da yaşıyor.

Albümleri

Alo Ben Füsun (CBS Plak)
Birtanem Beni Hatırlar mısın (Ronnex Plak)
Yeni Bir Gün Başlıyor (Balet Plak)
Saat12.Daha Sabaha Çok Var (Bip Plak)
Müzik Benim Dünyam
Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması Yarışma Şarkıları (karma)
Nasıl Yani/Ali (Şahin Özer Plak)
Bak Bir Varmış Bir Yokmuş-1 (karma) (Odeon Plak)
Ah Nerede (Sony/Odeon)
Bak Bir Varmış Bir Yokmuş-3 (karma) (Odeon Plak)
Söz:Çiğdem Talu (karma) (Ossi Müzik)
Bir Zamanlar-3 (karma) (Ossi Müzik)

Filmleri

Evet mi Hayır mı (1974)
Aç Gözünü Mehmet (1974)
Hamsi Nuri (1973)
Tamam mı Devam mı? (1975)
Senden Başka (2007)

TÜRK POPUNUN BİTMEYEN NEŞESİ: FÜSUN ÖNAL
Kısa pantolonlarımızla sokaklarda dizlerimizi paraladığımız yıllarda, mahallemizin kızları at kuyruğu saçlarını ve eteklerini savurarak kâh Ajda Pekkan, kâh Füsun Önal olurlar parmaklarıyla bizi göstererek onların şarkılarını söylerlerdi. Hayatımıza yeni yeni girmeye başlayan televizyonun siyah beyaz ekranından rengârenk bir dünyayın neşesi, keyfi ile çocukluğumuzu ve ilk gençliğimizi beslerlerdi. O yıllarda Ajda’nın yaşı ve söyledikleri bizi yetişkinlerin dünyasına götüren yol gibiydi. Ama bir Füsun Önal vardı ki, o her dönem yaşıtımız, her dönem bizim şarkılarımızın sesiydi. Bizim kadar neşeli, bizim kadar umursamaz; "bir elinde cımbız, bir elinde ayna umurunda mı dünya" keyfiyle sürülen hayâllerimizin dansıydı.

Günler günleri kovalayıp yaşımız ve merakımız neye el sürdüyse O’nu yine karşımızda bulduk. Yazlık sinemaların gazoz-çekirdek enleminde şehla gözleriyle Tarık Akan’ı süzerken ilk filmlerimizin, ilk kahramanlarından oldu. Biraz daha aklımız erip tiyatrolara, müzikallere uzandığımızda o çoktan sahnelerin tozuyla makyajını tamamlamıştı. Üniversiteye gidip ilk fotoğrafa merak sardığımız yıllarda onun fotoğraf segileri dergilerde ve galerilerde kök salmaya başlamıştı bile. Sonra şarkılarını uzun süre duyamadığımız Füsun Önal’ın kitapları kitapçılarda 18 defa yeralmaya başladı. Böyle böyle bizim çocukluğumuzdan başlayan o mâlum patikada hep kuşağımızın olduğu yerde oldu.

Yaşını hiç merak etmedik. Çünkü o hep bizimle yaşıttı. O yüzden ilk defa bilerek ve isteyerek bir şarkıcımızın doğum tarihi gibi bir bilgiyi atlıyorum. Zaten yıllar ve o hain doğum günleri konusunda Füsun Önal’da farklı düşünmüyor:
"Ben yılları konuşmayı hiç sevmem. Vüdumuz, beynimiz teyp gibidir. Bugün başımıza gelenler dün düşünmekte olduklarımız, yarın başımıza gelecekler de, bugün düşündüklerimizdir. Böyle olduğu için ben doğum günümü en son üniversitede kutlamıştım. Annemin, babamın doğum günlerini bilmem. Yılları hiç kullanmam. Kimsenin yılları da beni hiç ilgilendirmez."

İstanbul’da doğar doğmasına ama asker babasının görevi nedeniyle yolu bir şekilde Ankara’ya düşer Füsun Önal’ın. Ankara’da İngilizce eğitim veren TED lisesin de ve üniveristede okurken müziğin, aklını ve annesini nasıl zorlamaya başladığını şöyle aktarıyor Füsun Önal:
"Üniversitede okurken, annemin karşı gelmesine rağmen caz şarkıları söyleyerek, Türkiye’nin ünlü caz orkestrası Erol Pekcan’ın orkestra solisti olmak için onlara müracaat etmiştim. Onlar kız solist arıyorlardı. Beni dinlediler, beğendiler sesimi. Fakat caz müziği benim çok zıddım olan bir tarzdı. Buna rağmen çok iddialıydım"

Ama bu yıllar henüz Füsun Önal’ın yıldızının parlamaya başladığı dönem olmaktan çok uzaktır. Zaten aynı dönem de Tülay German, Ayten Alpman, Ajda Pekkan gibi isimlerin arasında yükselmekte çok kolay değildir bir de Türk popunun farklı bir dönemidir. Pop Müzik tarihimizin bilirkişilerinden yazar Naim Dilmener’de bunu şöyle saptıyor:

"Önemli bir isim, Füsun Önal. Türk popunun önemli bir ismi. Çünkü pop dediğimiz alan her türlü malzemeyi, türü ve sound’u kaldırabilir bir alandır. Füsun Önal da, son derece hareketli, cazip, renkli bir isim. Müziğe başlangıç tarihi 60’ların ikinci yarısıdır. İngilizce şarkılar söyleyerek başlıyor müziğe. Aklıma ilk gelenlerden biri mesela, “you don’t have to say me I love you” adlı şarkı, Elvis Presley’den. Bir deneme kaydı olsa da, bu bir plak olarak da basılmıştır. O tarihlerde Cahit Oben’le bir takım ortak çalışmalara girişiyor, Ankara’dan. Ama popta asıl yükselişi 70’lerle birlikte. Çünkü 60’larda zaten yalnızca Füsun Önal’ın müzikal kariyeri değil, neredeyse bütün bir popumuzun kariyeri deneme yanılma yöntemiyle bulunmaya çalışılıyordu."

Füsun Önal’ın müzik yaşamı birlikte çalıştığı müzisyenlerle tanımlayabileceğimiz dönemlere ayrılır. Ama özellikle pop müziğe başlangıç yapmasını sağlayan ilk eşi Atilla Özdemiroğlu birçok şeyin başlangıcı ve lokomotifi olur. Bu dönemi sanatçı şöyle özetliyor:
"Benim en verimli dönemlerimden biridir. Çünkü bu yıllar, her önüne gelenin şarkı söylemediği yıllardı. O dönem insani duygulara çok dayalı yıllardı. Üç Altın Plak ödülüm de, Atilla Özdemiroğlu dönemine denk düşer. “Senden Başka,” arkasından “Oh Olsun,” arkasından “Ah Nerede”... Bugün hâlâ Türk televizyonlarında gösterilmekte olan filmlerdir bunlar. Çok faal bir dönemdir. Nilüfer’in ilk parlaması yine Atilla Özdemiroğlu dönemidir mesela. İlhan İrem de aynı şekilde. Çok parlak, “Şak Yapım” diye bir prodüksiyon şirketi vardı kocamın. Çok pırıltılı şarkıcılar, hepimiz çok güzel şeyler yaptık."

Bu dönemde Aşk Nezlesi/hapşu başka bir hadise yaratır. Zaten dönemin müzik anlayışını bir hayli zorlayan parçadır ve içinde yeralan hapşırma sesi müthiş bir etki yaratır. Üstelik bazan dinleyiciler sahnede sadece bu hapşırığı tekrarlamasını bile isterler. Ama Füsun Önal’a asıl start veren şarkı komşu Yunanistan’dan, bir Manos Hadjisdakis bestesiyle gelir:
"Çok hoş bir Rum şarkısıydı. Nana Muskouri söylüyordu. Aaa! Ne güzel şarkı diye dinledik. Bunun üzerine Tuğrul Dağcı söz yazdı..."

Füsun Önal’ın ikinci dönemi sayılan Çiğdem Talu ve Melih Kibar dönemine geçmeden önce eurovizyon macerasına da mutlaka değinmemiz lâzım. Şarkıcı değirmeni olarak anabileceğimiz Eurovizyon Türkiye yarışmalarına iki kez katılan sanatçı bu değirmenden ezilmeden çıkmayı başarır.

İlk kez 1975 yılında Atilla Özdemiroğlu bestesi olan Minik Kuş parçası ile Eurovizyon Türkiye elemelerinde 3. olan şarkıcı parçanın yüksek plak satışları ile teselli bulur. 1981’de “Bigudi” ile de ikincilik alır ama bu kez parça sadece biraz farklıdır.

Sonrasında Melih Kibar Çiğdem Talu dönemi başlar. Melih Kibar, Çiğdem Talu ilk bestelerini kim için yapmıştır gibi hâlâ tartışmalı olan soruyu Füsun Önal şöyle yanıtlıyor:
"Melih ve Çiğdem’in ilk yaptıkları çalışmadır, bana yaptıkları ‘Yıldönümü’ adlı parça. Hatta plağın üzerine de plak firmasından izin isteyerek, ilk birlikte çalışmaya başladıkları tarihi yazmışlardır. Yıldönümü plağının altında o tarih vardır. Her ne kadar Erol Evgin ilk kendisi için yazdıklarını söylüyorsa da, ilk parça Yıldönümü’dür."

Türk popunun daha renkli, daha samimi olduğu bu yıllarda yaşamı boyunca hep doğru besteci ve söz yazarlarıyla çalışmanın avantajını yaşamış olan Füsun Önal bunun farkını hâlâ önemsiyor:
"Onlarla çalışmak çok keyifliydi. Bir kere herşeyden önce çok yakın arkadaştık. İlk Çiğdem Talu’yu tanımıştım, henüz Melih’i tanımıyordum. Atilla Özdemiroğlu dönemim de Çiğdem benim bazı şarkılarıma söz yazıtilla Özdemiroğlu dönemim de Çiğdem benim bazı şarkılarıma söz yazıyordu. Hatta Minik Kuş’un sözleri de Çiğdem’e aittir. Onlar Melih’le tanışıp birlikteye çalışmaya başlayınca müthiş bir arkadaş grubu oluşturduk. Çalışmalarımız inanılmaz verimliydi. Sonra aynı çalışmaları Erol Evgin’e de yaptılar. Bütün eserleri kendi yaşadıkları duygusallığı yansıtıyordu. Hatta benim yaşamımdaki duygusallıklarıda yaptıkları bestelerle yansıttılar."

Türk popunun kendi ayakları üzerinde durduğu ve rüştünü hızla ispatlamaya başladığı yılları dolduran sanatçı Füsun Önal; başlamasını bildiği gibi durmasını da bilebilen sanatçılardan oldu. Güneşli bir günde keyfimizi tamamlayacak şarkı hangisi olur sorusunu, yıllardır söylediği şarkılarla yanıtladı. Ve bu yanıtlarla Türk popunda hiçbir adını anmadan asla geçemeyeceğimiz bir iz bıraktı.

"Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" adlı Türk pop tarihi kitabının yazarı Naim Dilmener Füsun Önal’ı şöyle değerlendiriyor:
"Füsun Önal ’Senden Başka’ ile biranda zirveye oturur ve listelerde birinci olur. Ve arkasından Füsun Önal’ın yolu netleşiyor. Demek ki böyle şarkılar yapmalıyım diye düşünüyor olmalı ki; hep hareketli, hep neşeli ve orkestrasyonu da çok sağlam şarkılar. İlla bir paralellik çizmek gerekirse, bugünlerde yaz şarkıları diye neredeyse zorla oturtulmaya çalışılan soundun devamlı bir hali. Arkasından diğer hitleri geliyor ve Füsun Önal Türk popuna kalıcı olarak damgasını vuruyor."

Bugün artık birbirinin aynı prodüksiyonuna dönüşen bir ortamda müzik üretmeyi anlamsız bulan Füsun Önal "Senden Başka", "OH Olsun" ve "Ah Nerede" şarkılarıyla 4 altın plak ödülü alır. Sözlerini yazdığı "Ben Sen Olsaydım" şarkısı ile "En iyi söz yazarı" olarak da "Altın Güvercin Ödülü", "Uluslararası Malta Şarkı Yarışması"nda "En iyi yorumcu" olarak "Birincilik Ödülü" gibi daha bir çok ödülü ardarda toplar.

"Kelebekler Özgürdür", "Durdurun Dünyayı İnecek Var", "Evita" adlı müzikallerde, birçok tiyatroda ve filmlerde oyuncu olarak izlediğimiz sanatçı uzun yıllar fotoğraf sergileriyle de galerileri süsledi. Bugün sanatçının artık ununu elediğini ve bir kenara çekildiğini düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Son nefesine kadar üretmeyi sürdüreceğini fazlasıyla kanıtlayan Füsun Önal bugünlerde gece gündüz çalışıyor ve 19. kitabını yazıyor; Senden Başka adlı bir TV dizisinde Aldatılan bir kadın’ın hikayesini oynuyor; bize ve yıllara eskimeyen sesiyle „Oh olsun“ demeyi sürdürüyor…

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1183
favori
like
share