BELÂ


“Belâ” demek; kişinin tasfiye aracı demek... İnsanın arınması, saflaşması!.

Altın nasıl ateşe atılır, saflaşır, üstündeki katkılar yanar yok olur, sonuçta nasıl saf altın kalırsa; insan da belâlarla yontulur, saflaşır, arınır.





BELÂYI DÂVET ETMEK


(Soru: Kurân‘da bir çok âyette sabrı tavsiye var. Ancak Efendimiz, sabır isteyen birine; “Allah’tan belâ istedin.” demiştir. Hem tavsiye var, hem de tavsiyeye uyana uyarı var. Biraz açar mısınız?)

Sabredilecek şey, BELÂDIR.

Belâ olmadığı zaman zaten sabredilecek bir şey yok demektir. Eğer sen talep etmeden belâ gelmişse başına SABIRLI olmayı tavsiye ediyor; çünkü bir süre sonra devran dönecek ve sana olarak gelen o olay kendiliğinden geçip gidecektir!. Ama başında bir belâ yoksa, sakın sabır isteme! Çünkü sabrın sende açığa çıkması için önce belâya ihtiyaç vardır ki, bu yüzden de sen sabır istersen, belâyı davet etmiş olursun; demek istiyor.



Şimdi de size Rasûlullah aleyhisselâmdan üç konuda açıklama nakletmek istiyorum… Birincisi, “SABIR” konusunda…

Muaz bin Cebel radıyallahu anh naklediyor bize bu açıklamaları:

“Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir adamın şöyle duâ ettiğini işitti:

- Allah’ım senden SABIR isterim!

- Sen Allah’tan BELÂ istedin! ÂFİYET iste!”

Bu, çok önemli bir uyarı! Rasûl Aleyhisselâm’ın bize işaret ettiği gerçek şu: Bir insan Allah’tan SABIR istediği zaman, farkında olmadan demektir ki, “bana belâ ver de sabredeyim”… İşte bunun için sabır istemeyi men ediyor Rasûl-i Ekrem ve onun yerine “âfiyet iste” diyor!





BELÂ GELDİĞİNDE YAPILACAK ŞEY NEDİR?


Elinden geliyorsa o belâdan kurtulmanın yollarına başvurursun...

Elinden gelmiyorsa oturup sabreder ve bu arada da o belânın gerçekte sende hangi konuda bir arınmaya yol açacağını araştırırsın.



Zordur dostum olan-bitenden razı olmak… İman ister! Lâfıyla değil, idrâkıyla ve hazmıyla iman!.

Kafanda yarattığın ve “ALLAH” ismiyle etiketlediğin tanrına iman, kolaydır… Senin fikrine uygun gelmeyince de olaylar, onu kolaylıkla yargılayabilirsin!

Ama mercimek kadar aklınla, evrenin “e”sini dahi kavramamışken; evrenin yaratanını yargılamaya kalkman, senin ancak psikiyatristlerin alanına girdiğini gösterir.

Eğer birazcık gerçekleri görmek, anlamak ve kendi yaşamını ona göre düzenlemek gibi bir arzun varsa, içinde yaşadığın sistemi fark etmeye çalış… Sistemin gereği olan “tedbir”i terkedip; hayâlindeki tanrına bırakırsan işini, görürsün sonunu!

Belâ nâzil olduğunda yapılacak iş, sabır; öncesinde ise, alabildiğine tedbirdir!.

Tedbir alabiliyorsan, bu, takdirinde olduğu içindir!



GERÇEKTE, BAŞA GELEN HER BELÂ, NİMETTİR!


Biz genelde, nefsimize hoş gelmeyen şeyleri ŞER olarak görürüz. Halbuki nefsimize hoş gelmeyen şeye sabredersek, o şer gördüğümüz şey bizim şuur boyutunda kendimizi daha iyi tanımamıza yol açmak için, âmiyâne tabirle yontulmamız için başımıza gelmiş bir BELÂ dır!

Biz o andaki şartlarımıza GÖRE o olayı şer olarak, belâ olarak nitelendirirsek de daha sonraki bir aşamada onun nimet olduğunu farkedebiliriz.

-Gerçekte başa gelen her BELÂ bir nimettir! Çünkü bir arınma vesilesidir...

Onun için İ. H. ERZURUMİ;

"Deme niçin bu böyle bak sonuna; sabreyle!" demiştir.





BENLİĞİNE DÖNÜK BİLİNCİNİ BULAMAMA BELÂSI!


Sen eğer kendini bu beden olarak kabullenirsen, bu beden olarak kabullenişinin neticesinde en iyiyi yemeyi, en iyiyi içmeyi, en iyi şekilde seks yapmayı ve bunları en çok, en güzel şekilde sürdürmeyi istersin...

Bunları her yapışının arkasından, bunu hazmeden vücudun biokimyası daha güçlü olarak seni tekrar o şekle hazırlar.

Dolayısıyla yemenin, içmenin ve seksin sonu gelmez uzun bir dönem; velev ki bünyede bir hastalık olsun... Bünyede bir hastalık olacak ki bu hastalığın getirdiği âraz, hızı kessin!.

İşte, senin kendini, bu beden olarak kabullenmenin getirdiği engellemelerden en önde geleni, senin gerçek Benliğine dönük bilincini bulamaman belâsıdır.

Oysa, pasta, börek baklava gibi en güzel şeylerle karın doyurabildiğin gibi bunun çok daha azıyla da karnını doyurup, vücudun enerjisini sağlayabilirsin. İcabında bir soğan ekmek yiyen çoban, senin gibi on çeşit yemek yiyenden çok daha sağlıklı olabiliyor... Bunu görebiliyoruz. İllâ sağlıklı olabilmek için on çeşit çok güzel zevklerle yaşamak gerekli değil.

İcabında hiç seks yapmadan yaşayan insanlar da var; ister kadın ister erkek olsun!. Bunun yanısıra bedendeki başka arzu ve isteklere kendini tâbi kılmadan yaşayan nice insanlar var.

Bunların hepsini terk et, demiyorum!.

Demek istediğim şu;

Bunların kaydında olarak yaşama!. Bunlar yaşamını yönetmesin!. Ki, kendini bunlardan kurtarabilesin.

Bunların her hangi birini bıraktığın veya geçici bir süre bunlardan uzaklaştığın zaman kendine hâkim olabiliyorsan; bilincinle bedenine kumanda edip onun istek ve arzularını kontrol altına alabiliyorsan, gaye hâsıl olmuş demektir.

Ondan sonraki aşama, artık kendini Evrensel değerler düzeyine yükseltmektir. Evrensel değerler düzeyine yükseltmek dediğimiz şey, Saflaşmış Bilince doğru bir yolculuktur.

Bu anlattıklarımı öğrenmek, bilmek, işin ders yanı, felsefe yanıdır. Fakat hiçbir felsefeci bunları bilmekle saflaşmış bilince ulaşamaz!.

Çünkü Saflaşmış Bilince ulaşabilmenin yolu, bunları bilmekten değil; bu bildiklerini bilfiîl, tatbik edip yaşamaktan geçer!.

“Ben bunları biliyorum” diyorsun...

Güzel...

Peki bu bildiklerini tatbik edebiliyor musun?

Belli istek ve arzuları sınırlayıp, kısıtlayıp, bu bedene hükmedip, bu bedenin tabiatına, arzularına karşı çıkabiliyor musun?. Bunları kontrol altına alabiliyor musun?.

Sen, daha bir sigaradan vaz geçemiyorsan; bedenin bir alışkanlığı olan, bedenin biokimyasına bağlı bir özellik olan sigara alışkanlığından vazgeçemiyorsan; senin, “ben bu yolda çalışma yapıyorum ve Nefsi Sâfiye’ye doğru yaklaşıyorum, ulaşmak çalışmaları içindeyim, tasavvuftayım!” deyip kendini aldatmaya hakkın var mı?.

“Var” dersen, bil ki yalnızca kendini aldatıyorsun!. Bana hiçbir zararın olmaz; ama sen kendine yazık ediyorsun!.

Bu yolda hiçbir çalışma yapmıyor, mücadele etmiyorsun!. Günün, saatlerin, zamanın, bilincinin bedene tâbi olması hâliyle tükeniyor!. Oysa sen kendini arınma çalışmaları içinde sanıyorsun!

İster şartlanmalar yolunda bir takım kayıtların, bağların olsun; ister tabiat özellikleri içinde bir takım bağların, alışkanlıkların, kayıtların olsun; veya bilincinin arınmamış hâli olan, kendini bu birimsel varlık olarak hissetme ve yaşama hâlinde ol... Her halükârda bilincinin arınışı senin için gerçekleşmemiştir!. Ve, böyle devam ettiği sürece de, bu arınma olmadan dünyadan geçer gidersin...





BÜYÜK MERTEBELERİN PAHASI,BELÂLARA KATLANMAKTIR!


Bir çok insan Umre’den, Hac’dan geldikten sonra başlarına gelmedik belâ kalmıyor.

“Yâhu bir mübârek yere gittik geldik, nereden geldi bu iş, bu belâ başımıza?.” diyorlar.

Halbuki, bunu diyenlerin hepsi de, orada bu belâyı kendileri istediler, talep ettiler!. Dualarının kabul olması ile de o belâlar başlarına geliyor.

Niye?

Çünkü, oraya gidenlerin hepsi de, Allah’tan büyük mertebeler istiyorlar. Allah’a yakîn elde etmek istiyorlar. Evliyalar, enbiyalarla beraber olmak istiyorlar. Bunun pahası da, o belâlara katlanmak, sabretmektir.

Yüksek mertebeler sadece ibadetle, zikirle elde edilmez!. Onun pahası, belâlara katlanmaktır!.

Rasûlullah’ın bir sözü vardır. Buyuruyor ki;

Belânın büyüğü Rasûllere, sonra Nebilere, sonra büyük evliyaullah’a ve en azı da mü’minlere”

Altın nasıl ateşe atılır, saflaşır, üstündeki katkılar yanar yok olur, sonuçta nasıl saf altın kalırsa, insan da belâlarla yontulur, saflaşır, arınır.

Dolayısıyla, oraya gittiğiniz zaman, eğer yüksek mertebelere tâlip olup bu yolda dua ediyorsanız; bilin ki, bir takım çileler, sıkıntılar sizi bekliyor. Çünkü bunlar, arınma çalışmalarıdır.

Kitabımızın birinde diyoruz ki;

“Cehennem, insanlara Allah’ın rahmetidir.” Niye?.

Çünkü o “yanma” dediğin olaylarla sen arınıyorsun, saflaşıyorsun. Eğer o arınma saflaşma ortamı olmasaydı, zâten cennete giremeyecektin.

Senin için bir arınma ortamıdır Cehennem!.

Senin nefsine, şartlanmalarına, ters gelen hoş gelmeyen olaylarla karşılaşıyor ve yanıyorsun.

Zaman içerisinde ona bağışıklık kazanıyorsun. Onu hoş görmeye başlıyorsun, yerinde görmeye başlıyorsun.

Allah, mâdem ki böyle istemiş, böyle olsun deyip, Allah’tan razı olma noktasına geliyorsun!.

İşte, senin arınman denen olay böyle meydana geliyor.

Her şey senin sevdiğin-istediğin istikamette gelişirse, bu aslında senin cehennemdeki yanmanı büyütür ve genişletir.

“Düşünen beyin”, insana verilen en büyük “belâ”dır!.

Yukarıdaki Hadisi; bir de bu bakışla değerlendirin bakalım...





BİR KAVME BELÂ GELECEĞİ ZAMAN İYİLER HÜRMETİNE GERİ ÇEVRİLİR Mİ?


Birbirimizi ilgilendiren şey ilim noktasıdır. Ortak noktamız sadece ilimdir, bilgidir.

Bunu anlamıyorsan bunun neticesine de katlanacaksın. Pahasını da bir hayli ağır ödeyeceksin, hem de tahmin edemeyeceğin kadar ağır!.

Bir Nebi ile Cenâb-ı Hak arasında bir konuşma vardı.

“Bir kavme bir belâ geleceği zaman, sorar Allah Nebisi;

“Ya Rab!. Bu kavmin içinde iyiler yok mu hiç?.

“Çoğunluk kötülerdi.” der, Cenâb-ı Hak.

-Peki iyiler?.

-İyiler de iyiliklerinin karşılığını âhirette alacaklar!. der.”

Bir toplum bozulduğu zaman, belâ hepsine birden gelir. İçindeki iyiler hürmetine o geri çevrilmez!.”





BELÂ İNER, DUA ONU KARŞILAR VE KIYÂMETE KADAR ÇARPIŞIRLAR!


KADER - DUA ilişkisini izaha girmeden önce, bu konudaki birkaç Rasûlullah buyruğunu nakletmeye çalışalım size:

"KADER'i ancak DUA değiştirir. Ömrü ise ancak iyilik uzatır. Şüphesiz ki kişi işlemiş olduğu günah sebebiyle rızıktan mahrûm edilir."

"KAZA'yı ancak DUA geri çevirir. Ömrü ise iyilik uzatır."

"Tedbirin kadere faydası olmaz; DUA'nın ise gelmiş ve gelmemiş musîbetlere faydası vardır; şüphesiz ki belâ iner, DUA onu karşılar; ve kıyâmete kadar çarpışırlar."

Evet, bir yandan, kader'in değişmeyeceği belirtiliyor; diğer yandan DUA'nın kaderi, kazayı geri çevireceği açıklanıyor.

Bu iki hususu nasıl birleştirip, nasıl bir sonuç elde edeceğiz.

Bilelim ki...

İnsanların kaderi takdir edilmiştir; her şey gibi! Ne var ki, DUA faktörü de bu KADER sistemi içinde yeralan bir faktördür. DUA ederseniz, kaderdeki olayı geri çevirebilirsiniz, kazayı reddedebilirsiniz; ancak ne var ki, bu DUA'yı yapmak, gene kaderinizin elvermesiyle mümkün. Yani, kaderiniz müsait ise, DUA edebilirsiniz ve böylece de o gelecek olan olayı geri çevirebilirsiniz.

Kaderinizde kolaylaştırılmış ise DUA etmek, size o belâ veya musîbet gelmeden önce DUA edersiniz ve o olayın zararından korunmuş olursunuz.

Dolayısıyladır ki, tedbirle takdiri değiştiremezsiniz; fakat, takdirde var ise tedbir alır ve böylece de kazayı geri çevirmiş olursunuz.

Konuyu, Rasûlullah aleyhisselâm'ın şu açıklamasıyla bağlayalım:

"İçinizden her kime DUA KAPISI AÇILMIŞ ise, muhakkak ona rahmet kapıları açılmıştır; ve Allah'dan, afiyet istenilmesinden daha sevimli bir şey, istenmemiştir".

"DUA, inen belâya ve inmeyen belâya karşı faydalıdır. Ey Allah'ın kulları, DUAYA SIMSIKI SARILINIZ!"





BELÂLARDAN MUHAFAZA İÇİN HAZRETI RASÛLULLAH’IN ÖĞRETTİĞİ DUALAR


1- Okunuşu

Allahumme ileyke eş’kû dâ’fe kuvvetiy ve kîllete hiletiy ve hevâniy alennâs; Yâ Erhamerrahimiyn, ente Rabbül müstad’âfiyn; ente erhamu biy min entekileniy ilâ aduvvin bağiydin yetecehhemuniy, ev ilâ sadıykın karîbin mellektehu emrî. İn lem tekûn gadbane aleyye, felâ ubâliy, gayre enne âfiyeteke ev seûliy. Eûzü binûri vechikellezi eşrekat lehu zulûmatu ve salâha aleyhi emriddünya vel âhıreti en yenzile bi gadabüke ev yehılle aleyye sehatük; ve lekel utba hatta terda ve lâ havle velâ kuvvete illâ bike.

Anlamı

"Allahım, kuvvetimin yetersiz kaldığını, çaresiz olduğumu, halk nazarında hor hakîr hale düştüğümü görüyorsun. Ya erhamer rahimiyn, zayıf görülüp ezilenlerin Rabbi sensin. Kötü huylu ve kötü tavırlı yabancı düşmanın eline beni terketmeyecek, hattâ himayemi ellerine verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak kadar Rahimsin.

Allahım, bana karşı gazablı değilsen; çektiğim eziyet ve belâlara hiç aldırış etmem. Ancak şu da var ki, koruma sahan bunları da çektirmeyecek kadar geniştir. Allahım, gazabına maruz kalmaktan, yahut rızasızlığından, senin bütün zulmeti parıl parıl aydınlatan, dünya ve âhıret hallerinin yegâne selâmete çıkartıcısı olan NUR’u Vechine sığınırım. Allahım, rızan olasıya senden affını diliyorum. Havl ve kuvvet ancak seninledir."

Bilgi

Efendimiz Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem, görev alışının ilk zamanlarında, gerçeği tebliğ etmek üzere Taif şehrine gitmişti.

Taif halkına elinden geldiğince gerçekleri göstermek için gayret sarfetti. Ama onlardan aldığı cevap sadece hakaret oldu. Hatta bu kadarla da kalmayıp çoluk çocuk onu şehirden kovup, taş yağmuruna tuttular. Atılan taşlardan mübarek ayakları kan - ter içinde kalmıştı.

Nihâyet akrabalarından birinin bağına ulaşarak, bu son derece insafsız saldırıdan kurtulabildiler. Ama çok da gücüne gitmişti bu davranışları.

O hiç bir karşılık beklemeden, sadece gerçeği tebliğ etmek üzere onların ayaklarına gidiyor, aldığı cevap ise hakaret ve taşlanmak oluyordu!. Gayrı ihtiyari gözünden yaşlar dökülerek yukarıda verdiğimiz DUA’yı yaptı.

İşte o zaman, Allah’ın emri ile dağlara vazifeli melek huzuru Resûle gelerek, vazifeli olduğunu ve şayet isterse, iki dağı birleştirerek Taif halkını helâk edebileceğini söyledi.

Oysa Hazreti Resûl intikam peşinde bir kişilik sahibi değildi!.

-Umarım Allah onların neslinden İslâm’a hizmet verecek imanlı bir topluluk getirir. diye duâda bulundu. Ve Mekke’ye döndü.Cenâb-ı Hak, O’nun bu duâsını kabul etmişti. Bir süre sonra, Taifte iman nurları yayıldı ve Taif müslüman oldu!.

Büyük belâya, haksızlığa, derde, azaba düşenlerin okumasını hararetle tavsiye edeceğimiz bir duâdır bu. Gece kılınan namazdan sonra, mümkünse secdede; veya beş vakit namazın farzlarının arkasından devam edilirse bu duâya, kısa zamanda selâmete erilir inşâallah.



2-Okunuşu

[COLOR="gray"] Allahumme inniy euzübike minel keseli vel heremi vel me'semi vel mağremi ve min fitnetil kabri ve azâbil kabri ve min fitnetin nari ve azâbin nâri ve min şerri fitnetil gınâ ve eûzü bike min fitnetil fakri ve eûzü bike min fitnetil mesihid deccâli. Allahummeğsil anniy hatayaye bimâisselci vel beredi ve nekkı kalbiy minel hataya kemâ nekkaytes sevbel ebyaza mineddeyni ve bâıd beyni ve beyne hatayâye kemâ bâatte beynel maşrıkı vel mağrıb.

Anlamı

Allah'ım, tenbellikten, bunamadan, günâhtan, ödleklikten, kabir azabından, zenginlik imtihanından ve şerrinden, fakirlik imtihanı ve şerrinden, sana sığınırım.

Allahım, Deccalin şerrinden, sana sığınırım.

Allah'ım günâhlarımın kirini el değmemiş kar suyu ile yıka, kalbimi günâhlardan arındır; benimle günâhlarımın arasını doğu ile batı kadar uzak eyle.

Hazreti Ayşe radıya’llâhu anha’nın bize nakletmiş olduğu bu duayı yapan Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem, insan için çok büyük tehlike arzeden olayları son derece özetle bize bildirmekte ve bunlardan Allah’a sığınmamızı öğütlemektedir.

Ahmed Hulûsi


Ahmet hulusiden Kavramlar (alıntıdır)

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 477
favori
like
share