AN BELGESEL ROMAN;

"ISTAKOZ BÜYÜSÜ" ÜZERİNE DÖRTLÜ MUHABBET…



Mehmet AK : Akdeniz'in serin Eylül akşamında yakamozlar ve dalga sesleriyle başlıyoruz sohbetimize. Ama Karataş'ın rüzgarının canı coşmak istemiş, sesimizi duyamıyoruz. Adana; portakal ağaçları arasından el sallıyor. Sanatçıların uğrak yerlerinden biri olan Seyhan Pub'a geliyoruz… Makina mühendisi olan işletmeci dostumuz Mehmet abi şiirli gülüşüyle karşılıyor. TV'de maç var, gürültü yoğun, sıkıldığımızı anlıyor, arka bahçede mutfağın yanında bir köşeye masa yerleştirip bizi oraya davet ediyor… Eşi Dilek hanım, ışığın yetersiz olduğunu düşünüp küçük tüplü lüx lambasını getirip koyuyor alacakaranlık bahçenin ortasına . Ortam rakının da etkisiyle kıvama geliyor. Akşam yavaş yavaş lacivert bir geceye akarken, boş kağıtlarımı çıkarıp İlhan'a göz kırpıyorum.



İlhan KEMAL: Mehmet'ciğim, 'Istakoz Büyüsü' daha taslak halindeyken yazarından sonra ilk defa okuyansın. Bir yapıtla daha kitaplaşmadan tanışmak hoş bir duygu olsa gerek, ne dersin?



M.A. : Sıcacık yepyeni bir ürün ve bir o kadar da eksik, hatalı metinler. Yazan insanlar yüreğini kağıda dökerken tek kaygıları bir an önce yazıyı tamamlamak oluyor. Ve tabi ki dilbilgisi yerine yöresel sözcükler, hatta mesleki yazışma biçimleri yansıyor ürüne. Her yeri birebir paylaşıp önerileri not tutmak, hatalı bulduğun yerlerin yanına eleştirel açıklamalar yazmak, bu uğraş tarifsiz bir heyecan veriyor. Çok hoş! Mutluluk verici. Bahattin Yıldız kirlilik konusuna takmış gibi, bilinç altı yönetim politikasına dönük çalışmalar, karanlık ilişkilerin boyutları, bir parça aşk, sokak arası umutsuzları, düşler dünyası, internet siteleriyle çağ ötesine uzanacak kurgular, sahi merak ediyorum. Nedir romanda yapmak istediğin?...



Bahattin YILDIZ : Dil, yöresel sözcükler, mesleki yazışma biçimi?...

Istakoz Büyüsü 66.sayfada "Açlık ve İşsizlik Mitingine" katılan topluluktan çıkan sloganların ve açıklamaların alt yorumlarında geçen "estetik mi değil mi?" tartışması… Ve bu soruya verilen yanıt…

Üst kesimin direttiği estetik anlayışına, toplumun alt kesimini teşkil edenlerin uyma zorunluluğu olmadığı…

Istakoz Büyüsü’nden şu alıntıları da eklemek istiyorum.

"Duygu ve düşüncelerini kabuklara büründürmeyeceklerdi. Varolan değerlerinde de böyle bir kural yoktu. Gerçek; çıplak olmalıydı…. Gerçeklik tüm çıplaklığıyla salına salına dolaşmalıydı sokaklarda ve meydanlarda… "

Farklı bir estetik anlayış sunmak…

Evet!... Romandaki dil, üslup yapısı bu anlayışın yansıması…

Romandaki estetizm, geleneksel değerlerden ayrıktır…

Üst yapının oluşturduğu ilkelere –geleneksel ilkelere- belki de yer yer aykırı estetik yapı…

Varolan, bunaltan estetizm anlayışı yerine gerçekliğin soyutlanması ve somutlanması arasında git-geller yaşatan, bazen vurucu, kırıcı, dökücü, birbirini tartışan üslup biçimleriyle hatta kendi üslubunu bile ti’ye alan, tırmandıran, alçaltan, sıçrama yapan… Eski ve yeni sözcükleri ayırt etmeden kullanım…

Alçaktan alıp yükseğe doğru götüren, inceleşen-kabalaşan üslup yapısı…

Arada anlatım biçimi değişen ve tek anlatım tipinde sabitlenmeyen…

Bazen gerçeğin çevresinde dönen, bazen merkezinden vuran bir anlatım…

Ekonomik, sosyal, siyasal, medyatik alanları egemenliğinde bulunduran belirli odakların küreselleşme anlayışının kültür ve sanat üzerindeki etkisine karşı, küreselleşmeyi Dünya birey ve toplumlarını merkezine alarak dönüşüme uğratma, dikta küreselleşme karşıtı özgür küreselleşme yanlısı bir çığlık…

Çağın hızlı devinim ve ilerlemesine uygun bir roman anlayışı…

Gereksiz tasvirlerden sıkılan günümüz insanına verilmesi gerekeni, karma fakat en seri şekilde sunum…



Zeki KARAASLAN : Bahattin bey Ezen ve ezilen tarafları günümüz roman anlayışı ile aktarmaya çalıştığınızı gördüm. Yöresel cümleler ve devrik cümleleriniz belki de okuyucuya biraz yabancı gelebilir. Bir konudan diğer bir konuya geçiş tarzınız olağan dışı olmuştur. Sizin ilk romanınız Dansöz Kıvırmalarında cümle, takip, irtibat, tasvir, panaroma eksikliklerini Istakoz Büyüsü’nde en aza indirmişsiniz… Bir Roman yazarı olarak topluma bugünkü yaşam tarzı ile bir alabora mı yaşatmak istiyorsunuz?...



B.Y. : Dansöz Kıvırmaları sevabıyla günahıyla onayladığım bir roman. Benim için ilk adımdı… Istakoz Büyüsünde ise hataları gidermek için daha yoğun bir çaba ortaya koymaya gayret ettim. Bunda düzeltmenlerimin uğraşlarını ise gözardı etmek haksızlık olacaktır. Her iki romanımda salvomdur diyorum. Istakoz Büyüsü romanımla AN BELGESEL bir roman akımı yaratmak istedim.



Z.K. : Özellikle sizi olumlu etkileyen romancılar?...



B.Y. : Bilim-Kurgu romancılarından Isaac Asimow, gerilim üstadı Stephen King, Kafka, J.Steinbeck…



İ.K. : Suyundan mı toprağından mıdır bilinmez, sevinçle görüyorum; Adana toprakları bu kez bir Mardinliyi yazar yapıyor. Adana son zamanlarda şair ve şiir yönünden tabiri caizse enflasyona uğramış bir kent. Eline kalem alan şiir yazdığını sanıyor. Oysa bilinir ki, en zor edebiyat dallarından biri şiirdir. Bu bağlamda Çukurova'da Yaşar Kemal'den sonra bir romancının yetişiyor olması inanın yüreğimi gıdıklıyor.

Istakoz Büyüsünde iç içe geçmiş siyasal, toplumsal, ulusal ve uluslararası ilişkilere de değinerek ABD'de yakılan bir mumun Afrika'daki fenerlerin nasıl sönmesine yol açabildiğini gözler önüne sermiş, yakın tarihte meydana gelen ve süregelen ABD-Irak savaşını romanına alışılmışın dışında ve ustaca konu ederek bu alanda bir ilke imza atarak bizleri An Belgesel romanla tanıştırmıştır.

Roman elbetteki birçok boyutuyla irdelenebilir. Bana sorarsanız lirik, sürükleyici ve modern bir dili var yazarın.

Ama Bahattin Yıldız'ın romanına baktığımızda tüm anlayışların üzerinde günümüz romanına farklı bir yaklaşım ve bakış açısı getirdiğini görüyoruz. Olaya edebi boyutuyla yaklaşmak bizlerin uhdesine düşmesi gereken bir olgu…



M.A. : İlhan çok süsledin. Şiir gibi konuştun, ama bu kadarını hak etmiyor bence…



İ.K. : Bana şiirler ile ilgili sorular sorsanız teknik ayrıntılarıyla dibine kadar inebilirdim. Roman alanım dışında bir edebiyat türü. Ancak uzak da değilim. Çıkan bütün romanları elimin yettiğince takip etmeye çalışıyorum. Okuduğum çoğu romanları bir çırpıda bitirememiştim; Istakoz Büyüsü hariç… Örneğin; Orhan Pamuk'un romanlarından beş sayfa bitirmeden beynim zonklamaya başlamıştı. Ama her şeye rağmen okuyup bitirmiştim… Edindiğim birikim neticesinde bu yargıdayım.



B.Y. : Adana'dan çıkan ülkemizin büyük şairlerinden İlhan Kemal'in ürünüm hakkındaki eleştirilerine teşekkür ediyorum. Bazı romanların ve romancıların cemaat, dernek, siyasi parti gibi örgütlerle, bazı yayınevleri tarafından hak etmedikleri halde bir takım amaçlarla yüceltildiği, küremizde ve özelde ülkemizde yadsınamaz bir gerçeklik. Bireylerin ve toplumun benimsemediği, içselleştirmediği romancıların yıldız olduğu günümüzde küreselleşmenin sanat ve kültürdeki küresel etkisini görmekteyiz. Bu aşamada Istakoz Büyüsü’nü ve Dansöz Kıvırmaları’nı kendimden soyutlayarak birçok boşluktan bir veya birkaçını doldurduğunu söylüyorum.



M.A. : Istakoz Büyüsü'ne An Belgesel roman demiştiniz… Yaşanan anın belgelenmesi mi?... Şimdiyi, şu an'ı belgelemek tarihsel sürece mim koymak mı? Yoksa çok bilmişlik mi? Sürecin seni haksız çıkarabileceği olasılığı hiç aklına gelmiyor mu?



B.Y. : İletişim araçlarıyla birçok olay ve olgudan herkes gibi ben de haberdar olmaktayım. Fakat onların verdikleri ve alınması istedikleri şekliyle değil, akıl süzgecinden geçirerek çıkarımlarda bulunuyorum. Tarih, yazıldığı şekliyle bilinmektedir. Gelecek ise daha gelmemiştir. ı dahi çoğunlukla yanlış veren, alan kişilikler karşısında gerekli analizler yapılıp, gelecek kuşakların ortaya çıkaracağı yanlışları şimdiden tespit etmek hoş bir uğraş… a kuşbakışı bir bakış… Süreç, birçok yönüyle maalesef Dansöz Kıvırmaları’nı ve Istakoz Büyüsünü hala onaylamaktadır.



M.A. : İyi de nedir bu sokak aralarından internete, bilinçaltından kirli çıkar ilişkilerine, sıra dışı siyaset, medya, yargı ve para ortaklığına uzanan çizgi?...



B.Y. : Olumsuz anlamda var olan-edilen olaylara, kişilere, kişiliklere ve onların vermek istediklerine itiraz, isyan diyelim… Diğer bir deyişle olumsuz anlamdaki küresel ve küresel vesayetli yerel psikolojik yönlendirme çabalarına (Toplum Mühendisliğine) dilimin döndüğünce reaksiyon, panzehir işlevi sunma, yani büyüyü bozma uğraşı… Küresel kader tayin edicilerinin az-biraz deşifresi…

Büyük gücün bu kez Yeni Dünya Düzeni ideolojisi altında tüm alanları alan sahiplerini ele geçirme hatta düşünsel anlamda ele geçiremediği durumlarda parayla ve çıkarla etki altına alma uğraşına kısaca, 'Istakoz Büyüsü' kavramıyla imgelediğim para büyüsüne karşı bir tepki…



İ.K. : Sözünü kesiyorum. Romanında geçen ve Körebe Medyası olarak adlandırdığın bir medya sektörünü kanımca yerden yere vurmuşsun. Bazı çelişkiler olduğunu düşünüyorum. Devlet medyasını mı, Özel medyayı mı eleştiriyorsun belli değil... Ya da flüğ bir betimleme var.



B.Y. : Istakoz Büyüsü’nde devlet veya özel medya ayrımı yok… Küresel diktatörlüğün yararına bilinçli ya da bilinçsiz hizmet eden karartılmış, beyazlatılmış, grileştirilmiş haberciliği ve yorumculuğu Körebe Medyası kurumunda somutlaştırma var… Salt bir Medya grubunda somutlandırılamayacak kadar genel irdelemeler… Küresel diktatörlüğün hizmetinde ve sıcak savaş askerlerinden daha tehlikeli olan bir kısım kalem tutan ellere; romandaki kavramlarla 'Psikolojik Savaş Lejyonerlerine', 'Psiko-Büyüsel Savaş Lejyon Erlerine' işaret etmek… Romanın hedefini bulduğuna inanıyor ve Körebe Medyasına EBE diyorum…



M.A. : Teknoloji ve düşler ne diyor?...

B.Y. : Teknoloji ve özelde internet; düşlerin gerçek hayata yansımasıdır… Düşler gerçekleşiyor…



M.A. : Freud'un rüyalarla ilgili dört adet kitabını okudun mu?...



B.Y. : Freud'un sözünü ettiğin kitaplarını okumadım. Ama Freud'un rüyalarla ilgili teori ve yorumları hakkında az çok bilgi sahibiyim… Düşleri en iyi şairler bilir. Zeki Abi, son çıkan şiir kitabın Sev-dalı Su'da ki şiirleri yazarken neleri düşlediniz?...

Z.K. : Sev-dalı Su… Bahattin'ciğim kitabın içeriği adında gizli… Zaten her şey bir sevdayla başlar… Tıpkı, şiirin başladığı gibi. Her insanın kendine göre bir sevdası vardır. Ben şiirin sevdalısıyım. Roman, somut hayatın gerçek yanını, şiirse imgesel ve soyut yanını ele verir. İlhan Kemal'ın deyimiyle; 'düşler sokağına girmektir.' Roman, düz yazıyla ifade etme şeklidir. Şiirse; içsel duyguların gizem, imge, kırılmalarla dışa vurumudur. Yani şiir; hem kırılma hem de var sayılmadır. Şiir, şairin bile bazen erişemediği ancak usunda aniden esen bir sam yelidir. Sözcüklerin ahenk içinde bir ıstakoz sürüsü gibi sıralanmasıdır. Sizin bir ülkenin egemenliğinin ayaklar altına alınmasına karşı tavır sergilediğinizi kitabınızda açıkça gördüm. En çok 'Büyü' kelimesine taktım. Büyü geri kalmış toplumların inancıdır. Şunu söylemek abes olsa da, "en büyük mutluluk cehalettir" mi acaba?...



M.A. : Abi Istakoz Büyüsün’den, cahil mutluluğuna, umarım biraz sonra fal konuşmayız.



Z.K. : İşgal gerçekleşince, mazlum yumruk olur haykırır… Istakoz Büyüsü ilk okunduğunda bazı yönlerden eksi gibi görünse de toplumun yarasına neşter atmıştır. Istakoz Büyüsü’nde de ayrıntıları verilen Irak halkının çektiği acıyı Demokrasi diye dünyaya yutturmak en büyük cehalettir. Günümüzde işkence örtülü yapılırken bugün Irak'ta tüm dünya insanlarının gözü önünde ve çıkarlar için yapılmaktadır. Istakoz Büyüsü’nü okuduğumuzda yarı yarıya olsa da olayları yaşıyorum. Bu bir yer altı ve üstü zenginliklerin pılışkasıdır.

İyi yazmak iyiyi hedeflemekten yola çıkmaktır. Bahattin bey isim yapmak için mi, yoksa Roman alanında varolduğunu düşündüğünüz bir boşluğu doldurmak üzere mi başladı yazma tutkunuz?



İ.K. : Zeki Abi, oldukça ilginç tespitlerde bulundunuz. Ancak soyutluk ve somutluk kavramlarına kafam takıldı. Bu kavramlar şiir, öykü, roman gibi yazın türlerini ilgilendiren konular… Şiirde olduğu gibi bir romanda, öyküde de soyutlamaya gidilebilir. Sanırım siz romanda ve öyküde yalın bir aktarım olması gerektiği görüşünü dile getirdiniz.



Z.K. : Haklısın aynen öyle…



B.Y. : Zeki abinin roman ve şiirle ilgili somut-soyut ayrımına karşılık İlhan Kemal'in verdiği yanıta aynen katılıyorum… Bu arada bazı düşünceleri irdelemek istiyorum. Günümüzün sorunlarına karşı ülke ve ulus kavramlarıyla çözüm üretmenin yetersiz olduğu kanısındayım. Küresel diktalığa karşı dünyamızdaki tüm toplum ve bireylerinin karşı duruşu gerçekleşmelidir. Amerikanca Demokrasiye karşı durmak, demokrasiye yüz çevirmek, dikta rejimini övmek anlamına gelmemelidir.

Zeki abinin Büyü ile ilgili açıklamasına karşılık vermek istiyorum: Büyü var diyorum. Büyüden kastımın muska, üfürükçülük anlamında olmadığına ilişkin çekincemi koyarak. Evet Büyü var diyorum ve güya medeni ülke olarak gösterilen örneğin ABD'nin bunu yoğun bir şekilde uyguladığını iddia ediyorum. Büyünün gerçek anlamının bireyin ve toplumun bilincini etkileyerek, iradesini elinden almak, özüne aykırı hareket etmesini sağlamak olduğundan hareket edersek galiba pek yanlış bir iddia olmayacaktır. Bir diğer anlatıyla, büyünün etkisi altına girmek, kişinin kendisiyle yabancılaşmasıdır…



M.A. : Abi şu banyoya ne zaman geleceğiz. Hani ense şampuanlamaya diyorum…



İ.K. : Banyo dedin de…



Z.K. : Yahu Mehmet niye can atıyorsun…



B.Y. : Abi banyo olayına sen niye girmiyorsun?...



İ.K. : Romanda bahsi geçen ilk banyo sahnesiyle son banyo sahnesi günümüz dünyasının insanlara empoze ettiği üretmeden tüketim kültürüne…



Z.K. : Üretmeden tüketmek…



İ.K. : Güçlü bir salvo… Ben böyle algıladım. Bahattin erotik bir şölen halinde dünya hallerini güzel eleştirmiş…



M.A. : Tüketim araçlarının fetiş haline getirilmesi mi?



B.Y. : Orada bir fetişizm var. Doğrudur. İlk banyo sahnesinde profesyonellikte var… İlk bölümde geçen banyo sahnesiyle son bölümde geçen banyo sahnesi arasında ironik bir bağlantı var. İlk banyo sahnesinde istemiyor görünerek çıkar karşılığı cinsel ilişkiye girme olgusu varken, son bölümde karı koca arasında gerçekleşen ve kadının istemediği halde ilişkiye girmesi söz konusu… Koca: İstediğini empoze eden…Kadın: Buyruklara baş eğen... Büyük balık, küçük balık mes’eli… Bir betim, imge! Son bölümdeki şampuan markaları özellik arz ediyor… Bunlar; Tecavüzün niteliğini anımsatan markalardır.



M.A. : Bir kitabın “Büyü”lü dünyasında yaptığımız yolculuktan, damağımızda yağmurlaşan edebiyatın buruk tadıyla, gecenin dinginliğinde kaldırımları şarkılayarak, yarın yine ekmeğin peşine düşmek üzere sessizce dağılıyoruz… Sahi, neresiydi evimizin adresi, hayat mı?...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 501
favori
like
share