İstanbul, ilk zamanlarda Antakya Patrikliği'nin Heraclia (Ereğli) metropolitliğine bağlı bir episkoposluk idi. İstanbul Patrikliği, IV. asırda imparator Constantinus tarafından kuruldu.

Ancak Roma, İskenderiye, Antakya, Kudüs ve Tûrisinâ gibi havârî kilisesi değil, idarî bir makamdı. Yani dinî işlerin yürütülmesinde devletin muhatap ve mes'ul gördüğü yegâne merciydi. "Tek kilise, tek devlet" prensibine uygun olarak imparator, 381 tarihli İstanbul konsilinde, İstanbul Patriği'nin diğer patriklerle eşit statüde bulunduğunu; hatta eşitler arasında birinci (primus inter pares) olduğunu ruhânîlere kabul ettirdi. V. asırda Iustinianus, kilisenin dogmatik işlerinin Kilise Pentarşisi denilen bu beş patriğin bir araya gelerek çözüleceğini deklare ettirdi. 1054'te Roma ve İstanbul kiliselerinin Katolik ve Ortodoks diye ayrılması ile, Bizans sınırları içindeki İskenderiye, Antakya ve Kudüs patriklikleri idarî açıdan İstanbul'a bağlı sayıldı. Bunlar ruhânî işler bakımdan istiklâllerini korudu; ama Ortodoksların hükümetle münasebetlerinde yalnızca İstanbul Patriği muhatap alındı. Fener Patrikhanesi'nin ekümeniklik, yani dünya Ortodoksları üzerindeki en yüksek ruhânî merci olma keyfiyeti işte bu tarihî hâdiselere dayanır.

İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı hükümeti, kendi menfaati açısından faydalı gördüğü bu hâli muhafaza etti. Türkler İstanbul'u fethettiklerinde, halk Katoliklerle birleşmek hususunda ikiye ayrılmıştı. Patrik II. Athanasios, buna karşı çıktığı için azledildiğinden makamı boştu. Fatih Sultan Mehmed, Genadios adında münzevi bir papazı hayat boyu Ekümenik Patrik (bütün Ortodoksların patrikliği) tayin edip kendisine vezir rütbesiyle protokolde yer verdi. Vazife tevdii esnâsında, Bizans'tan kalma an'anevî merâsimler tatbik olundu. Padişah, patriği ayakta karşılayıp uğurladı, kendisine âsâ ve has ahırdan at hediye edildi. Bu sebeple Sultan Fatih, ekseri tarihçilerce Patrikhane'nin ikinci kurucusu ve Doğu Roma İmparatoru olarak görülür. Çünkü imparator, patriği tayine salâhiyetli tek makamdır. Aslında bu, Genadios ile Ortodokslar adına yapılmış sıradan bir zimmet anlaşmasıydı.

Osmanlı hâkimiyetinden sonra Balkanlardaki bütün Ortodoks kiliseleri, ayrıca İskenderiye, Kudüs ve Antakya patrikleri de, idarî bakımdan milletbaşı denilen İstanbul Rum Ortodoks Patriği'ne bağlandı. Böylece Rusya dışındaki bütün Ortodokslar yeniden İstanbul Patriği'nin nüfuzu altına girmiş oldu. Önceleri Fatih-Draman semtinde bulunan patriklik, 1587'de Fener'e taşındı. O zamandan beri Fener Patrikhanesi diye anıldı. Osmanlılar zamanında patrik ve diğer ruhanîlerin tayin ve azlinde, Bizans'taki usul sürdürüldü. Şu kadar ki, imparatorun yerini artık padişah almıştı. Gayrimüslim Osmanlı vatandaşları, Rum, Ermenî ve Yahûdî milleti olarak, kendi ruhânî reislerinin hâkimiyeti altında teşkilâtlandırılmıştı. Rum milleti, Yunanlılar, Bulgarlar, Sırplar, Romenler, Ukraynalılar ve Ruslar ile Ortodoks *Arap ve Arnavutları ifade etmekteydi.

Patrikhane, Vatikan olur mu?

Devlet ile o millet arasındaki resmî temsilci olan patrik, gayrimüslimlerin nikâh, vaftiz, cenâze gibi dinî işlerinin görülmesinde Bâbıâli'ye karşı birinci mes'uldü. Devlet, patriği muhatap alır; yazışmaları onunla yapar; çeşitli hususların halka tebliğini onun vesilesiyle yerine getirirdi. Ruhânîler, halktan kilise vergilerini toplar; yaptıkları nikâh, vaftiz gibi işler karşılığında da para alırlardı. Bu sistem, ülke içindeki bir muhtariyetten ziyade, vatandaşlar üzerinde kontrolünü ve vergilerin tek elden toplanmasını temin eder. Böylece gayrimüslim teb'anın dinî ihtiyaçlarının karşılanması hususundaki amme hizmeti yerine getirilmiş olur. Patriklik, zimmîlerin dinî ihtiyaçlarının karşılanması ve bunlardan alınan vergilerin toplanması için verilen bir nevi ihâle sayılır. Rumlar, Yunan isyanı sebebiyle zimmîler arasındaki birinci sınıf mevkilerini kaybetti. 1861'de çıkarılan Rum Patrikliği Nizamnâmesi ile patriklerin nüfuzu daraltılarak, cemaat daha demokratik bir yapıya kavuştu. Patrikhâne'de, dinî işleri yürüten ve râhiplerden kurulu Sen Sinod yanında, cemaatin idarî ve malî işlerine bakmak üzere râhiplerle kilise dışından seçilmiş halkın teşkil ettiği muhtelit meclis kuruldu. Mektepler, kütüphâneler, hastaneler hep bunun kontrolündeydi. İkisi, arada bir toplanıp, patriği seçerdi.

XIX. asırda Yunan, Bulgar ve Romen kiliseleri peş peşe Fener'den ayrıldı. Rum cemaatinin statüsü Yunanistan'ın Anadolu'yu istilasıyla hayli sarsıldı. Patrikhane'ye karşı yeniden antipati doğdu. Keskin metropoliti Eftim (Erenerol), Fener'in otoritesini reddederek, 1921'de hükümetin de desteğiyle kurulan -bugünlerde sık sık basında ismi geçen- ve şu anda çok az sayıdaki cemaatiyle İstanbul'da varlığını sürdüren Türk Ortodoks Kilisesi patrikliğine getirildi. 1923 tarihli Lozan Muahedesi'yle kilise mahkemeleri kaldırıldıysa da, hukukî imtiyazların devam edeceği kararlaştırıldı. Hükümet kendisinden beklenenden de ileri geçerek Batı hukukunu toptan iktibas edince, cemaat temsilcileri, Avrupa'nın baskısı ile, öteden beri mevcut olup, Lozan'la da teyit edilen hukukî imtiyazlarından, ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle vazgeçtiklerini bildirdiler.

Lozan gereğince, Anadolu'daki Ortodokslarla, Yunanistan'daki Müslümanlar mübâdele edildi. İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslümanları istisna edildi. Böylece Anadolu'da hiç Ortodoks kalmadı. 1942 Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955 ve 1964 Kıbrıs hâdiselerinin ardından İstanbul Rumlarından yüz binlercesi ülkeyi terk etti veya sınır dışı edildi. Asırlardır Türk vatandaşı oldukları halde, Türkiye'deki Rumlar hep Yunanistan'a karşı bir koz olarak kullanıldı. Heybeliada Ruhban Okulu da 1971 yılında maarif müesseselerinin devletleştirilmesi sırasında kapandı. Böylece Ortodoks cemaati, giderek İstanbul ve adalarda yaşayan birkaç bin Rum'a inhisar etmeye başladı.
Patrikhâne'ye, Vatikan gibi bir devlet kurması için toprak tahsis edilse bile, mümkün olamaz. Buna öncelikle Ortodoks inancı mânidir. Burada, Katoliklikte olduğu gibi patriğin dünyevî hâkimiyeti söz konusu değildir. Patrikhane, tarihte bazı stratejik hatalar yapmış olabilir. Ama hiçbir zaman "Devlet içinde devlet" olmamıştır ve olamaz. Patrik, İstanbul'a hâkim olan dünyevî otoriteye tâbidir. O halde ekümenik, dünyevî hâkimiyeti değil; bütün Ortodokslar üzerindeki ruhânî hâkimiyeti sembolize eder. Roma ve Osmanlı İmparatorluğu devrinde ekümenik olan İstanbul Patriği, kim ne derse desin, ekümenik sıfatını kullanmaya devam edecektir. Çünkü bu, o makamın tarihten gelen bir vasfıdır. Fener Patrikhanesi'nin resmî adı, Rum Ortodoks Ekümenik Patrikliği'dir. Nasıl Papa, Güney Amerika'nın ücra bir köyündeki Katolikler üzerinde nüfuz sahibiyse, Patrik de Ortodokslar için bu iddiadadır. Osmanlılar, Balkan hâkimiyetlerinde bundan gayet iyi faydalanmıştır. Bugün Fener Patrikhanesi'nin ruhânî nüfuzu çok azalmıştır. Türkiye'den başka, yalnızca Finlandiya ve Kuzey Amerika Ortodokslarını şâmildir. 1990'lı yıllarda Arnavut ve Sırp kiliseleri sembolik de olsa tekrar Fener'e bağlandıklarını ilan etti. Bunlar, Fener Patrikhânesi'nin giderek tekrar itibar kazanmaya başladığını göstermektedir. Bilindiği gibi Fener Patrikliği'ne en uzak duran Moskova Patrikliği'dir

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 922
favori
like
share