Dünyayi Korkutan Bulasici : SARBON Yazili ve görsel basinda yer alan haberlere göre, ABD’de 25 yil sonra ilk kez, biri ölümle sonuçlanmak üzere, iki insanda sarbon hastaligi saptanmistir. Bu dünyanin içinde bulundugu kosullar nedeniyle “biyoterörizm” ve “biyolojik savas”i akla getirdigi için çok önemlidir.

Sarbon, binlerce yildan beri bilinen bir zoonozdur(zoonoz:Omurgali hayvanlardan insanlara bulasan hastalik) ve eski zamanlardan beri hayvanlar arasinda büyük salginlar yapmis, sayisiz hayvan ölümüne yol açmis olup bu arada, hastaligin bulastigi çok sayida insan da ölmüstür. Sarbon hastaliginin olusmasina neden olan bacilius anthracis adli bakteri, insan ve hayvan vücudu disinda spor adi verilen özel bir yapiyi olusturabildigi için sicaklik, kuruluk gibi dis ortam kosullarina ve dezenfektanlara, spor olusturamayan bakterilerden çok daha dirençlidir;bu direnç sayesinde bu mikrop, hayvan diskisi ile saçildigi otlaklarda çok uzun süre, yillarca, canli kalabilmektedir.

Böyle otlaklarda beslenen otçul hayvanlar hastalanir ve ölür. Hayvanlarda sarbona bagisiklik saglayan asiyi ilk kez Pasteur hazirlamistir; asi ile elde edilen basarili sonuçlar ve çevre kosullarinin gelismesiyle, hayvanlarda sarbon bir çok ülkede azalmis ve buna bagli olarak insan sarbonu belirli Avrupa ülkelerinde,ABD ve Kanada’da görülmez olmustur.

Sarbon,en sik, çevrede bulunan sporlari ile insana deri yoluyla bulasir ve “deri sarbonu” denilen hastalik tablosunu olusturur. Bakterinin girdigi yerde sonradan siyah bir kabuk olusmakta olup “Sarbon” ismi de buradan gelmektedir; hastaligin halk arasindaki adi da “Kara Kabarcik”tir.

Bakteri sporlarinin solunum yoluyla alinmasiyla “akciger sarbonu”, bakterinin iyi pismemis besinlerle sindirim yoluyla vücuda girmesiyle de “bagirsak sarbonu” olusur. Ender olarak sarbon menenjitine de rastlanir. Bu klinik sekillerinin seyri sirasinda veya bazen de dogrudan dogruya ortaya çikabilen “sarbon septisemisi”, bakterinin kana karismasi ve tüm vücuda yayilmasiyla ortaya çikan, tedaviye karsin ölümcül olabilen en agir tablodur.

Bazi Akdeniz ülkelerinde oldugu gibi yurdumuzda da sigirlar ve koyunlarda sarbon hastaliginin varligi bilinmektedir ve zaman zaman insanda sarbon vakalari da görülmektedir.
Burada Erciyes Üniversitesi Tip Fakültesi Ögretim Üyesi Prof.Dr.Mehmet Doganay’in sarbon bakterisi ile yaptigi deneysel çalismalara, uluslararasi yayinlara isaret etmek isterim.

Sarbonun kuvvetli öldürücü etkisi derinligine arastirilmistir. Bacillus anthracis’in ürettigi çok etkili bir toksin nedeniyle birçok vakada tedaviye karsin, özellikle antibiyotik tedavisinde geç baslanan vakalarda, ölüm kaçinilmaz olmaktadir.
Sarbon bakterisinin canlida olusturdugu “kapsül” adi verilen yapisi da bakteriyi vücudun savunma güçlerine karsi korumaktadir. Sarbon mikrobuna penisilin dahil bir çok antibiyotik etkilidir.

Ancak, yukarida degindigimiz gibi, antibiyotikler bakterinin yaptigi toksine etki gösteremezler.
Tedavide basari saglayabilmek için hekime erken basvuru, klinik kusku, erken tani ve erken tedavi çok yasamsal önem tasir. Belirli antibiyotikler, sarbona yakalanma riski bulunanlari korumak için zamaninda uygulanmalidir.

Sarbonun biyoterörizm araci olarak kullanilmasi, sarbon etkeni olan bacillus anthracis’in biyolojik savas amaciyla üretilip saklanmasi söz konusudur; bu islem kolay ve ucuz oldugu için zengin, fakir bir çok ülkenin bu konuda hazirlik yapmis olduklarinin bilinmesi hiç de sasirtici degildir.

Sarbon mikrobu, biyolojik silahlar arasinda en ön siralarda yer almaktadir. Sarbonun biyolojik savasta ne denli etkili ve önemli olabileceginin kaniti olarak Rusya da gösterilebilir: “Bir ariza sonucunda, buradaki bir kurulustan sarbon bakterisi sporlarinin havaya dagilmasi ve rüzgarla yayilmasi sonucunda binden fazla insan ölmüstür.”

Sarbondan korunmak için alinacak önlemler arasinda, risk grubundaki insanlara önceden sarbon asisi uygulanmasi, insanlara, mikropla temas ettiklerinde, koruyucu olarak agizdan belirli antibiyotiklerin verilmesi olarak sayilabilir.

YARARLI BAKTERILER
Bakteri ismini duydugunuzda akliniza nasil bir canli türü geliyor? Elbette birçogumuzun aklina bu isim duyuldugunda mikroplar, hastaliklar ve uzak durulmasi gerekilen küçük yaratiklar gelmektedir.
Ancak bunun yaninda yine birçogumuz hergün mutfagimizi, banyomuzu sterilize etmek için ugrasirken yok ettigimiz milyonlarca bakteri türünün hayatimizdaki olmazsa olmaz dedirtecek faydali özelliklerinden de bihaberiz.

Aslinda iste bu monera aleminin küçük canlilari olan bakteriler olmasaydi, ne dünya simdiki oldugu gibi olabilirdi ne de insanlar simdi göründükleri gibi olurdu. Dünyamizin bu mikroskopik canlilari sadece insandaki bazi zararli canlilari öldürmekle kalmaz, dünyamizin üzerine kuruldugu kimyasal döngülerde de önemli yerler edinirler.

Bakterilerin en önemli faydasi olarak dünyamizda biriken artik maddelerin ana biyolojik monomerlerine ayristirilmasi olarak gösterebiliriz. Eger çürükçül bakteriler olmasaydi ölü insan bedenleri ve canliligini yitirmis bitki parçaciklari öldükleri bedende kalacaklardi ve bunlarin ana organik maddelere dönüsümü olmayacakti. Böylece karbon döngüsünün önemli bir parçasi yerine getirilmemis olacakti. Bu çürükçül bakteriler yaptiklari bu parçalama islemiyle ayni zamanda topraklari da beslerler ve verimli hale getirirler.

Bazi bakterilerin çürütücü göreviyle dogaya katkilarda bulunmasinin yaninda kimi bakterilerde asi veya antibiyotik olarak tip sektöründe insanlara daha saglikli bir hayat sunmak için kullanilirlar. Bilindigi üzere öldürülmüs veya zayiflatismis bakteriler insan vücuduna enjekte edildiginde, vücut bu bakterilere karsi antikor üretmeye baslar ve bu zayiflatilmis veya ölü olan bakterilere karsi bir üstünlük saglar.

Bu olaya tip alaninda bagisiklik denmektedir. Vücut güçsüz bakterilere karsi benzetme yerindeyse bir antreman yapmis olur ve güçlü, saglam bakterilerle karsilastiginda nasil davranmasi gerektigini ögrenmis olur. Bildiginiz gibi günümüzde de tetanoz olsun verem olsun bir çok hastaligi önlemek için çok çesitli bakteriler kullanilir ve bir önlem olarak sayilirlar.

Yine benzer sekilde bazi bakteriler de yine tip sektöründe antibiyotik yapiminda kullanilirlar. Streptomycin adi verilen bir bakteri türü Bacitracin,Polymyxin, ve Erythromycin adi verilen antibiyotikler üretmektedir ve bu antibiyotikler hastalik önleyici olarak çok zaman insanlar tarafindan kullanilmaktadir.

Bakteriler kimi zamanda besin yapiminda sikça kullanilmaktadir. Birçok bakteri türü fermantasyon adi verilen süreç sonucunda kimyasal degisikliklere sebep olmaktadir.

Örnegin peynir ve yogurt bu tür kimyasal degisikliklerin sonucu ortaya çikmis yararli besinlerdendir.
Ayrica yine Clostridium bacterium adi verilen bir bakteri türünün fermantasyonu süreci sonunda ortaya çikan bütül alkol ve asetone kimya sektöründe çok kullanilan degerli kimyasal maddelerdendir. Yine benzer sekilde insan kaninin plazmasinda bulunan Dextran adli yararli bir madde de yine Leuoconostoc adli bir bakteri tarafindan yapilmaktadir. Saymakla tükenmeyecek faydalari olan bakterilerin son bir yararindan da bahsetmek gerekirse, bazi bakteri türleri bazi hayvanlarin bagirsaklarinda özellikle selülöz sindiriminde kullanilmaktadir ve bu selülözün karbonhidratlarin temel tasi olan glikoza indirgenmesini saglar ve böylece hücreler için gerekli olan enerji de bulunmus olur.

Aslinda hep kafamizda zararli yaratiklar olarak yer edinmis olan bakterilerin faydalari sayilacak gibi degildir ama bu kadari bile insanlari sasirtmaya yetmektedir. Bizim zararli olarak nitelendirdigimiz bu monera aleminin nerdeyse 1 mikrondan küçük bu savasçilari, bizim onlari zararli ve yok edilmesi gerekilen küçük yaratiklar olarak nitelendirmelerimize aldiris etmeden hep bizim yararimiza çalismaktadirlar ve ileride de bizim emrimizde çalisacaklardir; her ne kadar biz onlarin faydalarin farkinda olmasak da…

ÇÖZÜLEMEZ BIR SIR: “BEYIN” VE NÖROBIYOLOJI

Beynin zihni yaratma isini nasil becerdigini kesin olarak bildigimizi söylemeyi çok isterdim ama söyleyemiyorum; ve korkarim hiç kimse söyleyemez.Beyin/zihin konularinda kesin yanitlari bulamamamizin bir umutsuzluk nedeni olmadigini, ayrica, yanitlama çabasi içindeki bilim dallarinin basarisizliginin belirtisi olarak da görülmemesi gerektigini hemen eklemek isterim.

Tam tersine, yeni bulgularin birikimi her zamankinden daha hizli oldugu için, bu alanlarda çalisanlarin morali yüksektir. Kesin ve kapsamli açiklamalarin yoklugu, bir açmazda oldugumuz anlamina gelmez.

Bir tarih belirlemek çilginlik olabilir, hemen ulasabilecegimizi de söyleyemeyiz ama, tatmin edici açiklamalar yapabilecegimize inanmak için nedenlerimiz var. Endise edilecek bir sey varsa, bu, ilerleme olmamasi degil, sinirbilimin yiginla getirdigi yeni verilerin, zihin açiklagiyla düsünme yetenegini bogma tehlikesidir.

NEDEN ÇÖZEMIYORUZ?
Eger yeni veriler bu kadar bolsa, o halde neden kesin yanitlar yok diye sorabilirsiniz. Nasil görebildigimizi, daha da önemlisi o görme isini yapan bir özün nasil oldugunu neden kesin ve kapsamli bir sekilde açiklayamiyoruz?

Bu gecikmenin baslica nedeni-hatta tek nedeni de olabilir- yanitlamamiz gereken sorunlarin asiri karmasik olmasidir. Anlamak istedigimiz seyin büyük oranda sinir hücrelerinin isleyisine dayandigi açiktir.

Bu sinir hücrelerinin yapilari ve isleyisleri hakkinda, onlari olusturan ve en iyi yaptiklari isi, yani teslemeyi ya da uyari modellerini harekete geçirmeyi onlara yaptiran moleküllere kadar, pek çok seyi biliyoruz.

Hatta, bu sinir hücrelerinin belli bir modelde olmasini ve çalismasini saglayan genler hakkinda da bir seyler biliyoruz.

Ancak, insan zihninin, bu mikroskopik ölçekli yerel devrelerden bir kaç santimetreye varan makroskopik sistemlere kadar karmasik topluluklar olusturan sinir hücrelerinin toplam atesleme etkinligine bagli oldugu bellidir. Bir insan beyninde birkaç milyar sinir hücresi vardir ve bunlarin arasinda olusturulan sinaps sayisi en azinan 10 trilyondur.

Ayrica sinir hücresi devrelerini olusturan akson kablolarin uzunlugu yüz binlerce mili bulur. Atesleme süresi asiri derecede kisadir, bir kaç on milisaniye sürer; yani zihnimizin yasaminin bir saniyelik süresi içinde, beynimiz farkli bölgelere yayilmis çok çesitli devreler yoluyla milyonlarca atesleme modeli üretmektedir.

Bu durumda, ne kadar tipik olursa olsun, tek bir sinir hücresinin tüm gizemini çözmekle, ya da tipik bir sinir hücresi devresindeki yerel etkinligin bütün girift modellerini açikliga kavusturmakla, zihnin sinirsel temelinin sirlarini kesfetmenin mümkün olmadigi açik olsa gerektir.

Bir ilk tahmin yapmak gerekirse, zihnin temel sirlari, bir çok sinir devresinin, canli organizmanin beyni içinde yerel ve global olarak, anbean ürettigi atesleme modellerinin etkilesiminde yatmaktadir.

BEYIN-ZIHIN BILMECESI
Beyin/zihin bilmecesinin tek bir basit yaniti yoktur; sinir sisteminin, yapisinin birçok düzeyindeki sayisiz parçasina bagli olan bir çok yanit vardir. Bu düzeylerin anlasilmasi, çesitli yaklasim teknikleri gerektirir ve farkli hizlarda ilerler.
Bazi çalismalar hayvan deneylerine dayali olup, görece hizli gelisebilir. Ancak diger çalismalar yalnizca insanlarla yürütülebilir, bu durumun gerektirdigi etik çekinceler ve sinirlamalar nedeniyle zorunlu olarak daha yavas ilerleme kaydedilecektir.

Son kirk yil içerisinde moleküler biyolojide görülen göz kamastirici sonuçlarin neden sinirbilimde alinamadigini soranlar vardir. Hatta bazilari, DNA yapisinin kesfinin sinir bilimdeki karsiliginin ne oldugu ve bunun dengi olan sinirbilimsel bir olgunun saptanip saptanamadigini sormuslardir. Bu tür bire bir denk düsecek bir bulus olmasa da, sinir sisteminin çesitli düzeylerinde, bazi veriler pratik degeri açisindan DNA yapisinin bilinmesiyle esdeger tutulabilir; örnegin, bir eylem potansiyelinin nasil bir sey oldugunu anlamamiz gibi.

Ancak zihin üreten beyin düzeyindeki esdegeri, hem mikroyapisal hem de makroyapisal düzeylerde betimlemeler içeren devre ve sistem tasarimlarinin büyük ölçekli bir plani olabilir.

Eger okur su anki bilgimizin sinirlarinin yukarida anlatilan gerekçelerini yeterli bulmuyorsa iki gerekçe daha sayabilirim. Ilk olarak, daha önce de belirttigim gibi, beyin devrelerimizin yalnizca bir bölümü genlerimiz tarafindan belirlenmektedir. Insan genomu, vücudumuzun yapisini çok ince ayrintilarla belirler ve beynimizin genel tasarimi da buna dahildir. Ne varki devrelerin tümü genler tarafindan kurulduklari gibi etkin bir biçimde gelisip çalisamazlar.

Yetiskin yasaminin herhangi bir aninda, her bir beyin devresinin büyük kismi bireye özgü ve benzersizdir; organizmanin kosullarini ve geçmisini yansitir. Dogal olarak, bu durum sinirsel gizemleri çözmeyi daha da zorlastirir.

Ikincisi, her insan organizmasi, benzer varliklardan olusan topluluklar içinde faaliyet gösterir; böylesi topluluklara dahil olan ve belirli kültürel ve fiziksel çevrelerde faaliyet gösteren bireylerin davranis ve zihinleri, yalnizca yukarida sözü edilen etkinlik-güdümlü devreler tarafindan biçimlendirilemez, salt genler tarafindan ise çok daha nadiren biçimlendirilir.

Insan zihnini ve davranisini üreten beyni tatmin edici sekilde anlamak için, onun sosyal ve kültürel baglamini da ele almak gerekir. Bu da isi iyice yokusa sürmektedir.

DELI DANA HASTALIGI VE PRIONLAR
Su an günümüzde üzerinde en fazla tartisilan, üzeri hala bir bilinmezlik bulutu ile örtülü Deli Dana hastaligini duymayanimiz yoktur herhalde. Peki Deli Danaya ve daha bir çok hastaliga yol açtigi bilinen “Prion”lar hakkinda neler biliyoruz?

Eger daha önce prionlar hakkinda birsey duymadiysaniz, pek üzülmenize gerek yok, pek bir sey kaybetmis sayilmazsaniz, çünkü prionlar çok yeni kesfedilmis bir hastalik kaynagi oldugundan haklarinda çok sinirli bir bilgi bulunuyor. Iste bu yazida prionlar ve tabii ki günümüzün popüler hastaligi DeliDana hakkinda bulmak isteyeceginiz bir çok bilgiyi bulabileceksiniz.

NEDIR BU PRIONLAR
Öncelikle “prion”un ne oldugunu söylemek gerekirse prionu islevini kaybetmis bir protein parçacigi olarak tanimlayabiliriz. Bu noktada diger hastalik yapicilarindan, bakteriler ve virüslerden, çok daha farkli bir özelliktedirler.

Prionlarin yol açtigi hastaliklar yillardir bilimadamlari tarafindan hayretle incelenmektedir. Bu hastaliklar genellikle uzun kuluçka devresiyle beyin hücrelerine (nöronlara) zarar vermekte ve bu hücrelerin yapisal bozulmalarina veya yokolmalarina yolaçmaktadir.

YOLACTIGI HASTALIKLAR
“CJD” (Creutzfeldt Jacob Diseases) ve “Kuru” insanlarda görüldügü saptanan prion hastaliklarindandir. “CJD” belirli hormonlarin vücuda yanlis enjeksiyonuyla yayilirken, “Kuru” ise daha çok Yeni Gine’de insan yiyen yamyamlarda görülüp insan beyninin yenilmesiyle bulasmaktadir. Öbür yanda ise Deli Dana hastaligini da hayvanlarda görülen bir prion hastaligi olarak gösterebiliriz.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 414
favori
like
share
casper Tarih: 05.10.2008 22:55
bir aralar insanlar gelen mektupları bile açmaktan korkar olmuştu,

teşekkürler refikabi
SU-PERISI Tarih: 05.10.2008 01:40
Bilgiler için teşekkürler Refik.