İngiltere tarihi, 5. yüzyılda Britanya Adasına Anglosaksonların ayak basmasıyla başlar. Anglosaksonlar kendi adını verdikleri adaya yerleşip, 6 ve 7. yüzyıllarda birbirine rakip küçük krallıklar kurdular. Sekizinci yüzyılda Roma ve İrlanda'nın etkisiyle Hıristiyanlığı kabul eden Anglosaksonlar, Avrupa'yı da etkileyen bir medeniyet meydana getirdiler. 795'te başlayan İskandinav istilası 11. yüzyılın başına kadar birkaç defa tekrarlandı. Daha sonra Danimarkalı Büyük Knud, adayı tamamen fethetti.

Anglosakson Hanedanından Edward (1042-1066) birliği tekrar kurdu. Bunun ölümü üzerine tahta geçen Harold'u tanımayan NormandiyaDükü William, taht üzerinde hak iddia etti. Normandiya kralları ve özellikle ilk Anjou'lu hükümdarlar Fransa'da geniş ve zengin toprakları olduğundan, Fransa'daki Capet Sülalesine bağımlıydılar. Küçük İngiltere Krallığı bir süre Avrupa'da Somme Vadisinden Pirene Dağlarına kadar uzanan büyük bir mülkün bir uzantısı gibi yaşadı. Avrupa ile ilişkiler İngiltere Krallığı ile Fransa Krallığını sonu gelmez savaşlara sürükledi. Bunların başlıcası 1337-1453 seneleri arasında süren Yüzyıl Savaşlarıdır.

Üçüncü Henry, Galler ülkesinde uç beyliklerinin gelişmesini destekledi ve 1170 yılında İrlanda'da "Pale" sömürgeleri kuruldu. Birinci Edward, Galler ülkesini fethetti. Etkisini İskoçya'ya kabul ettirmeyi denedi. Daha sonra 14 ve 15. yüzyıllarda İngiltere Krallığı birtakım sosyal, dini, siyasi karışıklıklara sahne oldu. Monarşi otoritesini parlamento aracılığıyla millete kabul ettiren Yedinci Henry ve Sekizinci Henry (1458-1541) düzen ve birliği sağlamlaştırdılar.

Birinci Elizabeth'in uzun ve başarılı saltanatında İskoçya'da İngiliz etkisinde farklılık görülmeye başlandı. İngiltere Tudorlarıyla, İskoçya Stuartları arasındaki evlenmeler, iki geleneksel düşmanı birbirine yaklaştırdı. Daha sonra İskoçya Kralı Birinci James İngiltere kralı oldu. 1707 yılında iki krallığı birleştiren bir antlaşma imzalandı. Bu tarihten sonra Büyük Britanya tarihi başlar.

On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda Britanya büyük bir sanayi devleti olarak ortaya çıktı. Bunun yanında çeşitli yerlerde kurdukları sömürge devletleri ülke ekonomisinin gelişmesinde çok faydalı oluyordu. On dokuzuncu yüzyılın başlarında Avustralya, Kanada, Hindistan,Afrika'da bazı devletler, Karayib Adaları ve Hong Kong gibi dünyanın büyük bir kısmına yayılan dev bir sömürge imparatorluğu vardı. Bu sömürgelerin bir kısmı 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ayaklanmalarla yavaş yavaş bağımsızlığını ilan ettiler.

Yirminci yüzyılın başlarında çıkan Birinci Dünya Savaşına giren İngiltere, savaşın sonunda imparatorluğun en geniş sınırlarına ulaştı. 1929-1930 dünya ekonomik buhranı büyük ölçüde İngiltere'yi de etkisi altına aldı. 1922 yılında bir ayaklanmayla İrlanda, Birleşik Krallıktan ayrıldı ve 1949'da İrlanda Cumhuriyeti kuruldu. İrlanda Adasının kuzeydoğusunda kalan kısmı Birleşik Krallığa kaldı.

İkinci Dünya Savaşına katılan İngiltere galip bir devlet olarak savaştan çıktıysa da, süper devlet olma niteliğini kaybetmeye başladı. İngiltere'de İkinci Dünya Savaşından sonra günümüze kadar pek çok hükümet değişikliği oldu. Muhafazakar ile işçi partileri arasında iktidar el değiştirmektedir. Britanya, Birleşmiş Milletlerin, NATO'nun ve AET'nin aktif bir üyesidir.

[FONT=palantino linotype] İngiltere



(İngilizce: England), Batı Avrupa'da bulunan Büyük Britanya adasındaki Birleşik Krallığa bağlı bir devlettir. İngiltere'nin bağlı olduğu Birleşik Krallık, Büyük Britanya adası ülkeleri (İngiltere, Galler ve İskoçya) ile İrlanda Adası'nda yeralan Kuzey İrlanda'dan oluşur.

Coğrafya

Kuzey-güney doğrultusunda uzun bir ada olan Büyük Britanya'nın batı kesimi genellikle dağlıktır. Ancak yükseklikler fazla değildir. İskoçya'da Ben Nevis tepesi 1.340 m, Galler'de Snowdown Tepesi 1.084 m'dir. Bütün ada hafif tepelerle düzlükler halinde uzayan çayır ve ağaçlıklarla kaplı yeşil bir ülkedir. İklim batıdan gelen okyanus etkisiyle yumuşak ve nemlidir. Batı kesimi daha çok yağış alır. Yıllık yağışlar 700-1.200 mm arasında değişir. Mevsimler arası sıcaklık farkı da çok azdır (Londra'da Ocak ayı ortalaması 5 C°, Temmuz ayı ortalaması 16,7 C°). Adanın en geniş yeri 130 km'yi geçmediği için ırmaklar kısadır. En önemli ırmaklar Thames, Trene, Severn'dir.

Nüfus

İngiltere kalabalık bir ülkedir (km² başına 377 kişi). Nüfus 18. ve 19. yüzyıllarda çok artmış, ülke bu nüfusu besleyemediği için halkın bir bölümü Amerika'ya göçmüştür. Günümüzde, doğumların azalması nedeniyle (binde 14'ten az) nüfus artışı durmuş gibidir. Ülkede %2'ye varan yoğunlukta yabancı (Zenci, İrlandalı, Hintli, Pakistanlı, Kıbrıslı vb.) bulunmaktadır. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgelerin elden çıkması ve ekonomik bunalımın büyümesi sonucunda İngilizler ile azınlıklar arasında boyutları çatışmalara varan bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Nüfus dağılışı oldukça dengesizdir. Dağlık kesimler hemen hemen ıssız gibidir. Tarım bölgeleri buralara oranla kalabalıktır. Nüfusun büyük çoğunluğu sanayi merkezi olan kentlerde toplanmış durumdadır (kentleşme oranı %90). Bu durumuyla İngiltere dünyada kentleşme oranı en yüksek ülkedir. Nüfusun %40'ı yüzölçümü ülkenin %4'ü kadar olan ve içlerinde altısının nüfusu milyonu aşan birbirine yakın kentler de bulunmaktadır.

Ekonomi

Çalışan nüfusun %40'ını endüstri kollarındakiler oluşturur. İngiltere endüstri devrimini Avrupa'da ilk gerçekleştiren ülkedir. Endüstri 18. yüzyıl'ın ikinci yarısında zengin taş kömürü yataklarının işletilmesiyle başlamıştır. Günümüzde taşkömürü üretimi azalmıştır (yılda 122 Mt) ve hepsi iç tüketimde kullanılmaktadır. Enerjinin ancak üçte biri kömürden sağlanmaktadır. Buna karşılık hidrokarbon üretimi artmıştır. Bunun önemli bir bölümü (53 Mt petrol, 40 milyar m³ doğalgaz) Kuzey Denizi'nden çıkartılmaktadır. Yine de yılda 20 Mt petrol dışalımı yapılmaktadır. Elektrik üretimi 288 milyar kwh'yi bulur ve bunun 37 kwh'si nükleer santrallardan sağlanır. Çelik üretimi, çoğu dışarıdan satın alınan demir cevherinden olmak üzere yılda 20 Mt kadardır. Gemi yapımı ve motorlu taşıt endüstrileri çok gelişmiştir (2 milyona yakın taşıt, bunun %80'i binek otosu). Uçak sanayi ile birlikte daha birçok sanayi dalını bunlara eklemek gerekir (takım tezgahları, tarım ve demiryolumakineleri, elektrikli makineler vb.)

En eski endüstri kolu tekstildir. Ancak eski önemini yitirmiş durumdadır. Bununla birlikte dışarıdan alınan pamuk ve hem yerli hem ithal yünle yılda 90.000 ton pamuklu, 185.000 ton yünlü üretilmektedir. Sentetik tekstil üretimi ise 400.000 ton dolayındadır. Kimya endüstrisi tekstile göre daha yeni olmasına karşın büyük bir hızla gelişmiştir. Petrokimya sanayinin (plastik madde, sentetik iplik, kauçuk, vb.) önemi de diğer kimya dallarına (gübre, boya, sabun, vb. üretimi) göre daha fazladır.
Endüstrinin yanında tarım ikinci plandadır. Çalışan nüfusun ancak %5'i tarım alanındadır. Gerçekte doğal koşullar da tarıma pek elverişli değildir. Yetiştirilen başlıca ürünler; buğday (5-10 Mt), patates, şeker pancarı, sebze ve meyvedir. Hayvancılık, tarıma göre daha geniş bir yer tutar: 15 milyon baş sığır, 30 milyon baş koyun. Yılda 1 Mt balık tutulmaktadır. Yoğun gübre kullanımına karşın tarım üretimi nüfusu beslemeye yetmemektedir.

İngiltere'nin önemli gelir kaynağı eskiden bu yana ticaretti. Sömürgelerden ve geri kalmış ülkelerden alınan hammaddeler işlenerek yine bu ülkelere satıldığından ekonomik zenginlik büyük boyutlara ulaşmıştı. Sömürgeler bağımsızlıklarını kazandıktan sonra bu durum değişmiştir. Bununla birlikte çok uluslu İngiliz şirketleri (British Petroleum, Imperial Chemical Ins. ve Shell gibi) ve büyük bir ticaret filosu ticaret dengesini ülke lehine destekleyici etmenlerdir. Ancak gene de ülke ekonomisi zaman zaman bunalıma düşmekte, buda toplumsal sorunlara yol açmaktadır. Dolayısıyla İngiltere giderek eski ekonomik gücünü yitirmektedir.

Tarih


Londra'daki Parlamento Binası ve Big Ben

İngiltere'nin bilinen ilk yerlileri Keltlerdir. Romalılar, Batı Avrupayı istila ederken İngiltere'yi de fethedip (1. yüzyıl) adaya "Britania" adını vermişlerdir. Roma egemenliğinin dört yüzyıl sürmesine karşın ülke bu durumdan fazla etkilenmemiştir. 5. - 8. yüzyıllarda sürekli Anglo Sakson akınları, Keltleri kuzey ve batıdaki dağlık yörelere sürerek adaya yeni halkların yerleşmelerine olanak sağladır. Bunu, Danimarka ve 11. yüzyılda Norman istilaları izledi. Normandiyalı Fatih 1. William beş yıl içinde ülkeye egemen oldu. Norman kralların yönetiminde AnglosaksonlarlaNormanlar birbirlerine karıştı, dil yapısı da ona göre biçimlendi. 1485'te başa geçen Tudor Hanedanı'ndan Kral 8. Henry kilisede reform yaptı ve İngiliz deniz gücünü kurdu. 1. Elizabeth (1558-1603) Anglikanizmi İngiltere'nin resmi dini olarak kabul edip, Katolik direnişini kırdı, yenilmez İspanyol armadası'nı bozguna uğratarak, İrlanda'yı İngiltere topraklarına kattı.

Saltanatı döneminde sanat ve edebiyat alanlarında büyük gelişmeler oldu. Kısa süren cumhuriyet döneminden sonra (1649-1658) yeniden krallığa dönüldü. Kraliçe Victoria (1837-1901) zamanında İngiltere dünyanın en büyük gücü durumuna geldi. 1877'de Hindistan sömürgeleştirildi. Mısır ele geçirildi (1882). İngiltere, 1. Dünya Savaşı'ndan zaferle çıktı. 1936'da Mısır bağımsız oldu. Sudan'da İngiliz-Mısır ortak yönetimi kuruldu. İngiltere, 2. Dünya Savaşı'ndan da zaferle çıktıysa da batı dünyasının liderliğini Amerika Birleşik Devletleri'ne bırakmak zorunda kaldı. Hindistan, Pakistan, İrlanda ve Afrika'da birçok sömürge bağımsızlıklarına kavuştu. Savaş sonrası seçimleri İşçi Partisi kazandı. 1951'de Muhafazakarlar yeniden iktidara geldilerse de bazı iç ve dış güçlüklerle karşılaştılar. 1952'de Kraliçe 2. Elizabeth tahta çıktı. 1951-1964 arasında iktidarda bulunan, Muhafazakar Parti (Churchill, Eden, Mac, Millan, Douglas, Hume hükümetleri) sosyal ve ekonomik güçlükleri yenmede başarılı olamadı. İşçi Partisi iktidarı döneminde (1964-1970), sterlin devalüe edildiyse de ekonomik bunalım tam olarak giderilemedi, Kuzey Denizi'nde petrol bulunması ülke ekonomisini bir ölçüde rahatlatmıştır.

1979'da iktidara gelen Muhafazakar Parti lideri bayan Margaret Thatcher yönetimindeki yeni hükümet sıkı para politikası ve ücretlerin dondurulması siyaseti ve enflasyonu yenmeye, ülkeye eski istikrarlı ekonomik gücünü kazandırmaya çalıştı. Ancak İrlanda'daki Katolik tedhiş hareketleri ve içerde yabancılara karşı başlayan düşmanılığı Thatcher Hükümeti'ni uğraştıran önemli sorunlardı. Thatcher'in yılının sonlarında istifa etmesi üzerine yerine 1990 John Major başbakan oldu.


Tower Bridge, Londra




Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2263
favori
like
share
Pedaliza Tarih: 01.05.2009 14:58
Etkinlikler ve kutlamalar

İngilizlerin takvimindeki dini bayram ve tatillerin yanı sıra, yıla yayılan geleneksel festivaller de vardır. 5 Kasım Bonfire, Şenlik Ateşi Gecesi bunlardan biridir. Şenlik Ateşi Gecesinde 1605’te Guy Fawkes’un Parlamentoyu havaya uçurma girişiminin başarısız olması kutlanır. Genellikle 25 Ocak’taki Burns Night ile İskoç yazar Robert Burns’ün yaşamı ve eserleri kutlanmaktadır. O gece insanlar Burns Çorbası içer. Galler’de bir müzik, edebiyat ve performans gösterisiyle kutlanan geleneksel Gal festivali Eisteddfod’a katılabilirsiniz. Ulusal Eisteddfod dışında Galler’de Uluslararası Eisteddfod ve Urdd (gençlik) Eisteddfod’u gibi bir dizi festival vardır. Bu sonuncusu Avrupa’nın en canlı gençlik ve sanat festivallerinden biridir.
Pedaliza Tarih: 01.05.2009 14:56
Din

Eğer bir dine inanıyor ve düzenli olarak ibadetinizi yapıyorsanız, bunu İngiltere’de de sürdürebilirsiniz. Bütün temel dünya dinleri İngiltere’de temsil edilmektedir. Çoğu şehirde Müslüman, Hindu, Sih ve Budist merkezleri, sinagoglar ve her mezhepten kiliseler bulunur. Kendi inancınızın gereklerini sürdürebilmek size, ülkenizdeki yaşamla bağınızı koruma imkanını verecek, ayrıca hızla yeni dostluklar da kurabileceksiniz.

İngiltere’de kutlanan dini bayramlar çok inançlı kültürü yansıtmaktadır. Hıristiyan, Müslüman, Hindu, Musevi, Sih, Budist bayram ve tatillerinin hepsi kutlanır.
MARDINLI1986 Tarih: 05.10.2008 04:43
İngiltere Kralları

Edvvard: İngiltere'nin 11 kralının ortak adıdır. Bunlardan ilk üçü 1066'daki Normandiya istilasından önce; seki*zi ise istiladan sonra hüküm sürdü.

Aziz Edward (yaklaşık 1003-1066). Nor*mandiya Dükü II. Richard'ın kızı Emma ile 978-1016 yılları arasında ülkeyi yöneten Kral II. Ethelred'in oğludur. Oxfordshire'deki Is-lip'te doğdu. Danlar'ın, Kral Canute'nin ön*derliğinde İngiltere'de denetimi ele geçirmesi üzerine ülkesini terk etmek zorunda kalan Edvvard, 30 yıl Normandiya'da sürgünde ya*şadı. Canute ailesinin son üyesi 1042'de ölün*ce tahta geçti.

Dindar bir insan olan Edvvard ülke yöneti*minden çok din işleriyle ilgilendi. Hükümdar*lığının ilk 11 yılı boyunca ülkenin gerçek ha*kimi Wessex Kontu Godvrine oldu. Godvvine, Edvvard'ın İngiltere topraklarının bir bölü*münü ve kilisedeki bazı yüksek görevleri başta Normanlar olmak üzere yabancılara vermesini desteklemiyordu. Godvvine 1051'de Dover'de Normanlar'a karşı ayaklanan İngi-lizler'i cezalandırmayı reddedince sürgüne gönderildi.

1052'de krala karşı büyük bir kuvvet top*layarak İngiltere'ye dönen Godvvine yaban*cıları ülke dışına sürdü. Edward ölüm döşeğindeyken yerini Godvvine'in oğlu Ha-rold'a bıraktığını açıkladı; öldükten sonra da azizler listesine kabul edildi. Edward'ın Nor-man kuzeni William 1066'daki Hastings Sava*şı'nda Harold'u öldürerek tahta geçti.


Edward I (1239-1307). III. Henry'nin oğlu olan I. Edward 1272'de tahta geçti. İlk yıllarında etkili bir yönetim kurarak hukuk sistemini yeniden düzenledi. Hükümdarlığı sırasında parlamentoyu İngiliz yönetim siste*minin önemli bir öğesi durumuna getirdi. 1297'de çıkardığı yeni yasalarla vergi siste*minde düzenlemeler yapan I. Edvvard feodal soylulara bazı ayrıcalıklar da tanıdı.

Edward krallığını genişletmek amacıyla Galler Prensi Llyvvelyn'i bozguna uğratarak, ülkesini kendi topraklarına kattı. Birkaç yıl sonra da oğlunu Galler prensi ilan etti. O tarihten sonra İngiltere krallarının en büyük oğulları Galler prensi unvanını taşımaya baş*ladı (bak. Galler). İskoçya'yı da ülkesine katmak isteyen I. Edvvard ilk girişimlerinde başarılı oldu. Ama İskoçları I. Edvvard'a karşı harekete geçiren William Wallace İngilizler'i ülkesinden atmayı başardı. I. Edvvard İskoç-ya'ya ikinci bir saldırı düzenleyerek Wallace' ın birliklerini yenilgiye uğrattı; Wallace idam edildi. İskoçlar daha sonra Robert de Bruce' un (I. Robert) önderliğinde yeniden hareke*te geçtiler; I. Edvvard çarpışma sırasında öldü.

Edward II (1284-1327). 1. Edvvard'ın oğlu olan II. Edvvard 13ü7'de tahta geçti. II. Edvvard'ın yeteneksiz bir yönetici olmasından yararlanan Robert de Bruce İskoçya'daki kaleleri geri aldı. II. Edvvard, İngiliz egemen*liğine baş kaldıran Robert de Bruce'un ordu*suyla 1314'te yaptığı Bannockburn Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğradı.

Piers Gaveston adında Gaskonyalı bir şö*valyeye ülke yönetiminde geniş yetkiler ver*mesi soyluların tepkisine yol açtı. 1311'de soylular Gaveston'u yakalayarak idam ettiler. Bunun üzerine II. Edvvard Hugh Le Despen-ser adlı bir soylunun yardımıyla soyluların de*netiminden kurtulmaya çalıştı. Despenser'e olan bağlılığı Fransız asıllı karısı Kraliçe Isabella ile arasının açılmasına yol açtı. Fran*sa'ya giden Kraliçe Isabella sürgündeki ba*ronlardan olan Roger Mortimer ile anlaşarak II. Edvvard'ı devirmek için küçük bir orduyla İngiltere'ye döndü. Kraliçe. Despenser'i idam ettirdi; II. Edvvard'ı tahttan indirerek, III. Edvvard adıyla oğluna taç giydirdi. II. Edvvard daha sonra öldürüldü.

Edvvard III (1312-1377). III. Edvvard 15 yaşında tahta geçti. Hükümdarlığının ilk dört yılında ülkeyi annesi ve Roger Mortimer yönetti. Ama daha sonra baş kaldıran genç Edvvard. Roger Mortimer'i II. Edvvard'ı öl*dürmek suçuyla idam ettirdi.

İngiltere'yi eski gücüne kavuşturmak iste*yen III. Edvvard önce İskoçya'ya ardından Fransa'ya savaş açtı. Annesinden dolayı Fran*sa Kralı IV. Philippe ile olan akrabalığına dayanarak Fransa tahtında hak iddia etti. Bu olay İngiltere ile Fransa arasında ünlü Yüz Yıl Savaşlan'nın başlamasına neden oldu {bak. yüz yıl savaşları).

Edvvard IV (1442-1483). York Dükü Ric*hard'ın oğlu olan IV. Edvvard, York ve Lancaster aileleri arasındaki taht mücadelesi*nin yol açtığı Güller Savaşı (1455-85) sırasın*da, 1461'de babasının ölümünden sonra taç giydi {bak. güller Savaşi). Hükümdarlığının ilk yıllarında ona yol gösteren, tahta geçme*sinde önemli rol oynayan kuzeni Warwick Kontu Richard Neville oldu. Neville, Fransız*ların desteğini sağlamak amacıyla Edvvard'ı bir Fransız prensesi ile evlenmeye zorluyor*du. Edvvard kendisine İngiliz bir eş seçince araları açıldı. 1469'da NVarvvick kontu ile Edvvard'ın kardeşi Clarence dükünün Lan*caster yanlılarıyla birlikte çıkardığı silahlı ayaklanma Edvvard'ın ordusu tarafından bas*tırıldı. Fransa'ya kaçan Warwick kontu orada Lancaster yanlıları ile birleşerek İngiltere'yi istila etti. Burgonya'ya kaçan Edvvard, 1471'de kardeşi Gloucester dükü ile birlikte İngiltere'ye geri döndü. \Varwick kontunu ve Lancaster yanlılarını yenilgiye uğratarak kral*lığını güvence altına aldı.

Edvvard V (1470-1483). Babası IV. Edvvard 1483'te ölünce V. Edvvard 12 yaşında tahta çıktı. Ama kral naibi olan amcası Gloucester Dükü Richard tahtı ele geçirerek. Edvvard ile kardeşi Prens Richard'ı Londra Kulesi'ne kapattı; kendisi de III. Richard adıyla taç giydi. Yıllar sonra Londra Kulesi'nde bulu*nan cesetlerin Edvvard ile kardeşine ait oldu*ğu sanılmaktadır.
Edvvard VI (1537-1553). VIII. Henry ile Jane Seymour'un oğlu olan VI. Edvvard 10 yaşındayken tahta geçti. Bilgili ve inançlı bir Protestan olan Edvvard'ın hükümdarlığı sıra*sında, ülkeyi daha çok naipleri yönetti. Ed*vvard genç yaşta veremden öldü. Kız kardeşle*ri arasında çıkan taht mücadelesinin sonunda I. Mary taç giydi.

Edvvard VII (1841-1910). Kraliçe Victoria ile Prens Albert'in en büyük oğlu VII Ed*vvard, 1863'te Danimarka Prensesi Alexandra ile evlendi. Sosyete çevrelerine girerek, özel*likle spor dünyasının önde gelen adlarından biri oldu. At yarışları, yatçılık ve avcılığa olan düşkünlüğünün yanı sıra uçarı kişiliğiyle ün kazandı. Bu durum annesi ile arasının açılması*na neden oldu; devlet işlerinden ve saray çev*resinden uzak tutuldu. Kraliçe Victoria'nın ölümü üzerine 59 yaşında taç giydi. Hüküm*darlığı sırasında, İngiltere ile Fransa arasında*ki ilişkileri geliştirerek, bir dostluk antlaşması olan Entente Cordiale'ın imzalanmasını sağ*ladı.

Edvvard VIII (1894-1972). Kral V. George ve Kraliçe Mary nin oğlu olan VIII. Edvvard kendi isteğiyle tahttan vazgeçen ilk İngiliz kralıdır. I. Dünya Savaşı sırasında kurmay subay olarak orduda görev aldı. Dostça tavır*ları ve sevimliliği sayesinde gezilerinde ilgi ve sevgi uyandırdı. 1920Terdeki iktisadi bunalım döneminde, ülkede baş gösteren işsizlik soru*nuyla ilgilendi.

Edvvard, Ocak 1936'da babasının ölümü üzerine tahta geçti. 1930'da tanıştığı ABD'li Wallis Simpson ile evlenme isteğine İngil*tere Kilisesi ve başta Başbakan Stanley Baldvvin olmak üzere siyasal çevreler şiddetle karşı çıktılar. Edvvard Aralık 1936'da tahttan çekildi; kardeşi VI. George adıyla taç giydi. Windsor dükü unvanını alan Edvvard eşiyle birlikte Fransa'nın güneyine yerleşti. 1940'ta Winston Churchill tarafından Bahamalar vali*liğine getirildi.
MARDINLI1986 Tarih: 05.10.2008 04:42
1807 yılında 13 arkadaş,’Jeoloji Derneği’ adını verecekleri bir kulüp oluşturmak amacı ile toplandılar.Aldıkları karara göre her ay bir araya gelecekler,yemek yerlerken jeoloji konularında fikir alışverişinde bulunacaklardı. Genel kültür seviyesi düşük kişilerin katılımını önlemek için yemeğin maliyetini yüksek tutmuşlardı.Kısa süre sonra daha kapsamlı bir kurumsal yapıya gerek olduğunu anladılar.İnsanların yeni buluşları paylaşacakları ve tartışabilecekleri ortamı sağlamak için bir genel merkez şarttı.10 yıl içinde üye sayısı 400 oldu.Tümü de seçkin kişilerdi.
Üyeler her yıl iki kez toplanıyordu.Haziran ayında herkes yaz aylarını çiftliklerinde geçirmek için dağılıyordu.Bu insanların madenlere olan ilgisi ekonomik içerikli değildi.Çoğunun akademik sıfatı yoktu.Hobileri ile ilgilenmek için para ve zamanları olan kişilerdi.
1830 yılında üye sayısı 745 kişi olmuştu.
*
19.yüzyılda bilimle ilgilenen kişiler için jeoloji oldukça çekici idi.Dernek üyelerinden Roderick Murchison 1839 yılında ‘Silüriyen Sistem’ başlığında bir kitap yazmış ve grovak diye adlandırılan bir kayaç türünü uzun uzun incelemişti.Kitabın anlatım dili okumayı zorlaştıracak derecede kötü olmasına ve fiatının yüksek bulunmasına rağmen kısa sürede 4 baskı yapmıştı.
Bilimle ilgilenen ülkelerde,özellikle İngiltere’de maddi durumu elverişli bilim adamları fırsat buldukça kırsal bölgelere gidiyorlardı.Kılık ve kıyafetleri ise arazide iken bile tıpkı kentlerde olduğu gibiydi.Öyle ki Oxford profesörü Papaz William Buckland,saha araştırmalarına akademik cüppesi ile katılıyordu.
*
Dernek üyesi Roderick Murchison,aslında yaşantısının ilk 30 yılını avcılık yapmakla,özel kulüplerde gazete okumak ve kağıt oynamakla geçirmiş bir zengindi.Birgün kayaçlara karşı ilgi duydu ve kısa süre sonra jeoloji biliminde önemli bir otorite oldu.
Diğer bir üye,sosyalizmin ilk yandaşlarından biri olan Dr.James Parkinson idi.Sosyalizm konusunda bir çok kitap yazmıştı.1794 yılında adı bir komploya karıştı.Birtakım kişiler Kral III.George’u tiyatrodaki locasında iken zehirli bir okla öldürmeyi planlamışlardı. James Parkinson sorgulandı.Zincire vurulup Avustralya’ya gönderilmek üzere iken hakkındaki sorgulamadan vazgeçildi.Bu olaydan sonra jeolojiye merak sardı ve derneğin kurucu üyelerinden biri oldu.Jeolojinin önemli yapıtlarından bir olan ve 50 yıl boyunca raflardan hiç inmeyen ‘Daha Eski Bir Dünyanın Organik Kalıntıları’ adlı kitabını yazdı.Biz onu bugün titremeli felç olan Parkinson hastalığı için yaptığı çalışmalardan dolayı hatırlıyoruz.
*
Papaz William Buckland,bilimsel konulara önemli katkılarda bulunmasına rağmen daha çok garip davranışları ile anımsanır.Özellikle vahşi hayvanlar koleksiyonu çok ünlüydü.Bazıları oldukça iri ve tehlikeli olan bu hayvanlar hem evinin içinde hem de bahçesinde serbestçe dolaşırlardı.Ayrıca doğada bulunan ve kendisinin eline geçirebildiği her hayvanın tadına bakmakla da ünlüydü.Herhangi birgün evine gelen konuğun,sofrada fırında pişmiş hintdomuzu,fareli börek,kızarmış kirpi ya da haşlanmış deniz salyangozu bulması mümkündü. Papaz William Buckland,bir tek köstepeği sevmiyordu.Bir diğer tutkusu fosilleşmiş dışkı idi.Koprolit denilen bu maddenin en önemli otoritesi idi ve bunları özel bir masa üzerinde sergiliyordu.
*
Bir diğer üye,jeoloji biliminin önemli şahsiyetlerinden olan Charles Lyell’dir.Ailesinden gelen maddi servet nedeniyle rahat bir yaşantısı vardı ve çevresi bilimsel yönden de zengindi.Yeryüzündeki değişimlerin tekdüze ve istikrarlı olduğunu kabul ediyordu.Bu nedenle geçmişte meydana gelmiş her şey,bugün sürmekte olan olaylarla açıklanabilir.
19.yüzyılda bilimle ilgili insanların jeoloji konusuna merak salması çok ilginç bir olaydır.Hiçbir bilim dalı daha önce bu kadar ilgi çekmemişti.Jeoloji Derneği’nin üye sayısı da bilim tarihinin ilginç rekorlarından biriydi.
MARDINLI1986 Tarih: 05.10.2008 04:42
Batı Avrupa’da feodal düzen sürerken bazı bölgelerde krallıklar güçlenip otoriteyi ele aldılar.Ekonomik ilişkilerin oluşturduğu sosyal kurumlar ve yönetim tarzı feodal karakterini uzun süre devam ettirmiştir.Zamanla güçlenen burjuva sınıfının egemenliği eline almak için yürüttüğü mücadele toprak sahiplerini temsil eden krallıklara karşı olmuştur.İngiltere’nin coğrafi ve sosyal dokusu biraz değişik özellikler taşıdığı için feodalite,Batı Avrupa’da olduğu gibi sağlam köklere dayanmıyordu.Dolayısı ile krallık,güçlü konumunu daha kolay koruyabiliyordu.Burjuva sınıfının ülke otoritesini temsil eden krallığa karşı olan mücadelesinin Batı Avrupa’ya oranla daha erken başlamasının sebeplerinden en önemlisi bu durumdur.Fransa’da feodalite daha kuvvetli,krallığın bu düzen üzerindeki otoritesi sağlam olduğu için sınıflar arasındaki çatışma daha geç başlamış ve kanlı bir devrimle bitmiştir.
*
Günümüzdeki demokrasi kavramı ve onu algılama tarzımız ile geçmişteki anlamını karıştırmamak için yirminci yüzyıldan önceki dönemlerdekilere ‘Klasik Demokrasi’ denir.Klasik demokrasi bugünkü niteliklerine doğru gelişim gösterirken,parlamenter sistemin de gelişmesini ele alma zorunluğu vardır.Belki de parlamento kurumunun gelişmesini incelemeyi ön planda tutmalıyız.Zira parlamenter sistemin kapsamı büyüdükçe halkın daha geniş şekilde temsil edilmesi mümkün olmuştu.Uzun bir zaman sürecini göz önünde tutarsak kral ile parlamento arasında karşılıklı yetki ve sorumluluk ilişkisini daha kolay anlayabiliriz.
*
İngiltere’nin Batı Roma İmparatorluğunun egemenliğinden kurtulması hemen hemen beşinci yüzyılda gerçekleşti.Her türlü ekonomik ve sosyal mücadele 600 yıl kadar sürdükten sonra siyasi birlik ancak onbirinci yüzyılda sağlanabildi.1066 yılında gerçekleşen Norman saldırılarından önce kurulmuş olan krallıklarda danışma meclisleri diyebileceğimiz kurumlar vardı.’Vitan’ adı verilen bu meclislerde kralın danışmanları,kontlar,baronlar ve yüksek rütbeli subaylar biraraya geliyorlardı.Kralların sadece fikir almak için oluşturdukları bu müesseselerin hiçbir yasama yetkisi yoktu.
*
Normandiya dükü Guillaume İngiltere tahtı üzerinde hak sahibi olduğunu ileri sürerek 1066 yılında Britanya adasına saldırdı.Tarihte Hastings Savaşı adı verilen son bir çarpışmadan sonra ülkenin tümünü eline geçirdi. Guillaume toprakları kendi adamları arasında paylaştırdı.Böylece toprak sahibi olan yeni soylu sınıfın merkezi otoriteye karşı başkaldırması önlenmiş oluyordu.O dönemlerin ekonomik yapısından dolayı devlet feodal özelliktedir,ülkedeki siyasi birliği mutlak monarşi olarak kral sağlamaktadır.Üstelik Guillaume Normandiya’da uyguladığı feodal düzeni şimdi İngiltere’de yerleştirmişti.Artık ülkede zayıf değil sağlam bir feodalite uygulaması vardı.Ancak istila öncesi Vitan’ın etkileri tümüyle ortadan kalkmış değildi.Feodalitenin kendine özgü olan hukuk kurallarına göre vasallar,senyörlerini askeri güç ve mali olarak destekledikleri gibi kurmuş oldukları birtakım örgütlerle de katkıda bulunurlardı.Buna karşılık krallar da uygun dönemlerde vasalları ile toplanır,onlara danışırdı.Ama en önemli olay, vergi konusunda vasalların rıza göstermesidir.İngiltere’de bu olay biraz farklılık göstermiştir.
*
Magnum Concilium danışma meclisi ,bir diğer latince deyim olan Curia Regis ise kral meclisi anlamına gelirler.1066 yılından önce mevcut olan Vitan’ların etkisi bu meclislerde kendisini göstermişti.Soylu sınıflar ile din adamlarının üst kademelerdeki temsilcilerinin oluşturduğu bu meclisler,kralın fikir danıştığı sosyal kurumlardır.Başlangıçta kurumsal olarak sürekli bir fonksiyonları yoktu.Dolayısı ile toplantıları da belirli zamanları kapsamıyordu.Daha çok yargı alanında faaliyet gösteriyordu.O zamanlar kralın bizzat kendisinin baktığı davalara bakıyorlar veya diğer yargı kararları için bir çeşit yargıtay görevi yürütüyorlardı.Diğer taraftan idari işlerde yaptıkları önerilere uyup uymamak kralın takdirine kalmış bir olaydı.
*
Feodal düzen iyice yerleştikten sonra toprak sahiplerinin gücü iyice pekişti.Soylu sınıf olarak üretim araçlarının sahibi oldukları için toplumun üstyapısını oluşturan sosyal olgularda daha fazla sözsahibi olmaya başladılar.Onikinci yüzyıla gelindiğinde krallar,kendi kişiliklerinde toplamış oldukları birçok yetkiyi soylu sınıflara mensup kişilerle paylaşmak zorunda kalmışlardı.Olayların gelişim sürecinde yetki paylaşması feodal soyluların lehinine doğru sapmasına devam etti.Nihayet 1215 yılında kral Yurtsuz John imzaladığı Magna Carta Libertatum,yani Büyük Özgürlük Fermanı ile egemenliğinin soylular adına kısıtlanmasını kabul etti.
*
Magna Carta Libertatum’un imzalanması için mücadele eden feodal beylerin en büyük destekçisi orta sınıf halktı.Artık kral ile soylu sınıfın görev ve yetkileri karşılıklı olarak belirlenmişti.Kral eskisi gibi başına buyruk davranamayacak,yürürlüğe konan yasalara uymak zorunda kalacak ve kişilere tanıdığı hakları koruyacaktı.Batı Avrupa’da feodal ilişkilerin en koyu olduğu bir dönemde İngiltere’de gelinen bu aşama her yönüyle ilginçti.Sözkonusu fermanda kişi dokunulmazlığı ile kişi güvenliği ön planda tutulmuştu.Bir yargı organı tarafından karar verilmemişse kişiler tutuklanamıyordu.Kralın halktan keyfine göre vergi toplaması artık sözkonusu bile değildir.Ayrıca kralın kendisi olsun,veya kendisinin görevlendirdiği kişiler olsun devlet adına görev yapan herkes denetlenebilecekti.
*
Magnum Concilium’un danışma kurulu olmaktan çıkıp denetleme fonksiyonunu kazanma süreci ileriki yıllarda daha da kapsamlı olacak ve parlamenter sisteme kadar gidecektir.
Kaynak:
Devrimler Ans./Burjuva devrimleri
sedat sencan - İtibar Ekle Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Alıntı ile Cevapla