[color="#8ab68f"]Çocuktum. Pembe hayallerle adımlarımı atarken kurnaz bir kayaya takılmış ve düşmüştüm. Gözlerime iri iri damlalar birikmişti. ‘’Ağlama ‘’ dedi annem. ‘’ Bilirsin erkekler ağlamaz.’’


Çocuktun. Mercan gülüşlerle taşıdığın anneler günü hediyesini kazara düşürüp kırmıştın. Görmüştü seni ve ‘’Ağla’’ demişti annen. ‘’ Şimdiden alışmalısın ağlamaya’’


Çocuktuk. Kayıp ve karanlık bir şehrin girdabında üniversitecilik oynuyorduk. Ellerimizde kalemler vardı, hep serabın resmini çiziyorduk. Kimse farkında değildi ve biz sessizce ağlıyorduk.


Dostluk kokulu çamların diplerinde gözlerimizin ıslak ışıklarını buğusuna kaptırdığımız sıcak çayları yudumlarken birbirimiz farklı şeyler düşünüyorduk. Ve baban şofördü. Kulağından kan gelmişti. Sen anlatmıştın.


Sen taşların diş gıcırdattığı, uluduğu, yılışık kahkahalar attığı, homurdandığı bir ülkede yaşıyorsun. Bir masal alemi olamaz bu. Guliver seyahatte değil. Liliput ülkesine hiç uğramadı gemin. Biraz gayretle Sfenks’in sorusunu çözebilirdin. İdam sehpasına götürmek için umutlarından tutmuşlardı. Yine ağlıyordun. Anlamamışlardı.
Bir de acımışlardı. ‘’Buzullarda çıplak ayakla yürü, bağışlayalım’’ dedi Sfenks. ‘’Aşkımı da...’’ demiştin ve yürümüştün. Himmetin aşkındı.


Gençtin damarlarında kan sıcak akıyordu. Etrafında nice şirinler vardı. Ve kim bilir sana nerelerden göz kırpıyorlardı. Halbuki sen çoktan gitarının tellerini koparmıştın kanayan parmaklarına aldırmadan. Besteni gitarsız çalacaktın. Hıçkırıklar melodileşmişti sende. Bilmeyenler anlamıyorlardı terlemenin sebebini. ‘’Hava da serin ‘’ diyorlardı...’’Hasta mı acaba ?’’ diyenler bile vardı. Duymak istemiyordun. Gözlerin kapalıydı. Herkes hırçınlaştırıyordu seni.


Bazen bir ışık parlardı gözbebeklerinde. Bir parçası tonton dedenden bir parçası da ‘’Belki’’ den gelen. ‘’Belki bana bir değer verene rastlarım, belki kaybettiğim beni bulurum’’ derdin. Ama ‘’Belki’’ ye güven olmazdı bunu da bilirdin.


Bir rüyalar kurtarıyordu sıkıntılarından. Kimleri ve kimleri görmüştün. O okulun bahçesinde sınavından çıkmış yürüyordu. Ona seslenmiştin. Döndü, baktı: ‘’Ben o değilim’’dedi,’’Yanıldın, kaybettin’’ dedi. Ama oydu. Biliyordun, kızdın kendine. ‘’Yazık bana’’ dedin. Ona kızdın, küfrettin.


Bir gece İngilizce çalışıyordun. İngilizce defterine ‘’Şehribanu’’ yazmıştın. Yazmış ve uyumuştun. Davetiye olmuştu sanki bu. O,tebessümle sana bakarken sen ona kucak-kucak sarılmıştın.


Hava sıcaktı. Tam tepede değildi güneş. Neşeli gibiydin. Sonra duruldun. ‘’Gidiyorum’’ dedin. ‘’Hakkını helal et’’ dedin. Ve biraz önce çıktığın caminin resmini çekerken ben pişmandım yanıma almadığıma şemsiyemi...
Bir zamanlar çocuktum, ağlıyordum...
Çocuktun, ağlıyordun...
Biz çocuktuk, üniversitecilik oynuyorduk, sessizce ağlıyorduk.
Ayrılık aslanı çıldırmıştı, sen gidiyordun, ben pişmandım yanıma almadığıma şemsiyemi...


Alıntı..

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 286
favori
like
share