İman, İslâmi bir bütün olarak dil ile ikrar, kalb ile tasdik etmektir. Bu cami' (genel) tarifin dışında kalan inançlar "iman" olmaktan uzaktır. Zira "İslâm" bir bütündür, tecezzi ve inkisam kabul etmez. Eğer tasdik bu seviyede değilse ona da iman denmez.

İman, maddede mânâ mimarlığıdır. Dünya bu sayede mamur; ukba yine bu sayede cennet haline gelir.

İman, bir vuslat bağıdır. ilk İnsanı son insana rabteder. Bu rabıta ile insan kopukluktan kurtulur ve huzura erer.

İman, beşerî muamelelere dahi lâhutiyet kazandırır. Çünkü islâm, her türlü harekete, tazeliğini bütün devir ve zamanlarda korumak kaydıyla belli bir sınır çizmiş ve mü'min de bu sınırlar çerçevesinde sonsuzla bütünleşme nasibini elde etmiştir. Bu mazhariyettir ki, o-nun âdetlerini ibadete çevirir ve böylece mü'min hep ibâdet eden bir kul haline gelir.

İman gayedir. O hiçbir mazhariyete vasıta yapılamaz, imanla gelen maslahatlar ise onun ayrılmayan vasıflandır. ' Yoksa bir gaye ve hedef değildirler Bu nükte anlaşılmadığı takdirde, imanla "faydacılık" arasında hiçbir fark kalmaz. Bu iman ise müntesibini kurtaramaz.

İman, ferdin ruhunda, tamamen kendisine mahsus bir karakter iklimi meydana getirir. Onun İçindir ki "İslâm bir millet, küfür de ayrı bir millettir" denilmiştir. Bu ayrılık sonsuzluk derecesinde birbirinden uzaktır ve bu uzaklık sebebiyledir ki mü'minler birbirine kilitlenir ve ayrı ayrı vücudlarda tek ruh gibi bir mâhiyet arzederler. Zâten imanı "hem nur hem de kuvvet" yapan bu birliktir. Atma eğer, ayaklarına çarık bulamayan çöl çocuklarının çok kısa zamanda Bizans önlerinde boy gösterip onlara çıldırtıcı tekliflerde bulunmaları, bu ruh halinin kazandırdığı güç ve kuvvetten başka ne ile izah edilebilir? Onlar, düşman lan -nın itirafıyla, başkalarının ö-tümden kaçması ölçüsünde Ölümü kovalamışlar; ve Allah için dökülecek kanlarını kevserle değiştirmemeye ahdetmişlerdir.

Bugün iç ve dış düşmanların ve bilhassa "salip" zihniyetinin entrika ve desiseleriyle, esas kuvvet merkezinden uzaklaştırılmış olan İslâm âlemi perişan ve derbederdir, iman zaafından başka hiçbir şeyle te'vili mümkün olmayan bu mezellet ve meskenettir ki, bugünün Müslümanlarını hor ve hakir hâle getirmiştir. Eski ihtiş----- dönüş yolu ve odak noktası ise bellidir. Kuyudan çıkış yeri elbette düşüldüğü yerdir, işte bu meseleyi en iyi kavrayan Büyük Ruh, hizmetini, imam kurtarmaya teksif etmiş ve strateji atlasını bu gergefte dokumuştur...

İmanı kurtarma, Üzerine güneşin doğup battığı her şeyden hayırlıdır, imanla mücehhez nesil yetiştirme; insanların en hayırlıları haline gelmesinin bir işaret ve emaresidir. Işık huzmelerinin başımızı okşamaya başladığı bu emareler, İslâm âleminin eski ihtiş----- dönüşünün müjde ve muştusuyla doludur.

Senelerce evvel atılan tohumlar şimdi başak vermeye yüz tutmuştur, İslâm âlemi,artık içtimâi coğrafyada kendini hissettirir derecede oturduğu zemini sağlamlaştırma yolunda-dır. Çekilen sancı bir doğuşu haber vermektedir. Bütün hadiseler ve zaman, elinde teşbih tanesi gibi evrilip çevrilen ve dünya ve ukbanın tek hükümrânı olan Hz. Allah (c.c) hadiselerin mecrasını, inananların lehine çevirmiş bulunuyor. Delil mi istiyorsunuz: Bakın şu anda bütün İslâm âlemini sanki şu âyetin mânevi atmosferi sarmış ve her inanan, ensesinde âyetin soluklarını duyar gibidir: "Gevşemeyin, üzülmeyin, muhakkak üstünsünüz, eğer inanıyorsanız''
alıntı..

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 393
favori
like
share
a-yan Tarih: 26.12.2008 06:38
Diline sağlık arkadaşım çok güzel yazmışsın teşekkürler Allah çalışmalarının karşılığını sana çok versin
M.Kutsi Çil Tarih: 23.12.2008 21:25
Emeğine sağlık arkadaşım.
talha50 Tarih: 17.12.2008 08:18
ALLAH razi olsun kardesim
oguzcanmert Tarih: 13.10.2008 00:30