"Unutanlar"ın Unuttuğu


Ey insan! Bir gün, “unutanlar”ın unuttuklarından bir unutulmuş olacağını unutma!... Unutma ki; pek yakında ölüm gelecek, senin de kapını tıklayacak. Belki bazı belirtilerle sezdirecek gelişini. Ve belki de ansızın beliriverecek karşında. Gecenin bir vaktinde ya da gündüzün bitip tükenmez uğraşlarıyla boğuşurken karşına çıkıveren ölüm meleğine, son kez açacaksın gözlerini.

Şunu bil ki, o mutlaka bir gün gelecek. Ve bu geliş, senin umduğun kadar pek de uzak olmayacak. Çünkü, “gelecek olan her şey gelecektir ve bütün gelecek olanlar yakındır.”

Düşün! Sen yerinde durağan değilsin. Zaman su gibi akıp gitmekte ve bu akış, her saniye seni bulunduğun noktadan ileri taşımakta, gelecek olana yaklaştırmakta; çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa, olgunluktan ihtiyarlığa hızla giden bir yolcusun sen. Bu evrelerin hiçbirinde kalıcı değilsin. Sence sayısı bilinmeyen canlı nefeslerin hızla tükenmekte.

Uyanık ol, etrafındaki akışa dikkatlice bir bak. Bu akış kainatın seyridir. Canlı cansız tüm varlıkları, bütün insanlığı içine alır. İstisnasız herşey ve herkes bu cereyanın içinde; doğuştan kemâle, kemâlden zevâle doğru seyreder.

Tekrar ediyorum; senin de bu küllî akışın bir parçası olduğunu, iyice belleğine kazımalısın. Şu anda hayatın hangi evresinde olursan ol, kendine bir bak!... Her gün gidenleri gördüğün ve senin de bir gün varacağın yer için, artık ciddi anlamda hazırlık yapmalısın.

Unutma ki, burada bir sınavdan geçmektesin. Ve senin sınavını bitiren son zil çaldığı gün, seçtiğin şıkların puanlamasını karşında bulacaksın... Sorular çok önemli, vereceğin cevaplar pek mühim. Hiçbir cevabı şansa bırakma ve bunu da sonra yaparım diye ihmal etme. Çünkü kağıdı kalemi ne zaman teslim edeceğini bilmiyorsun. Sınavı bitirmek senin elinde değil. Üstelik sözlü ve yazılı bütün davranışları, düşüncelerin değerlendirmeye alınacak, bunu unutma!

Unutma ki, her gün onlarcasını görebileceğin ölenlerle, gözyaşlarına boğulan onların yakınları da, senin gibi insanlardı. Onlar da ölümün soğuk adını anmaktan çekiniyorlardı. Onun kendilerine bu kadar da yakın olduğunu zannetmezlerdi. Bir yakınlarını kaybetmekten korkarlardı. Ama görüyorsun işte bir ölü, dört kişinin omuzunda tahta ata binmiş gidiyor. Yakınları, sevenleri ardından ağlamakta. Evet, sadece ağlamakta. Bundan başka yapabilecekleri bir şey yok çünkü.

Düşün ki, bir gün sen de öleceksin. Bütün sevdiklerin seni yalnız bırakacak. Bir metrelik toprak evinde herkesten, herşeyden ayrı; sadece yapıp ettiklerinle başbaşa kalacaksın... Unutma! Şu fani dünyadaki tercihlerinle ebedî bir yurdu kazanmak ya da kaybetmek şimdi senin elinde. Hele bir düşün! Elindeki fırsatın büyüklüğünü ve bunu boşa harcamakla uğrayacağın kaybın dehşetini...

Düşün ki, sevdiklerinin üzerine bir kürek toprak atmak için yarıştığı bir günde kabrin ya Cennet bahcelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukur olacak... O halde hemen şimdi, bu günden tezi yok; şimdiye kadar yaptıklarını, yapamadıkların bir kenara bırak. Hiç değilse bundan sonra bir şeyler yapmaya bak. Ve sakın ola ki kabrin, Cehennem çukurlarından bir çukur olmasın... Her insan kendi ışığıyla varacak o çukura, unutma!

Ey insan! Değişmez gerçek işte bu; o davetsiz misafir hiç beklemediğin bir vakitte, hiç ummadığın bir şekilde karşına çıkacak. Ve sen, onun seni çekip götürmesine itiraz edemeyeceksin... Sakın ola ki, beni yanlış anlayıp da, ölüm korkusuna kapılmayasın. Çünkü ölüm karkulacak bir şey değil. Ve korkunun ecele faydası yok. Yapman gereken; her an ölüme hazır olmak, günahlar içinde ona yakalanmamaktır. Sayılı nefesleri isyan bataklığında heder etmemektir... Ve benim seni defalarca düşünmeye, unutmamaya davet etmem; içinde bulunduğun sınavın ciddiyetini hatırlatmak içindir. Önemli olan her işin, her düşüncenin kârhânesine yazılabilecek kıvamda ve kıymette olmasıdır.

Ey insan! Durgunluk nedir bilmeyen “hayat piyasası’nda, sürekli alışveriş içindesin. Ticaretinde zarar etmemeye bak... Büluğ çağından ölümüne kadar sürecek olan ve bütün dersler(davranışlar)den sorumlu tutulacağın bir sınavda hata yapmamaya özen göster. Sınavda seçtiğin her şık, seçeneklerin en doğrusu mu?... Bundan emin olmalısın. Sözünü ettiğim ticarette risk almaya gelmez. Bu sonsuzluk ticaretinde uğrayabileceğin hüsranın ebedî ve geri dönüşsüz olduğunu unutmayasın. Hiçbir kıymet öylesine sonsuz bir kaybı göze almaya değmez.

Şu dünya ticaretinde sana cazip gelen yüzde yüz, yüzde beşyüz ve hatta yüzde bin ne demek, hiç düşündün mü?.. Bu yaldızlı sözlerin birer aldatmaca olduğunu artık anlamalısın: Gözünde büyüttüğün yüzde yüz, bir metaın ikiye katlanmasıdır. Evet sadece ikiye... Oysa Allah, en az bire on vaadediyor. Bire on, bire yetmiş, bire yediyüz ve hatta sonsuz... Şüphesiz O’nun vaat ettiği haktır; önünde duran ölüm kadar gerçektir. Ve O, asla vaadinden dönmez.

Şunu bil ki, senaryoda sözleri, davranışları boş bırakılmış tek kişilik bir filmin başrol oyuncususun. Omuzlarında taşıdığın iki kameraman, hayatını filme almakta. Bu günkü yaptıkların, yarın dev bir ekrana yansıyacak... İşte o zaman; “Aman Allah’ım! Bunlar da her şeyi kayda almışlar, büyük küçük hiçbir şeyi atlamamışlar” diye hayıflanmayasın... O filmi bütün insanlık izleyecek, rolünü ona göre oyna... Yaptığın hiçbir şey gizli kalmayacak. Ve rol aldığın sahnelerin hepsi birer gerçek, prova değil. Hiçbir sahneyi yeniden canlandırma şansın yok, bunu unutma! Oyandığın gerçek hayat filmindeki rolünü, ciddi olarak düşünmeye çağırıyorum seni. Bu senin hayatın, senin rolün.

Seni düşünmeye davet ediyorum ey insan!... Burada sözünü ettiğim hakikatle arana perde olabilecek aile, mal, mülk, makam gibi engellerini gerçek konumunu irdelemeye!...

Öldüğün günü bir düşün: Ortada duran cenaze sensin. İşte o gün, orada, o anda senin için hayat bitti. Canlı cansız bütün sevdiklerin, sahip olduğun her şey seni bıraktı. Yakınların, seni gideceğin yere hazırlamanın telaşı ile, aralarından uçup gitmiş olmanın şaşkınlığını yaşamakta. Düşün ki, seni elbiselerinden soymuşlar. Sevdiğin bütün giysilerin artık birer ölü elbisesi olmuş. Şuna buna verilecek. Senden bir koku sinmiştir diye saklanacak. Değerli takıların, yüzüklerin parmaklarından alınacak... Akıp giden zamanı gösteren saatin kolundan çıkarılacak. Oysa zaman yine akıp gitmekte, ama sensiz. Saatinin akrebi, yelkovanı yine belirli vakitleri göstermekte, ama artık sana değil. Senin görmeyeceğin zamanlara tırmanıyor saatin.

Çok sevdiğin kimi eşyaların, uğruna nice fedakarlıklara katlandığın evin, araban mülkün artık birer “tereke”. Onlar başkalarına, hesabını vermek sana düşecek. Eşin dul, çocukların yetim kalacak.

Düşün ki, artık akşam senin eve gelmen beklenmeyecek. Sofralar sensiz kurulacak. Sevdiklerin, doğan her günü sensiz karşılamaya alışmanın çabasına girecekler. Sıkça tekrarladıkları söz “ölenle ölünmez ki” olacak belki de... Artık sen, adın anıldıkça dostlarının boğazına takılan bir ilmek, yanaklarına süzülen birkaç damla yaş olacaksın sadece...

Duvarlara sinen kokun, elbiselerinde kalan terin uçup gidecek. Sesinin tınısı unutulacak gün geçtikçe. Boyun, endamın, yüz hatların, gözlerin unutulacak.

Anma toplantıları düzenlenecek senin için; filancaların filanca sene ölen bir yakını olacaksın zamanla.

Sensiz zamanlarda koşan saatin, sensiz yıllara tırmanmaktan yorulup eskiyince atılacak. Sağa sola dağıtılan kıymetli elbiselerin yıpranacak, paspas yapılacak. Malın mülkün el değiştirecek.

Hep gözüne bakan yakınların farklı yerlere dağılacak. Çünkü artık sen yoksun. Senin gözlerin yok... Varlığın tozlu albümlerin arasında, yılların soldurduğu resimlerde kalmış.

Yakınların, hiç geri gelmemek üzere gittiğine iyice inanmışlar. İçinde senin olmadığın bir dünya kurmuşlar kendilerine.

Düşün ki, sevdiklerin gözlerinin rengini unutmuşlar. Başka gözlere bakıyorlar çünkü. Sevgilerini, gülümseyişlerini, sımsıcak bakışlarını onlara yöneltiyorlar.

Yıllar birbirni kovaladıkça, senin için yapılan ihtifallerin arası açılıyor. Başka acılar, taze ölümler girmiş araya... Şimdi, yakında yitirdiklerinin acısına alışma gayretinde yaşayanlar... “Birtanem! Ciğerim!” dediklerin, yıllar geçtikçe senin varlığını unutmuşlar.

Yıllar sonra buralarda, oralarda senin yaşadığından söz etmek; insanlara masal gibi gelecek... Şu yalan dünyada bir zamanlar senin de var olduğunun biricik kanıtı olan mezarını ziyaret eden kalmayacak.

Mezarın dümdüz olacak. Başucunda beklemekten yorulan mezartaşın yıkılacak da, onu bir düzelten bulunmayacak. Çünkü sen artık kimsenin ölüsü değilsin.

Ey insan! Bir gün “unutanlar”ın unuttuklarından bir unutulmuş olacağını unutma!... Adın unutulacak, mezar taşın yıkılacak, bir metrekarelik toprak evin sahipsiz kalacak. Ve sen, kimsenin ölüsü olmayacaksın. Dünyada adını anan kalmayacak. Kimsesizler kervanına katılmış bir yolcu, adı unutulmuşlar denizine düşmüş bir damla olarak anılacaksın sadece.

Ey insan! Yaşadığın her ânın paha biçilmez bir hazine kıymetinde olduğunu bil. Sonsuzluk yurduna kıymetli armağanlar hazırla. Azığını tamamlayıver. Rolünü kusursuzca oynamaya bak... Bu film bir gün bitecek... Ve onun bitecek olması; tozlu raflarda, nisyan dolu hafızalarda unutulacak olması çok da önemli değil...

Önemli olan; büyük gösterime sunabileceğin oldukça iyi bir senaryoya imza atabilmendir. Hayatının; Allah’ın huzuruna, huzur-ı Rasulullah’a, bütün insanlık önünde arz olunacağının bilnicine varmandır. Ve bu bilinci, mümkün oldukça bütün davranışlarına yansıtabilmendir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 480
favori
like
share