Topkapı Sarayı





Tarihçesi


Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478’de yaptırılan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmasına kadar yaklaşık 380 sene Devletin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı olmuştur. Kuruluş yıllarında yaklaşık 700.000 m.² lik bir alanda yer alan Saray’ın bugünkü alanı 80.000 m.² dir.

Topkapı Sarayı, Saray halkının Dolmabahçe, Yıldız ve diğer saraylarda yaşamaya başlaması ile birlikte boşaltılmıştır. Padişahlar tarafından terk edildikten sonra da içinde birçok görevlinin yaşadığı Topkapı Sarayı önemini hiç kaybetmemiştir. Saray zaman zaman onarılmıştır. Ramazan ayında padişah ve ailesi tarafından ziyaret edilen Mukaddes Emanetler Dairesi’nin her yıl bakımının yapılmasına ayrı bir özen gösterilmiştir.
Topkapı Sarayı’nın ilk defa, adeta bir müzeymiş gibi ziyarete açılması Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemine rastlar. O dönemin İngiliz elçisine Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eşyalar gösterilir. Bundan sonra Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eski eserleri yabancılara göstermek gelenek haline gelir ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) zamanında, ampir üslupta camekanlı vitrinler yaptırılır, Hazine’deki eski eserler bu vitrinler içinde yabancılara gösterilmeğe başlanır. Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) tahttan indirildiği sıralarda Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn’un Pazar ve Salı günleri olmak üzere halkın ziyaretine açılması düşünülmüşse de bu gerçekleşememiştir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 3 Nisan 1924 tarihinde halkın ziyaretine açılmak üzere İstanbul Âsâr-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü’ne bağlanan Topkapı Sarayı önce Hazine Kethüdalığı, sonra Hazine Müdüriyeti adıyla hizmet vermeye başlamış ve nihayet Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü adıyla hizmet vermeye devam etmektedir.
1924 yılında bazı ufak onarımlar yapılarak, ziyaretçilerin gezebilmeleri için gereken idari önlemler de alındıktan sonra, Topkapı Sarayı, 9 Ekim 1924 tarihinde Müze olarak ziyarete açılmıştır. O tarihte ziyarete açılan bölümler Kubbealtı, Arz Odası, Mecidiye Köşkü, Hekimbaşı Odası, Mustafa Paşa Köşkü ve Bağdad Köşkü’dür.



Bölümler


Topkapı Sarayı, Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında tarihsel İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda Bizans akropolü üzerinde inşa edilmiştir. Saray, kara tarafından Fatih’in yaptırdığı Sûr-ı Sultâni, deniz yönünden ise Bizans surları ile şehirden ayrılmıştır. Çeşitli kara ve deniz kapılarıyla saray içindeki değişik işlevlere açılan kapıların dışında, sarayın anıtsal girişi Ayasofya arkasındaki Bâb-ı Hümâyûn (Saltanat Kapısı)dur.
Topkapı Sarayı yönetim, eğitim ve padişahın yaşam yeri olması nedeniyle oluşturulan örgütlenmeye uygun olarak iki ana bölüme ayrılır ki bunlar, birinci ve ikinci avludaki hizmet yapılarından oluşan Bîrun ile iç örgütlenme ile ilgili kısımları içeren Enderûn’dur.


Sarayın Bölümleri :


Bâb-ı Hümâyûn/Saltanat Kapısı


I. AVLU/ALAY MEYDANI


Alay Meydanı’nın sahip olduğu hizmet yapıları
I. Avluda Bugün Bulunmayan Yapılar
Alay Köşkü
Bâb-üs Selâm/ Orta Kapı


II. AVLU/DİVAN MEYDANI


Kubbealtı / Divan-ı Hümâyûn
Dış Hazine/Silahlar Seksiyonu
Adalet Kulesi


II. Avluya Bağlı Yapılar


Mutfaklar
Saray Arşivi
Has Ahır
Zülüflü Baltacılar Koğuşu
Bâb-üs Saade


III. AVLU / ENDERÛN AVLUSU


Enderûn
Enderûn Teşkilatı
Arz Odası
Seferli Koğuşu
Fatih Köşkü
Kilerli Koğuşu
Hazine Koğuşu
Hasoda Koğuşu/ Kutsal Emanetler
Dairesi Silahtar Hazinesi
Ağalar Camii
Saray Kütüphanesi


IV. AVLU / SOFA-İ HÜMÂYUN


Sünnet Odası
Revan Köşkü
Bağdad Köşkü
İftariye Köşkü / İftariye Kameriyesi
Sofa Köşkü
Hekimbaşı Kulesi/ Baş Lala Kulesi
Sofa-i Hümâyun Alt Bahçeleri
Sofa Camii
Mecidiye Köşkü
Esvab Odası


HAREM


Harem Ağaları
Kara Ağalar
Cariyeler


I-KARA AĞALAR TAŞLIĞI


Cümle Kapısı/Saltanat Kapısı


II- KADIN EFENDİLER TAŞLIĞI/CARİYER TAŞLIĞI


Kırkmerdiven
Hamam
Kadınefendi Daireleri
Cariye Koğuşlar
Hastahane


III-VALİDE TAŞLIĞI


Valide Sultan Dairesi
Valide Sultan Dairesi Sofası


IV.MABEYN TAŞLIĞI PADİŞAH VE ŞEHZADE DAİRELERİ


Hünkar Sofası
III. Murad Has Odası
Çifte Hamam
I. Ahmed Odası
III. Ahmed Odası
Çifte Kasırlar
Altın Yol

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1694
favori
like
share
NaZ Tarih: 27.10.2008 10:17
Topkapı Sarayı'nın içi
[COLOR=#483d8b]















Sünnet Odası







Topkapı Sarayı'nın Dışı










NaZ Tarih: 27.10.2008 09:52
Bâb-ı Hümâyûn / Saltanat Kapısı
[COLOR=#483d8b]




Sarayı şehirden ayıran ve Fatih Sultan Mehmed tarafından saray inşaatıyla birlikte yaptırılan Sur-u Sultanî içindeki saray alanına Bâb-ı Hümâyûn’dan girilir.
Bâb-ı Hümâyûn’un bir diğer adı da Saltanat Kapısı’dır. Kapının üzerinde Ali bin Yahya Sofî tarafından yazılmış celi sülüs hat ile dört satırlık 1478 tarihini veren bir kitabe vardır. Kitabenin altında ve kapının iç tarafında yer alan Sultan II. Mahmut ve Sultan Abdülaziz’e ait tuğralardan, kapının birkaç defa onarım gördüğü anlaşılmaktadır.
Bâb-ı Hümâyûn’un iki yanında, kapıcılara ayrılmış küçük odalar bulunmaktadır. Kapının üzerinde 1866 yılında yandığı için günümüze ulaşmayan, Fatih Sultan Mehmed’in kendisi için yaptırdığı köşk biçiminde küçük bir daire bulunmaktaydı. Üst katın asıl önemi Beytül mâl (Kapı arası hazinesi) olarak kullanılmış olmasıdır. Padişahın ölen kullarının yada varissiz ölen kişilerin servetinin sultan hazinesine alınması sistemi olan Muhallefat Sistemi ile bağlantılı olan bu mekan, Sultan Hazinesine alınmayan emtianın yedi sene emanete alındığı yer olarak kullanılmıştır.



I. AVLU / ALAY MEYDANI

Bâb-ı Hümâyûn ile girilen, asimetrik planlı bu avluya saray-kent-devlet üçlü yönetim sisteminin ikinci derece de önemi olan yapıları yerleştirilmiştir. Burası halkın belirli günlerde girebildiği ve devletle olan ilişkilerini yürüttüğü bir merkez niteliğindedir. Devlet erkanının atla girebildiği tek alandır.

Bâb-ı Hümâyûn’u Bâb-üs Selâm’a bağlayan 300 metre uzunluğundaki ağaçlı yol sultanların Cülus, Sefer, Cuma Selamlıklarına ihtişamla geçtiklerine şahit olan bu avlu Elçi alayları, Beşik alayları ile Valide Sultanların saraya taşınmasındaki Valide alaylarına da sahne olmuştur.


Alay Meydanı’nın sahip olduğu hizmet yapıları

Solda sarayın ihtiyacını karşılayan odun ambarı ve hasırcılar ocakları bulunmaktaydı. Hamamları, koğuşları, işlikleri, ahırları ile bir bütün teşkil eden bu kısımlar günümüze ulaşamamıştır. Bugün bu yapıların yerinde Kültür Bakanlığı elemanlarının Lojman olarak kullandığı Eczane binası bulunmaktadır.

Bu yapılardan sonra gelen Fatih döneminden itibaren Cebehane olarak kullanılan Aya İrini Kilisesi günümüze ulaşmış nadir yapılardandır. Cebehane’nin yanından başlayarak sarayın bahçelerine ve Çinili Köşk’e geçit veren yol boyunca uzanan bu yapılar günümüze tamamıyla değişmiş olarak gelmiştir.

Darphanenin 17 786 metrekarelik kısmı günümüze ulaşmıştır, Darphane Genel Müdürlüğü Damga Matbaası Daire Başkanlığı, Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuarı Müdürlüğü bu yapıların bir kısmını kullanmaktadır. Koz bekçileri kapısından sonra gelerek Arkeoloji Müzesi’nin karşısında kalan yapıları Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan kiralayan Tarih Vakfı kullanmaktadır.


I. Avluda Bugün Bulunmayan Yapılar

Darphane binalarının sonunda Kız bekçileri veya Koz bekçileri adı verilen bir kuruluşun yerinin bulunduğu bilinir. Görevleri depoların ve haremin dıştan korunması olan Koz bekçiler Ocağı’nın bulunduğu kısımdaki yolun üzerinde yer alan kapı da Koz Bekçiler Kapısı adıyla anılmaktadır.
Bâb-ı Hümâyûn’dan girişinden itibaren sağ tarafta ise sırasıyla Enderûn Hastahanesi, Sarayın Marmara tarafındaki yapılarına ve bahçelerine inen yol ile Dizme yada Dizme Kapısı denilen kapı, Hasfırın, Dolap Ocağı bulunmaktaydı.

Kapı girişine yaklaştıkça Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) tarafından meydanın bu kenarındaki duvara taşınan 16. yüzyıla ait Cellat Çeşmesi görülür.

Yolun sol tarafında, avlunun Bâb-üs Selâm’a yakın kısmında küçük sekizgen köşk biçiminde bir yapı bulunuyordu. Külah biçiminde sivri çatısı olan yapı Kağıt Emini Kulesi veya Deâvi Kasrı olarak tanınır. Buraya her gün Kubbealtı vezirlerinden biri gelerek halkın verdiği dilekçeleri toplar, dava sahiplerini dinler ve konuyu Divan’a sunardı.
Bugün aşağı yukarı bu mekanın bulunduğu yerde Saraya giren-çıkan ziyaretçilere yiyecek-içecek servisi yapılan DÖSİM’e ait çay bahçesi bulunmaktadır.


Alay Köşkü

1820 yılında Sultan II. Mahmud (1808-1839) tarafından yaptırılmıştır. Alay Köşkü, Padişah ve erkanının resmi geçitleri izleyebilmesi için yaptırılmıştır. Cadde üzerinde yer alan pencere kemerlerinde Hattat Mustafa İzzet Efendi’nin siyah taş üzerinde altın yaldızlı madeni harflerle yazılmış manzum bir eseri de bulunmaktadır. Karşısında Sadrazam’ın devlet işlerini yürüttüğü Bâb-ı Âli Kapısı bulunmaktadır. Ancak tek katlı Bâb-ı Âli Kapısı’nın karşısında iki katlı Alay Köşkü hiyerarşiyi mimaride de yaşatmaktadır.


I- Bâb-üs Selâm/ Orta Kapı




I.Avluyu II.Avluya bağlayan ve en yaygın ismi Orta Kapı olan yapıya, 18. yy’da Bâb-üs Selâm denmiştir. I. Avluya bakan cephedeki taç kapısının üstünde celi hatla “Kelime-i Tevhid”, altında II. Mahmud’un tuğrası, iki yanında da III. Mustafa’nın tuğraları vardır. Bu tuğraların altında 1758 tarihli tamir kitabeleri yer almaktadır. Kapının iki yanında sekizgen, konik çatılı birer kule yer almaktadır. Kapı açıklığını örten iki kanatlı büyük dövme kapının üzerinde 1524 tarihi ve muhtemelen kapıyı yapan usta olan “İsa b.Mehmed”in imzası vardır.
Bu geçit yerinden yine bir demir kapı ile II. Avluya girilir. Kapı binasının içinin solunda bir, sağında ise iki oda bulunmaktadır ve bu kısım iki katlıdır. Burada kapı görevlilerinin yatakhanesi ve diğer birimlerinin olduğu bilinir.

Yüksek rütbeli devlet adamlarının tutuklandıkları ve boğdurularak idam edildikleri “kapı aralığı” denilen yer de buradadır. Genelde Bevvâbân-ı Dergâh-ı Âli, Baş Kapıcıbaşı, Kapıcılar Kethüdası ve onlara bağlı kapıcılardan oluşan çalışanlarının sayısı her dönemde değişikliğe uğramıştır.

Kapının II. Avluya bakan kısmında bulunan revağın sağ ve sol yanları birer seki ile yükseltilmiştir. Divan toplantıları sırasında Osmanlı ordusunun iki güçlü sınıfının üst düzey temsilcileri kendi divanlarını burada kurardı. Girişe göre sağ tarafta, yüksek rütbeli yeniçerilerle, Yeniçeriağası; sol tarafta ise Sipahi ağaları otururdu. Bu revaklar ayrıca, Divan toplantısından erken çıkan Anadolu ve Rumeli Kazaskerlerinin bazı davaları hallettikleri açık mekanlar olarak da kullanılmıştır.

Bu gün, kapı aralığının solunda Müzenin Danışma ve Kapı Amirliği görevi yürütülürken sağ tarafta Turizm Polis Karakolu bulunmaktadır. Kapının II. Avluya bakan kısımlarında ise bilet kontrol turnikeleri ve X-Ray cihazları bulunmaktadır.



III. AVLU / ENDERÛN AVLUSU

Sarayın 100x90m. Boyutlarındaki bu avlusunun etrafındaki binaların inşaatı, Fatih devrinden itibaren padişahın yaşamı için gerekli yapılar ile Enderûn teşkilatının gerektirdiği koğuşlar, Camii, hamam gibi yapılardan oluşmuştur.

Marmara cephesinde hamam ve önceleri doğan kuşlarının eğitildiği mekan iken sonraları Seferli Koğuşu olan yapı ile Büyük Oda ve Seferli Koğuşları önünde Enderûn hayatında önemli bir yeri olan meşkhane ve Büyük oda mescidi bulunmaktaydı. Bunları, hazine olarak kullanılan Fatih Köşkü izlerdi. Büyük oda mescidi ve meşkhane günümüze ulaşamamış yapılardır.

Avlunun karşı sırasında Kiler Koğuşu ve Hazine Koğuşu bulunur. Avlunun diğer köşesinde yer alan Has Oda ve Has Oda Koğuşu Haliç tarafındaki yapıları oluşturur. Bu yönde ayrıca, Ağalar Camiide bulunmaktadır. Enderûn avlusunun ortasında ise “Havuz Köşkü” bulunuyordu. 18. yy.da yıkılarak yerine Enderûn Kütüphanesi yapılmıştır. III. Ahmed Kütüphanesi olarak bilinir.

Enderûn Hastahane ve Eczahanesi olarak kullanılan mekanlar bugün Müze Müdür Lojmanı olarak kullanılmaktadır.

Enderûn Mektebi’nin 15. yüzyıldan beri ilk aşamalarını oluşturan kadrolarına ayrılmış koğuşları Enderûn avlusu girişinde ve Bâb-üs Saade’nin iki yanında sıralanmıştır. Soldakine Küçük oda sağdakine Büyük oda adı verilen bu koğuşların yer aldığı binalar Enderûn’un divan avlusuyla olan duvarları boyunca uzanmaktadır.


Enderûn



Enderûn’u padişah ve onun hizmetindeki akhadımlar ve içoğlanların yaşadığı, bir kısmının da bu amaçla eğitim gördüğü okul olarak tanımlayabiliriz. Osmanlı sarayında Enderûn teşkilatı Topkapı Sarayı’nın kuruluşundan önce de var olan bir örgütlenme idi. Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481)şekillenen koğuşlar ve padişaha ait yapıları içeren avlu ile padişaha ait köşklerin bulunduğu sofa-i Hümâyûn adı verilen mermer teras ve çiçek bahçesinden oluşmaktadır.


Enderûn Teşkilatı

Enderûn teşkilatı iki ana bölüme ayrılır: İlki, eğitim gören veya padişaha hizmet veren devşirme içoğlanları, diğeri ise akhadım ağalardan oluşan yöneticilerdir. Devşirme sistemiyle alınan çeşitli milletlere mensup Hıristiyan gençlerin Müslüman olmaları ve eğitimleri ile oluşturulan bu sistemde Orduda, Sarayda ve Hükümette ihtiyaç duyulan devlet adamları yetiştirilmiştir.


Arz Odası

Bâb-üs Saade’nin tam karşısında yer alan ve saçak sistemiyle bu kapıyla bütünleştirilen bu yapı, padişahların devlet yönetimiyle olan ilişkilerinin somutlaştırıldığı en önemli mekandır. Arz odası veya Arz Divanhanesi denilen yapıda padişahlar, yabancı devlet elçilerini kabul etmişler, sefere çıkan komutanlarla ve Divan toplantılarının “Arz Günleri” denilen Pazar ve Salı günlerinde devlet erkanı ile toplantılar yapmışlardır. 2003 yılında restorasyona giren binadaki çalışmalar bitmiştir. Ziyarete açıktır.


Seferli Koğuşu

Sultan IV. Murad tarafından 1635 yılında kurulmuştur. Padişahların çamaşırlarını törenle yıkayan bu sınıf, padişahla birlikte seferlere katıldığı için bu ismi almıştır. Bina 18. yüzyıl başında Sultan III. Ahmet tarafından yenilenmiştir. Giriş revakında Bizans döneminden kalan yeşil sütunlara sahip yapının tonozlu koğuş bölümü 14 sütuna sahiptir. 20. yüzyıl başında arka tarafındaki hamam ve tuvaletleri de kaldırılan yapıda bugün Topkapı Sarayı Müzesi Padişah Elbiseleri Koleksiyonu’nundan Fatih’ten II.Abdülhamid’e kadar bazı padişahların değerli kumaşlardan yapılmış kaftan ve kıyafetlerinden örnekler sergilenmektedir. Bu bölümde 11 Nisan 2006 tarihinde açılacak olan ‘Saray’da Lâle Sergisi’ kapsamında Saray koleksiyonuna ait lâle motifli eserler ile, 16. yüzyıldan 18 yüzyıla kadar lâle motifli padişah kaftanları ve kumaşları üç ay boyunca sergilenecektir.


Fatih Köşkü

1462-63 yıllarında Fatih Sultan Mehmed’in Topkapı Sarayı planını oluşturacak şekilde yaptırdığı ilk yapılardan biridir. Saraydaki diğer padişahlara ait yapılar gibi burası da dörtlü mekan düzenine sahiptir. Marmara Denizi’ne bakan üç odanın Boğaziçi yönündeki diğer bir odaya açık bir mermer terasla bağlanmasından oluşmuştur. Köşkün masif duvarlı ve tonozlu 2 büyük mahzeni ile Bizans döneminden kalan yonca planlı bir vaftiz haneyi örtecek şekilde ayrı bir depo mekanından oluşan altyapısı iç sarayın da ana duvarlarını oluşturur.

Yavuz Sultan Selim döneminde revak ve teras bölümleri de duvarlarla kapatılan hazine revakına I. Mahmud (18. yüzyıl) döneminde bir de Elçi Hazinesi mekanı yapılmıştır.

19. yüzyılda önemli devlet ziyaretçilerine sergilenmek amacıyla Ampir üsluplu vitrinler yapılan köşk, böylece Türk müzeciliğinin de en erken uygulamalarından birini oluşturmuştur. Günümüzde de Hazine Seksiyonu olarak kullanılan bina 2000 yılında Gilan Mücevherat’ın sponsorluğu ile restore ettirilerek, modern müzecilik anlayışına uygun, depreme dayanıklı vitrinlerle yenilenmiştir.

Kilerli Koğuşu Mutfak görevlilerinin de amiri Kilercibaşı sorumluluğunda olan Kilerli Koğuşu, padişahın yemeklerinin pişirilmesi ile ilgilenir, padişah sofrasını kurar ve yemek takımlarına bakardı. 1856 Enderûn yangınından sonra 19. yüzyılda Hazine Kethüdalığı binası olarak yeniden inşa edilmiştir. 1960’lı yıllarda iç düzeni değiştirilen bina bugün Topkapı Sarayı Müzesi Müdüriyeti olarak kullanılmaktadır.


Hazine Koğuşu

Ehl-i Hiref teşkilatının da amiri olan Hazinedarbaşı yönetimindeki saray hazinesinden sorumlu koğuş, Fatih döneminden son döneme kadar önemini ve varlığını korumuştur. 19. yüzyılda Enderûn teşkilatı dağıtıldığı halde Hasoda Koğuşu ile birlikte kadrosu korunan Hazine Koğuşu idi. 1856 Enderûn yangınından sonra hemen 1858 yılında Hazine Kethüdalığı Dairesi olarak inşa edilmiştir. 19 Nisan 2006 tarihinde açılacak ‘Sarayda Hamam ve Berber’ Sergisine ev sahipliği yapacaktır.


Hasoda Koğuşu/ Kutsal Emanetler Dairesi



Fatih Sultan Mehmed döneminde padişahların Enderûn avlusundaki özel dairesi olarak yapılan Hasoda, iki katlı ve dörtlü mekan düzeni veren bir yapıdır.

Girişteki ilk mekan, kubbe altındaki mermer şadırvandan ötürü Şadırvanlı Sofa olarak adlandırılmıştır. Dörtlü mekanın diğer iki bölümü ise birbirine ve sofaya kapılarla bağlanan kubbeli iki oda olarak tasarlanmıştır.

Girişin sağındaki ilk oda, padişahın Enderûndaki arz ağaları ile görüştüğü, onların padişaha arzlarını sundukları yer olan Arzhane’dir. Bu mekanda bugün Hz. Muhammed’e ve Kabe’ye ait kutsal eşyalar sergilenmekte ve Kur’an-ı Kerim okunmaktadır.

Köşedeki ikinci oda ise saltanat tahtının bulunduğu ve yapının en önemli mekanı olan Hasoda’dır. Klasik dönemde Padişahların uyuduğu bu oda, 19 yy.dan itibaren Hz. Muhammed’e ait Hırka-ı Saadet ve Sancak-ı Şerif gibi kutsal eşyanın da bulunması nedeniyle Mukaddes Emanetler Dairesi adıyla anılmaya başlanmıştır. Ziyarete kapalı bu odanın duvarlarını süsleyen İznik çinileri, Osmanlı çinilerinin en değerli örneklerindendir.

Şadırvanlı Sofa’nın solunda günümüzde Destimal Odası denilen Hasodalıların koğuşu vardır. Bu odada bugün Hz. Muhammed’den önce gönderilmiş bazı Peygamberlere ait mukaddes eşyalar sergilenmektedir.

Fatih döneminden beri var olan Hasoda Koğuşu sultanın şahsi hizmetini gören içoğlanlarından oluşmaktaydı. 19.yüzyılda Hasoda koğuşu’nun önündeki revaklar kapatılarak Emanet-i Mukaddese görevlilerine yeni koğuş yapılmıştır. Günümüzde Padişah Portreleri Sergi Salonu olarak kullanılmaktadır.


Silahtar Hazinesi

Arzhane’den geçilerek girilen bu mekanda, Emanet Hazinesi olarak adlandırılan son derece değerli Kur’anların ve diğer kitapların bulunduğu kütüphane burada muhafaza edilmiştir. Dışarıdan bir kule görünümünde olan bu iki kubbeli mekanda günümüzde Saray koleksiyonuna ait saatler bulunmaktadır. Ziyarete kapalıdır.


Ağalar Camii



Enderûn avlusunun Haliç tarafında, Has Oda’dan sonra yer alır. Padişahlar, Akağalar ve İçoğlanların ibadeti için kullanılan bu Camii, Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) yapılmış olmalıdır. Mekke’ye bakması için avluya hafifçe diagonal olarak yerleştirilmiştir. Bugün Saray Kütüphanesi olarak kullanılan mekanda; Sultanların hazinelerinde sakladıkları el yazmaları ile sarayın çeşitli köşk ve koğuşlarından toplanan son derece kıymetli el yazma ve minyatürlü kitaplar bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi’nin en değerli koleksiyonlarındandır.


Saray Kütüphanesi




Kütüphaneden yararlanabilmek için Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne çalışılacak konunun yazıldığı bir dilekçe ile başvurmak gerekmektedir. Yerli ve yabancı araştırmacılara açık olan Kütüphane, Hafta içi hergün 9.00-12.00; 13.00-16.30 saatleri arasında hizmet vermektedir.



IV. AVLU / SOFA-İ HÜMÂYUN

Has Oda’nın Divanyeri denilen çift sıra sütunlu geniş revağı, “Sofa-i Hümâyûn” veya “Mermer Sofa” olarak adlandırılan terasa açılır. Teras 17. yy. ilk yarısında Sultan IV. Murad ve Sultan İbrahim döneminde (1623-40;1640-48) Haliç tarafına doğru genişletilerek ve yeni köşkler yapılarak günümüzdeki görünümünü kazanmıştır. Mermer terasta revakların önünde fiskiyeli büyük bir havuz yer alır. Terasta, Revan köşkünden başka, Haliç tarafındaki manzaraya bakan Sünnet Odası adı verilen bir köşk ile IV. Murad’ın yaptırdığı Bağdat Köşkü ve Sultan İbrahim döneminde yapılan İftariye Köşkü veya “Mehtaplık” denilen kameriye bulunur. L şeklindeki geniş revağın bir ucu padişahın haremdeki Has Oda ve köşklerin bulunduğu Mabeyn taşlığına geçit verir. Revan köşkünün bulunduğu diğer tarafında ise Sofa-i Hümâyûn çiçek bahçesine merdivenlerle inilir.


Sünnet Odası

Sofa-i Humayun’un Haliç’e bakan kısmında yer alır. Köşkün yapılış tarihi kesin olarak bilinmese de büyük bir olasılıkla 16.yy’ın ilk yarısında Kanuni Sultan Süleyman devrinde yapıldığı düşünülmektedir. Daha sonra çeşitli değişiklikler geçirmiş ve günümüzdeki biçimini Sultan I. İbrahim döneminde almıştır. Köşke, Sünnet Odası adı daha sonra verilmiştir. III. Ahmed’in(1703-1730) şehzadelerinin sünneti sırasında bu oda kullanılmış ve bu nedenle de köşkün adı Sünnet Odası olarak kalmıştır. Ziyarete açıktır.


Revan Köşkü




IV. Murad’ın Revan’ı fethetmesinin anısı için 1636 da yapılan köşk, Sofa-i Hümâyûn’da II. Mehmed döneminden beri var olan havuzun küçültülmesi, biçim değiştirmesi ile kazanılan alanda, teras üstüne yapılmıştır. Köşk, sekizgen bir plan şemasına sahiptir ve üç eyvanlıdır.

Revan Köşkü’nün bazı Osmanlı kaynaklarında “Sarık Odası” diye geçmesi, padişahı törenlerde simgeleyen sarıkların Tülbent Gulamı tarafından burada korunmasıyla ilgilidir. Ayrıca, Has Odanın her yıl Ramazan ayında yapılan temizliği sırasında Hırka-i Saadet ve diğer kutsal eşyalar Revan Köşkü’ne taşınırdı.

Sultan I. Mahmud bu köşkte, 1733 yılında Has Odalılar için son derece değerli ve tarih kitapları ağırlıklı bir vakıf kitaplık oluşturmuştur. III. Osman ve III. Mustafa tarafından geliştirilen bu vakıf kitaplık, Saray, Müzeye dönüştürüldüğünde Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşk ziyarete açıktır.


Bağdad Köşkü



Yalnızca Sofa-i Hümâyûn’daki değil, sarayın günümüze ulaşan en güzel köşklerinden birisi olan yapı IV. Murad’ın Bağdad fethini anıtsallaştırmak için 1639 yılında yaptırılmıştır.

Bağdad zaferinin anısına yaptırılan köşk, terasın ucunda, daha önce burada var olan bir kule köşkün yerine yapılmıştır. Köşkün yapımı için terası Haliç yönüne genişletmek gerekmiştir. Türk mimarisinin en başarılı, en iyi korunmuş örneklerinden olan köşk, Revan Köşkü ile birlikte 18. yy ortalarından itibaren Has Oda’nın kitaplıkları olarak kullanılmıştır. Bağdad Köşkü’ndeki kitaplarda Saray, Müze haline getirildiğinde Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşk ziyarete açıktır.


İftariye Köşkü / İftariye Kameriyesi

IV. Murad döneminde Haliç yönüne genişletilen Sofa-i Hümâyûn mermer terasının Sünnet Odası ile Bağdad Köşkü arasında kalan kısmına, 1640’da Sultan I. İbrahim tarafından yaptırılmıştır. Kameriye şeklinde olan bu köşkün özelliği tombaktan oluşudur. Dört sütunun taşıdığı bir tekne kubbe ile örtülüdür. Kameriye, çıkıntı yapan konumuyla mermerlikten ayrılmış, alttaki bahçelere ve kente, Haliç ve Galata’ya yönelik bir konuma getirilmiştir.

Bu kameriyede Ramazan aylarında sultanın iftarı beklediği, orucu burada açtığı sanılır. Bu nedenle İftariye adını almış olmalıdır. Yaz aylarına rastlayan bayram törenlerinde sultanın Enderûnluların bayram tebriklerini burada kabul ettiği ve aşağı bahçede yapılan spor gösterilerini seyrettiği kaynaklardan anlaşılır.

Sofa Köşkü



Sofa Köşkü, Merdivenbaşı Kasrı, Mustafa Paşa Köşkü gibi isimleri olan köşkü, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 166-1683 yılları arasında Sadrazamlığı sırasında yaptırmıştır. Bu da köşkün Mustafa Paşa Köşkü adını da almasına yol açmıştır. III. Ahmed döneminde onarılan köşkün 1704 tarihli kitabesinde “Sofa Köşkü” olarak anılmaktadır. Köşk, üçlü bir plan kurgusu göstermektedir. I. Mahmud döneminde (1752) yapılan büyük bir onarımla cephe düzeni değiştirilmiştir.

Köşk, Sultan Has Odası, özel dairesi olarak kullanılmıştır. Örneğin, I. Mahmud 1730 yılında tahta çıkış töreninden sonra bu köşke gelerek Has Odalılara ihsanlarda bulunmuş; III. Osman burada musiki dinleyip, tomak oyunu seyretmiştir. III. Selim’in 1795 ve 1798 yılları baharında bu köşk ve önündeki bahçelerde III. Ahmed döneminin simgesi olan Lale/Çırağan eğlenceleri yaptırdığı kaynaklardan anlaşılır.


Hekimbaşı Kulesi/ Baş Lala Kulesi

Fatih Sultan Mehmed döneminde sarayı bu yönde sınırlayan sur duvarı üzerinde bir burç halinde yapıldığı anlaşılan bu köşe kulesinin alt yapısı Bizans’a aittir.

Hekimbaşıların padişahlar için ilaç, macun hazırladıkları yer olarak kullanılmıştır. Sarayın Birun teşkilatında yer alan Hekimbaşılar, Hasodalılardan Baş Lala’ya bağlı oldukları için kuleye Baş Lala Kulesi de denmiş olmalıdır. Yüzyıllar boyunca çeşitli amaçlarla kullanılan bina, ziyarete kapalıdır.


Sofa-i Hümâyun Alt Bahçeleri

Padişah Dairesi’nin önündeki Hisarpeçe denilen duvarla çevrili mermer teras ve çiçek bahçesinin üç taraftan daha aşağı kademe bir bahçe çevirir. Bu bahçenin Sofa Köşkü ve mermer teras altında kalan kısmı bazı padişahların yada içoğlanlarının cirit, ok atma, güreş gibi sporların yapıldığı bu alanda, Hekimbaşı kulesinin önünde yer alan IV. Murad dönemine ait taş taht padişahların burada oturarak bu etkinlikleri seyrettikleri yerdir.

Bu bahçenin Marmara denizine, manzaraya açık bölümünde ise 15.yy.dan itibaren çeşitli köşk ve yapılar yer almıştır. Bahçenin bu kısmında, içoğlanlarının koğuşlarının bulunduğu III. Avluya ve sarayın büyük bahçelerine geçişi sağlayan kapıları vardı. Günümüzde burada 19. yy. da yapılmış olan Sofa Camii ile Sultan Abdülmecid tarafından yaklaşık 1859 yılında yaptırılan Mecidiye Köşkü ve ona bağlı küçük bir yapı olan Esvap Odası bulunur. Eskiden burada Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı bir köşk, alt bahçelere geçişi sağlayan kapı üzerinde de Çadır Köşkü denilen bir yapının olduğu bilinir. 18. yy.da yapılmış olduğu sanılan Silahtarağa Köşkü ile Enderûn bölümünün üçüncü avlusu ve Sofa-i Hümâyûn’un temizliğinden sorumlu görevlilere ait Sofa koğuşu bulunuyordu. 19 yy.da harap olan bu yapılar kaldırıldığı için günümüze ulaşamamıştır.


Sofa Camii

Sofa Camii’nin Sofa Ocağı denilen koğuş halkının kullanımı için II. Mahmud tarafından yaptırıldığı ve daha öncede burada 16. yy. da aynı amaçla yapılmış bir mescidin varlığı bilinir.


Mecidiye Köşkü

Topkapı Sarayında yapılan en son padişah köşküdür. Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı hanedanının ikamet yeri, yeni yapılan Dolmabahçe Sarayı’dır. Hala eski geleneklere uyularak tahta çıkış törenlerinin yapıldığı Topkapı Sarayı’nda ataları gibi kendi adını taşıyan bir köşkün bulunmasını istemesi dolayısı ile yapılmış olmalıdır.

Dönemin Batı mimarisi üslubuna uygun olarak kargir yapılan köşk ve oda. Osmanlıların ve sarayın geleneksel mimarlık anlayışı ve tekstürüne yabancı karma bir eklektizm sergilemektedir ve oldukça büyük ölçüdedir. Ziyarete kapalı olan köşkün bodrum katında Konyalı Restorant sarayı gezen ziyaretçilere Türk mutfağına ait çeşitli yemek, tatlı ve şerbetlerle hizmet vermektedir.


Esvab Odası

1859’da yapılan odanın; ismi nedeni ile, sultanın huzuruna çıkmak için gelenlerin kıyafet değiştirdikleri; belki de bizzat sultanın Hırka-ı Saadet ziyareti için elbise değiştirdiği bir yer olduğu ileri sürülür.

Padişaha ait yapılar ve içoğlanlarına ait koğuş ve okulun bulunduğu avlu, padişah dairesi, Sofa-i Hümâyûn’da yer alan köşkler ve buna bağlı alt bahçeler Enderûn’un bir bölümünü oluşturur. Diğer bölümü ise Padişah ailesine mensup kadınların ve şehzadelerin yaşadığı büyük bir kompleks oluşturan Harem’dir.


HAREM




Kelime anlamı olarak tabu, yasaklanmış anlamına gelen harem sözcüğü İslam toplumunda giderek aile kavramı için kullanılmıştır. Harem, Osmanlı sarayında hanedanın yaşadığı özel ve yasaklanmış yerdir. Harem, sultanların ailesi ile birlikte yaşadığı ve saray mimarisinin 16. yüzyıldan 19. yüzyıl başlarına kadar çeşitli dönemlerin üslubunda örnekler içeren, mimarlık tarihi açısından son derece önemli bir komplekstir.

Harem’de yaklaşık 300 oda, 9 hamam, 2 Camii, 1 hastahane ve koğuşlar ile 1 çamaşırlık vardır. Sistematik değil fakat hiyerarşik bir mimari gelişim gösteren Harem, 1665 yılında büyük ölçüde yanmıştır. Günümüze gelen Harem, bu yangından sonraki yenilenmelerle ve zaman içindeki genişletmelerle biçimlenmiştir. Harem’in genel şeması, ard arda kapılarla ayrılan girişleri çevreleyen koğuşlarla, odalarla, köşk ve servis binalarıyla oluşur.

Eski Saray başta olmak üzere bir çok hanedan sarayından beslenen Topkapı Sarayı Haremi, Osmanlı yönetim anlayışına uygun olarak devşirme kapıkulu kadrosunun bir kanadını oluşturmaktaydı. Harem’e alınan cariyeler, Türk-İslam kültürünü en iyi şekilde öğrenirdi. Böylece Osmanlı hanedanına ve zadegânına eş olarak yetiştirilen cariyelerin bir bölümü yönetici kalfalar olarak Harem’de kalır, en seçkinleri sultana sunularak hanedanı oluştururlardı.

Cariyelerin bir kısmı ise Enderûn’daki ağalarla evlendirilmek şartıyla Harem’den çıkartılırlardı. Her yıl gençleşen ve saray kültürünü imparatorluk sahasına yayan Harem’in hiyerarşisi kurallara bağlıydı. Osmanlı sarayında bir kadının değeri, çocuk sahibi olabilmesiyle ilgiliydi. Sultana sunulan bir cariye, genellikle Hünkar Sofası’nda gösterilir, beğenilirse hamamda hazırlanma törenlerini de içeren bir süreçten sonra sultanın has odasına getirilirdi.

Sultanla ilişkiye giren veya yakınlaşan cariyeye Gözde denirdi. Gözdeler çocuk doğurduğunda özel bir daire tahsis edilerek, İkbal veya Kadınefendi olarak tayin edilirdi. Her bir kadroda sayıları sekizi geçmeyen bu kadınlardan veliaht annesi Haseki adıyla sultanın ilk kadını olarak Valide Sultan’dan sonra gelse de gerçek bir otoriteye sahipti. 16. yüzyıl sonlarına kadar Anadolu’ya sancak beyi olarak yollanan şehzadeler, anneleri olan kadınefendiler dahil, ailelerini de götürürlerdi. Bu tarihten sonra saltanat, en yaşlı hanedan erkeğinin sultanlığını öngören ekberiyet usulüne dönüşünce, şehzadeler Saray Haremi’nde yaşatılmışlardır. Kardeşlere de saltanat yolunu açan yeni sistemle, sultan validesi ile birlikte harem kadrosunu oluşturur ve önceki kadroyu Eski Saray’a yollardı.



Cariyeler hanedana rakip yaratmamak amacıyla şehzadelerle evlenemez ancak, tayin edilirlerdi. Padişah kızları ise vezir ve paşalarla nikahlanarak İstanbul’daki hanım sultan saraylarında yaşar, isterlerse damatları boşama hakkına sahip olurlardı.

Sarayda selamlık ve yönetim işlevlerinin gerçekleştiği avlulardan özenle gizlenen Topkapı Sarayı Harem Dairesi, Arabalar Kapısı girişinden Has Oda’ya kadar sıralanan taşlıklarla, harem halkını 4 ana gruba ayırmıştır.

Girişteki ilk kısım Kara Hadım Ağalar’a ayrılmıştır. Bundan sonra Harem’in Cümle Kapısı gelir ve buradan kadınefendi ve cariyelerin, valide sultanların, padişah ve şehzadelerin yaşadıkları yapı gruplarını çevresinde toplayan taşlıklara geçilir.


Harem Ağaları

Asurlulara dayanan eski bir gelenek olan İmparator saraylarında kadınlara ait kısımların hadımlar tarafından korunması, Çin’den Roma İmparatorluğu saraylarına kadar, Mezopotamya’dan yayılmıştır. Bu geleneğe Osmanlı Padişahlarının Haremi’nde de uyulmuştur.

Osmanlı Sarayı’nda Ak hadımlar ve Kara hadımlar olarak iki zümre yaşamaktadır. Önceleri Bab’üs-Saade Ağası olan Ak hadımlara, Dar’üs-Saade Ağalığı da verilmekteydi. Sultan III. Murad (1574-1595)1582’de bu görevi Kara hadımlara vermiştir. 16. y.y. sonlarına doğru tamamen Kara hadımlara geçen bu görevi, Kara Ağalar, saltanatın sonuna kadar yetki ve nüfuslarını arttırarak icra etmişlerdir.


Kara Ağalar

İmparatorluğun Orta Afrika kesiminden genellikle Habeş eyaleti kökenli zenci çocuklardan seçilenler, Eski Saray ve Topkapı Sarayı haremine alınarak sıkı bir disiplinle yetiştirilirlerdi. Genellikle çiçek isimleri verilen hadım edilmiş zenci çocuklar Türkçe öğrendikten sonra Harem kurallarını uygulayacak biçimde eğitilirlerdi. “En Aşağı” adıyla göreve başlarlar sonra Acemi ağalığa geçerler, giderek Kalfa, Ortanca, Hasırlı gibi sınıflara yükselirlerdi. Eğitimin belli bir aşamasından sonra Sultanlar, Kadın efendiler, ve Valide Sultan’ın hizmetine verilerek Harem içindeki görevlerinde ilerlemeleri sağlanırdı.


Cariyeler

Harem’de Kara Ağalar ve hangi statüde olursa olsun tüm kadınlar da saray görevlileri gibi kapı kuluydu. Cariyelerin eğitim sistemi İçoğlanlarınınki gibi idi. Harem’e yeni alınan Cariyeler için Enderûn’da olduğu gibi 2 oda (koğuş) olduğu 16. yy. kaynaklarınca belirtilir.

Genellikle 5-16 yaşları arasında Saray alınan cariyelerin çoğu Çerkez olmakla birlikte, Arap ve zenci cariyelerin varlığı bilinmektedir. Ayrıca çeşitli hizmetler için alınan cariyelerden bazılarının yaşları daha büyük olabilmektedir. Harem’e alınan cariyeler önce sağlık kontrolünden geçirilmekteydiler. Yeni cariyelere güzellik, huy ve görünüşleri göz önünde bulundurularak Hoşnaz, Safdil, Neşedil gibi yeni adlar verilirdi.

Saraya alınan kızlara öncelikle Türkçe ve Sarayın görgü kurallarını öğretilirdi. Harem’deki bu kızların ilk dönemine acemilik denirdi. Daha sonra cariye olurlar ve giderek şâkirt denilen usta çıraklığına, ustalığa ve gedikli sınıflarına yükselirlerdi.

Cariyelerin pek çoğu hizmet görmek amacıyla alındığından kısa bir eğitimden sonra çamaşır, hamam külhanları, kiler, sofra gibi genel hizmetlere verilirlerdi. Güzel ve zeki olanları ise koğuşlarda kalfa kadınların eğitiminde okuma-yazma, dikiş, nakış, müzik aleti çalmak, şarkı söylemek, raks etmek gibi kabiliyetlerine göre öğretimlerden geçirilirlerdi. Padişahlar kendileri için seçilen ve eğitilen cariyelerin hepsiyle ilişki kurmamış bu kızların uygun birileriyle evlendirilerek saraydan çıkmaları sağlanmıştır.

Saray kadınlarının en yüksek derecelisine Kadın denilirdi, Padişahın ilişki kurduğu cariyelerden Has Odalık, Gözde veya İkbal adını alanlar çocuk doğurduklarında Haseki Sultanlığa ve Kadınefendiliğe yükselirlerdi.


I-KARA AĞALAR TAŞLIĞI



Topkapı Sarayı’nda Kara Ağalar Ocağı, Enderûn Avlusu’ndaki koğuşlar gibi bir eğitim yeri niteliği taşıyordu. Bu ağaların başlıca görevleri Harem’in kapılarında nöbet tutmak, giriş-çıkışları kontrol etmek ve dışarıdan içeriye kimseyi sokmamaktı.

Kara Ağalar bölümüne, Divan Meydanı’ndan açılan Arabalar Kapısı’ndan girilmektedir. Kapı üzerinde 1587 tarihli ve III. Sultan Murad’ın (1574-1595) adını taşıyan bir kitabe vardır. Bu kapıdan Dolaplı Kubbe ve Şadırvanlı Sofa denilen nöbet yeri ile Kara Ağalar Taşlığı’na ulaşılır.

Sistemin tüm yapılarının yer aldığı bu dar ve uzun avlu, taşlarla kaplı olduğu için taşlık adını alır. Taşlığın ortasında boydan boya uzanan podimo taşlı bu yol, padişahın büyük binişten sonraki girişten başlayarak, Valide Sultan Taşlığı’nda Saltanat Kapısı denilen Ocaklı Sofa’nın kapısı önündeki Binek taşına kadar devam eder. Padişah bu güzergahı at üzerinde geçerdi.

Kara Ağalar Avlusunda, onların yaşamları için gerekli olan tüm yapılar yer alır. Girişten itibaren sol tarafta, ibadet için mescitleri, koğuşları, Dar’üs-saade Ağası’nın şehzadelerin eğitim yerini ve hamamını içeren dairesi bulunur. Karşı tarafta ise Harem’in üst düzey görevlilerinden muhasiplerin, hazinedar kara ağanın ve cücelerin yaşadığı mekanlar vardır.


Cümle Kapısı / Saltanat Kapısı

Harem’in kadınlar ve padişahın yaşadığı kısma “Kendi evleriniz dışındaki evlere izin istemeden ve orada yaşayanlara selam vermeden girmeyiniz” anlamındaki Kur’an’dan ayetler bulunan taç kapıdan girilir. Harem’i, Harem Ağaları Bölümü’nden ayıran bu kapı, Harem’in üç ana bölümünün bağlandığı nöbet yerine açılır. Kubbeli ve kemerli açık bir sahanlık olarak Harem’e girişi sağlayan hole mermerden müşebbek taçlı sembolik boş bir kemerle girilir.

Saltanat Kapısı da denilen bu kapıdan, Harem girişinin nöbet yeri olan mekana geçilir. Nöbet yerinin solundaki kapı Cariyeler ve Kadın efendiler Taşlığı’na; ortadaki kapı, diğer hanedan kadınları ve üst düzey yönetici kadınların yaşadığı Valide Taşlığı’na; sağdaki kapı altınyol ile Padişah ve Şehzadeler Dairesi’ne bağlanır. Bu konumuyla hol, Harem’de hanedan ve kadınların yaşadığı mekanların başlangıcını oluşturur.






II- KADIN EFENDİLER TAŞLIĞI/CARİYER TAŞLIĞI

Kadın efendi veya cariye taşlığı olarak bilinen bu alan Harem’in en küçük avlusudur. Bu taşlığa, Harem’in Cümle kapısından geçilen nöbet yerinin sol tarafındaki bir koridorla ulaşılır. Bu koridor bir yandan Kara Ağalar Bölümü’nü ayıran bir duvar, diğer yandan Valide Taşlığı’nı ayıran Ustalar Dairesi’yle oluşturulmuştur. Koridorun bir kenarında mermer tezgahlar bulunur. Bunlar saray mutfağında harem halkı için pişen yemeklerin Kara Ağalar tarafından tepsilerle konduğu yerdir.

Diğer taşlıklarda olduğu gibi, taşlığa bakan çift katlı oda sıralaması burada da görülür. Taşlığın kara ağalarla bitişen yönünde hamam, hamam külhanı ve kiler bulunur. Dar yan cephede ise mutfak, çamaşırlık, tuvaletler vardır. Haliç cephesinde şirvanlı bir cariye koğuşu bulunur. Bu koğuşun yanındaki kırkmerdiven denilen taş basamaklarla harem bahçeleri, cariye koğuşları ve hastahane bölümlerine inilir. Taşlığın Haliç cephesindeki diğer kanadında, ikişer katlı kadınefendilere ait üç özel daire sıralanır.


Kırkmerdiven

Koğuşla Kadınefendiler Dairesi arasındaki bir kapıdan merdivenle ara katlara inilir. Kırkmerdiven denilin bu iniş sistemin üzerinde ara katlar oluşturulmuştur. Kırkmerdiven ile Hastahane veya Cariyeler Avlusu denilen taşlığa ulaşılır.


Hamam

Taşlıkta yer alan hamam, Kanuni’nin (1520-1566) baş hasekisi Hürrem Sultan’ın Harem’e yerleşmesiyle burada yaşayan kadınlara hizmet vermek amacıyla yapılmış olmalıdır. Hamam, Enderûn’daki hamam gibi kadın efendiler, ustalar ve çeşitli kademedeki cariyelerin kullanımına belirli günlerde ayrılmış olmalıdır. Kubbeli büyük bir soyunma odasından yıkanma bölümlerine geçilir.


Kadınefendi Daireleri

Padişahın çocuk doğurmuş eşleri olan kadınlara ait dairelerin, Sultan III. Murad (1574-1595) döneminde, 1585 yılları civarında, Valide Sultan Dairesi ile birlikte yapılmış oldukları kabul edilir. Kadınefendilerin bu dairelerde yaşadıkları, sultandan çok Valide sultana yakın oldukları sanılmaktadır. Boyutları ve süslemeleri kısmen farklılık gösteren bu üç özel dairenin plan şemaları birbirine benzer. Kırkmerdiven kapısının yanında yer alan ilk daire, diğerlerinden daha büyük ve kubbeli oluşuyla dikkati çeker. Dairelerin üst katlarında şirvan denilen yarım asma katlar bulunur.


Cariye Koğuşları

Kadınefendi ve Valide Sultan Daireleri’ni taşıyan payeli alt yapının oluşturduğu bölümde Cariye Koğuşları bulunur. Cariyeler burada en alt katta başladıkları Harem yaşantısına, kabiliyetleri ve talihleri oranında üst katlarda ve üst düzeyde devam edebilir veya hizmet yılları olan 8 yılı doldurduktan sonra çırağ edilirlerdi. Bu koğuşlar çift kat ahşap şirvanları, aydınlık mekanları, tuvaletleri, apdest alma yerleri ile Harem’de cariyelerin en kalabalık olduğu 17. yy.daki yaşama cevap verecek şekilde yapılandırılmış mekanlardır.


Hastahane

Hastahane veya Cariyeler Avlusu denilen taşlık çevresinde iki katlı şirvanlı kargir cariye koğuşu, hamam, çamaşırhane, hasta koğuşu, hasta mutfağı ve ölülerin yıkandığı gasilhane ile ölen cariyelerin cenazelerinin çıkarıldığı Meyyit Kapısı bulunur.





VALİDE TAŞLIĞI

Yüzyıllar boyunca Hanedan ve Harem halkının yaşadığı yapılar topluluğunun çekirdeğini Valide Sultan Taşlığı oluşturmuştur. Bu taşlığın bir kanadını oluşturan altınyol ve ona bitişik bazı yapıların Harem’in, 15 ve 16. yy. ilk yarısından kalan binaları olduğu kabul edilir. Bu yer 16. yy. sonunda Valide Sultan Dairesi ve hamamların inşaatıyla bir iç avlu hüviyeti kazanmıştır.

Türk evinin orta sofasında “Hayat” taşlığı karakterindeki Valide Taşlığı Avlusu, türünün Osmanlı mimarisindeki en önemli örneğidir. Bu anlamda Osmanlı hanedanı ve Haremi’nin merkez mekanı olan taşlık üst düzey harem kadınları kadrosunu çevresinde topluyordu.


Valide Sultan Dairesi

III. Murad’ın (1574-1599) 1580’ler de Harem’de yaptırdığı yenilenme ve genişleme faaliyetlerinin en önemli yapılarından birisi bu dairedir. Türklerin aile yapısında anneye verilen önem ve değer, Saray hareminde padişahın baş kadını yerine Valide Sultan’ın ön plana geçmesine yol açmış ve Valide Sultanlar, haremin gerçek lideri olmuşlardır.


Valide Sultan Dairesi Sofası

Günümüze gelen dairenin, ilk şekliyle III. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan için yaptırıldığı bilinmektedir. Valide Sultan Dairesi de hamamı, tuvaleti ve yaşam odalarıyla bir bütün oluşturur. Eski giriş holünün solunda alt ve üst katlarla bağlantıyı sağlayan bir merdiven, sağında ise bir bekleme yeri vardır. Bu merdivenler altta Cariye Koğuşları’nın bulunduğu bölümlere ulaşılır. Üst kattaki Valide Sultan Dairesi ve hamam külhanının üzerinde bulunan 5 oda da ise Valide Sultan’ın eşyaları ile üst düzey kahya kadınların yaşadığı söylenebilir. Valide Sultan Holü’nün tam karşısındaki kapıdan Valide Sultan Sofası’na girilir. Harem’in kadınlar kısmına ait en büyük mekan olan bu bölüm kubbelidir.

Bu görkemli mekanın sol tarafında ki kapıdan Valide Sultan’ın özel yaşamına ilişkin makamına, oturma ve yatma yerine geçilir. Tek kat seviyesindeki bu odanın bir baldakeni andıran özgün ahşap taksimatı, Valide Sultan’ın haremdeki saltanatını ve gücünü sembolize eder. Bu bölümden, parmaklıklı bir pencere düzeniyle görsel olarak ilişki kurulan Valide Sultan’ın ibadet mekanına kemerli bir geçiş yeri ile ulaşılır. Valide Sultan Dairesi sofasının diğer bir kapısından ise çinili ve ocaklı bir mekana geçilir. Bu oda ve önündeki sahanlık aynı zamanda Valide Sultan Dairesi’ndeki cariyeler ve kadınefendiler kısmına geçişi de sağlar.

Valide Sultan Dairesi’nin antresinden bir koridorla Valide Hamamı’na geçilir. Bu hamam Hünkar Hamamları ile birlikte bir çifte hamam olarak planlanmıştır. Valide Sultan’ın kubbeli ana mekanının sağ tarafındaki bir kapıdan da hamamlar boyunca uzanan bir koridorla Hünkar Sofası’na geçilir.

Valide Sultan’ın saraydaki nüfuzunun sebebi Padişahların onlara verdiği değerden kaynaklanmaktadır. Öyle ki Sultan her sabah saygılarını sunmak ve günlük kararlarını bildirmek için Valide Sultan Dairesi’ne giderdi. Daha sonra Kızlar Ağası, vakıflar ve validenin işleri hakkında bilgi vermek için gelmekteydi. Yemekten sonra dansçı ve şarkıcı cariyelerle eğlenen, okuyucu kalfa tarafından okuduğu Kur’an-ı Kerim veya tarih kitabını dinleyen Valide Sultan’ı gözdelerin de burada ziyaret ettikleri kaydedilmektedir.


IV.MABEYN TAŞLIĞI PADİŞAH VE ŞEHZADE DAİRELERİ




Fatih döneminde (1451-1481) yapılmış olan altınyol’un Haseki Dairesi (Sultana Sarayı) ile I. Selim Kulesi arasında bulunan kısmının önünde yer alır. Bu bölüm Harem’in, Selamlığa, yani Has Oda ve bazı köşklerin bulunduğu Sofa-i Hümâyun adı verilen dördüncü yerine en yakın kısmıdır ve direkt bağlantılıdır.

Mabeyn Taşlığı’nın diğer avlulardan farklı olarak önü açıktır. Üç tarafında çeşitli yapılar çevirir. Valide Sultan Taşlığı yönünde, Cinlerin Meşveret Yeri denilen revak bulunur. Bu revağın üst katı Şehzadegân Dairesi’dir. Aynı istikamette, taşlığın üzerinde Çifte Kasırlar yer alır. Avlu zamanla asma bahçe biçiminde genişletilmiştir.

Başlangıçtan itibaren bu taşlığın etrafı çok fazla doldurulmamış ve şehzadelerin kontrollü yaşamına ayrılmıştır. Burası I. Abdülhamid’in (1774-1789) altınyol ve I. Selim Kulesi üzerine Gözdeler Dairesi’ni yaptırmasıyla kadınlara da açılmıştır. Padişahlar, özel dairelerini, hamam ve Valide Sultan Taşlığı’nın Haliç cephesi çevresinde yaptırmışlardır. Sultanların bazen selamlık bazen harem yaşantılarını sürdürdükleri bu bölgedeki yapıların Mabeyn Taşlığı’na bağlantıları Cinlerin Meşveret Yeri adı verilen revakla sağlanmıştır. Burada ayrıca Çifte Kasırlar adı verilen şehzadelerin yaşamasına ayrılan mekanlar bulunmaktadır.

16. ve 17. yüzyıllardaki yapılaşma III. Murad Has Odası, Çifte Hamam, Hünkar Sofası, I. Ahmed Odası, Ocaklı Sofa, Çeşmeli Sofa ve III. Ahmed Odası’ndan oluşur. Bu yapılar mimari özellikleri ve süsleme üsluplarıyla klasik Osmanlı zevkini yansıtırlar.

I. Mahmud (1730-1754) döneminden itibaren yapılan binalar kendi aralarında üslup açısından bir bütünlük gösterirler. Hamamın kullanılabilmesi için Hünkar Sofası ve hamam koridorunun ön kısmında yapılmışlardır. Valide Sultan Dairesi’nin hamam koridoruna bakan kapısı ve Ocaklı Sofa’nın kapısı kapanınca bütün bu köşk ve odalar kadınların giremediği bir selamlık alanı haline dönüşebilecek şekilde düzenlenmiştir.


Hünkar Sofası




III. Murad Has Odası’yla hamamlar arasında yer alan Hünkar Sofası ölçüleriyle Harem’in en büyük mekanıdır. İlk biçimiyle inşaatı III. Murad Has Odası’ndan sonra, 1580-90 yılları arasında yapıldığı yazılı kaynaklardan ve panoramik resimlerden anlaşılır.

Harem’in müzikli eğlenceleri, toplantıları, bayramlaşma ve diğer törenlerinin yapıldığı bu büyük sofada, harem halkının padişahların tahta çıkışı ve bunu izleyen günlerde Eyüp’teki türbelerde yapılan kılıç kuşanma törenlerinden sonra, bağlılık ve tebriklerini sundukları bilinir. Padişahın kız veya erkek çocuklarının dünyaya gelişi ve hanım sultan denilen padişah kızlarının nişanlanmaları, evlenmeleri dolayısıyla yapılan eğlenceler de bu salonda gerçekleşmiştir.

Yapı bugünkü durumuyla yüzyıllar boyunca geçirdiği onarım veya değişiklikleri sergiler. Sofa 1665 yangınından sonra da önemli bir onarım görmüştür. Günümüze III. Osman dönemindeki (1754-1757) yenilenmeyle elde edilen, rokoko ağırlıklı bir süsleme zevkini yansıtacak şekilde ulaşmıştır. Salonun giriş kapısındaki kitabede de III. Osman’ın adı vardır. Duvarlar altın yaldız ve boyalı ahşap kaplamalar ve mavi beyaz Avrupa çinileriyle (Delf) kaplanmış, duvarlara çeşmeler yapılmıştır.

Harem’deki çeşitli eğlencelere sahne olan bu mekanın, değişik dönemlerden gelen farklı üsluptaki süslemeleri, yüzyıllar boyunca değişen beğenilerin bir araya geldiği etkileyici bir ortam yaratmıştır.


III. Murad Has Odası




Harem’de tabii zeminin bittiği noktadan sonra yapılan bu büyük köşk, payeli bir strüktür üzerine yerleştirilmiştir. Harem’in olduğu kadar Osmanlı mimarisinin de en önemli yapılarından birisi olan III. Murad Has Odası, Sultanın isteği üzerine 1578 yılında devrin baş mimarı olan Mimar Sinan tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir.

Mimar Sinan yapının anlamına ve formuna uygun bir işlev ve dekor dengesini alt katta payeler arasına yerleştirdiği klasik görünüşlü havuzda da sürdürmüştür. Bu fıskiyeli havuz taşlık boyunca uzanan büyük havuzla bağlantılıdır. Çifte Hamam

Valide Sultan ve padişah için çifte hamam olarak inşa edilen bu hamamların III. Murad Has Odası’nın yapımından sonra, 1580’lerde inşa edildiği anlaşılır. Bu hamamlar benzerleri Osmanlı mimarisinde de görülen, çifte hamam tarzında inşa edilmiştir.

İslam dininin apdest alma ve yıkanma konusundaki zorunlulukları hamamların önemini arttırır. Valide Sultan Dairesi ve Hünkar Sofası arasındaki konumlarıyla Hünkar Hamamları geleneksel saray hamamlarındaki yıkanma ve eğlence işlevlerine paralellik gösterir. Sultanla beraber olacak gözdenin Hazinedar Usta’nın denetiminde Valide Hamamları’nda törenle yıkanması, kına yakılması, kokular sürülüp süslenmesi ve giydirilmesi, doğumdan sonra çocukların kırk hamamının aynı hamamlarda yapılması ve tüm bu yoğun tören ortamına hamamın yanındaki Hünkar Sofası’nın da katılması, hamamların Harem yaşamındaki önemini kanıtlar.

Roma hamamlarında da görülen hypokaust sistemi Hünkar ve Valide Hamamları’nın mermer tabanı altında olduğu gibi Hünkar Sofası altında da devam ederek bu yapıların ortak ısıtma düzenini oluşturur.


I. Ahmed Odası

Sultan I. Ahmed’de (1603-1617) Harem’de kendi adıyla anılacak bir oda, yani Has Oda inşa ettirmek istemiş, ancak topografik koşullar, yoğun yapılaşma ve inşaat alanının sınırlı olması nedeniyle Oda, Sultan III. Murad Has Odası’nın önüne yapılmıştır. Payeler üstünde yükseltilerek inşa edilen bu küçük ve kubbeli odanın kitabelerinden 1608 yılında yapıldığı anlaşılır. Odanın sedefli dolap kapakları, nişleri, şiirlerle dolu mermer ve çini kaplamaları Sultan I. Ahmed’in okumaya ve kitaba meraklı kişiliğini yansıtır.


III. Ahmed Odası



Sultan III. Ahmed’in (1703-1730) Saray Haremi’ndeki bu küçük odası, Hünkar Sofası ile I. Ahmed Odası arasındaki alanda yer alır. Her iki mekandan da odaya giriş vardır.

Tam bir eğlence dönemi olan bu yıllar, çiçek özellikle lale merakı yüzünden, Osmanlı tarihinde Lale Devri olarak adlandırılmıştır. III. Ahmed dönemi, Osmanlı süsleme sanatlarındaki yeni bir üslubun en parlak devriydi. Bu yeni natüralist sayılabilecek tarzdaki üslub, kalemişi, alçı veya mermer kabartma olarak dönemin tüm mimari eserlerine yansıtılmıştır. Sultan’ın saray hareminde yaptırdığı bu odasının duvarları da baştan aşağı yan yana sıralanan çiçek dolu vazolar veya meyve dolu tabaklarla donatılmıştır.

Duvarlarındaki çiçek ve meyva dolu tabaklarından ötürü odaya Yemiş Odası, bazen de Yemek Odası adı verilmiştir. Devrin yeni süsleme zevkini yansıtan bu odada, ünlü ve yetenekli bir hattat olan Sultan III. Ahmed, seçkin hat çalışmalarını yapmış olabilir.


Çifte Kasırlar

III. Murad Has Odası’nın girişinin Mabeyn Taşlığı tarafında çıkma yapacak şekilde inşa edilen bu kasırlar iç içe iki odadan oluşur. Dıştan çini kaplı ve sürekliliği olan bir saçakla çevrelenmiş olması eş zamanlı bir inşaat izlenimi verir. Ancak, bu kasırların iç dekorasyonu farklı dönemlerde inşa edilmiş olduğunu gösterir. Yetişkin şehzadelerin Harem’in kadınlar kısmından ayrı ve mabeyn tarafında yaşamaları gerekiyordu. 17. yy. başından itibaren sancaklara gönderilmeyen şehzadeler maiyetlerindeki Kara Ağalar, kalfa kadınlar ve cariyelerle Harem içinde yaşamaya mecbur ediliyordu.

Cinlerin Meşveret Yeri adı verilen revak üzerinde ve Mabeyn Taşlığı’na çıkma yapacak şekilde inşa edilen ilk oda, muhtemelen 16.yy. sonu veya 17.yy. başlarında III. Mehmed (1596-1603) tarafından bir Has Oda olarak yaptırılmış olmalıdır.

Kubbeli kasrın sol tarafında yer alan kapıdan geçilerek girilen diğer oda büyük olasılıkla IV. Mehmed (1648-1687) tarafından yaptırılmıştır. Her iki odaya da zaman içinde ara katlar; renkli ahşap şirvanlar yapılarak ilginç bir iç mimari kompozisyon yaratılmıştır. Yapılan restorasyon çalışmaları sırasında Şehzâdegân Dairesi de denilen bu odaların özgün şeklini ortaya çıkartmak için ahşap kısımlar kaldırılmıştır.


Altın Yol

Harem’in en uzun, eski ve önemli geçidi olan Altınyol, Harem’i Enderûn Avlusu’ndan ayıran duvar boyunca uzanan tonozlu bir yoldur. 19. yy.’da bu ismi almadan önce Uzun Yol, Rah-ı Padişahî, Sokak-ı Hazret-i Padişahî, olarak adlandırılan bu koridorun, genellikle Sultanların Harem’deki dairelere kestirme olarak ulaşmak amacıyla kullandıkları anlaşılır.

Günümüzde duvarları sıvalı, sade ve taş döşeli olan bu yolun, Altınyol adını almasının nedeni, özel günlerde Sultanın bu yoldan geçerken koridora dizili harem halkına altın para serpmesinden kaynaklanır. Altınyol, Fatih (1451-1481) dönemi Hareminin ilk yapısı olması ve sonraki yapılaşmanın bu koridor çevresinde gelişmesi açısından işlevsel ve tarihi bir öneme sahiptir.