Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır.

[URL=http://imageshack.us]

Atatürk’ün önderliğinde; Samsun’dan başlayıp, İzmir´de noktalanan ve Lozan’da biçimlenen, çöküşten kurtuluşa uzanan yol çetindir, yer yer umutsuzdur, engellerle ve yokluklarla doludur, ama umutludur, hedefi ve sınırları akıl ve mantıkla belirlenmiştir.

İkinci dünya savaşında Arap çöllerinde yiten gençlerden geriye kalanların; çaresizlikten, umutsuzluktan ve teslimiyetçilikten kurtarılıp, emperyalizmin istilası karşısında direnişe yönlendirilmesi hiç de kolay olmaz. Anadolu’da yedi düvelin çullanışına karşı, tüm dünyaya parmak ısırtacak bir direniş ve yeniden diriliş yaşanır. Bunda, başta Mustafa Kemal olmak üzere arkadaşlarının; bezgin ve yılgın Anadolu insanını ayağa kaldırmak için harcadıkları çaba ve inandırıcılık unutulmamalıdır. Sonunda, eskimişliklerin üstüne yepyeni bir sayfa açılır. Adı “Cumhuriyet”tir.

İşte bu nedenle “Türkiye Cumhuriyeti” kavramı üzerinde önemle durulması ve içeriğinin çok iyi kavranılması gerekir. Atatürk’ün cumhuriyete giden yolu detaylarıyla anlattığı “Söylev”inin özümsenerek okunması gerekir. Çünkü Türk Cumhuriyeti, insanlık tarihinde akıl ve bilim devrimi olarak nitelendirilen çağdaşlaşmaya dayanır, demokratik yaşamın “olmazsa olmaz” koşullarıyla oluşur. Sonunda Türk devrimi köklü bir bilim ve hukuk devrimi üzerinde oturtulur. Bu 1923’den sonra 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında da aynen yer alır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün daha 1923’de “Cumhuriyet”i tanımlarken vurguladığı: “..Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet biçimi demektir. Demokrasi ilkesinin en modern, en mantıklı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir!.. Cumhuriyet, yüksek ahlak değerlerine ve niteliklerine dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Ulusal istenç, kararlılık ve bilincin seçkin eseri olan değerli Türkiye Cumhuriyeti, her anlamda büyük Türk ulusunun öz ve değerli malıdır. Değerli çocuklarının elinde sürekli yükselecek ve sonsuza kadar yaşayacaktır..” sözleriyle; 10. yıl Söylevinde yer alan “Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyet” tanımıyla; 6 Şubat 1933 Bursa konuşmasında altını çizdiği, “..Cumhuriyet; düşünce, bilim, teknik ve beden yönünden güçlü, yüksek karakterli koruyucular ister” uyarısıyla; her türlü, uyuşukluklara, aymazlıklara, oyunlara karşı uyanık olunmasını öğütler.

Cumhuriyet sonrası kurulacak ilişkilerin çizgisini daha 1927 yılında çizer: "Bizim, açık ve uygulamaya olanaklı gördüğümüz siyasal görüş, milli siyasettir. Milli siyaset dediğim zaman, amaçladığım anlam ve içerik şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak... Uygar dünyadan, uygarca insanlık davranışını ve karşılıklı dostluğu beklemektir.”(1) Daha sonraki yıllarda her fırsatta dile getirilen “Yurtta Barış, Dünyada Barış” özdeyişi bu görüşün noktalanmasıdır.


Şimdi, 82 yıl sonra neredeyiz? Atatürk ve silah arkadaşları tarafından kurulan “Cumhuriyet” ne durumda? O’nun “Uygar dünyadan” beklediğini söylediği, “uygarca insanlık davranışı ve karşılıklı dostluğu” alabildik mi?

“Yurtta Barış, Dünyada Barış” andına ne kadar uyabildik.? Senin bizim için koyduğun ilkeleri ne kadar koruyabildik?

İş ve çalışma yaşamımız; “Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak...” kuralına ne kadar uyuyor? Ne diyordu; “Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları; yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz!” Ne oldu gençler yoruldunuz mu?

Sen gittin, her şey çok değişti Atatürk! Sen gittin hızımız kesildi. Sen gittin adın ve Gençliğe seslenişin kitaplardan çıkarıldı. Hele son 25 yıldır, dudaklarımız kilitlendi. Ulusal sınırlarımız içinde birbirimize düştük. Umursamadık, tarikatlar güçlendi. Ulusallık da neymiş dedik, bağımsızlığımızı tartışır olduk.

Biz sana layık olamadık sevgili Atatürk! Cumhuriyetin; “düşünce, bilim, teknik ve beden yönünden güçlü, yüksek karakterli koruyucular”ı olamadık..

Senden özür diliyorum.
Seni, ilkelerini ve kurduğun cumhuriyeti
yeterince koruyamadığım için,
özür diliyorum.
SEN
Mustafa Kemal (2)
Sen Mustafa Kemal’sin!
Alın terim, göz nurum!
Sen ölümsüz en yüce Türk!
Sevincim, kıvancım, onurum…
Sen yeni Türkiye’nin ilk mimarı
İlk harcı karan
Çatıyı ilk atansın
Sen ilk öğretmen
Baş kumandan
Ulu Önder
Şavkı yarınlara vuransın.
Çarpan yürek, akan kansın
Sana nasıl sesleneyim?
Sen baştan başa Vatansın…



Türk Kültürünü ve Tarihini Yaşatma Derneği yayınından alınmıştır. Yazarı belli değil.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 481
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 07.11.2008 20:23
Paylaşımın için teşekkürler NarCicegi.
DİDEM Tarih: 07.11.2008 18:40
yeni Türkiye’nin genç evlatları; yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz!”


bu güzel paylaşımın için teşekkürler narçiçeği
Burak-61 Tarih: 31.10.2008 00:08
teşekkür ediyorum güzel paylaşım