Çeşme Evleri



Çeşme evleri deniz kıyısında, Çeşme Kalesi’nin arkasına doğru uzanan alanda ve denize karşı sıralanmışlardır. Bu evler XIX. yüzyılın başlarından günümüze kadar gelebilmiş örneklerdir. Evlerin en başta gelen özellikleri ön bahçeleri olmayan ve bitişik düzende yapılmış olmalarıdır. Bu evlerde kapılar doğrudan doğruya önlerinden geçen sokağa açılmaktadır. Zemin katta sokağa bakan kepenkli pencereleri bulunmaktadır. Bazı örneklerde de zemin katlara dükkânlar yerleştirilmiştir.

Çeşme’nin sıcak bir iklime sahip olmasından ötürü evler dar sokaklar üzerinde sıralanmış ve böylece sıcağa karşı önlem olarak bu tip bir mimari uygulanmıştır. Evlerin pek azında yüksek duvarlı, gölgelikli küçük ön bahçeler veya avlular bulunmaktadır. Bununla beraber bu evlerin tümündeki ortak özellik arkalarındaki bahçelerdir. Evlerin girişleri ve avlu kapıları yuvarlak kemerlidir. Bazen de alt kat pencerelerinde yuvarlak kemerler kullanılmıştır.

Çoğunluğu iki kat, nadir olarak da üç katlı olan Çeşme evlerinin dükkânlı olanları merkezdeki çarşıda yoğunlaşmıştır. Bunlarda giriş katının bütünü dükkân olarak ayrılmış, yanlarındaki veya ortalarındaki kapıdan içeriye girilmektedir. Bazı evlerde dükkânların yerine çeşmeler yapılmıştır. Bu çeşmelerin üzerindeki kitabeler ve tarihler evlerin yapımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Ayrıca Hıristiyan mahallelerinde ise evlerin alınlıklarına birer arma yerleştirilmiş ve bu armalar üzerine de yapım tarihleri yazılmıştır.



Bazı evlerin alt ve üstü mesken olarak kullanılmıştır. Bunlar kasaba merkezinin dışında kalan ve arkadaki tepelerde yapılmış evlerdir. Bu tür evlerin hepsinde de ortak özellik cephelerinin süslemeli oluşudur. Evlerin üst katlarında kendilerine özgü cumbalara yer verilmiştir. Bunlar ya evlerin ortasına ya da içerideki sofanın sonuna yerleştirilmiştir. Burada konsollara fazla ağırlık vermemek amacı ile daha hafif malzemeler kullanılmıştır. Köşe başındaki bazı evlerde ise dışarıya doğru 45 derecelik diyagonal çıkmalar yapılmıştır. Böylece bu çıkmalardan evin dışındaki üç taraf da rahatlıkla izlenebilmektedir. Bu cumbalar çoğunlukla üçgen alınlıklarla sona ermektedir. Cumbalar profilli taş konsollara, dökme demirden çıkmalara ve dövme demirden yapılmış payandalar üzerine oturtulmuştur. Bununla beraber bazı örneklerde cephe boyunca çıkmaların olduğu evler de görülmektedir. Özellikle köşe başlarındaki evlerde köşe dönüşleri yumuşatılmış, bunun için de köşe kırmaları yapılmıştır.

Çeşme evlerinde havalandırmaya büyük özen gösterilmiş, orta sofanın önü ve arkası tamamen pencerelidir. Çoğunlukla simetrik olarak yapılan evlerin bazılarına Sakız Tipi evler de denilmektedir.

Yapılanmada yumuşak köfeki taşından yararlanılmıştır. Evlerin bütünü taştan olduğu kadar, alt katları kâgir, üst katları ahşap karkaslı ve bağdadi sıvalı olanlar da görülmektedir. Bu tür yapıların döşeme kirişleri kalın ahşaptan ya da demir putrellerden yapılmıştır. Bunların üzerleri ahşap döşemelerle örtülmüştür. Evlerin giriş katlarında Malta taşından veya desenli karolardan avlular bulunmaktadır. Dış yüzeylerin çoğu sıvanmamış ve böylece taş işçiliğinin en güzel örnekleri burada sergilenmiştir. Bunun yanı sıra cepheleri sıvalı, kireç badanalı ve sarı ile yeşil renklerle boyanmış evler de görülmektedir. Genellikle de kapı ve pencere kenarlarının çivit rengi maviye boyanması da adet olmuştur. Bunun da nedeni halkın mavi boyalı yerlerden sivrisineklerin geçmediğine inanmalarıdır.



Cephede süslemelere geniş yer verilmiştir. Özellikle dar saçaklar, cumbalar, çeşitli çinko saç ve ahşap bordürlerle çevrelenmiştir. Bunların yanı sıra kabartma sıva ve kalem işi süslemelerine de yer verilmiştir. Ayrıca dövme demirden parmaklıklar, alçı tepe pencereleri, pencere üzerlerindeki ince taş plakalardan oluşmuş küçük gölgelikler ve saçaklar da Çeşme evlerinin başlıca özelliğidir.

Çeşme’nin Alaçatı Nahiyesi’ndeki evler de orijinal şekillerini koruyarak günümüze gelebilmiştir. Alaçatı evleri yöredeki diğer ilginç yapılanmayı göstermektedir. Günümüzde Çeşme’de görülemeyen mimari özellikler burada daha az bozulmuş olarak karşımıza çıkmaktadır. Alaçatı’nın en başta gelen özelliği de buradaki tepe üzerinde sıralanmış Yel Değirmenleridir. Günümüzde bu yel değirmenleri restore edilerek park içerisinde koruma altına alınmışlardır. Moloz ve kesme taştan, yuvarlak gövdeli olarak yapılan bu değirmenlerin içerisine yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Üzerleri de konik bir çatı ile örtülmüştür.


Foça Evleri



İzmir ili ilçelerinden Foça’daki ilk yerleşim MÖ. VI. yüzyılda başlamış, Klasik, Helenistik, Pers egemenliği, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra XIII. yüzyılda Çaka Bey tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır. Beylikler döneminde Saruhan Beyliği yönetiminde kalan bu bölgeyi Fatih Sultan Mehmet 1455’te Osmanlı topraklarına katmıştır.

Foça 1867’de Manisa eyaletine bağlanmış, 15 Mayıs 1919–11 Eylül 1922’ye kadar Yunanlıların işgali altında kalmış, 11 Eylül 1922’de de Türkiye Cumhuriyeti tarafından işgalden kurtarılmıştır. Bu dönemde yapılan sivil mimari örneklerinden bazıları günümüze kadar gelebilmiştir.

Foça’da Prof.Dr.Ömer Özyiğit’in yapmış olduğu kazılarda Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait yerleşimler ortaya çıkarılmıştır. Bunların arasında MS. IV. Yüzyıl sonu ile V. Yüzyıl başlarına tarihlenen Roma dönemine ait bir villanın taban mozaikleri ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde bu mozaik İzmir Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir. Bunun yanı sıra Roma dönemine ait çeşitli yapıların temel kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır.

Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri XIX. yüzyılın ikinci yarısına aittir. Osmanlı döneminden günümüze gelebilen evler deniz kıyısı ile arkasındaki yamaçlara kadar yayılmıştır. Bunlar bitişik düzende veya tek ev olarak bahçe içerisinde yapılmış evlerdir. Ayrıca Kule Evler diye tabir edilen evlere de rastlanmaktadır.

Yöredeki yerleşim toplu durumda veya dağınık olarak yapılmışlardır. Bazılarının yükseklikleri cephe genişliğinden daha fazla olmasından ötürü de Kule Ev olarak isimlendirilmişlerdir. Bitişik düzende yapılan evler sokağın iki yanında, karşılıklı olarak yapılmıştır. Bu tür evlerde ön bahçeler olmadığı gibi yapılar doğrudan doğruya sokağa açılmaktadırlar. Tek ev olarak isimlendirilen sivil mimari örnekleri ise geniş bir bahçe ortasında yer almıştır.



Evlerde yapı malzemesi olarak temellerde taş, üst katlarda da hımış kâgir ve ahşap kullanılmıştır. Bazı Rum evleri ise kâgir ve taş yapılardır. Bütün bu evlerin üzerleri ahşap çatı ile örtülüdür. Evlerin giriş katlarında mutfak, kiler ve depo gibi birimlere yer verilmiştir. Buradaki bir taşlıktan çıkılan merdivenle de karnıyarık düzeninde, sofanın çevresinde odalar sıralanmıştır. Bu odaların cepheye bakan kısmında çıkmalara oturtulmuş şahniş ve balkonlar dikkati çekmektedir. İlk bezemede ahşaba geniş yer verilmiştir. Ayrıca tavanlar, kapılar, yüklük ve dolap kapakları çeşitli motiflerle bezenmiştir.

Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örneklerinin en önemlilerinin başında Ağalar Konağı gelmektedir. Ancak 1992 yılında geçirdiği yangın sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. Atatürk 1933 yılında Foça’ya geldiğinde bu konakta kalmıştır.

Ağalar Konağı yığma taş zemin üzerine ahşap karkaslı olarak yapılmıştır. Dış görünüşü ile Batı Anadolu’da sık sık uygulanan Sakız Tipi ev özelliklerini taşımaktadır. İki katlı olan bu konağın ikinci katı çıkmalarla dışarıya taşırılmış ve buraya başodalar yerleştirilmiştir. Bu odaları taş destekler taşımaktadır.

Foça’da günümüze gelebilen ve iyi korunmuş üç yel değirmeni bulunmaktadır. Antik Çağdaki Kyble Kutsal alanının bulunduğu yerdeki bu yel değirmenleri XVIII.-XIX. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.


Ödemiş Evleri



Ödemiş evleri daha çok tarım kültürünün meydana getirdiği yapılardır. Bu evler bahçe avlular ve sofalar ile çevresindeki odalardan meydana gelmiştir. Günümüze gelebilen XIX. yüzyıl evlerinde Türk mahalleleri ile ticaretle uğraşan azınlıkların evleri arasında bazı ayrıntılar bulunmaktadır. Azınlıkların evleri daha çok kâgir olarak yapılmış, cephelerde bezemelere yer verilmiştir. Cumbalı olan bu evlerin cephelerine sütun başlıkları, üçgen alınlıklar bitkisel ve hayvansal motifler işlenmiştir. Bu yapılar genellikle oldukça yüksek bir bodrum üzerindedir. Kapı ve pencere kanatları zemin katta madenden, üst katlarda da ahşaptan yapılmıştır. Gayrimüslimlerin mahalleleri belirli bir plan düzenine göre yapılmıştır.

Müslümanların mahalleleri ise dar ve çıkmaz sokakları ve duvarlardaki çeşmeleri ile ayrı bir görünümdedir. Ne yazık ki bu tür sivil yapıların imar adı altında yapılan çalışmalar sırasında bir kısmı yıkılmış, bir kısmı da özelliğini kaybetmiştir. Müslüman kesimindeki evlerin iki kanatlı demir kilitli, demir kabaralı ahşap kapıları bulunmaktadır. Evlerin dış yüzlerine Arapça yazılmış Maşallah yazıları görülmektedir.

Çoğunlukla bu evlerin bodrum katları bulunmamakta, zemin kata avludan girilmektedir. Evlerin bahçeleri çeşitli çiçeklerle, meyve ağaçları ile kaplıdır. Zemin katlarda kilerlere, depolara yer verilmiştir. Buradaki mutfak ve kilerin önünde bulunan taşlığa köşeli fıskiyeli bir de havuz yerleştirilmiştir. Bazı örneklerde bu havuzun karşısına gelen duvara da ayrı bir çeşme yerleştirilmiştir. Mutfağın yanında odunluk, duvarlarında raflar ve yöresel olarak oyma denen gözler bulunmaktadır. Buradaki taşlığın yan tarafından bir basamaklı merdivenle yapının önünü boydan boya kaplayan camekânlı bir odaya girilmektedir. Odanın bahçeye bakan pencerelerinin önüne sedirler konulmuştur. Ayrıca bu oda içerisinde de yüklük ve raflar bulunmaktadır.



Taşlıktan bir merdivenle üst katın sofasına çıkılmaktadır. Bu sofanın sokağa ve avluya bakan, üzeri kemerli kafesli pencereleri bulunmaktadır. Merdivenin karşısına gelen büyük oda misafirlere ayrılmıştır. Bu odanın tavanları ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri ile süslenmiştir. Bu bezemelerde kündekâri tekniği uygulandığı gibi çeşitli geometrik motiflere de yer verilmiştir. Sofada, merdivenin arkasına gelen yönde de iki oda, tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bu odaların kapı, yüklük ve dolaplarında da ahşap işçiliği en güzel şekli ile yansıtılmıştır. Üst kat odalarında kapıların üst kısmı tek veya üçlü kemerlerle hareketlendirilmiştir. Sokağa bakan pencerelerde kafesler bulunmasına karşılık arka cephede bahçeye bakan pencerelerde ise kafeslere yer verilmemiştir. İki veya üç katlı olarak yapılmış olan bu evlerin üzerleri geniş saçaklı ahşap çatılarla örtülmüştür. Ödemiş evlerinin sokağa bakan cepheleri çoğunlukla sarı renkte badanalanmış, saçakların altına da siyah çerçeveler içerisinde genellikle mavi renkte bir friz çepeçevre evi dolanmıştır.

Ödemiş evlerinden günümüze gelebilenlerin büyük bir kısmı koruma altına alınmıştır. Bununla beraber Ödemiş sivil mimari örneklerini yansıtan evlerin büyük kısmı da açılan yollar, imar çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Ödemiş Katırcılar Sokağı’ndaki evler 1970’li yıllarda yıkılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında adliye binası olarak kullanılan Hacı Mümtaz evi de yıkılanlar arasındadır. Ayrıca Akıncılar Mahallesi Kahramanlar Sokağı’nda Hüseyin Emmioğlu’na ait ev ile bugünkü İnönü İlköğretim Okulu’nun bulunduğu yerdeki konağı Ödemiş’in en tipik sivil mimari örneklerinden birisi idi. Bu evlerin yanı sıra Saraçoğlu Caddesi’nde bitişik nizamdaki evlerin bir kısmı ile Mustafa Çağlayan evi de yıkılanlar arasındadır.

Günümüzde Bozyakalı evi ile Uzun Sokak’taki evler XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başındaki sivil mimariyi yansıtan örneklerdir.


Birgi Evleri (Ödemiş)



Ödemiş’in Birgi bucağında günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. XV. yüzyılda Gazi Sasa Bey tarafından Bizans’tan alınan, önce Menteşeoğullarının sonra da Aydınoğullarının egemenliğine giren Birgi bu beyliklerin merkezi konumuna gelmiştir. Bu nedenle de Selçuklu mimarisini yansıtan, Aydınoğlu Mehmet Bey Camisi ve Türbesi başta olmak üzere yapılar burada bulunmaktadır. XVI. yüzyılda Osmanlının büyük ilim âlimlerinden Birgivi Mehmet Efendi’nin burada yaşamış olması kentin bilim, eğitim ve kültür yönünden bir merkez olmasını sağlamıştır.

Osmanlı dönemindeki kültürel bir merkez oluşu Birgi’nin mimarisini etkilemiştir. Ayrıca iklim koşullarının yumuşaklığı ve tarımsal yönetim ile yapılanmaya uygun topografya da mimariyi biçimlendirmiştir. Birgi XV.-XVII. yüzyıllarda kültürel alanda çok gelişmiş ancak, XVII. yüzyıldan sonra önemini yitirmeye başlamıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Aydın Sancağına bağlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve savaş sonrasında da Yunanlılar tarafından tahrip edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise büyük bir gelişim göstermemiştir. Bununla beraber Birgi’de Çakırağa, Sandıkoğlu ve Kerimağa konakları gibi büyük konutların yanı sıra sivil mimariyi yansıtan örnekler günümüze gelebilmiştir.

Birgi sivil mimarisi de yöredeki malzeme ile bağlantılıdır. Yakın çevreden kolayca elde edilebilen taş ve ahşap yapılarda kullanılmıştır. Ayrıca çatı örtüsünde kullanılan alaturka kiremidin yapımı için de elverişli olan killi toprak çevrede bulunmaktadır.



Sivil mimari örnekleri Birgi Deresi’nin doğu ve batısındaki yamaçlara yayılmıştır. Buralardaki eski mahalleler köprülerle birbirine bağlanmıştır. Doğu yamacının kuzeyinde bulunan Cami-i Kebir Mahallesi son derece gelişmiş sokakları ile Osmanlı kent dokusunun karakteristik örneklerini günümüze yansıtmıştır. Bu mahalle içerisinde çıkmaz sokaklar, dar sokakların çevresinde yüksek duvarlarla birbirlerinden ayrılan evlerde dış sofalı planlar yaygın olarak kullanılmıştır. Buradaki yapıların zemin katları taş, üst katları ise ahşaptan yapılmıştır. Zemin katlar pahlı köşeleri olan sağır duvarlardır. Evlere giriş iki kanatlı ve geniş ahşap kapılardandır. Evlerin alt katları ahşap hatıllı, yığma taş duvarlardan yapılmış, üst katlar ise tamamen hımış dolgulu ahşap karkastır.

Evlerin asıl plan şemaları üst katlarda görülmektedir. Üzeri örtülü veya açık olan sofanın bir, iki ve bazen de üç yönünde odalar sıralanmıştır. Bu odalara ana sofadan veya büyük evlerde ise yan sofalardan girilmektedir. Üst katlar çıkmalar, sofalar ve dışa yönelik kafesli pencereler ve bunların üzerini örten geniş saçaklı çatılarla dikkati çekmektedir. Türk evlerinin tipik örnekleri bu evlerde karşımıza çıkmaktadır.

Birgi’nin batı yamacındaki Kurtgazi Mahallesi eğimli ve dik sokaklardan oluşmuştur. Buradaki evler de diğer mahallelerdeki evlerle hemen hemen aynı plan düzenindedir. Kurtuluş Savaşı sonrasında yanan ve yeniden düzenlenen şehrin güney kesimindeki Cumhuriyet Mahallesi’nde yapılan evler geometrik plan düzeni ile diğer bölgelerden ayrılmaktadır. Bu bölgede daha mütevazı ve diğerlerinden farklı yapılar bulunmaktadır. Bununla beraber evlerin yapımında taş zemin katları ve ahşap malzemeler diğer bölgelerdeki evlerde olduğu gibi aynen kullanılmıştır.



Birgi’de günümüze gelebilen evlerden en tanınmışı XVIII. yüzyılın sonunda yapılmış olan Çakırağa Konağı’dır. Kendine özgü bir yapı olan bu konak üç katlı olup, iki yanı sokağa, bir yanı da bahçeye bakmaktadır. Evin yer katında mutfak, kiler, ambar ve ahır bölümleri bulunmaktadır. Taşlık biçiminde düzenlenen bu kat aynı zamanda bahçe ile bağlantılıdır. Giriş kapısının karşısındaki dik basamaklarla bir ara katına çıkılmaktadır. Buradaki alçak tavanlı odaların kış aylarında kullanıldığı sanılmaktadır. Ara kat sofasından bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Bu katta boydan boya uzanan sofanın bir yanında iki büyük oda, bahçe yönünde de dışarıya çıkıntılı iki küçük oda bulunmaktadır. Odalar birbirlerine bitişik olmayıp, aralarına eyvanlar yerleştirilmiştir. Duvarları moloz taş, kerpiç, üst katlar ağaç çatkılı olup, sıva üzerine kalem işleri yapılmıştır. Bu kalem işleri konağın en belirgin özellikleridir. Burada barok ve ampir üslupta kitabeler, madalyonlar, çiçekli saksılardan oluşan motifler tekrarlanmıştır. Sofanın duvarları, pencere üzerleri raflarla doldurulmuştur. Tavan süslemeleri ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilemektedir. Buradaki tavanlarda çarkıfelek, göbekler ve geometrik motifler bütün yüzeyi doldurmuştur.

Birgi evleri kentsel koruma kapsamı içerisine alınmıştır. Sit alanı olarak ilan edilen bu bölgede ÇEKÜL Vakfı da çalışmalar yapmakta ve korumaya yönelik yeni arayışlar içerisindedir. ÇEKÜL Vakfı, İzmir Valiliği, Birgi Belediyesi ve Mimar Sinan Üniversitesi iş birliğiyle Küçük Menderes Havzası içerisinde Birgi beldesinin kaybolmakta olan doğal ve kültürel zenginliğini koruma çalışmalarını 1997 yılından beri sürdürmektedir.


Şirince Evleri (Selçuk)



İzmir ili Selçuk ilçesine 7 km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 350 m. yükseklikteki Şirince’nin ilk yerleşimi MS. V. Yüzyıla kadar inmektedir. Köyün dağlık ve savunmaya elverişli bir alanda olmasından, Efes ve Ayasuluk halkının zaman zaman zarar gördüğü sıtmadan uzak oluşu ve suyunun bol, toprağının bereketli, havasının da güzel oluşu bu yerleşimin kurulmasında başlıca etken olmuştur.

Bazı kaynaklarda köyün Aydınoğulları döneminde önem kazandığı belirtilmiştir. Yöredeki bir söylenceye göre; köyün ilk ismi olan Çirkince isminin bir grup halk tarafından derebeylerince azad edilmesinden sonra buraya verilmiştir. Derebeyinin kendilerine “yerleştiğiniz yer güzel mi” diye sorması üzerine “Çirkince” diye yanıt vermişler ve bundan ötürü de Çirkince ismi buraya verilmiştir. Bazı kaynaklarda da çevredeki kırka yakın kilise ve manastır bulunmasından dolayı da buraya Kırkınca denildiği belirtilmektedir.

Kurtuluş Savaşı öncesinde burada yaşayan insanların çoğu bağcılık ve şarapçılıkla geçinen Rumlardı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra mübadele sırasında buradaki halk Yunanistan’a gönderilmiş, Selanik ve çevresinden gelen Türk halkı da buraya yerleştirilmiştir. İzmir Valisi Kazım Dirik bu mübadeleden sonra burayı ziyarete gelmiş, köyün muallimi Suat Bey’in yazıp bestelediği marş ile karşılanmış, buna duygulanan vali köyün ismini Şirince olarak değiştirmiştir.



Ünlü Yunan yazarı Dido Sotiriu da “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” isimli kitabında Şirince’den ve buradaki yaşantıdan uzun uzun söz etmiştir.

Şirince’de günümüze gelebilen yapılar XIX. yüzyıla tarihlendirilmektedir. XX. yüzyılın ilk yarısında da bunlara yenileri eklenmiştir. Günümüzde yeni yapılanmalar yok denilecek kadar azdır. Yerleşim topografyaya uygun olarak yamaçlara yayılmıştır. Köyün batısında İstiklâl, doğusunda da İstihlas mahalleleri bulunmaktadır.

Oldukça geniş bir araziye, yamaca yayılan bu tarihi doku dar sokaklar, Arnavut kaldırımlar ve merdivenlerin çevresinde kurulmuştur. Evler çoğunlukla iki katlı olup, alt katları moloz taştan, üst katlar da hımış tekniğinde, kâgir olarak yapılmıştır. Dolgu malzemesi olarak kerpiç ve tuğlaya yer verilmiştir. Evler pencereler ve cumbalarla dışa yöneliktir. Balkonlar çekmeler üzerine oturtulmuştur.

Şirince evlerinde bodrum katlar mutfak, depo ve kiler olarak kullanılmıştır. Üst katlarda sofanın çevresinde iki veya üçlü odalardan oluşmaktadır. Bunlardan caddeye bakan oda başoda olup, en geniş olanıdır. Üzerleri alaturka kiremitle kaplı çatılarla örtülüdür. Evlerin bazılarında pencere kenarlarında, saçaklarda ve tavanlarda bezemelere rastlanmaktadır. Pencere kenarları ve saçaklarda çeşitli resimler ve kuş motifleri bulunmaktadır. Kapılarda maden işçiliğinin en güzel örneklerinden olan, başta Meryem Ana’nın eli olmak üzere çeşitli kapı tokmağı örnekleri dikkati çekmektedir.

Şirince’de günümüze gelebilen evlerden en önemlileri kâgir bir yapı olan Doktorun Evi ile yanındaki Hastane binasıdır. Günümüzde bu evlerin bazıları pansiyona dönüştürülmüş, çarşısı turistik amaçlı olarak yeniden düzenlenmiştir

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 555
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 30.10.2008 01:59
Çeşme Evleri



Çeşme evleri deniz kıyısında, Çeşme Kalesi’nin arkasına doğru uzanan alanda ve denize karşı sıralanmışlardır. Bu evler XIX. yüzyılın başlarından günümüze kadar gelebilmiş örneklerdir. Evlerin en başta gelen özellikleri ön bahçeleri olmayan ve bitişik düzende yapılmış olmalarıdır. Bu evlerde kapılar doğrudan doğruya önlerinden geçen sokağa açılmaktadır. Zemin katta sokağa bakan kepenkli pencereleri bulunmaktadır. Bazı örneklerde de zemin katlara dükkânlar yerleştirilmiştir.

Çeşme’nin sıcak bir iklime sahip olmasından ötürü evler dar sokaklar üzerinde sıralanmış ve böylece sıcağa karşı önlem olarak bu tip bir mimari uygulanmıştır. Evlerin pek azında yüksek duvarlı, gölgelikli küçük ön bahçeler veya avlular bulunmaktadır. Bununla beraber bu evlerin tümündeki ortak özellik arkalarındaki bahçelerdir. Evlerin girişleri ve avlu kapıları yuvarlak kemerlidir. Bazen de alt kat pencerelerinde yuvarlak kemerler kullanılmıştır.

Çoğunluğu iki kat, nadir olarak da üç katlı olan Çeşme evlerinin dükkânlı olanları merkezdeki çarşıda yoğunlaşmıştır. Bunlarda giriş katının bütünü dükkân olarak ayrılmış, yanlarındaki veya ortalarındaki kapıdan içeriye girilmektedir. Bazı evlerde dükkânların yerine çeşmeler yapılmıştır. Bu çeşmelerin üzerindeki kitabeler ve tarihler evlerin yapımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Ayrıca Hıristiyan mahallelerinde ise evlerin alınlıklarına birer arma yerleştirilmiş ve bu armalar üzerine de yapım tarihleri yazılmıştır.



Bazı evlerin alt ve üstü mesken olarak kullanılmıştır. Bunlar kasaba merkezinin dışında kalan ve arkadaki tepelerde yapılmış evlerdir. Bu tür evlerin hepsinde de ortak özellik cephelerinin süslemeli oluşudur. Evlerin üst katlarında kendilerine özgü cumbalara yer verilmiştir. Bunlar ya evlerin ortasına ya da içerideki sofanın sonuna yerleştirilmiştir. Burada konsollara fazla ağırlık vermemek amacı ile daha hafif malzemeler kullanılmıştır. Köşe başındaki bazı evlerde ise dışarıya doğru 45 derecelik diyagonal çıkmalar yapılmıştır. Böylece bu çıkmalardan evin dışındaki üç taraf da rahatlıkla izlenebilmektedir. Bu cumbalar çoğunlukla üçgen alınlıklarla sona ermektedir. Cumbalar profilli taş konsollara, dökme demirden çıkmalara ve dövme demirden yapılmış payandalar üzerine oturtulmuştur. Bununla beraber bazı örneklerde cephe boyunca çıkmaların olduğu evler de görülmektedir. Özellikle köşe başlarındaki evlerde köşe dönüşleri yumuşatılmış, bunun için de köşe kırmaları yapılmıştır.

Çeşme evlerinde havalandırmaya büyük özen gösterilmiş, orta sofanın önü ve arkası tamamen pencerelidir. Çoğunlukla simetrik olarak yapılan evlerin bazılarına Sakız Tipi evler de denilmektedir.

Yapılanmada yumuşak köfeki taşından yararlanılmıştır. Evlerin bütünü taştan olduğu kadar, alt katları kâgir, üst katları ahşap karkaslı ve bağdadi sıvalı olanlar da görülmektedir. Bu tür yapıların döşeme kirişleri kalın ahşaptan ya da demir putrellerden yapılmıştır. Bunların üzerleri ahşap döşemelerle örtülmüştür. Evlerin giriş katlarında Malta taşından veya desenli karolardan avlular bulunmaktadır. Dış yüzeylerin çoğu sıvanmamış ve böylece taş işçiliğinin en güzel örnekleri burada sergilenmiştir. Bunun yanı sıra cepheleri sıvalı, kireç badanalı ve sarı ile yeşil renklerle boyanmış evler de görülmektedir. Genellikle de kapı ve pencere kenarlarının çivit rengi maviye boyanması da adet olmuştur. Bunun da nedeni halkın mavi boyalı yerlerden sivrisineklerin geçmediğine inanmalarıdır.



Cephede süslemelere geniş yer verilmiştir. Özellikle dar saçaklar, cumbalar, çeşitli çinko saç ve ahşap bordürlerle çevrelenmiştir. Bunların yanı sıra kabartma sıva ve kalem işi süslemelerine de yer verilmiştir. Ayrıca dövme demirden parmaklıklar, alçı tepe pencereleri, pencere üzerlerindeki ince taş plakalardan oluşmuş küçük gölgelikler ve saçaklar da Çeşme evlerinin başlıca özelliğidir.

Çeşme’nin Alaçatı Nahiyesi’ndeki evler de orijinal şekillerini koruyarak günümüze gelebilmiştir. Alaçatı evleri yöredeki diğer ilginç yapılanmayı göstermektedir. Günümüzde Çeşme’de görülemeyen mimari özellikler burada daha az bozulmuş olarak karşımıza çıkmaktadır. Alaçatı’nın en başta gelen özelliği de buradaki tepe üzerinde sıralanmış Yel Değirmenleridir. Günümüzde bu yel değirmenleri restore edilerek park içerisinde koruma altına alınmışlardır. Moloz ve kesme taştan, yuvarlak gövdeli olarak yapılan bu değirmenlerin içerisine yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Üzerleri de konik bir çatı ile örtülmüştür.


Foça Evleri



İzmir ili ilçelerinden Foça’daki ilk yerleşim MÖ. VI. yüzyılda başlamış, Klasik, Helenistik, Pers egemenliği, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra XIII. yüzyılda Çaka Bey tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır. Beylikler döneminde Saruhan Beyliği yönetiminde kalan bu bölgeyi Fatih Sultan Mehmet 1455’te Osmanlı topraklarına katmıştır.

Foça 1867’de Manisa eyaletine bağlanmış, 15 Mayıs 1919–11 Eylül 1922’ye kadar Yunanlıların işgali altında kalmış, 11 Eylül 1922’de de Türkiye Cumhuriyeti tarafından işgalden kurtarılmıştır. Bu dönemde yapılan sivil mimari örneklerinden bazıları günümüze kadar gelebilmiştir.

Foça’da Prof.Dr.Ömer Özyiğit’in yapmış olduğu kazılarda Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait yerleşimler ortaya çıkarılmıştır. Bunların arasında MS. IV. Yüzyıl sonu ile V. Yüzyıl başlarına tarihlenen Roma dönemine ait bir villanın taban mozaikleri ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde bu mozaik İzmir Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir. Bunun yanı sıra Roma dönemine ait çeşitli yapıların temel kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır.

Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri XIX. yüzyılın ikinci yarısına aittir. Osmanlı döneminden günümüze gelebilen evler deniz kıyısı ile arkasındaki yamaçlara kadar yayılmıştır. Bunlar bitişik düzende veya tek ev olarak bahçe içerisinde yapılmış evlerdir. Ayrıca Kule Evler diye tabir edilen evlere de rastlanmaktadır.

Yöredeki yerleşim toplu durumda veya dağınık olarak yapılmışlardır. Bazılarının yükseklikleri cephe genişliğinden daha fazla olmasından ötürü de Kule Ev olarak isimlendirilmişlerdir. Bitişik düzende yapılan evler sokağın iki yanında, karşılıklı olarak yapılmıştır. Bu tür evlerde ön bahçeler olmadığı gibi yapılar doğrudan doğruya sokağa açılmaktadırlar. Tek ev olarak isimlendirilen sivil mimari örnekleri ise geniş bir bahçe ortasında yer almıştır.



Evlerde yapı malzemesi olarak temellerde taş, üst katlarda da hımış kâgir ve ahşap kullanılmıştır. Bazı Rum evleri ise kâgir ve taş yapılardır. Bütün bu evlerin üzerleri ahşap çatı ile örtülüdür. Evlerin giriş katlarında mutfak, kiler ve depo gibi birimlere yer verilmiştir. Buradaki bir taşlıktan çıkılan merdivenle de karnıyarık düzeninde, sofanın çevresinde odalar sıralanmıştır. Bu odaların cepheye bakan kısmında çıkmalara oturtulmuş şahniş ve balkonlar dikkati çekmektedir. İlk bezemede ahşaba geniş yer verilmiştir. Ayrıca tavanlar, kapılar, yüklük ve dolap kapakları çeşitli motiflerle bezenmiştir.

Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örneklerinin en önemlilerinin başında Ağalar Konağı gelmektedir. Ancak 1992 yılında geçirdiği yangın sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. Atatürk 1933 yılında Foça’ya geldiğinde bu konakta kalmıştır.

Ağalar Konağı yığma taş zemin üzerine ahşap karkaslı olarak yapılmıştır. Dış görünüşü ile Batı Anadolu’da sık sık uygulanan Sakız Tipi ev özelliklerini taşımaktadır. İki katlı olan bu konağın ikinci katı çıkmalarla dışarıya taşırılmış ve buraya başodalar yerleştirilmiştir. Bu odaları taş destekler taşımaktadır.

Foça’da günümüze gelebilen ve iyi korunmuş üç yel değirmeni bulunmaktadır. Antik Çağdaki Kyble Kutsal alanının bulunduğu yerdeki bu yel değirmenleri XVIII.-XIX. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.


Ödemiş Evleri



Ödemiş evleri daha çok tarım kültürünün meydana getirdiği yapılardır. Bu evler bahçe avlular ve sofalar ile çevresindeki odalardan meydana gelmiştir. Günümüze gelebilen XIX. yüzyıl evlerinde Türk mahalleleri ile ticaretle uğraşan azınlıkların evleri arasında bazı ayrıntılar bulunmaktadır. Azınlıkların evleri daha çok kâgir olarak yapılmış, cephelerde bezemelere yer verilmiştir. Cumbalı olan bu evlerin cephelerine sütun başlıkları, üçgen alınlıklar bitkisel ve hayvansal motifler işlenmiştir. Bu yapılar genellikle oldukça yüksek bir bodrum üzerindedir. Kapı ve pencere kanatları zemin katta madenden, üst katlarda da ahşaptan yapılmıştır. Gayrimüslimlerin mahalleleri belirli bir plan düzenine göre yapılmıştır.

Müslümanların mahalleleri ise dar ve çıkmaz sokakları ve duvarlardaki çeşmeleri ile ayrı bir görünümdedir. Ne yazık ki bu tür sivil yapıların imar adı altında yapılan çalışmalar sırasında bir kısmı yıkılmış, bir kısmı da özelliğini kaybetmiştir. Müslüman kesimindeki evlerin iki kanatlı demir kilitli, demir kabaralı ahşap kapıları bulunmaktadır. Evlerin dış yüzlerine Arapça yazılmış Maşallah yazıları görülmektedir.

Çoğunlukla bu evlerin bodrum katları bulunmamakta, zemin kata avludan girilmektedir. Evlerin bahçeleri çeşitli çiçeklerle, meyve ağaçları ile kaplıdır. Zemin katlarda kilerlere, depolara yer verilmiştir. Buradaki mutfak ve kilerin önünde bulunan taşlığa köşeli fıskiyeli bir de havuz yerleştirilmiştir. Bazı örneklerde bu havuzun karşısına gelen duvara da ayrı bir çeşme yerleştirilmiştir. Mutfağın yanında odunluk, duvarlarında raflar ve yöresel olarak oyma denen gözler bulunmaktadır. Buradaki taşlığın yan tarafından bir basamaklı merdivenle yapının önünü boydan boya kaplayan camekânlı bir odaya girilmektedir. Odanın bahçeye bakan pencerelerinin önüne sedirler konulmuştur. Ayrıca bu oda içerisinde de yüklük ve raflar bulunmaktadır.



Taşlıktan bir merdivenle üst katın sofasına çıkılmaktadır. Bu sofanın sokağa ve avluya bakan, üzeri kemerli kafesli pencereleri bulunmaktadır. Merdivenin karşısına gelen büyük oda misafirlere ayrılmıştır. Bu odanın tavanları ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri ile süslenmiştir. Bu bezemelerde kündekâri tekniği uygulandığı gibi çeşitli geometrik motiflere de yer verilmiştir. Sofada, merdivenin arkasına gelen yönde de iki oda, tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bu odaların kapı, yüklük ve dolaplarında da ahşap işçiliği en güzel şekli ile yansıtılmıştır. Üst kat odalarında kapıların üst kısmı tek veya üçlü kemerlerle hareketlendirilmiştir. Sokağa bakan pencerelerde kafesler bulunmasına karşılık arka cephede bahçeye bakan pencerelerde ise kafeslere yer verilmemiştir. İki veya üç katlı olarak yapılmış olan bu evlerin üzerleri geniş saçaklı ahşap çatılarla örtülmüştür. Ödemiş evlerinin sokağa bakan cepheleri çoğunlukla sarı renkte badanalanmış, saçakların altına da siyah çerçeveler içerisinde genellikle mavi renkte bir friz çepeçevre evi dolanmıştır.

Ödemiş evlerinden günümüze gelebilenlerin büyük bir kısmı koruma altına alınmıştır. Bununla beraber Ödemiş sivil mimari örneklerini yansıtan evlerin büyük kısmı da açılan yollar, imar çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Ödemiş Katırcılar Sokağı’ndaki evler 1970’li yıllarda yıkılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında adliye binası olarak kullanılan Hacı Mümtaz evi de yıkılanlar arasındadır. Ayrıca Akıncılar Mahallesi Kahramanlar Sokağı’nda Hüseyin Emmioğlu’na ait ev ile bugünkü İnönü İlköğretim Okulu’nun bulunduğu yerdeki konağı Ödemiş’in en tipik sivil mimari örneklerinden birisi idi. Bu evlerin yanı sıra Saraçoğlu Caddesi’nde bitişik nizamdaki evlerin bir kısmı ile Mustafa Çağlayan evi de yıkılanlar arasındadır.

Günümüzde Bozyakalı evi ile Uzun Sokak’taki evler XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başındaki sivil mimariyi yansıtan örneklerdir.


Birgi Evleri (Ödemiş)



Ödemiş’in Birgi bucağında günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. XV. yüzyılda Gazi Sasa Bey tarafından Bizans’tan alınan, önce Menteşeoğullarının sonra da Aydınoğullarının egemenliğine giren Birgi bu beyliklerin merkezi konumuna gelmiştir. Bu nedenle de Selçuklu mimarisini yansıtan, Aydınoğlu Mehmet Bey Camisi ve Türbesi başta olmak üzere yapılar burada bulunmaktadır. XVI. yüzyılda Osmanlının büyük ilim âlimlerinden Birgivi Mehmet Efendi’nin burada yaşamış olması kentin bilim, eğitim ve kültür yönünden bir merkez olmasını sağlamıştır.

Osmanlı dönemindeki kültürel bir merkez oluşu Birgi’nin mimarisini etkilemiştir. Ayrıca iklim koşullarının yumuşaklığı ve tarımsal yönetim ile yapılanmaya uygun topografya da mimariyi biçimlendirmiştir. Birgi XV.-XVII. yüzyıllarda kültürel alanda çok gelişmiş ancak, XVII. yüzyıldan sonra önemini yitirmeye başlamıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Aydın Sancağına bağlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve savaş sonrasında da Yunanlılar tarafından tahrip edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise büyük bir gelişim göstermemiştir. Bununla beraber Birgi’de Çakırağa, Sandıkoğlu ve Kerimağa konakları gibi büyük konutların yanı sıra sivil mimariyi yansıtan örnekler günümüze gelebilmiştir.

Birgi sivil mimarisi de yöredeki malzeme ile bağlantılıdır. Yakın çevreden kolayca elde edilebilen taş ve ahşap yapılarda kullanılmıştır. Ayrıca çatı örtüsünde kullanılan alaturka kiremidin yapımı için de elverişli olan killi toprak çevrede bulunmaktadır.



Sivil mimari örnekleri Birgi Deresi’nin doğu ve batısındaki yamaçlara yayılmıştır. Buralardaki eski mahalleler köprülerle birbirine bağlanmıştır. Doğu yamacının kuzeyinde bulunan Cami-i Kebir Mahallesi son derece gelişmiş sokakları ile Osmanlı kent dokusunun karakteristik örneklerini günümüze yansıtmıştır. Bu mahalle içerisinde çıkmaz sokaklar, dar sokakların çevresinde yüksek duvarlarla birbirlerinden ayrılan evlerde dış sofalı planlar yaygın olarak kullanılmıştır. Buradaki yapıların zemin katları taş, üst katları ise ahşaptan yapılmıştır. Zemin katlar pahlı köşeleri olan sağır duvarlardır. Evlere giriş iki kanatlı ve geniş ahşap kapılardandır. Evlerin alt katları ahşap hatıllı, yığma taş duvarlardan yapılmış, üst katlar ise tamamen hımış dolgulu ahşap karkastır.

Evlerin asıl plan şemaları üst katlarda görülmektedir. Üzeri örtülü veya açık olan sofanın bir, iki ve bazen de üç yönünde odalar sıralanmıştır. Bu odalara ana sofadan veya büyük evlerde ise yan sofalardan girilmektedir. Üst katlar çıkmalar, sofalar ve dışa yönelik kafesli pencereler ve bunların üzerini örten geniş saçaklı çatılarla dikkati çekmektedir. Türk evlerinin tipik örnekleri bu evlerde karşımıza çıkmaktadır.

Birgi’nin batı yamacındaki Kurtgazi Mahallesi eğimli ve dik sokaklardan oluşmuştur. Buradaki evler de diğer mahallelerdeki evlerle hemen hemen aynı plan düzenindedir. Kurtuluş Savaşı sonrasında yanan ve yeniden düzenlenen şehrin güney kesimindeki Cumhuriyet Mahallesi’nde yapılan evler geometrik plan düzeni ile diğer bölgelerden ayrılmaktadır. Bu bölgede daha mütevazı ve diğerlerinden farklı yapılar bulunmaktadır. Bununla beraber evlerin yapımında taş zemin katları ve ahşap malzemeler diğer bölgelerdeki evlerde olduğu gibi aynen kullanılmıştır.



Birgi’de günümüze gelebilen evlerden en tanınmışı XVIII. yüzyılın sonunda yapılmış olan Çakırağa Konağı’dır. Kendine özgü bir yapı olan bu konak üç katlı olup, iki yanı sokağa, bir yanı da bahçeye bakmaktadır. Evin yer katında mutfak, kiler, ambar ve ahır bölümleri bulunmaktadır. Taşlık biçiminde düzenlenen bu kat aynı zamanda bahçe ile bağlantılıdır. Giriş kapısının karşısındaki dik basamaklarla bir ara katına çıkılmaktadır. Buradaki alçak tavanlı odaların kış aylarında kullanıldığı sanılmaktadır. Ara kat sofasından bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Bu katta boydan boya uzanan sofanın bir yanında iki büyük oda, bahçe yönünde de dışarıya çıkıntılı iki küçük oda bulunmaktadır. Odalar birbirlerine bitişik olmayıp, aralarına eyvanlar yerleştirilmiştir. Duvarları moloz taş, kerpiç, üst katlar ağaç çatkılı olup, sıva üzerine kalem işleri yapılmıştır. Bu kalem işleri konağın en belirgin özellikleridir. Burada barok ve ampir üslupta kitabeler, madalyonlar, çiçekli saksılardan oluşan motifler tekrarlanmıştır. Sofanın duvarları, pencere üzerleri raflarla doldurulmuştur. Tavan süslemeleri ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilemektedir. Buradaki tavanlarda çarkıfelek, göbekler ve geometrik motifler bütün yüzeyi doldurmuştur.

Birgi evleri kentsel koruma kapsamı içerisine alınmıştır. Sit alanı olarak ilan edilen bu bölgede ÇEKÜL Vakfı da çalışmalar yapmakta ve korumaya yönelik yeni arayışlar içerisindedir. ÇEKÜL Vakfı, İzmir Valiliği, Birgi Belediyesi ve Mimar Sinan Üniversitesi iş birliğiyle Küçük Menderes Havzası içerisinde Birgi beldesinin kaybolmakta olan doğal ve kültürel zenginliğini koruma çalışmalarını 1997 yılından beri sürdürmektedir.


Şirince Evleri (Selçuk)



İzmir ili Selçuk ilçesine 7 km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 350 m. yükseklikteki Şirince’nin ilk yerleşimi MS. V. Yüzyıla kadar inmektedir. Köyün dağlık ve savunmaya elverişli bir alanda olmasından, Efes ve Ayasuluk halkının zaman zaman zarar gördüğü sıtmadan uzak oluşu ve suyunun bol, toprağının bereketli, havasının da güzel oluşu bu yerleşimin kurulmasında başlıca etken olmuştur.

Bazı kaynaklarda köyün Aydınoğulları döneminde önem kazandığı belirtilmiştir. Yöredeki bir söylenceye göre; köyün ilk ismi olan Çirkince isminin bir grup halk tarafından derebeylerince azad edilmesinden sonra buraya verilmiştir. Derebeyinin kendilerine “yerleştiğiniz yer güzel mi” diye sorması üzerine “Çirkince” diye yanıt vermişler ve bundan ötürü de Çirkince ismi buraya verilmiştir. Bazı kaynaklarda da çevredeki kırka yakın kilise ve manastır bulunmasından dolayı da buraya Kırkınca denildiği belirtilmektedir.

Kurtuluş Savaşı öncesinde burada yaşayan insanların çoğu bağcılık ve şarapçılıkla geçinen Rumlardı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra mübadele sırasında buradaki halk Yunanistan’a gönderilmiş, Selanik ve çevresinden gelen Türk halkı da buraya yerleştirilmiştir. İzmir Valisi Kazım Dirik bu mübadeleden sonra burayı ziyarete gelmiş, köyün muallimi Suat Bey’in yazıp bestelediği marş ile karşılanmış, buna duygulanan vali köyün ismini Şirince olarak değiştirmiştir.



Ünlü Yunan yazarı Dido Sotiriu da “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” isimli kitabında Şirince’den ve buradaki yaşantıdan uzun uzun söz etmiştir.

Şirince’de günümüze gelebilen yapılar XIX. yüzyıla tarihlendirilmektedir. XX. yüzyılın ilk yarısında da bunlara yenileri eklenmiştir. Günümüzde yeni yapılanmalar yok denilecek kadar azdır. Yerleşim topografyaya uygun olarak yamaçlara yayılmıştır. Köyün batısında İstiklâl, doğusunda da İstihlas mahalleleri bulunmaktadır.

Oldukça geniş bir araziye, yamaca yayılan bu tarihi doku dar sokaklar, Arnavut kaldırımlar ve merdivenlerin çevresinde kurulmuştur. Evler çoğunlukla iki katlı olup, alt katları moloz taştan, üst katlar da hımış tekniğinde, kâgir olarak yapılmıştır. Dolgu malzemesi olarak kerpiç ve tuğlaya yer verilmiştir. Evler pencereler ve cumbalarla dışa yöneliktir. Balkonlar çekmeler üzerine oturtulmuştur.

Şirince evlerinde bodrum katlar mutfak, depo ve kiler olarak kullanılmıştır. Üst katlarda sofanın çevresinde iki veya üçlü odalardan oluşmaktadır. Bunlardan caddeye bakan oda başoda olup, en geniş olanıdır. Üzerleri alaturka kiremitle kaplı çatılarla örtülüdür. Evlerin bazılarında pencere kenarlarında, saçaklarda ve tavanlarda bezemelere rastlanmaktadır. Pencere kenarları ve saçaklarda çeşitli resimler ve kuş motifleri bulunmaktadır. Kapılarda maden işçiliğinin en güzel örneklerinden olan, başta Meryem Ana’nın eli olmak üzere çeşitli kapı tokmağı örnekleri dikkati çekmektedir.

Şirince’de günümüze gelebilen evlerden en önemlileri kâgir bir yapı olan Doktorun Evi ile yanındaki Hastane binasıdır. Günümüzde bu evlerin bazıları pansiyona dönüştürülmüş, çarşısı turistik amaçlı olarak yeniden düzenlenmiştir