ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

YAŞAM BİÇİMİ

Zonguldak'ta ekonomik koşulların doğrudan belirlediği bir yaşam biçimi vardır. Kömür ve demir işletmeleri ilin nüfus yapısını, toplumsal yapısı, gelenekleri, insan ilişkilerini köklü bir biçimde etkilemiştir. Kimi ilçelerde bu genel durumdan farklı bir yaşam biçiminin sürdürdüğü gözlenmektedir. Safranbolu, merkezlerinin dışında kalan Eflani ve Ulus ilçeleriyle kömür işletmesinin bulunduğu Ereğli, onun yanındaki Devrek, demir-çelik kuruluşlarının bulunduğu Karabük, birbirinden farklı yaşam biçimlerini sergilemektedir. Bu çeşitlilik ilin doğal konumuyla birleştiğinde devingen bir yapı ortaya çıkmaktadır. İlin kıyı kesimi dış çevre etkileşimine açıktır. Bundan Cumhuriyet öncesinin nüfus çeşitliliği, azınlıkların ticari bağlantılarının getirdiği kültürel oluşumlarında payı vardır. Osmanlı döneminde İngiliz ve Fransızlarca işletilen kömür madenleri, buna bağlı olarak gelişen esnaflık, yaşayış biçimine, yöreye göre farklı özellikler kazandırmıştır. Topraktan kopma, sürekli geçim kaynağı sağlayabilme, Karabük'ün erken dönemlerde önemli çekim alanlarına dönüştürmüştür. Günümüzde de "Gümeliler" adıyla anılan kesim bunun somut örneklerindendir. XIX.yy sonlarında ordu köylerinden göçenler önce Ereğli'nin Gümeli köyüne yerleşmiş, zamanla Ereğli'ye inmişlerdir. Orhanlılar ve Süleymanlar mahallelerin birleştiği Bozhane çarşısı üzerinde yoğunlaşan bir kesim önce hizmet alanına yönelmiş, sermayeden yoksun oldukları içinde esnaflıkta tutunamamış, devlet dairelerine hademe, odacı, müstahtem olarak yerleşmiştir. Bu durumda, yöre nüfusuyla ilişkilerde çok kısıtlı kalmıştır. Etnik yapının da bu kısıtlılık da belli bir payı vardır. 1930'lara değin kayıkcılık, kömür taşımacılığı hemen her yaştan niteliksiz emeğin değerlendirdiği alanlardan biri olmuştur. Bu da yöre Doğu Karadeniz'den önemli ölçüde erkek nüfusu göçe yaratmıştır. Ereğli'de asıl niteliksel değişim 1934 sonrasında, kömür işletmesinin de yeniden düzenlenip hizmete açılmasıyla yaşanmıştır.
DÜĞÜN
Zonguldak yöresindeki düğünler, sadece evlenen iki tarafın değil tüm çevreyi ilgilendiren bir olaydır. Düğünler 1 hafta boyunca, 3 gün veya günü birliği yapılır. Haftalık düğünler, genellikle Pazartesi günleri başlar. Pazartesi günü başlayan eğlentiye "Boya Günü" adı verilir. Ve bu eğlenti kız evinde yapılır. Oğlan tarafı kız evine çeyiz almaya gider. Çeyizin taşınacağı aracın açık olmasına dikkat edilir. Bu araçta çeyizler bir sergi niteliğinde yerleştirilir ve çevre tarafından görülmesi sağlanır. Eskiden at arabalarıyla yapılan bu iş, günümüzde kamyonlarla yapılır. Çeyizlerde öncelikle gelinin yaptığı el işlemeleri görülebilecek şekilde açık tutulur. Oğlan evine getirilen çeyiz aynı gün gelin odasına ve evin diğer bölümlerine herkesin her eşyayı görebileceği şekilde sergilenir ve çevrenin görüp izlemesine açık tutulur. Salı günü gecesi kız ve oğlan evinde ayrı ayrı eğlenceler düzenlenir. Bu gecede ağırlık oğlan evindedir. Kız tarafına gelenler özellikle damadın kendilerini karşılamasını ister ve oğlan evine yakın bir yerde çalgılarıyla birlikte beklerler. Damat gelir misafirleri karşılar açık havada mahalli oyunlar oynanır, daha sonra eve girilerek eğlenceler gece yarısına kadar devam eder. Bu geceye "damat kınası-oğlan kınası "denir. Çarşamba günleri yine her iki tarafta eğlencelere devam eder, damat evindeki gelin odası ve eşyalar ziyarete açık tutulur. Gece yarısına doğru oğlan evinde toplanan kadınlar toplu halde kız evine giderek eğlenceyi orada sürdürürler. Kız evinden bir kadın bir elinde tepsi diğer elinde bir yastık öne konur. Arkadan iki kadının koltuğunda yüzü örtülü olarak gelin oğlan evinin huzuruna çıkarılır. Bu sırada başka bir odada "gelin indirme türküsü " söylenir. Bu sırada gelinin avucuna kayınvalide, hala, teyze ve abla tarafından para ve kına basılır. Bu sırada yine mahalli türküler söylenir ve kızlar oyuna kalkarlar. Bundan sonra çeşitli oyun havaları çalınır, söylenir ve oyunlar devam eder. Gece yarısından sonra bu eğlence kısmi olarak dağılır. Ancak gelinin çok yakın arkadaşları yanında kalarak eğlencelere sabaha kadar devam ederler. Bu sırada damat yakın arkadaşlarıyla birlikte kız evindedir. Sabaha kadarda onlar ayrı odalarda yerler içerler ve sabahleyinde genellikle hamama giderler. Buna "Güvey Hamamı"denir. Perşembe günü kız evinde geline gelinlik giydirilir. Davetlilere tatlı veya lokum ikram edilir. Daha sonra gelin ağabeyi veya kardeşi yoksa diğer en yakın akrabaları tarafından gelin arabasına bindirilir ve arabanın önünde gelinin kardeşlerinden veya yakınlarından birisi bekleyerek damat tarafından bahşiş alır. Öğleden sonra damat ve gelin kol kola girerek davetliler arasında gezerek her birinin elini öperler daha sonra odalarına çekilirler. Bu arada damat gelinin yüzünü açar ve "Görümlük" adı verilen çeşitli hediyeler takar. Bunu biraz sonra odaya girilerek damat ve geline tatlı ikram edilir. Bundan sonra damat arkadaşlarıyla dışarı çıkar. Yatsı namazından sonra yine arkadaşları tarafından sırtı yumruklanarak gelin odasına sokulur ve böylece düğün merasimi sona erer. Bu hususta göze çarpan en önemli özellik akraba evlilikleridir.

Bayram, hıdrellez, nişan, düğün gibi herkesin birlikte olduğu törenlerde oğlan anası gelinlik kıza bakar; beğendiği kızın isteyeni yoksa, taraflar arasında başlayan görüşmeler de olumlu sonuçlanırsa, erkek tarafı bir bohçayla, söz mendilini (ipek mendil) kız evine götürür ve iki aile nişan gününü kararlaştırır. Nişan töreni kız evinde yapılır. Ve takılar takılır. Ertesi gün, kız evince hazırlanan armağanlar, nişan şerbeti ve güvey (damat) yüzüğü karşı tarafa gönderilir.

Düğün genellikle pazartesi ya da Perşembe başlar. İlk gün güvey evi, yaptığı helvanın içine para koyarak, tepsiyle kız evine gönderir; ikinci gün güvey kınası; üçüncü gün gelin kınası yakılır, çeyiz çıkarılır ve çeyizlerle gelin odası düzülür. Akşam güvey tarafının kadınlarının katılımıyla kına gecesi düzenlenir. Kız evine zorla tavuk kestirilmesi bu geceye özgü geleneklerdir. Ertesi gün güvey ve arkadaşları güvey hamamına gider.

Düğün sabahı geline yeni giysileri giydirilir. Akrabalarıyla vedalaşan geline "baş sıkma" denen uğurlama töreni yapılır. Bu tören "çocuk sahibi, kocası sağ" bir kadın gelinin başını "oğlan versin, kız çıkarsın" sözleriyle bağlar ve gelin bir kadın eşliğinde baba evinden çıkar. Düğün evinde geline iki ayrı tabakta yağ, bal sunulur. Gelin, yağı kapının üstüne, balı da kapının altına sürer. Peşinden adına "güvey önlüğü" denilen bir tepsi baklava gelir ve ev halkıyla birlikte yenir.

Düğün evinde eğlenceler devam ederken sağdıç damadın yanından ayrılmaz. Gerdek gecesi sabahı, davulcular, güveyinin kapısı önünde davul çalar, güvey elinde bir tepsi börekle davulcuları ağırlar. Gerdek gecesi güvey "görümlük" denen armağanı eşine verdikten sonra birlikte tatlı yerler; sabahleyin de duvak adı verilen tören yapılır. Artık güvey evinin kızı olan gelin, gelinliğini çıkarırı, güvey evince yapılan "paçalık" denen giysiyi giyer. Düğünü izleyen hafta sonunda gelinle güvey kız evine el öpmeye gider.

BAYRAM

Zonguldak yöresinde tüm bayramlara karşı büyük bir ilgi vardır. Yöre halkı bayramlarda en yeni elbiselerini giyer ve o günlerde tarla, bağ, bahçe işlerini bırakırlar. Dini bayramlarda köyler arasında ziyaretler vardır. Dört günlük kurban bayramında aynı çevrede bulunan köyler kendi aralarında günleri bölüştürerek birkaç köyün bir köyde toplanması ve o köy halkına misafir olması sağlanır. Sırası gelen köylü kestiği kurbanın etini genellikle açık havada ve büyük kazanlarda pişirerek gün boyunca gelen misafirlerini ağırlarlar. Diğer köylerden gelen misafirler köydeki tüm haneleri ayrı ayrı dolaşarak bayramları kutlar ve ikram edilen et yemeğini yiyerek ayrılır. Ramazan bayramında yine aynı şekilde köyler arası bayramlaşmalar yapılır. Misafir kabul edecek köy halkı tepsilerle hazırladığı tatlıları gelen misafirine ikram eder. Milli bayramlarda köy halkı en yakın tören yerene giderek büyük bir canlılıkla kutlama törenlerine katılır.

YÖRESEL YEMEKLER:
Yöre mutfağında ağırlık unlu (buğday ve mısır unu) mamüllerden yapılan yemek türlerindedir. Zonguldak ormanlarında belki dünyanın en lezzetli kestanesi "kuzu kestanesi" yetişmekte olup, mevsiminde toplanan kestane suda haşlanarak "tuzlama" bütün olarak fırında kavrulmasıyla "kavşak", "çizilerek ateşte pişirilmesiyle kebap (kömme) biçiminde değerlendirildiği gibi kurutularak da saklanır. Ülkemizde sadece Kdz.Ereğli'de yetişen Osmanlı Çileği, orman altı bitki örtüsü içinde yer alan dağ çiçeği, kızılcık (kiren), kuşburnu, böğürtlen, fesleğen, nane, defne, karayemiş, ahlat yöre mutfağında değişik kullanma biçimlerinde değerlendirilmektedir.
Yöreye Ait Bazı Yemekler:
Uğmaç Çorbası, Cevizli Dolma, Yaprak Sarma, Malay.
Yöresel Ağız Tadı:
Çaycuma Yoğurdu, Kdz.Ereğli Osmanlı Çileği, Kdz.Ereği Pidesi, Devrek Simidi, Cevizli Ekmek, Beyaz Baklava

YÖRESEL GİYİM:
Devrek ve Safranbolu'da an'anevî giyimler devam etmektedir. Kadınlar; başlarına fes geçirir ve üzerine "çatkı" veya "atça" denilen örtüler örterler. Gövdeye önü boydan boya açık kol ağızları ve yakası oyalı "ustufa" giyilir. Özel günlerde telli yelekler, ipekliden sırmalı yelekler "kutnu"lar giyilir. İş esnâsında pazenden şalvar üzerine bol büzgülü etek, bunun üzerine aynı kumaştan çarşaf giyilir. Ayakkabılar kısa topukludur. Yemeni veya takunya giyilir. Erkeklerde; "seymen" kıyâfeti hâkimdir. Keçe külah veya fes, bürümcek, gömlek, zıpka ve poturdan ibârettir. Zıpka bol ağlı olup, paçaları dar, dizden yukarısı geniştir. El dokuması bezden veya ketenden yapılır. Sık düğmeli mintan ve üstüne körüklü yelek, ayaklara kabaralı ayakkabı giyilir.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Safranbolu, Devrek ve Eflani folklor bakımından zengindir. Kıyılarda Karadeniz, iç kısımlarda Bolu, Kastamonu ve Çankırı ilinin özellikleri görülür. Halk türküleri ve müziği zengindir. Halk oyunlarında davul oyunları, seymen, köçek ve efe oyunları yaygındır. Köroğlu, Sepetçioğlu-Çardak, Açkapı, Beylere, Aman gibi zeybek oyunları, Amani, Kaşık oyunu, Çıtırdağ ve Gençosman gibi çengi oyunları en çok oynanan oyunlardır.

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Zonguldak adının kaynağına ilişkin üç değişik görüş bulunmaktadır. Birinci görüş, kent merkezinin Üzülmez Deresi'nin ağız kısmında yer alması ve derenin ilk çağda "Sandra" adıyla anılması, burada kurulan yerleşmenin de "Sandaraca" adını taşıması nedeniyle, zamanla bu adın Zonguldak'a dönüştüğünü savlamaktadır. İkinci görüşe göre, yörenin sazlık ve bataklıklarla kaplı olması ve bunun yörede "Zongalık" olarak adlandırılmasına bağlı olarak, sözcüğün zamanla değişerek bugünkü halini aldığı şeklindedir. Son görüşe göre ise kent adını, ocakları ilk işleten Fransız ve Belçika şirketlerinin kentin hemen yanındaki Göldağı mevkiini nirenki noktası almaları sonucu, Göldağı kesimi ya da bölgesi anlamına gelen "Zone Ghuel Dagh" ın Türkçe okunuşundan almıştır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4293
favori
like
share