İSTANBUL

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 14833
favori
like
share
hayat ve doğa Tarih: 30.11.2010 15:22
Özellikleri
Osmanlı sultanları giyime oldukça önem veriyordu. Sarayda oluşmuş; ölen sultanların kıyafetlerini bohçalama geleneği, bugün dönemlerin sosyal tarihini ortaya koyuyor. Kaliteli giyinmeyi seven sultanlar saray bünyesinde dokuma atölyeleri kurdurmuşlardı. Hassa nakkaşları tarafından hazırlanan desenler bu atölyelerde özenle dokunurdu. Saray atölyeleri yetersiz kaldığında İstanbul ve Bursa’daki atölyeler devreye girerdi. Özellikle Bursa bu konuda önemli bir merkezdi; İran’dan ithal edilen ham ipek burada dokunurdu.

15. yüzyılda Osmanlı sarayı, başkent İstanbul’un giyim kuşamını yönlendiren bir merkez konumundaydı. İstanbullular gösterişli, pahalı kıyafetler giyerken, Anadolu ve Rumeli’nin köylerinde, kasabalarında halk sade kumaşlar ve süsten uzak kıyafetlere yöneliyordu.

Osmanlı kıyafetlerinin en önemli genel özelliği bol dökümlü, örtülü ve uzun olmalarıydı. Kadınlar şalvar, hırka, gömlek, entari; erkekler şalvar ve çarık giyerlerdi. Her meslek grubunun kendine ait bir kıyafeti bulunuyordu. İmparatorluk her türlü sanat ve zanaatte olduğu gibi giyim kuşamda da 16. yüzyılda en yüksek düzeyine ulaşmıştı. 17. yüzyılda imparatorluğun ekonomik durumuna paralel olarak dokumaların kalitesi düşmeye başladı. Aynı dönemde kıymetli madenlerin kullanımı yasaklandı…

Eski Kadın Kıyafetleri
O zamanın kadın kıyafetleri de, Kalübela’dan beri devam edegeldiği gibi, yaşlılarda başka, tazelerde başka, çocuklarda yine başka. Yaşlılar ve orta yaşlılar, aşağı yukarı aynı kıyafetteydi. Ev halleri ile sokak halleri ayrıydı. Ev içinde: başta oyalı yemeni veya beyaz tülbentten üstüne, dokuma bezden, hilali gömlek; üzerine parmak dikişli, kolsuz pamuklu; daha üzerine, yaz ise basmadan, kış ise, pazen veya Rus fanilasından, tek cepli entari. Belde, kukadan örme, üç parmak eninde, başı püsküllü kuşak. Kışın, en üste, yine parmak dikişli, hayderi yakalı hırka.
Sokağa çıkıldığı vakit: Yaşmak devrinde kaşmer veya Engürü (Ankara) sofundan, uzun yakalı, dört peşli babayani renkte ferace giyilir, başa, hotoz üstüne, altlı üstlü, yanları yelkenli ve kokorozsuz (süssüz, göşterişsiz), bir çift kalın yaşmak sarılırdı. Çarşaflar, Şam ve Halep işi, düz siyah ipekli, Avrupakari olursa, koyurenk satendöliyondan, beli büzmeli, peçeye gelince siyah ve kalındı. Ayakta, bir parmak topuklu, rugan, lastrin veya karamandolu çekme terlik, gözde gözlük, bir elde şemşiye, öbür elde ufak bir çanta veya torba bulunurdu.
Tazelerde: En içte, yazsa pamuktan, kışsa yünden, göğsü memelikli, yarım kollu fanila, üstünde, yakası pamukaki ile sarma işlemeli, yerden bir karış kalkık, patiskadan dekolte gömlek. Bunun üzerine, yünden örme veya kalınca yünlü kumaştan mamul, belden büzmeli iç etekliği. Daha üzerine, gene mevsime göre patiskadan veya faniladan, göğsü sıkı tutmaya ve kaldırmaya yarayan önü sık düğmeli yelek. Kaşmerdikozdan kimisi kloş, kimisi yarım kloş, kimisi yanları pastalı eteklik. Etekliğin üstüne bluz. Bluzdan sonra da, itiyada (alışkanlığa) göre, kısa kürk, astragan veya karakülden bolero, kolları ve yakası şal taklidi, kadife hırka.
Başlara çok dikkat edilirdi ve zamanla çok çeşitleri yapıldı. Mesela, alında kahkül, yanlarda favori, tepede topuz.. Alın kabarık, altında tel ponpon, üstünde topuz.. Saçlar toplu, ortadan ikiye ayrık ve maşa ile kabartılmış, ensede topuz...
Yüzde, allık, pudra, gözde sürme, kaşta kozmetik. Fazla tuvalete düşkün olanlar, pembe veya beyaz mayi üzerine pudra geçirirler, aşağı takım ise yağlı düzgün sürerler, rastık çekerler, püskürme ben kondururlardı.
Düğünlerde, bayramlarda, teklifli ziyaretlerde giyilen giysiler ağırdı. Ekseriyetle, dallı ve kabuk gibi nakışlı, zemini parlak satenlüksten, açık renk ipekliler giyilirdi. Bunlar, enli ipek dantelalarla müzeyyen (süslü), yakanın dekolte kısmı, zayıflarda gene tülgrekle bileğe kadar örtülü, etlilerde çıplaktı. Podösüet (süet) veya güderiden uzun elbise kullanılır, görmemişler arasında, üstüne müteaddit (çok sayıda) yüzük takanlar da olurdu.
Zayıflar, göğsü kabarık göstermek için hazır satılan göğüslükler koydukları gibi bir zamanlar, belden aşağı, arkaya turnür bağlamak modası da takip edilmişti.
Böyle pür tuvalet tazelerin çorapları bagetli ve beyaz ipek, iskarpinleri ponponlu ve atlas, ökçeleri ortaydı. Şimdiki uzun ökçeler daha meydanda yoktu. Bu mutavassıt (orta) ökçeler de bile rahatsız olunduğu, doğru dürüst yürünemediği söylenirdi. Tazelerin hariç kıyafetleri, önceleri ferace, sonra çarşaf, sayfiyelerde ise maşlah, yeldirme, kaşpuşiyerdi. Ferace, düz renk ipekliden yapılır, yaka içine, renge uygun sura astar konur, yaka ve kol kenarlarına ağır motifler, boncuklu ve saçaklı harçlar dikilirdi. Bunların en son moda ve alasını, Çarşıiçi’ndeki terzi Anastas yapardı. Bir feraceye, altın para, yirmi, yirmi beş lira sarfedildiği vaki idi.
Evvelleri, peçeler kalın, çarşaflar, dallı ve yollu ipeklerden, uzun ve kloş pelerinli, yerlere kadar etekli, etrafı fırça şeritli iken, gitgide, peçeler inceldi; çarşaf kumaşları hafiflendi ve pelerinler dirseğe kadar kısaldı.
Başlar, topuz altından kurdela ile bağlanıp, iğnelerle türlü şekle sokuldu. Maşlahların en ağırı, Halep, Şam ve Bağdat’ın sırmalı maşlahlarıydı. Bunların yolluları vardı ki ense kısmındaki som sırma mihrapları, pırıl pırıl, altın gibi parlardı. İpekli ve yünlü kumaşlardan da evden maşlah dikildiği, üstlerinin ipekle sırma işlendiği de çoktu.
Baş örtülerin, Bursa mamulatı veya ayrıca bilhassa işlenmiş olanları mevcut olduğu gibi şifon, gaz, krepdamurdan türlü renkte bulunanları da vardı. Topuzlar ve saçlar, kuşlu firketeler, taşlı taraklar, menekşe ve divanhane çivisi denilen elmas iğnelerle süslenirdi. Yeldirmeler şimdiki pardesüleri andırır şekillerde, terzilere diktirilir, kaşpuşiyerler Mayer’den, Tirink’ten, Karlman’dan hazır alınırdı. Bunlar, üzerleri harmaniyeli şekilde ekseriya, haneli ve yollu, gümüş ve bej rengiydi.
Kız çocuklarının ev elbiseleri, robalı, uzun ve bebe biçiminde, sokaklıkları, hemen daima, lacivert ve beyazla karışık marnel yakalı, dar belli, diz kapaktan dört parmak aşağıda etekliydi. Bayramlık ve düğünlükler pembe, mavi, eflatun gibi açık renk ve ipektendi.

Akşam, 18 Haziran 1932
Kaynak: Masal Olanlar, Sermet Muhtar Alus, İletişim Yayınları, 1997, sayfa:138-142

Özellikleri
Osmanlı sultanları giyime oldukça önem veriyordu. Sarayda oluşmuş; ölen sultanların kıyafetlerini bohçalama geleneği, bugün dönemlerin sosyal tarihini ortaya koyuyor. Kaliteli giyinmeyi seven sultanlar saray bünyesinde dokuma atölyeleri kurdurmuşlardı. Hassa nakkaşları tarafından hazırlanan desenler bu atölyelerde özenle dokunurdu. Saray atölyeleri yetersiz kaldığında İstanbul ve Bursa’daki atölyeler devreye girerdi. Özellikle Bursa bu konuda önemli bir merkezdi; İran’dan ithal edilen ham ipek burada dokunurdu.

15. yüzyılda Osmanlı sarayı, başkent İstanbul’un giyim kuşamını yönlendiren bir merkez konumundaydı. İstanbullular gösterişli, pahalı kıyafetler giyerken, Anadolu ve Rumeli’nin köylerinde, kasabalarında halk sade kumaşlar ve süsten uzak kıyafetlere yöneliyordu.

Osmanlı kıyafetlerinin en önemli genel özelliği bol dökümlü, örtülü ve uzun olmalarıydı. Kadınlar şalvar, hırka, gömlek, entari; erkekler şalvar ve çarık giyerlerdi. Her meslek grubunun kendine ait bir kıyafeti bulunuyordu. İmparatorluk her türlü sanat ve zanaatte olduğu gibi giyim kuşamda da 16. yüzyılda en yüksek düzeyine ulaşmıştı. 17. yüzyılda imparatorluğun ekonomik durumuna paralel olarak dokumaların kalitesi düşmeye başladı. Aynı dönemde kıymetli madenlerin kullanımı yasaklandı…
ahmet salih Tarih: 21.03.2010 10:19
very very very very good
ceset00 Tarih: 24.09.2008 20:06
ellerinize sağlık...
Nur38 Tarih: 14.09.2008 22:49
güzel yer
bugulu-gözler Tarih: 08.09.2008 10:12
yazmakla anlatmakla bitmedigi gibi gezmeklede bitmeyecek kadar güzel yerleri var istanbulun emeginize saglik arkadaslar



(editlemeler yapilmistir)
khimaira Tarih: 01.07.2008 00:59
çok teşekkürlerr...
deligaci Tarih: 24.06.2008 08:34
tşk ler
LaigLeNoiR Tarih: 22.02.2008 05:21

İstanbul’un siluetini minareler ve kubbeler süsler. Şehrin en büyük ve görkemli camii Süleymaniye Camiidir. Dış ve iç estetiği, fevkalade muntazam, göz okşayıcı proporsiyonları seyredeni büyüler. Süleymaniye Camii bir mimari şaheserdir. 16. yy., Türk Osmanlı İmparatorluğunun her bakımdan gelişmiş ve ilerlemiş olduğu bir devirdir. 36 Osmanlı Sultanı arasında 47 yıl ile en uzun hüküm süreni Kanuni Sultan Süleyman’dır. Bu büyük şöhretli Sultan, kendi adına yaptırtacağı camii Koca Mimar Sinan’a havale etmişti.
Mimarlık dünyasının bir dehası olan Mimar Sinan, camii ve etrafını saran büyük kompleksi 1550-1557 yılları arasında tamamlamıştır. Türk sanatının klasik döneminin kurucusu ve geliştireni Mimar Sinan, sanatının üstünlüğünü burada da ispat etmişti. Caminin avlusunun etrafını çevreleyen büyük komplekste okullar, kütüphane, hamam, aşevi, kervansaray, hastane ve dükkânlar bulunur. Süleymaniye’nin dış güzelliğini seyredebilmek için yapıdan uzakta olmak gerekir. Galata Kulesi’nden veya Halic’in Galata kesiminden, bu imparatorluk eseri bütün haşmeti ile görülebilir. Dört minaresi olan caminin esas mekânını büyük bir kubbe örter. Caminin ana girişi etrafı revaklarla çevrili, ortasında şadırvanı olan iç avludandır. İç mimarideki açıklık, bütünlük, ölçülü bir süsleme buranın haşmetli etkisini güçlendirir. 53 metre yüksekliğinde 26.50 m. çapındaki merkezi kubbeyi fil ayağı denilen dört büyük paye taşır. Mekânın bütün elemanları uyumlu bir armoni içerisindedir. Statik bakımından da yapının dengesi kusursuzdur. Zaman içinde İstanbul şehrini sarsan depremler burada tek bir çatlağa bile sebep olamamıştır. Kubbenin içi geçen yüzyılda yapılmış barok tesirli dekorasyondur.

Yerdeki el yapısı tek örnek, mihraplı halı 1950’li yıllarda yerleştirilmişti. İçerideki en göz alıcı yer mihrap duvarındaki 16. yy. orijinal, fevkalade renkli, Türk motifleri ile süslü vitraylardır. Gayet sade mevlithanlar balkonu ve minber yanında, yine mermerden yapılmış mihrap nişinin etrafı çinilerle süslüdür. Sultan locası mihrabın solunda bulunur. Duvarlar Kuran’dan alınan ayetlerle süslüdür. Bunlar Türk kaligrafi sanatının çok güzel örnekleridir. Giriş ve yan cephelerde kadınlara ayrılmış balkonlar yer alır. Girişin sağında bronz kafesli bölme 18. yy. Türk maden işçiliğinin güzel bir örneğidir. Caminin arka avlusunda Sultan Süleyman’ın, bunun yanında da çok sevdiği karısı Roksana’nın büyük türbeleri bulunur. Etrafta değişik asırlarda yapılmış önemli kişilerin mezarları vardır. Süleymaniye kompleksinin bir ucunda küçük ve gayet mütevazı bir mezar bulunur. Burası 99 yıl şan ve şöhret ile yaşamış 50 yıl süre ile İmparatorluk baş mimarlığı yapmış, büyük usta Mimar Sinan’ın mezarıdır. Koca Sinan çalışkan ve verimli bir mimardı; uzun yaşamı boyunca 400’den fazla eser tamamlamıştı. Kurucusu olduğu klasik Türk mimarisinin en önemli temsilcisi de oydu. Eğittiği öğrencileri diğer İslam ülkelerinde de eserler üretmişlerdi.


Burasi Bir Su deposu Evet sadece 3 km lık bır su deposu Hürrem Sultan Hediye EdiLen Bir Yer..
Kadın Uğruna İmparatorluk Gitti.


Dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı İstanbul şehrinin merkezinde yer alır. Dev ölçülü bir labirent gibi, 60 kadar sokağı, üç binden fazla dükkânı ile Kapalı çarşı, İstanbul’un görülmesi gereken, benzersiz bir merkezidir. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. 15 yy. dan kalan kalın duvarlı, bir seri kubbe ile örtülü eski iki yapının etrafı sonraki yüzyıllarda, gelişen sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak bir alış veriş merkezi haline gelmiştir. Geçmişte burası her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı ve bunların da, el işi imalatının sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşı idi. Her türlü değerli kumaş, mücevherat, silah, antika eşyalar, konusunda nesillerce uzmanlaşmış aileler tarafından, tam bir güven içinde satışa sunulurdu. Geçen yüzyılın sonlarında deprem ve birkaç büyük yangın geçiren Kapalı Çarşı eskisi gibi onarılmışsa da, geçmişteki özellikleri, yozlaşarak değişikliğe uğramıştır.



Eskiden esnafa olan güven duygusu halkın birikmiş parasını, bir banka gibi onlara verilmesine ve işletilmesine neden olurdu. Günümüzde birçok sokaktaki dükkânlar fonksiyon değişikliğine uğramıştır. Yorgancılar, terlikçiler, fesçiler gibi meslek grupları sadece sokak ismi olarak kalmıştır. Çarşının ana caddesi sayılan sokakta çoğunlukla mücevher dükkânları, buraya açılan yan bir sokakta altıncılar bulunur. Oldukça küçük olan bu dükkânlar değişik fiyat ve pazarlıkla satış yaparlar. Kapalı Çarşı renk ve atraksiyon olarak her ne kadar eski canlılığını koruyor ise de, 1970’li yıllardan itibaren İstanbul’u ziyarete gelen turist gurupları için alışveriş olanakları, çarşının ana girişindeki modern ve büyük kuruluşlar tarafından sağlanmaktadır. Haliç kıyısındaki Mısır Çarşısı da daha küçük ölçüde bir kapalı çarşıdır. Galata semtindeki diğer bir 15. yy. küçük kapalı çarşısı da halen kullanılmaktadır.

Kapalı Çarşı günün her saatinde hareketli ve kalabalıktır. Esnaf, ziyaretçileri ısrarlı olarak kendi mağazasına çağırır.Çarşı girişinde gelişen konforlu, büyük mağazalar Türkiye’de elde imal edilen ve ihracatı yapılan hemen bütün eşyayı satışa sunmaktadır. El halıları ve mücevherat geleneksel Türk sanatının en güzel örnekleridir. Bunlar kalite ve orijin belgeleri ile satılır ve dünyanın her tarafına garantili gönderme yapılır. Halı ve mücevheratın yanında meşhur Türk işi gümüşten yapılmış eserler, bakır, bronz hediyelik ve dekoratif eşyalar, seramik, oniks ve deriden mamul, üstün kaliteli, Türkiye hatıraları zengin bir koleksiyon oluştururlar.



Dolmabahçe Sarayı'nın bulunduğu alan, bundan dört yüzyıl öncesine kadar Boğaziçi'nin büyük bir koyuydu.
Osmanlı Kaptan Paşalarının gemilerini demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapıldığı bu koy zamanla bataklık haline gelmiş ve 17'nci yüzyıldan itibaren başlayarak doldurulmuş, padişahların dinlenme ve eğlenceleri için düzenlenen bir "hasbahçe"ye dönüştürülmüştü. Bu bahçede, çeşitli dönemlerde yapılan köşkler ve kasırlar topluluğu, uzun süre Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anıldı.

Beşiktaş Sahil Sarayı, Abdülmecit döneminde (1839-1861), kullanışsız olduğu gerekçesiyle ve 1843 yılından itibaren bölüm bölüm yıktırıldı. Aynı yıllarda, Dolmabahçe Sarayı'nın 15.000 m2'lik bir alanı kaplayan temelleri, meşe kazıklar ve ağaç hasırlar üstünde yükselmeye başladı.

Yapımı, çevre duvarları ile birlikte 1856'da bitirilen saray 110.000 m2'yi aşan bir alan üstüne kurulmuş ve ana binası dışında onaltı ayrı bölümden oluşmuştur. Bunlar saray ahırlarından değirmenlere, eczanelerden mutfaklara, kuşluklara, camhane, dökümhane, tatlıhane, mefruşat dairesi ve işliklere kadar uzanan bir dizi içinde, çeşitli amaçlara ayrılmış yapılardır.

A- Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi:
Bu yapılardan Mefruşat Dairesi yukarıda kısaca değinildiği gibi, bu defa "Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi olarak, konferans, sergi, bilimsel araştırmaların yanısıra, basın ve yayın organları ile sağlıklı ve sürekli ilişkileri sürdürmek üzere, çok amaçlı bir hizmet anlayışı içinde düşünülmüş ve yeniden düzenlenmiştir. Sarayın girişinde, mimari özelliği de dikkate alınarak ele alınan Mefruşat Dairesi'nde oluşturulan Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi'nin alt katı, Konferans Salonu, Sergi Salonu, satış merkezi ve Fotoğraf Laboratuvarı, üst katı ise Basın ve Yayın Merkezi, Kitaplık, Bilimsel Araştırma ve Saray Arşivi olarak kullanıma açılmıştır.
18Kb-jpeg
Mefruşat Dairesi'nin önündeki avlu, ilk kez Saray'ı gezenlerin yaz ve kış oturup dinlenebilecekleri bir alan olarak düzenlenmiştir. Avlunun çevresindeki bir bölüm, gerekli onarım ve düzenlemelerle "Gösteri Salonu" olarak değerlendirilmiştir. Bu bölümde, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan, saray ve kasırlarımızı tanıtıcı bir program audio-visual dia gösterileri halinde sürekli ziyaretçilere sunulmaktadır. Büyük bir ilgi ve beğeniyle izlenen bu renkli gösterilerin, zaman içerisinde daha da geliştirilerek zenginleştirilmesine ve aynı gösterilerin başta Beylerbeyi Sarayı ve Maslak Kasırları olmak üzere, diğer köşk ve kasırlara da yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Bu arada avlunun bir bölümünde de ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, sarayın tarihi hüviyetini yansıtır bir biçimde modern bir kafeterya kurulmuştur.
kuvari Tarih: 05.12.2007 15:23
iyi calisma tsk