Köylü de kentli de karısını dövüyor
27.10.2008
TÜBİTAK araştırma yaptı.
Nergihan Çelen´in haberi
Türkiye´de yıllarca ´kırsal kesimin´ sorunu olarak lanse edilen koca dayağından kentli kadınlar da dertli. Gazetelerde üçüncü sayfa olarak yer alıp bir gün sonra da unutulan dayak, son yıllarda çok sayıda yuvanın dağılmasına sebep oldu.
Birçok kadının, sistemli olarak şiddet görmesine rağmen ´Eşiniz şiddet uyguluyor mu?´ sorusuna ısrarla ´Hayır´ yanıtı vermesi şiddeti toplum olarak ne kadar kanıksadığımızı gösteriyor. 35 yıl fizik profesörü eşi Ziya Kantarcı´dan dayak yiyen Nesrin Savaş, koca dayağının ulaştığı noktayı göstermesi bakımından acı bir örnek. Savaş, kocasının sırtında kırdığı oklavayı gösterirken, diğer kadınların ibret almasını istemişti. "Eşim perdeleri kapatır, müziği açar, bana gün aşırı elektrik verirdi." diyen kadın ise sığınma evinde kalan bir hanım. Eşi marangoz olan 48 yaşındaki A.S., ´gidecek başka yerim olmadığı için yıllarca şiddete katlandım´ diyor. Bir gün canına tak edip eşini polise şikâyet ettiğini söyleyen A.S., "Eşim bunun bedelini bacağımı kırarak ödetti." ifadelerini kullanmıştı.
Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ayşe Gül Altınay ve Boğaziçi´nden Yeşim Arat´ın TÜBİTAK tarafından desteklenen ve 18 ay süren ´Türkiye´de Kadına Yönelik Şiddet´ araştırmasının sonuçları bizi acı gerçekle bir kez daha yüzleştirdi. Raporda her üç kadından birinin şiddet gördüğü ve kadınların yarısının bu durumu hiç kimseye anlatamadığı belirtilmişti. Diğer bir deyişle üç kocadan biri eşine kapalı kapılar ardında şiddet uyguluyordu. Araştırmada dikkat çeken bir diğer konu ise yükseköğrenim görmüş altı erkekten birinin eşine fiziksel şiddet uyguladığıydı. Bin 800 evli kadınla yüz yüze yürütülen araştırma, kadına yönelik şiddetin nasıl tanımlandığı ve nasıl algılandığı gerçeğine mercek tutmuştu. Raporda, çocukken tanık olunan veya maruz kalınan şiddetin, erkeklerin şiddet uygulama ihtimalini, kadınların da bu duruma maruz kalma riskini iki kat artırdığı vurgulanıyordu. Araştırmaya göre, okuma-yazma bilmeyen kadınların yüzde 43´ü en az bir kez dayak yediğini söylerken, yükseköğrenimli kadınların yüzde 12´si bu yönde cevap verdi. Araştırma, aile içi şiddetin çözümünde hükümet, yerel yönetim, devlet kurumları, yasalara ve mahkemelere önemli sorumluluklar yüklendiğini gösteriyordu.
Aile içi şiddetin trajikomik gerekçeleri
Trabzon´da bu yılın ilk 9 ayında Emniyet ve Jandarma kayıtlarına göre 213 aile içi şiddet olayı yaşandı. Tamamına yakını kadınlara yönelik şiddeti kapsayan başvurularda kavgaların çoğunun kocaların alkollü eve gelmesi sonucu çıktığı belirtildi. Gerekçeler arasında gösterilen trajikomik bahaneler ise dikkatlerden kaçmadı.
Beşikdüzü ilçesinde N.K, kendisinden izinsiz çocuğuna oyuncak aldığı gerekçesiyle kocası İ.K. tarafından darp edildi.
Araklı´da oturan S.Ç., bebeğini susturamadığı için kocası tarafından şiddete maruz kaldı.
Merkez 1 No´lu Erdoğdu Mahallesi´nden M.N., kendisinden izin almadan evdeki halıyı yıkadığı gerekçesiyle eşi G.N.´yi dövdü.
Beşikdüzü´nde M.D., "Bu çocuk niye yatağa işiyor?" diye eşi H.D.´ye şiddet uyguladı.
Akçaabat´ta yaşayan M.B., sipariş ettiği sigarayı getirmeyi unutan eşi G.B.´yi darp etti.
Bir şikayet de Of´tan geldi: Seyrettiği TV kanalını değiştirmesine sinirlenen S.K., eşi M.K.´ye şiddet uyguladı.
Vakfıkebir´de K.O., "Soba niye tütüyor?" diye kızan eşi S.O. tarafından darp edildi.
Beşikdüzü´nde eve gelen misafirlerle fotoğraf çektiren Ş.İ., eşi A.İ. tarafından "Neden onlarla fotoğraf çektirdin?" diye dövüldü.
Merkez Gülbaharhatun Mahallesi´nde oturan F.A., yemeğin tuzu konusunda tartıştığı eşi L.A.´ya şiddet uyguladı.
´Okumuş kadın ezilmiyor´ tezi yanlış
TÜBİTAK´ın ´Kadına Yönelik Şiddet´ araştırması, okuma-yazma bilmeyen kadınların yüzde 43´ünün en az bir defa dayak yediğini gösterirken yükseköğretimlilerde bu oranın yüzde 12 olduğunu ortaya koydu. Diğer sonuçlar ise şöyle sıralandı:
Ailelerin onayıyla evlenenlerin yüzde 28´i, görücü usulüyle evlenenlerin 37´si en az bir kez şiddete maruz kalırken, bu oran ailelerin onayını almayanlarda yüzde 49´a çıkıyor.
Her 10 kadından yalnızca biri başka bir şehre/köye eşinden izin almadan gidebiliyor. 3´ü izin alma ihtiyacı duymadan ailesini ziyaret edebiliyor, 4´ü izne tabi olmadan komşu/arkadaş ziyareti yapabiliyor.
Kadınların eşlerinden çok kazanması, şiddet riskini 2 kat artırıyor. Bu durumdaki her 3 kadından ikisi şiddete maruz kalıyor. Pasted from

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 964
favori
like
share
M.Kutsi Çil Tarih: 12.12.2008 13:57
Arkadaşlar hepinize hak veriyorm,karısını çoluk çocuğunu dövene ben de karşıyım.Bir ata sözü var,"Ölende mi öldürende midir kabahat" diye.Yani dayak yiyende hiç mi kabahat yok,herifler durdukları yerde mi dayak atıyorlar?
GeceMavisi Tarih: 10.12.2008 01:16
Acizliğin, zavallılığın köylüsü, kentlisi olmaz.
TMOLOS Tarih: 30.11.2008 01:22
bi de köylerimiz geri kalıyor denir...baksanıza şehirlerimizle atbaşı gidiyor.
DİDEM Tarih: 29.11.2008 22:09
hödük her yerde hödük köydede kenttede ne fark eder



dayak acizlik , kendine olan güven eksikliğidir,psikolojisi bozuk olan kişi dayak atar , köylü kentli diye ayırım yapmamak gerek , ruh hastası olan kişiler fiziksel güç olarak görürler dayağı , allah ruhen sağlıklı efendi bilinçli kişilerle karşılaştırsın bütün bayanları
BoNcuKK Tarih: 26.11.2008 23:08
hödük her yerde hödük köydede kenttede ne fark eder
tess Tarih: 22.11.2008 15:14
Ben: Nesrin Savaş Kantarcı. Ziya Kantarcı ve şahsımla ilintili olan bu tuhaflaştırılmış ve değiştirilmiş haber için kimi olguları anlatmak gereği doğuyor. Basına yansıtılan haberin amacı ve biçimi bambaşkaydı! Konu: "Hukuk ve kadın" idi!!! "Davayı izleyin"demiştim. Önemliydi çünkü... Aile içi şiddet, olgunun sadece bir parçasıydı. Şöyle ki: "T.C. Mahkemeleri'nde çok boyutlu neler oluyordu?". Tanıklık edilmeliydi.
Özellikle bulaştırılan bu çok farklı haberin gündeme gelmesinin düzeysizliği ise; en az inanılır kurum olan medyanın her zamanki gibi sıradan utanç verici işlerindendi!
Özgüveni ve sağlıklı ruh yapısı (!) olan aileler için söz konusu bile edilmesi yadırganacak sözcük; "izin"dir! Değerli evlilik kurumunda eşler özgüvenli olup birbirlerini koruyup-kollarken gayet tabii ki düzeyli bir biçimde davranırlar ve de birbirlerinden haberdardırlar. Öyle de olmalı. Ancak: Anormal ve patolojik boyutta ve çok bilinmeyenli iç durumları da olan evlilikler için ise anlatılması ve inanılması epeyce zor olgular söz konusudur. Salt kimi psikiyatristlerin yorumlayabileceği akıl dışılıklar evlilikleri cehenneme dönüştürür. Neden-sonuç ilintisine eğilmek gerekir. Karşılıklı anlayış en adaletli ölçüttür normal evliliklerde... Çoğu medyanın yangına körükle giderek olayları yalanlar da ekleyerek saptırması gerçeğini yaşayanım. Faili malum durumlar. Şartların-sistemin mağduru olmak da diyebiliriz. Her insanın yaşamı kendi tanığıdır. Şiddetin tüm biçimlerini gören biri olarak ve tüm olanlara rağmen evliliği sürdürebilme çabasını güderek didindim. Bu durumların gerekçesini ortaya koyacak olursak: Ezilmişliğe mahkum olmamanız savaşım verebilmeniz için ve kendinizden çok çocuklarınız için; ekonomik gücünüzün gerekliliği şarttır, hiç kimse şiddeti kabullenemez! İnsanlık suçuna hafifletici neden aranamaz ve görünmez de kılınamaz. Ekonomik gücü olan her kadın sessizliğini bir saniye duraksamadan bozar. Olguların ve kimi çok özel nedenlerin yıllar içerisinde giderek yoğunlaşması ve çekilemez bir biçime dönüşmesi patlama noktasını oluşturuyor. Vurgulamak isterim ki: Ülkemizde sistem ve hukuk kadını sözle bile yeterince koruyamamaktadır. Hukuk: Kadını maddî-manevî ne kadar koruyor bu ülkede? İşte kördüğüm burada!!! Sanki: Her şey bu konuda çok ta yolundaymışcasına, sistem hak-hukuk yerli yerine oturmuşcasına lâf kalabalığı ederek ve "Sözde" (!) programlar yaparak ve belli amaçlar güdülerek çok farklı boyutlara çekilen bu dev sorun, Avrupa ülkeleri ile kıyaslanılabilmektedir de!. "Tuzu kuruların ve ahkâm kesenlerin aklı daha mı çok çalışıyorda konuşup duruyorlar? AB İlerleme Raporu için çıkarılan göstermelik yasaların uygulanmadığını biliyoruz! Gerçek anlamda çalışan çaba gösteren değerli insanlarımız yok değil. Salt finansal sorunların yetersizliği değil, daha da önemlisi zihniyetin kolay değişemediği bir ülkede olduğumuzu ve olguların benimsenmeyerek ele alındığını görüyoruz. Kadının bilgilenmesi/bilinçlendirilmesi dolayısıyla farkındalığı yaratmak elbette bir değerdir. Ancak; Kendisiyle hızlı hesaplaşma sürecindeki Türkiye'de en az inanılır kurum olan çıkarcı medya; kimilerini yıldırmak, yok etmek pahasına her türlü yol/yöntem/araç ile kuralsızlığın pençesine düşmektedir. Temel insan haklarından ve uygar değerlerden uzaklaşmaktadır, dolayısıyla da toplumsal değer ve kanaatleri kırıp bir boşluk oluşturup keyfince davranabilmektedir. Bu var olanları adlandırabilmek ve ölçüm yapabilmek için farkındalık şarttır. İşte o zaman kimi medya, çoğu yalan/yanlışlarını kolay-kolay başka birşeymiş gibi kitelere sunamaz. Meydanı hastalıklı medyaya bırakmamalıdır, kasıtlı olarak mutlaklaştırmak istedikleri durumları biliyoruz. İyi okumak gerek. Kitleleri yönlendirerek belli bir biçime sokmak isteyen bu malum medya; verilen haberin yanıt vererek düzeltilebilecek hiçbir yanını bırakmamaktadır. Bunlar hak ihlâli değilse nedir?
Siyasete gelince: Hükümet, Avrupa Birliği'ne uyum ve aile içi şiddeti azaltmak amacıyla getirilen yeni ceza sisteminden geri adım atıyordu: Aile içi şiddeti, yeniden " şikâyete bağlı suç" kapsamına alan tasarının gerekçesinde: "Bir tokat atılması durumunda bile soruşturma açılıyor" ifadesinin kullanılması dikkât çekiciydi. Yaptırımın azaltılmak istenmesi ile karşılaştık. Şiddete verilecek ceza indirilmek istendi. Şiddeti körükler nitelikte! Verilmesi gereken ceza bile verilmiyor aslında, o da ayrı bir sorun! Bir vatandaşımıza verilen ceza bir "Profesör"e verilebiliyor mu? Eşitlik nerede? Somut örnekleri çokk...
"Pozitif Ayrımcılık" kavramını da iyi ezberlediler. O kadar!
Brüksel'de AP raportörü ( Ria Oomen-Ruijten) şu soruyu sordu: " Neden Cinsiyet Eşitliği Komisyonu için türban kadar hızlı davranmadınız?"
Bu konuda sürekli uyarılmaktayız.
Ayrıca kadının kadını fazlasıyla vurduğu bir ülkedir burası.
Bu denli sosyal sorunları olan ülkemizde; olduğundan daha fazla imkân sahibi olan ve güçlü bir Sosyal Hizmetler Kurumuna gereksinim vardır. Yeterince üniversitelerde Sosyal Hizmetler bölümü var mı? "Aile içi şiddet" sorununda, çoğu kadının çocuklarıyla gidecek yeri/işi/parası yoktur bu ülkede. Varmış gibi konuşuluyor. Bunların yetersizliği bilinirken sorunların ne denli az çözülebileceğini yadsıyabilir miyiz? Sistem kadına güven verseydi binlercesi bugün ateşin içinde olmazdı. Haklarını öğrenen kadının, haklarını alamayacağı endişesi taşıdığını ve bunda da haklı olduğunu hiçbir kurum ve kuruluş yadsıyamaz. Güvensizliğin/güvencesizliğin katlanarak artmasına tanık oluyoruz. Denetlenmeyen kurum ve kuruluşların varolan sistemi bilinirken; projeler, anketler, konferanslar düzenlendiğinde gerçek durumlar samimiyetle masaya yatırılıyor olsa bile her şey sözde kalmıyor mu? Hukuk ise bugünkü durumuyla sosyal sorunları çözmek için yeterli olabiliyor mu evrensel hukuk işliyor mu? Özen gösterilerek sisteme yerleştirilmesi gerekenlerin başında "adalet sistemi" geldiğine göre: Hak anlayışının uygulamadaki etkisinin önemsenmediğini hergün görmekteyiz. Sorumluluk dağılması yaşanmakta olan bir ülkede: İnsanlık suçuna hafifletici neden aranabilirken, insanların acılara katlanabildiği ancak haksızlıklara katlanamayacağı unutulmamalıdır. Yasaların uygulanamazlığı görünmez kılınamaz. Yine de: Çok ünlü latince tümce vardır:
" Vigilantibus et non dormientibus jura subveniunt." Yani:
"Hukuk, bilinçli olanlara yardım eder, hakları konusunda yatıp uyuyanlara değil."
Haklarımıza sahip çıkalım.
Nesrin Savaş Kantarcı

mihmandar Tarih: 13.11.2008 10:26
cadıkız,

zaten bu tepki laftan anlamayana doğru ya da yanlış ben döverim aynı acıyı yaşatır ve bitiririm olayı

oğlumda olsa sonuç değişmez onu da fena yaparım,

zaten karısına çocuğuna şiddet uygulayan insanlara gıcık hareketler yaparım, hiç bir lafını dinlemem, konuşurkende lafını keserim gerekirse, çünkü o bir hiçtir benim için önce adam olsun sonra muhabbet etmeyi bilsin. AFAROZ AFAROZ etmeli toplum bunları islamda karşılığı olmadığı ve türkçe karşılığını bilmediğim için bu kelimeyi kullandım...

Allah kimseyi zalim kocaya düşürmesin.
dufalı Tarih: 12.11.2008 20:51
EVET ARKADASLAR YAZILARINDA BELİRTMİŞ.SADECE KOYLU İNSANLAR DEYİL SEHİRLERDEDE YASAYAN BİRCOK İNSAN SİDDET UYGULAMAKTADIR.KNDİ GORUSUMCE KADINA ŞİDDETE KARSIYIM.İSLAMİYETTEDE KADINA ŞİDDET YOKTUR.BİLAKİS ONLARI KORUYUN DİYE
CADIKIZ Tarih: 12.11.2008 11:42
Okumusu,cahili koylusu sehirlisi hic fark yok mutlaka siddet vardir ve oyle olmuski bu normal gelio,aslinda sadece kendini dovduren kadinda hersey onda biter,ama nedense bazi kadinlarimiz bazi caresizlik yuzunden dayaga evet diyo,neolursa olsun bu acizliktir olmamasi gerekir,mihmander ablam damatmis dovdurmekmis inan oyle olmuyo cok yanlis olur o davranis,ozur ama bu konuda size katilmiyorum,ama bir anne olarak cocuklarimiza sahip cikmak en onemli gorevimiz:3: