ZOR MESELEDİR kadın olmak. Hele iki farklı medeniyetin hesaplaşmasının kanlı bir savaşla başlayıp, kavramlar, kurumlar, ince ayar projeler üzerinden devam ettiği bir coğrafyada dindar bir kadın olmak adam akıllı zor meseledir. Zira, bedeni, davranışları, kıyafetleri bu hesaplaşmada bir nevi skor tabelası muamelesi görmektedir. Başından aşağıya iman etmenin sukuneti olarak inen başörtüsünü nasıl ve nerede kullandığı modernleşme projelerinin başarısının, "çağdaş uygarlık düzeyine" hangi oranda yaklaşıldığının bir nişanesi olarak sürekli gözetim altındadır. Bir tür denek olarak katıldığı toplumsal hayat içinde tüm gözler sürekli üzerindedir. Ölçülür, biçilir, tanımlanır ve o tanımın içine hapsedilir. Kendisini nasıl tanımladığıyla ilgilenen, sesini duymaya niyet eden yoktur. Rejim için tehdittir. Birilerinin yaşam biçimi için tehdittir. Her türlü zorlama, baskı, tahkir, karalama, yıldırma operasyonuna, ikna odalarına rağmen başörtüsüne sahip çıkma iradesini gösterebildiği için rahatsız edicidir. Muhataplarına "acaba gerçekten haklı olabilirler mi? " huzursuzluğunu yaşattığı için rahatsız edicidir.


Bütün bu gürültü, şahsiyetleri yeni yeni şekillenmeye başlayan, ben-bilinci ve özgüvenleri yeni yeni tesis olan gencecik kızların tepesinde kopmaktadır. Hayatla ve kendileriyle ilişkilerini sahih bir zemin üzerinde kurmanın bu en kritik döneminde omuzlarında ağır bir yükle yola başlarlar. Yaşıtları ergenlik sancılarını ebeveyninden öğretmenine, doktorundan psikoloğuna değin tüm toplumun şefkatli ve anlayışlı kollarında yaşarken, onlar henüz anlamadıkları hayat ve tanımadıkları "ben" leri için başkalarını ikna etmek durumunda bırakılmışlardır. Erkenden olgunlaşmak, tez zamanda ne olup- olmadıklarına dair hesap verecek kıvama ulaşmak zorundadırlar.


Bu gerilim yüksek öğretim döneminde başka tonlarda devam eder. Cenab-ı Hakk'ın verdiği akıl nimetini kullanmayı öğrenebilmek ve kendisinin "ne" olarak yaratıldığını bulabilmek için eğitilmeye ihtiyacı vardır, her insan gibi. Modern eğitim sisteminin totaliter yapısı alternatif hiç bir eğitim kurumuna tahammül edebilecek durumda değildir. Ortada başka seçenek görünmediği-görülemediği için herkes gibi üniversiteye gitmek ister ama o herkes gibi değildir. Dindar erkekler dindarlıklarını izhar eden bir şeyi taşımak zorunda olmadıkları için aynı sıkıntıya maruz kalmazlar. Başını açıp okumak zorunda olmanın dayanılmaz ağırlığı ile açmayıp eve dönmenin getireceği belirsizliğin endişesi arasında sıkışıp kalmıştır. Üniversite, ilmin yegane menbaı, marifete götüren bilginin menşei falan değildir. Ama tedrisatın olmazsa olmazı denebilecek muayyen bir metod ve disiplinin tesis edilebildiği alternatif bir kurum yoktur. Bu boşluğun şahsi çabalarla doldurulabilmesi ise ortalama bir insanın takatini aşan bir durumdur. Modern eğitim kurumlarından birine her türlü sıkıntısına katlanarak dahil olmak, kimsenin hiç bir çözüm üretip, somut bir proje ortaya koyamadığı bir konuda kafa yormaktan daha kolay gelmektedir. Açmamayı tercih eden arkadaşlarının yaşadığı sıkıntılar gözünü korkutmaktadır. Kendini o kadar güçlü bulmadığı gibi, belki de, ailesinden de bu konuda destek görmesi mümkün değildir.


Mezuniyet sonrasında sıkıntıları bitmez. Elinde binbir çile ile alınmış diploması, modern iş hayatının kadın-erkek ayrımı kabul etmeyen hızlı temposu karşısında şaşkın şaşkın bakınmaktadır. Vaktiyle kendisini hor görenlere, ataerkil bir kültürün vesayete muhtaç nesnesi gibi muamele edenlere karşı rüştünü ispat etme fırsatını yakalamıştır. Hem belki para kazanmayı öğrenebilirse, gelecekte başına gelmesi muhtemel badireler karşısında daha güçlü ve güvenli olabilecektir. Ne ki, muadillerinden başörtüsü farkıyla epey geride başlamak zorundadır. Yeterince "presentable" değildir mesela. Bu durum dindarların yönettiği iş yerlerinde de farklı tonlarda önüne çıkmakta, çalışmasının karşılığını muadilleri nispetinde alamamaktadır. Hem bu amansız yarış ve dur durak bilmeyen koşuşturmaca içinde bir takım manevi hedeflerini yavaş yavaş paranteze aldığını hissetmeye başlamıştır. Zira iş hayatının kendine göre ilkeleri ve onun ruhuna ters düşen bir rasyonalitesi vardır. Evlenirse belki çalışmaya devam etmez, kimbilir... Her ne kadar modern bir eğitimin tezgahından geçse de eş ve anne olmaya dair tutumu bazı şehirli, eğitimli, modern kadınlar gibi kompleksli değildir. Ama dindar erkeklerin pek çoğunun artık çalışan bir eş arıyor olması karşısında iş hayatından kopmaması gerektiği düşünür. Bu onu başka türlü bir yarışta, "seçilme" yarışında dezavantajlı bir konuma getirecektir çünkü.


Seçilmeyi başardığında ise başka bir imtihan kapısı açılmaktadır. Evin maddi yükünü paylaşmak için çalışan bir eş arayan erkekler bu durumun külfetini paylaşmaya yanaşmamaktadır. Evin idaresi ile ilgili beklentileri eşleri çalışmayan erkeklerinkinden farklı değildir. Bu konudaki her itirazı veya ufacık sızlanmaları hemen dini bir argümanla püskürtülmekte, kendisine itaatle ilgili hükümler hatırlatılmaktadır. Bu erkekler arasında en çok itibar gören hükümlerden biridir nitekim. Dini pek çok pratik karşısında gevşeklik gösteren bir sürü erkek mevzu itaata gelince arslan kesilmektedir. Bu konudaki samimiyetsizliğin ve işgüzarlığın altını çizmeye kalkışmak "İslami feminist" damgası yemek için de yeterlidir.


Eşinin çalışmasını istemeyen erkeklerlele de imtihan edilir kadınlar. Özellikle "başarılı" erkeklerin kadını olmak oldukça meşakkatli bir iştir. Bir tür kimliksizlik olarak algılanan ev hanımlığı o başarının parıltısı yanında iyice bir sırıtır, rahatsız edici hale gelir. Soyun sopun devamını en iyi şartlarda temin açısından işe yarar ve gerekli olan evine bağlı kadınlık hali, dışarıdaki alımlı, karizmatik ve keyifli kadınların yanında pek bir silik ve yetersiz hale gelmiştir. Güzellikle ilgili genel geçer modern ölçülerden oldukça etkilenmiş erkek zihni evdeki kadından da benzer bir perfomansı göstermesini ister. Etrafımızda gördüğümüz iki arada bir derede kalmış mesture kadın fenomenini biraz da bu gözle okumak konusunda bazı arkadaşların uyarılarına bu anlamda katıldığımı belirtmek isterim.


Bütün bunları kafamdaki farklı bir kurgu için bir araya getirmiştim. Ama kendimce gördüğüm lüzuma binaen meseleyi şöyle bağlamak istiyorum:


Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileri ve yardımcılarıdır. Hele içinde yaşadığımız fırtınalar çağında salih eşlerin destek ve yardımına her zamankinden fazla ihtiyacımız vardır. Bu dünyada olmaklığının anlamını kavramış olarak ortak bir ideale birlikte yürümek üzere bir araya gelmiş insanlar, kişisel kemali önceleyen duruşları sayesinde kişisel takıntılarını aşma basiretini gösterebilirler. Bu bilinç ve samimiyetten uzak fertlerin elinde dini argümanlar pekala bir tahakküm vasıtasına dönüşebilir. Bu kadın erkek her fert için geçerli bir keyfiyettir. Yukarıda kabaca tasvir ettiğim vaziyete kadın-erkek herkes tarafından ilave edilebilecek yüzlerce misal vardır. Ve bunlar toplumun farklı sosyal kesimleri için farklı renk ve çeşitlilikte olabilir. Beraberlikler açısından dengeyi sağlayan şey kadın veya erkek olmanın getirdiği farklı sorumluluklara riayet kadar samimi birer mümin olabilme becerisidir. Dengeyi, haddi aşan her cins bozabilir. O açıdan ailenin huzurunu temin konusunda kadın ve erkeğe sorumluluk eşit olarak paylaştırılmıştır diye düşünüyorum. Bu şartlarda mümin bir erkeğe itaat etmek mümin bir kadın için zül değildir.


08/01/2006

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 330
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 14.11.2008 17:31
Paylaşımlarınız için teşekkürler.
Şayeste Tarih: 14.11.2008 15:46
teşekkürler..