Geçmişten Günümüze Antikalar |Koleksiyonculuğun Şartları

Eski eser koleksiyoncusu olabilmek için birtakım şartları yerine getirmek gerekiyor. Bu uğraş, merak ve ilginin yanısıra, sağlam bir cüzdan, geniş bir yürek, biraz da sabır istiyor. Bir de bu işin hukuki prosedürleri var.





Birçok ülke, gümrük amaçlarıyla antika eşyanın yasal tanımını yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1930'da çıkarılan Gümrük Yasası ile 1830'dan önce üretilmiş artika eşyalarla sanat yapıtlarına gümrük bağışıklığı getirilmiştir. Daha sonra da birçok ülke 1830 yılını, antika tanımının tarih sınırı olarak kabul etmiştir.

UNESCO'nun girişimi sonucunda 1952'de, 17 ülkenin katılımıyla imzalanan Floransa Anlaşması "eğitsel, bilimsel ve kültürel gereçlerin uluslararası dolaşımını kısıtlayan engellerin kaldırılması"nı karara bağlamıştır. Taraf ülkelerin bu anlaşma doğrultusunda çıkardıkları yasalar antikaları da kapsamaktadır.

1966'da Amerika Birleşik Devletleri, "ülkeye giriş tarihinden en az 100 yıl önce üretilmiş antikaların" gümrüksüz ithaline izin veren yeni bir yasa çıkarmıştır. Benzer kurallar, anlaşmayı imzalayan diğer ülkelerde de daha önce yürürlüğe girmiştir.

Günümüzde antika terimi genel olarak en az 100 yaşındaki sanat yapıtları ve tarihsel değer taşıyan eşyalar için kullanılmaktadır.

Antika kolleksiyonculuğunun, tapınaklarda hazine saklanmasıyla başladığı söylenebilir. Dolayısıyla antika kolleksiyonculuğunun neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi vardır.

Ülkemizde, toprakla ilgisi olan eski eşyalar için geçerli bazı kanunlar da var. Türkiye'de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereğince kişiler ve tüzel kişiler, taşınır eski eserlerden meydana gelen kolleksiyonlar yapabilirler.

Eski eser kolleksiyonu yapmak isteyenler, bulundukları yerdeki en yakın müze müdürlüğüne yazılı başvuruda bulunarak ellerindeki eski eserlerin bir listesini verirler. Ayrıca, eski eser kaçakçılığı gibi bir suçtan mahkum olmadıklarını belirten bir belgeyi, kolleksiyonun bulunacağı yerin adresini, açık kimlikleri ile birlikte başvuru dilekçelerine eklerler. Bu başvuru ilgili müze tarafından incelendikten sonra, uygun görülürse, kolleksiyon izin belgesi verilir. Belgeyi alan kolleksiyoncu, 15 Mart 1984 tarih ve 18342 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Kolleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerince faaliyetini yürütür.

Eski eser ticareti

Ülkemizde yine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümlerine göre, taşınır eski eser ticareti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izni ile yapılır. Bu ticareti yapmak isteyenler, bulundukları yerin en yakın müze müdürlüğüne bir dilekçe ile başvurur ve dilekçelerine eski eser kaçakçılığı gibi bir suçtan mahkum olmadıklarını belirten bir belgeyi, Ticaret Odası'na kayıtlı olduğuna ve taşınır kültür varlığı yapmak üzere ayrı bir ticarethanesi bulunduğuna dair belgeleri, açık kimlik ve adresleri ile birlikte eklerler.

Müze müdürlüğü bu başvuruyu inceledikten sonra sakınca görmezse, "Ruhsatname" düzenler. Ruhsatname alan eski eser satıcıları, 11 Ocak 1984 tarih ve 18278 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Taşınır Kültür Varlığı Ticareti ve Bu Ticarete Ait İşyerleri İle Depoların Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak eski eser ticareti yapar. Ancak bu tür ticarethanelerde satışa çıkarılan eserler, devlet müzelerine alınması gerekli görülmeyen tasnif ve tescil dışı bırakılmış eski eserler ve eşyalardır.

Sitil takımları da tarihe karıştı

Nadir bir parça olan ve günümüzde kullanılmayan, üretilmeyen ve kolay kolay bulunmayan antikalardan birisi de, "sitil takımı"...

Kahve sunumu için kullanılan sitil takımı, kahve güğümünü taşıyan bir araç ve birkaç ek parçadan oluşuyor.

Yalnız buradaki "sitil" kelimesi, bizim bildiğimiz "tarz" anlamında kullanılmıyor. Ankara dolaylarında yaşamış Frigyalılar, içki sunma kabına "situla" derlermiş. Bu madeni kaplarda içki içilirmiş. İçki sunma kabı olan situlanın, zamanla kahve sunma kabı olan sitile dönüşmüş olabileceği düşünülüyor.
Sitil takımının ana parçasını sitil leğeni oluşturuyor. Bu leğenin ortasında bir çukur var ve bu çukurun içine küllü ateş koyuluyor. Leğenin üzerine koyulan sitil güğümü ise içinde kahvenin bulunduğu, ibriğe benzeyen bir kap.

Sitil leğeninin ortasındaki, içinde ateş olan çukurun üzerine delikli bir kapak kapatılıyor ve kapağın ortasındaki küçük yuvaya da kahve güğümü oturtuluyor. Böylece önceden pişirilmiş kahve, uzun süre sıcak kalabiliyor.

Sitil takımı kenarlarından tutularak değil, kenarlarına geçirilen üç zincir yardımıyla askıya alınarak taşınıyor. Takım genellikle gümüş, tombak, bakır ya da pirinçten yapılıyor. Takımın yapıldığı maddenin türü, ailenin varlık durumunu yansıtıyor. En zengini tombak olanı. Sade ve işlemeli sitil takımları var. Ama ister işlemeli ister sade olsun, gözde antikalardan olan sitil takımları birer sanat eseri olarak kabul ediliyor.

Bir de sitil takımını tamamlayan "sitil örtüsü" var. Sitil örtüsünün üzeri mutlaka işlemeli olmalı. Bu işleme inciyle, elmasla yapılabildiği gibi, altın sırma, gümüş sırma, pul ya da boncukla da olabiliyor. Sitil örtüsü ipek kadife atlas ya da saf ipek kumaştan olabiliyor ve kumaşıyla birlikte örtünün kenarlarındaki simler ailenin maddi durumuna göre farklılıklar gösterebiliyor.

Sitil takımından bu kadar bahsedip de o zamanların, sitil takımını bu kadar önemli kılan ve adeta bir tören edasıyla yapılan kahve ikramı adetinden bahsetmemek olmaz. Kahve ikramı deyip geçmeyin. Eskiden bu ikramı üç genç kız yaparmış. Kızlardan biri sitil takımını, biri sitil örtüsünü, biri de kahve tepsisini ve fincanları taşırmış. Sitil örtüsü kenarından ve iki elle tutulur, misafirlerin örtünün üzerindeki işlemeleri görmesi sağlanırmış. Tepsiyi taşıyan kız da kahveyi güğümden fincanlara boşaltır ve bir bir konuklara sunarmış. Benzer bir tören erkekler arasında da yapılırmış. Erkekler arasında da kahve ikramını iki genç delikanlı yaparmış. Sitil takımını elinde taşıyan genç, aynı zamanda sitil örtüsünü de ortadan ikiya katlayıp sol omzuna atar ve kahve ikramını böyle yaparlarmış.

Dilara Çam

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 486
favori
like
share
YokUm17 Tarih: 21.11.2008 03:27
tşkler emeğine saglık