Öyle yalnız, öyle kendimle doluydum ki !

Safra yeşili bir hüzünle, telaşla tüllenirdi semt pazarı. Olgun sebzeler, meyveler çoktan satılmış olurdu. Geriye ezikler, hafiften çürümeye yüz tutanlar kalırdı tezgahlarda.

Annemin elinde hasır pazar çantası, bende file.Hep küfecilere takılırdı gözüm.Satıcıların sesleri zayıf ve çatlaktı artık. Günün yorgunluğu, pası çökmüştü çoktan gözlerine.Taze soğan demetleri, yeşil salata, ufak kırmızı turplar, gri, eflatun, mercan ışıltılı körfez balıkları.

Annem pahalı bulurdu kerevizi.Akşam iyice inmeden tezgahlardan bir şeyler alma telaşı herkesi sarmış olurdu.

Evlerin camlarına, dar avlulara, bozuk parke taşlı yollara, ara sokaklara hep yağmur yağardı. İnce, toz gibi bir yağmurdu bu.Havada nedense ıslak çivit ve Akif Çamaşır Suyu kokusu…Pazarı boydan boya dolaşırdık önce. Fiyatları sorardık gözümüze kestirdiğimiz olursa geri dönüp, almak için. En iyisini, en ucuza satın almak…

Pazarcılarla bir aşinalık olurdu aramızda.

“ Üç kilo patates alsam, şu kadara olur mu ?”

“ Dert etme abla..yoksa, haftaya verirsin.Yabancı değilsin ki..”

Parası olanlar küfeciyle gezerdi. Hiç pazarlık yapmadan aldıkları sebze, meyveleri küfeye doldururlardı.Tanıdıklarla karşılaşılırdı pazar yerinde.

Civar köylerden bakır bakraçlarla yoğurt getirirdi kadınlar. Bir parmak sapsarı kaymak olurdu yoğurdun üzerinde. Sonraki hafta boş bakraç iade edilir, yenisi alınırdı.

Kısa boylu, posbıyıklı satıcı, terli parmaklarıyla bir ucundan sıkı sıkıya kavradığı teraziyi ani bir el hareketiyle oynatır, bir kilo yerine yedi yüz elli gram tartıverirdi gizlice. Küçük, olmazsa olmaz hilelerdi bunlar. Söze dökülmeyen, yüze vurulmayan.

Ateş yakardı çingeneler, tezgahın yanında. Portakal sandıklarını yakarlardı. Izgara hamsi yaparlardı. Balık kokardı her yan. Mangalda kömür alazları. Hem ısınır, bir yandan da yemeklerini hazırlarlardı. Gri mavi bir duman dolardı gözlerimize.

File ve hasır çanta dolardı tıka basa. Gelecek haftaya kadar idare edebilecek hemen her şey alınmış olurdu pazardan. Uzakta ezan sesleri.. Az ötede tekerlekli el arabasından yükselen şarkılara karışırdı salkım saçak. Kaset satılırdı o arabada. Onlarca kaset.

Annemle eve dönerdik. Dimdik yokuş gözümüzde büyürdü.Belli belirsiz bir kül tadı yerleşirdi genzimize.Pencerelerde inceden bir buğu, su tanecikleri.Her şey durup donuklaşırdı giderek.Bir sızı gibi…
Kırmızı tablalarda pul pul, kırmızılı, grili, eflatunlu balıklar can çekişmekte.

Cemal Türker

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 277
favori
like
share