Gençlik Elden Gitmeden..!



Gençlik, ömrün baharıdır. Aktif, dinamik, heyecanlı olarak doludizgin yaşanmak ister gençlik. Cesaretle tuttuğunu koparmak ister. Bir kuş misali özgürlüğe kanat açmak ister. İnsanoğlunun hayatının en önemli ve en güzel dönemi olarak bilinir gençlik. Gençlik, güzel olduğu kadar bir o kadar da tehlikelidir. Olgunlaşma devresine ulaşmadığı için düşünmeden bazen kararlar alınır, sonunun neye varacağı kestirilmeden doğru yanlış ayırt edilmeden hayatı tozpembe görmektir gençlik. Birçok değerlerin kıymeti bilinmeden… O değerlerden biride gençlik dönemidir.

Allah(celle celalüh)-u Teala’nın insanoğluna vermiş olduğu nimetlerden biridir gençlik dönemi. Ancak ne var ki bu nimette diğer nimetler gibi geçicidir. Geçici olmayan kalıcı olan ise insanoğlunun gençliğini başta Allah(celle celalüh)’a inanmış bir fert olarak öncelikle kendi şahsına, dinine, yaşadığı topluma, ailesine iyi, güzel, hayırlı ve faydalı şeylerle geçirmesidir. Yirmi yaş ile kırk beş yaş arasını kıyasladığımız zaman arada ne kadar fark olduğunu göreceğiz. Birisi çabuk yorulan, unutan, tıkandığı yerde pes eden, diğeri ise yorgunluk nedir bilmeyen unutkanlıkla, korkuyla daha hiç tanışmamış olan gençlik. Bazen çevremizdeki yaşlılardan duyarız “Eyvah! Gençlik elden uçup gitti. Kıymetini bilemedik, heba ettik. Keşke geri gelse de heba etmeden yaşasak.” Evet, “Eyvah!” demeden, gençlik elden gitmeden gün bu gündür diyerek kıymetini bilmek gerekir gençliğin

Düşünün ki bir gençlik (insan hayatının en verimli devresi) Internet cafelerde, maçlarda, gece gündüz televizyon başında ihtiyaçtan fazla uykuyla ya da “vur patlasın çal oynasın” misali gelip geçti. Geriye dönüş yok. O güzelim yılları bir daha geri getirmek mümkün mü? Mümkün değil elbette. Bugün toplumumuzun gençlere ne kadar çok ihtiyacı var; ilimde, sanatta, teknoloji de, iyi ve güzel olan her alanda gençliğe ihtiyaç var.

Her şeyin en iyisi en güzeli gençlere yakışmaktadır. Yeter ki gençlik nereye doğru gittiğinin farkında olsun, hayatının akışını bir başkasının eline bırakmasın. Rüzgârın önüne katıp savurduğu kuru bir yaprak gibi olmasın, ideallerini iyi gözden geçirsin, ideallerini gerçekleştirecek diye doğru olan şeylerle araya uçurumlar koymasın. Yüreğin, iradenin ve bileğin birleşmesiyle hiçbir zorluğun altında ezilmeyen gençlik, nefsinin arzu ve isteklerine rağmen Allah(celle celalüh) ile dostluk kurmak, Allah(celle celalüh)’a dayanmak, hayatının akışına vahiyle şekil vermek ile Allah(celle celalüh)’a yönelmelidir. Ahirette Âlemlerin Rabbi olan Allah(celle celalüh)(c.c) bizlere soracak; “Gençliğini nerede tükettin, zamanını nerede harcadın?” bu soruların cevabını verebilmek için gün bugündür, fırsat bu fırsattır değerlendirmek lazım. Yaşlandıktan sonra düşüncesiyle Hayırlı ve Salih amelleri ertelememek gerekir. Çünkü yaşlılığa erişemeyebiliriz. Değil yaşlılık bugünden yarına çıkabilecek miyiz? Bugün vefat edenler, bizler görüyoruz ki yaşlılar değil bilakis gençlerdir.

Bizler biliyoruz ki dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir, olumlu olumsuz bütün olayların bir sonu vardır. Mutluluk, sevinç, mal, makam, debdebeli bir hayatta olsa bir sonu var. Hastalık, üzüntü, yoksulluk zorlu bir hayatta olsa bir sonu var. Sonu olmayan bir hayat bizleri bekliyor ve bizleri bekleyen bu sonsuz hayatında olumlu olumsuz tarafları var. Cennet ve cehennem gibi… Ebedi bir mutluluğun sahibi olmayı kim istemez? Elbette ki herkes ister. Allah(celle celalüh)’u Teala’nın vermiş olduğu gençlik nimetini Allah(celle celalüh) yolunda tüketmek umuduyla…

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 466
favori
like
share