1960’lı yıllarda Almanya gibi ülkelere göç daha sonraları, “Taşı Toprağı Altın” “İstanbul” için olacaktır. Göç sadece eşyayı ve insanları değil, bütün duyguları ve kültürü de ayırıyor.
Memleketinde evin dışında çalışmayan kadın büyük şehirde çalışmak zorunda kalıyor.Büyük şehirde geçinmek zor. Tek kişinin çalışması ile aileyi geçindiremiyor. Kadınların ve çocukların da çalışması gerekiyor. Bu nedenle, en çok çocukların ve kadınların göç olayından etkilendiğini görmek mümkün.



Uzun yıllar önce “Gurbet Kuşları” filmini izlemiştim. Şehre taşınan bir ailenin dramını anlatıyordu. Zaten o yıllarda bu konular güncel konulardı. Şimdi bakıyorum. Yine göç var.Bu sefer Trabzon doğu ve güney doğudan, çevre köylerden, yurt dışından insanlara kapısını açmış. Tıpkı İstanbul gibi.



Trabzon’a çalışmak, para kazanmak için geliyorlar! Trabzon’un halkı ise işsiz! Bu durum nasıl açıklanır? Bir zamanlar bizim gurbetçilerimizin yaptığını yurt dışından bavul ticareti için gelen kadınlar yapıyor. Burada çalışarak memleketlerindeki çocuklarına para gönderiyorlar.



Göç olayında sadece gidenlerin durumu zor değil, aynı ortamlarda yaşayacakları insanların durumu da zor. Kültür farklılıkları, ekonomik koşullar, pazarda, okulda, sokakta, apartmanda yaşamları etkilemektedir.



Kurulan hayallerle yola çıkmak, zengin olmak, tüm sorunları çözmek… Ya geride bırakılanlar, çocukluk sevgileri, okuldaki arkadaşlıklar, komşular, oynanan oyunlar... Özlemler… Hasret çekilen topraklar… Rüyalarda yaşanan kavuşmalar…



Ailesinin büyük şehre gitme kararı ile İstanbul’a taşınan çocukluk arkadaşım beni 25 yıl sonra arayıp buldu. Konuşmalarımızdan Trabzon’u hiç unutmadığını, her ayrıntıyı hatırında tuttuğunu, memleket sevgisini bitirmediğini anladım. Bütün okul arkadaşlarını, evlerini arayıp buldu. Zağnos vadisindeki evlerini, mahallesini, yıkılmadan gördü.

Aynur, bunca yıl neden İstanbul’da kaldın? Diye sorduğumda “Büyük şehirde yaşam zor. Koşuşturma ile zamanımız geçti. Maddi değerleri elde edebiliyorsunuz ancak, kayıplarınız oluyor. Özlemler oluyor. İstanbul’da bayram günlerinde akrabalar ve dostlarla görüşmeler yapıyorduk. Bir kaç yıldan beri Trabzon’a gelip gidiyorum. Gördüğüm, bıraktığımız dostlukları bulmak çok zor.



Hiç unutmadığım okul hatıralarım, arkadaşlarım… Çoğunu arayıp buldum. Komşularımızın mezarlarına gittim. Ama o yılların tadı yok. Bu yıl yaz aylarında birkaç ay geçirebileceğimiz bir ev düzenledik. Burada yaşam çok hoşumuza gidiyor. Emeklilikte rahat edeceğimizi düşünüyoruz.”



Çocukluk arkadaşım duygularını böyle ifade ederken, İstanbul’da tanıştığım Çorumlu Saniye’ye İstanbul hikayesini sordum.



“Gelin gittiğim evde eşimin ailesi ile birlikte oturuyorduk. Bir süre sonra eşim çalışmak için gurbete gitmeye karar verdi. Beni memlekette bırakacaktı. Bu durumu kabul etmedim. Bebeğim 1 yaşında olmuştu. Eşime birlikte çalışırız, başarabiliriz diyordum. Ama büyük şehirden korkuyorduk. Para yok. Bir tane altınım vardı. Onu bozarız diye düşündüm. İstanbul’da bulunan Halam bir apartman görevi olduğunu bildirdi. Kocam “Ben apartman silmem” dedikçe “Ben silerim” diyordum. O “Ben kadın çalıştırmam” diyordu.



Sonunda; İstanbul’da inşaat halinde olan boş bir binanın 1 odasının pencerelerine naylon kapatıp, kapısına tahta çakarak, özgürlüğüme kavuştum. Ne su ne elektrik vardı. O kadar kararlıydım. Daha sonra akrabaların yardımı ile apartman görevi aldık. İki bloklu binaya bakıyorduk. Bodrum katta oturuyorduk. Bana saray geliyordu. merdivenleri ben siliyordum. Kocam öteki işleri yapıyordu. Birlikte çalıştık. Şimdi evimiz var. Çocuklarımızı okutuyoruz. Bu yaşantımı kendim kurdum. Başaracağımı biliyordum. Hep düşünerek hareket ettim. Burası köy gibi değildi. Memleketten uzakta belki farklı şeylerin özlemi var. Ama mutluyum.”diyordu.



Nerede olursa olsun yuvayı yapan dişi kuş... Aileyi bir arada tutmak için çırpınan, çalışan göçmen kuş…



Bu konuda yapılan bir araştırmada göç ve kadının durumunu anlatan bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. “Köyden kente göçün kadınlar için bilinçli bir seçim olduğu ve eşlerini göçe ikna ettikleri durumlar olduğu gibi, aile reisinin kararı olduğu durumlarda da göçün köy kadınları için arzulandığını, daha iyi, daha rahat bir yaşantıyı vaat ettiğini eklemek gerekir.



Göç olgusu ele alınırken toprak mülkiyetindeki düzensizlik, tarımın makineleşmesi, tarım kesiminde gizli işsizlik ve bunlara bağlı olarak kırsal kesimde yaşayanların karşı karşıya oldukları ekonomik zorlukların iticiliği ile kentin sunduğu iş olanakları, sağlık hizmetleri ve eğitim imkanlarının çekiciliğine yer verilmektedir. Oysa köy işlerinin yıpratıcılığının iyice farkına varan kadınlar kent evinin kolaylıklarına ve daha fazla kişisel özgürlüğe sahip olmayı istemektedir.



Köydeki kadınlar için her gün televizyonda seyrettikleri kentli kadınlar gibi konuşma, giyinme, kentli kadınların kullandıkları mutfak eşyaları ve tüketim mallarını kullanabilme, çocuklarını daha iyi okullara gönderebilme ihtimali de kentleri kadınlar için cazip kılmaktadır. Göçün geniş aileden koparak gerçekleştiği durumlarda ise, kent, kadına eşinin ailesinin baskısından uzaklaşabileceği, “gelinlik” vazifelerinden ve “kaynana dırdırından” kurtulabileceği, eşi ve çocuklarıyla ilgilenebileceği bir hayat vaat eder.



Ne var ki kentler çoğu zaman kadınların bu beklentilerini karşılayamamaktadır. Kadınlar göç sonrasında gerek kente uyum güçlükleri gerek ekonomik yoksunluklar nedeniyle zor günler geçirebilmektedir. Diğer yandan göç sonrası kente tutunmanın hemşericilikle sağlanması, hemşerilerle aynı yerde oturulması gibi sebepler, kentin kadınlar üzerindeki özgürleştirici etkisini azaltabilmektedir.



Çalışmaları karşısındaki engelleri aşıp işgücüne katılan göçmen kadınları son derece olumsuz çalışma şartları karşılar. Göçmen kadınlar, gerek düşük eğitim ve nitelik düzeyleri gerekse cinsiyet ayrımcılığı nedeniyle giderek artan biçimde enformel sektördeki imalat sanayindeki kayıtsız ve emek yoğun işlerde, ev hizmetlerinde ya da ev eksenli çalışmaktadırlar.



Zorunlu göç mağduru kadınların yaşam koşulları ise çok daha zordur. Gittikleri yerde Türkçe bilmedikleri için kamusal alana çıkamayan, sağlık ve eğitim sorunlarını çözemeyen bu kadınlar ciddi fiziki ve psikolojik sağlık sorunları yaşamaktadırlar.



Görüldüğü gibi kadınların göç karar sürecine katılımları, göç gerekçeleri, kente uyumları, kentsel mekanla kurdukları ilişki biçimleri ve kentte işgücüne katılımları göz ardı edilemez biçimde erkeklerden ayrılmaktadır. Göç araştırmalarında ve iktisadi istatistiklerde görünmez olsalar da kadınlar ücretli veya ücretsiz aile işçisi olarak önemli oranda üretime katılmakta ve geliştirdikleri aile yaşam stratejileri ile ailenin göç edilen kentte varlığını koruyabilmesini sağlamaktadırlar”


Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 459
favori
like
share