Soru:"Madem önceden biliyor ne yapacağımızı, o zaman ne yaparsak yapalım O'nun bildiğini yapıyoruz. Boş yere uğraşıp duruyoruz. Kaderin mahkûmuyuz."


cevap:Hemen kalk yerinden bir takvim yaprağına bak. Orada senin de önceden bildiğin şeyler yazılı. Güneşin, meselâ üç ay sonra, oturduğun şehirde hangi dakikada doğacağını ve batacağını yazmış olmalılar. Artık sen de önceden biliyorsun. Acaba güneş, sen öyle bildiğin için mi o dakikada doğuyor? Yoksa güneş o dakikada doğacağı için mi sen öyle biliyorsun? Gördüğün gibi, bilmek olmayı belirlemez, olmak bilmeyi belirler. Bir iş olmuşsa/olacaksa, öyle bilinir. Bir iş nasıl bilinirse, öyle olmaz. Öyle bilindi diye öyle olmaz. Öyle bilinecek diye öyle de olmaz. Allah'ın da önceden bilmesi, ne edeceğimizi belirliyor değil. Bizi böyle ettiğimiz için, O önceden öyle biliyor. Yoksa, O'nun da sonradan bilmesini mi arzu ederdin? Zamanı yoktan var eden, sence zamana mahkûm mu olsun? O da mı "az sonra"ları beklesin?

soru:"Hayır ve şerri Allah'tan biliyoruz. Üstelik, böyle iman etmemiz isteniyor. Şer Allah'tan ise ben var olan bir şerri tercih ettim diye, bir kötülüğü seçtim diye bana niye günah yazılıyor, niye hesap soruluyor?"

cevap:Sanıyorum, en son girdiğin test sınavını unuttun. Sınav kâğıdında, her sorunun altında bir doğru cevap, dört yanlış cevap yazılıydı. Yani, elinde tuttuğun kitapçıkta "yanlış"lar "doğru"ların dört katı fazlaydı. Hiç sınav kitapçığını/kâğıdını hazırlayanlara, "Niye bu kadar yanlış yazdınız?"diye itiraz etmek aklına geldi mi? Onların "yanlış"ları yazmaları sence "yanlış" mıydı? Elbette ki hayır! Onların yanlışları yazmaları senin doğruyu seçme yeteneğini görmeleri içindi. Onların yanlış yazmaları yanlış değil, senin yanlışı seçmen yanlıştır. Bunun gibi, dünyada doğrular da var, yanlışlar da... Yanlış olanın önünde seçenek olarak durması yanlış değil. Senin onu seçenek olarak seçmen yanlış! Bu kuralı büyüklerimiz, "halk-ı şer, şer değil, kesb-i şer şerdir!" diye yazmışlar. Anlayacağın: Allah'ın kötülüğü var etmiş olması kötülük değil, senin kötülüğü seçmen kötülüktür.


soru:"Kader belirlenmiş, bize yapacak bir şey kalmamış.. Madem ki, Allah cennetlik mi cehennemlik mi olacağımızı baştan biliyor. Bizi niye yoruyor, en başından koysaydı ya cennetine ya da cehennemine?"

cevap:ünyada ne edeceğimizi biliyor Allah: Doğru. Önceden biliyor: Bu da doğru. Peki ya O'nun önceden bildikleri sonradan olmazsa, O neyi bilmiş olacak! Sonradan olacaklar olacak ki, önceden bilmesi doğru olsun... Farz edelim ki, "biliyorum nasılsa" diye hiçbirimizi dünyaya göndermeden cennete/cehenneme koyuverseydi. Dünya hiç olmasaydı. Hayat hiç kimse tarafından yaşanmasaydı. O zaman O'nun da bildiği şimdiki yaşadıklarımız değil, "biliyorum nasılsa" diye başından cennete/cehenneme koyulduğumuz olacaktı. Sonradan bilmek için bir şeylerin önceden olması gerektiği gibi, önceden bilmek içinde bir şeylerin sonradan olması gerekir. Şimdi olan bitenin hepsi O'nun önceden bildikleri ama bizim olduktan sonra bildiklerimizdir. "Ben kaderin mahkûmuyum" derken, acaba, O çok önceden öyle biliyordu diye O'nun bildiğine göre mi davranıyorsun? Bunu yapabilmen için, O'nun önceden bildiğini önceden bilmek gibi bir yeteneğin olmalı. Bir eylemi yaparken, önceden yazılmış bir şey okuyarak yapmadığına göre, senin eylemlerini kaderin değil, sen kaderinde ne yazıldığını/yazılacağını belirliyorsun. Ne yapıyorsan, o yazılıyor kaderine. Şimdi yaptığını sonradan öğreniyorsun. İşte kaderin de o sonradan bildiğine göre yazılıyor. Sonradan bildiğine göre önceden davranabiliyor olsaydın, örneğin bir sınavı hemencecik kazanabilirdin, diplomanı fakülteye girer girmez de alırdın! Çok kolay: "Kaderimde diploma alacağım yazılmış, öyleyse yan gelip yatsam da, diplomamı alacağım" deyip de yan gelip yattığında, sadece yan gelip yatmış olursun. Böylece kaderinin de "yan gelip yattığı için diplomayı alamadı" şeklinde yazıldığını çok sonra fark edersin!

Senai Demirci

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 562
favori
like
share
waluable Tarih: 20.12.2008 15:04
ALLAH bizim cennet veya cehenneme gideceğimiziğ biliyordu. Bir kısmımızı direk cennete ve cehenneme girecekleride direk cehenneme atsaydı adaletsizlik olurdu. Çünkü cehenneme giden insanlar ALLAH' a itiraz edeceklerdi. biz bir şey yapmadık neden bizi cehenneme koydun diyeceklerdi. İşte ALLAH herkese dünya gibi bir imtihan yerine gönderiyor herkes kendi iradesiyle cennet ve cehennemi kazanıyor. İşte buna şöyle bir örnek verelim bir öğretmen elbette her öğrencisinin iyi not olmasını ve sınıfı geçmesini ister. Öğretmen hiç sınav yapmayıp direk zeki öğrencilere iyi not tembel gördüğü öğrencilere de kötü not verip dınıfta bıraksaydı öğrenciler itiraz edeceklerdi. İşte öğretmen her öğrencisinin iyi not almasını ve üst sınıfa geçmesini ister bunun için de herkesin kendi hakettiklerini görmeleri için sınav yapar. İşte o sınava göre sınıfı geçemeyen öğrenciler diyebilir mi ki biz neden üst sınıfa geçemediniz. elbette diyemezler deseler bile öğretmen haklı olarak ben sizi hem sözlü hem yazılı sınav yaptım çalışan arkadaşlarınız geçti çalışmayanlarınız kaldı der.Buna karşılık öğrencierin hiç biri haksız eleştiri yapamaz.(not:bu öğretmen gerçekten öğrencileri düşünen iyi bir öğretmen kabul edin yoksa öğrencilerin kötülüğünü düşünüp haksızlık yapan değil).

İşte bu öğretmen örneği gibi ALLAH da kimin cennete kimin cehenneme gideceğini biliyor ama insanların da bizzat kendilerinin de cennet veya cehennemi hak ettiklerini görmeleri için dünyaya göönderiyor. Yani herkes kendi iradesiyle ya iyiliği ya kötülüğü seçiyor.

Şimdi bazı insanlar var yapıyor kötülüğü ve sorulduğu zaman diyor ki ben kader mahkumuyum sanki o kişiye kader zorla yaptırıyormuş gibi yaptığı hatayı örtmek için haşa kaderi suçluyor tabiki o kişilerin yaptığı hem yanlış hem de boştur. Çünkü ben şimdiye kadar kimseden şöyle bir söz duymadım " ya ben namaz kılmak istemiyorum ama vücudum zorla bana kıldırıyor veya ben şu iyiliği yapmak istemiyorum ama elim bana zorla bu işi yaptırıyor veya ben içki içmek istemiyorum ama elim bana zorla içirtiyor ne kadar engel olmaya çalışsamda elime karşı koyamıyorum" dese elbette afedersiniz eşek yüz defa eşekliğe bürünse bu insanların söylediklerine inanmam diye kaçacaktır.
Yani çevrenize bir bakın herkes kendi iradesiyle ya içki içmeyi seçiyor ya su içmeyi. Yani kimsenin ben kader mahkumuyum deyip suçu kadere atmaya kakkı yoktur dediğim gibi o gibi insanların söylediklerine hayvanlar bile inanmaz ve der "sen akıllı bir varlık olarak kend isteyerek yaptığın bir şerri nasıl kadere atarsın deyip " o kişinin yüzüne bile tükürmek ister.
emani Tarih: 15.12.2008 11:06
Kur'an da geçen kader kelimeleri bir ölçü anlamındadır. Bugün anladığımız mana da bir kader anlayışı ve tarifi ne Kur'an da ne de sahih hadislerde yer almaz. Allah'ın önceden herşeyi bilip te yazması söz konusu değildir. Allah mutlak ilim sahibi olması ve yaratıcı olmasından dolayı her şeyi bilmesi kesindir ve muhakkaktır. Bunun kader olarak ifade edilmesi ve herşey ezelde yazılmış biz onu yaşıyoruz demek Allah'a karşı kendimizi aldatmaktan öte bir şey değildir. Şayet böyle olsaydı sorumluluk olmazdı. Yazılmış olan bir şey yok yazılıyor olan var. Basit bir ifade ile anlatmak gerekirse güvenlik kamerası kayıtta... bizi her an izliyor. Tekrar ifade etmek gerekirse gelecekte ne olacağının yani gaybın bilinmesi kaderle alakalı değil Allah'ın ilmiyle alakalıdır.
M.Kutsi Çil Tarih: 08.12.2008 22:29
Allah,insanı yaratmış,akıl vermiş,önüne iki yol koymuş,yolların birinin sonunda cennet,ötekinin sonunda da cehennem var.Sen aklını hangi yola kullanırsan,o yola gidiyorsun.Allah,senin hangi yola gideceğini biliyor,ama müdahale etmiyor.Bu yüzden sorumluluk sana ait oluyor ve sonuca katlanıyorsun,hepsi bu.